Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 16
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 1 Saniye Önce
Orhan-Bahcivan 51 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 56 Gün Gelmedi
atlantis 77 Gün Gelmedi
baris dursun 78 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 86 Gün Gelmedi
adacala 87 Gün Gelmedi
admin 89 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 90 Gün Gelmedi
dogankaya 90 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
En Son Aktif Forum Başlıkları
Forum Başlık Görüntüleme Cevaplar Son Gönderen
Üyelerin İstek ve Talepleri Ardahan Köyleri ve İlçeleri 1040 0 Fakir
Üyelerin İstek ve Talepleri hoçvanın genel iradesi 859 1 Fakir
Üyelerin İstek ve Talepleri Sitemizi Dostlarınıza Duyurun 721 0 Fakir
Üyelerin İstek ve Talepleri Bize ulaşın.. 611 0 Fakir
Üyelerin İstek ve Talepleri Haber Arşivimiz 973 0 Fakir
Ardahan'dan En Son Haberler
Yazar Fakir


Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin



Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Yazarlarımızı okuyor musunuz?

YAZIYORSAM SEBEBİ VAR
ÇILDIR GÖLÜ DONDU!..

Fakir Yılmaz Göçün devam ettiği, Posof ve Sahara tünellerinin açılmadığı, Derneklerinin 'Büyük Buluşma' sahtekarlığı ile kaz gecesi biletleri satmaya devam ettiği, Eğitimin dibe vurduğunu, son 5 yıldır adeta yayın yasağı getirilip, resmi kaynaklarca saklandığı, bölünmüş denilip, bir türlü bitmeyen yolların olduğu, Göle hastanesi yapılana kadar Ardahan'ın yeni hastanesinin çökmeye başladığını görmeyenler bugünlerde yaman haber yapıyorlar..
ARDAHAN DONDU, KURA BUZ TUTU, BIYIKLAR PUS OLDU..
İnternet sistemi bir türlü oturmayan Posof Türkgözü (Badele) Gümrük Kapısında olduğu gibi Çıldır Aktaş Gümrük kapısında geçişler saate bağlanırken, Hopa Sarpın 24 saat açık olup, geçişlerde her şeyin getirilebildiğini yazmayan, yazamayanlar bugünlerde yaman haber yapıyorlar..
KALE YANI BUZ SARKINTILARI İLE DOLDU, MEYDANA GELEN İNEK ÜŞÜDÜ!
Ardahan'ın olduğu gibi Hanak, Posof, Göle, Damal ve Çıldır'ın giriş yollarının çarşı merkezleri gibi hata hura olduğunu, İl Milli Eğitim Müdürlüğüne olduğu gibi Üniversitesine aylardır Rektör atanmadığını, 22 Yıldır İl Kültür Müdürünün olmadığını diğer bir çok kurumun Milli Eğitim, Üniversite ve son olarak Müftülük gibi vekilin vekili ile idare edildiğini, Doğalgazın zor bela geldiği ama doğalgaz sistemine imza atacak bir kişinin beklendiğini yazamayanlar bugünlerde yaman haber yapıyorlar..
Fakir Yılmaz KUŞ UÇARKEN BUZ TUTTU, LEYLEK AYAKLARI ÜŞÜDÜĞÜ İÇİN UÇAMADI..
İki vekili, onca partisi olmasına karşın sorunları dile getiren gazetecileri öcü gösterilen, bu yönde çaba ortaya konan meclis dışında ki parti başkanlarını işi bozan sayanları, bir kayak evi bitirilemezken ikinci kayak evinin ölçüleri yapanları, vekilin kardaşının bile isyan ettiği belediye başkanlarını olduğunu, cep harçlıkları ile futbolu yaşatmaya çalışan gençlerin sentetik değil naylon çimde oynadığını ve bir çok bina gibi depreme dayanıklı olmadıkları rapor edilen şehir stadının ne zaman yapılacağını yazamayanlar bugünlerde yaman haberler yapıyorlar..
75 PLAKALI ARAÇ BULAMADIK 06 PLAKALI ARACA SU DÖKÜP DONDURDUK VE DE GÖRÜNTÜLEYİP, AJANSA YUTTURDUK ONLAR DA 'ARDAHAN DONUYOR' DEYİP, ARDAHAN'ın YAŞANMAZ OLDUĞUNU TÜM DÜNYAYA BİR KEZ DAHA AKTARDI..
Evet bitmedi, sıra Çıldır Gölü Dondu haberlerinde..
Çünkü Serhat Spor'un paraya güvenip, tepe takla olduğunu, spor'un S'sinin olmadığını, 23 Şubat'tan alınıp, daha inşaat halinde olan binaya götürülen öğrencilerin lağım sitemi çalışmayan binada eğitim görüğünü, KAI ve KAISİAD'lara karşıyım deyip, gidip onların çadırında standa açıp, çorba dağıtanları yazmak işlerine gelmez ve bildik haberlerini yani 'Kar Yağdı, çöpler ve çukurla altında kaldı', 'Yağmur Yağarken her yer çamur oldu' deyip ağırmayan başlarını ağırtmaya ne gerek var?..
Haydi onca ibretlik haberin haber olamadığı Kafkaslara açılan gümrük kapıları olan ama ithalat, ihracatın yapılmadığı, BTC gibi Nabcconun da doğayı katletmeye başladığı, Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu üzeirine ki Antrepolun Kars'a çekildiği, Havaalanı istemlerine kulak tıkatıldığı Ardahan'da 2. Haber Vizyonumuz perde açıyor..
Oda; ÇILDIR GÖLÜ DONDU..

**Vekillerimiz Hardalar?..

Dikkat ediyor musunuz bilmem ama biz adlarını yazıp, kendilerini konu etmeyince adeta unutulan iki isim ver..
Bunların bir AK Partinin Ardahan Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay..
Diğeri CHP’nin Konsolos Büyükelçi Milletvekili Öztürk Yılmaz..
Ve ikisinin de ülke yaşanan onca sorunun yanında halen rektörü atanmayan, milli eğitim müdürü olmayan bir çok resmi dairenin vekilin vekili ile idare edilen Ardahan’ın dertsiz milletvekilleri..
Mevcut kayak tesisinin tamamlanması için çaba göstermeyen ama ilçesi Göle’ye kayak tesisi kazandırma çabası içinde olduğunu gördüğümüz Atalay’ın içeri atılan HDP’liler konusu başta olmak üzere onca gelişmeler karşısında ki suskunluğunun bir diğer benzeri de CHP Ardahan Milletvekil Büyükelçi Öztürk Yılmaz’ın olduğunu görmekteyiz..
Evet Ardahan merkez de bulunan 23 Şubat İlköğretim Okulununun bir bölümünün tavanı çöktüğü, kanalizasyon sistemi tamamlanmadığı, yağan bir karla Posof’ta kapanan yollar dolaysıyla okulların tatil edildiğini, Posof Türkgözü Gümrük Kapısında olduğu gibi Çıldır Aktaş Gümrük Kapısında yaşanan sorunları görüp, duymadıkları, başta gümrük kapılarına giden yollar olmak üzere yolların yine bitmediğini görmeyen bu iki milletvekilimizin nerede, ne iş yaptıklarını şahsen ben görmüyor, duymuyorum..
Bilemiyorum ama vekillerimiz hardalar desek ses verirler mi?

**HDP’nin Hatasının Bedeli..

Son olarak iki önemli belediyesine de el konulan HDP’lilerin ‘Nerede hata yaptık?’ diyeceklerine yeniden meclise dönüp, dönmeyeceklerini tartışmaya açıp, bu durumu halka soracaklarını açıklamaları, HDP’lilerin ne kadar halktan kopuk olduğunu da bir kez daha ortaya koymakta.
Çünkü ortaya koydukları politikasızlık dolaysıyla bugün yaşananların suçlusu HDP’ye oy verenlerin değil, HDP’yi yönetenler olduğunu bir türlü anlamış değiller..
Evet Mardin ve Siirt Belediyelerine de kayyum atanması ile devam eden operasyonlar ile darbe üzerine darbe alan HDP’nin nerede hata yaptığını tartışacağını ve bu hataları nasıl olup gidereceklerini düşünmesi gerekirken meclise dönüp, dönmeyeceklerini tartışmaya açacaklarını belirten HDP’lilerin eş başkanlarının da tutuklanması ardından aldıkları meclis çalışmalarına katılmama kararına karşın grup toplantılarını hala mecliste yapmaları da kararsızlığın diğer bir açık örneğidir..
Aynı HDP’nin BDP’yi HDP yaparken hatalara başlayıp, BDP, HDP, DTP ve diğer bir çok başlılıkla siyaset yapıp, ne yaptığını karman çorman ettiği bir süreçte bugün yaşadıkları ile karşı karşıya kalmıştır..
Ve diğer bir hata da cumhuriyetçi, laikçi, solcuların askere güvenme hatası gibi HDP’liler de tarih boyunca Kürtleri öcü gösterip, Türkleri sıkıştırma politikası yapan ABD ve AB’ye güvenme inanma hatasını hep yapmasıdır..
Bu nedenledir yaşadıkları..

**Haber var, Haber yok..

Sanırım sizlerinde dikkatini çekmiştir Ardahan’ın en çok tıklanıp, okunan haber sitemizin iki gündür güncellenmediğini..
Kiminin bizleri bizzat arayarak, ‘ne oldu?’ diye sorup, bu durumu merak ettiği, kiminin ise Ardahan küçük bir yer haber mi çıkar?’ diye önemsemediği bu durumun habersizlikten değil, sitemize yapılan onca saldırının bir yenisinin siteye girişimizi geciktirmesinden meydana geldiğini emen belirtip, okurlarımızdan özür diliyoruz..
Evet ben dahil internet sevdalılarının günde en az iki üç kez tıklayıp, günlük, güncel haberler okuduğu www.kuzeyanadolugazetesi.com adlı sitemizin yapılan saldırılar dolaysıyla iki gündür haber verememesi bize yeni bir şeyi hatırlattı..
Oda onca gazetenin, sitenin ve ajans muhabirlerinin bulunduğu Ardahan’da biz olmayınca ne kadar haber olduğunun görülmesidir..
Yani haber üretme merkezi konumun da olan haber merkezimizde haber çıkmayınca Ardahanlı olup, Ardahan ve Ardahan dışında olanların Ardahan’da haber almaları çok zor görünüyor gibi..
Çünkü haber merkezimizin emektarları, bugünkü gazetecileri olan Barış ve Özkan bu eksikliği gidermeye çalıştığı Ardahan’da onca gazeteci, muhabir olmasına karşın ‘Kar yağdı, kazlar kesildi, falan bürokrat filan dedi’ başlıklı haberler dışında haber alamazsınız Ardahan’da..
Halbuki küçük denen Ardahan’da haber olduğunu ama başta gazeteci geçinip haber alamayanlarla dolu olduğunu bilirim..

**Bir daha sorayım..

Son olarak İzmir’de yapılan ve halada devam eden Feto operasyonlarını ilk duyuran haber ajansı hangi ajans?
Peki bunca kuruma, şirkete, insana yönelik yapılan operasyon bu ajansa hiç yapıldı mı?
Ben çokta duymadım, tek, tük daha önce çalışmış, ayrılmış olan bir kaçının dışında..
Peki bu ajansın çalışanlarının %77’sinin hangi okullarda, hangi gazetede, hangi abi ve ablanın yanında yetiştiğini de mi kimse bilmez?
Bilemiyorum ama bu Ajans’a yönelik çokta ciddi bir şey yapıldığına ben şahit değilim..
İddia etmiyorum, mesleğim ve alanım gereği bunların bulunduğu alanları ve nerede kimlerle ilişkide olduklarını iyi bilirim..
İşte bu nedenle bir kez daha soruyorum Bylog denen gizli görüşmelere de gerek olmaksızın bunların Ardahan’da, Kars’ta da olduğunu iyi bilirim..
Ama benden önce bizden çok bunlara inanan idareciler, onlara ilk haberi veren güvenlik güçleri de biliyorlar kimin ne olduğunu..
Öyleki bunlar valilik, kaymakamlık ve diğer resmi kurumlarda baş tacı edilir, hatta sır denen ‘GİZLİ’ başlıklı dosyaları bile bilenler değiller mi?
Bilmem ama haksızca gözaltına alınıp, tutuklananların da içinde bulunduğu FETO başlıklı haberleri yapanlarında gözden geçirilmesini ve bunların ne kadar temiz olduklarına bakmak gerekir diye düşünür, önerir ve bir kez daha sorarım..
Kısacası; Bu haberleri yapan, yaptırılanların da şöyle bir gözden geçirilmesi gerekir derim..

**Esenyurt'ta Ardahanlı AK Partili İlçe Başkanı..

Adı Kültür olan ama Hoç/Fed gibi kültürden çok bir partinin arka bahçesi olan Esenyurt'ta ki Ardahan Evi denen derneğin yeni başkanı kim olacak tartışmalarının yoğun bir şekilde yaşandığı şu günlerde benim Esenyurt'ta ki çok güçlü, etkili (!) Ardahan Diasporasına bir teklifim olacak..
Ve derim ki;
Gelin o sözde büyük gücünüzü Ardahan Kültür Evi kongresinde bir birinizi değil de aynı günlere denk gelen AK Parti Esenyurt İlçe Başkanlığına kullanın..
Çünkü şu anki çok kültürlü yönetim dahil, 'Esenyurt'ta Ardahanlılar çoktur, Ardahanlılar ticarette olduğu gibi siyasette de var' diyenlerin çok olduğu Esenyurt'ta 4 tane Ardahanlı AK Partili Belediye Meclis Üyesi, Ardahanlı 12 Mahalle Muhtarı ve ticarette olduğu gibi siyasette de 110 binin üzerinde Ardahanlı olduğu söylenip, hiç bir yerde olmayan Ardahanlılar var..
İşte onlara bir teklifim var..
Gelin Esenyurt AK Parti İlçe Başkanlığına bir Ardahanlı aday gösterelim, kazandıralım derim..
Haydi dernekler yetmedi ARDA/FED varken federasyonlar kurup, çadırlar açanlar gelin var dediğiniz o gücü Kültür Evi kongresi öncesinde yapılacak olan Esenyurt AK parti İlçe Başkanlığı kongresinde ortaya koyalım..
Bende varım, hem bir gazeteci olarak, hemde Ardahan Federasyonu başkanı olarak..
Gelin ilk kez ciddi, samimim bir birliktelik ortaya koyup bu Esenyurt'ta yalandan değil, gerçekten var olduğumuzu ortaya koyalım mı?
Bilmem ama Hoç/Fed'in başaramadığını AKP'ye arka bahçe olanlar başarabilirler mi?
Haydi o zaman bir şey yapamayan Kültür Evi seçimi için bir birinizi yemektense AK Parti Esenyurt ilçe başkanlığına bir Ardahanlıyı aday gösterinde Esenyurt'ta gerçekten var olduğunuzu kanıtlayın derim..
Çünkü kuyruk olmak yerine başı oynamak en doğrusu diye düşünüyorum..
Haydi Şenay başkanın günü doluyor, sıra biz AK Partili Ardahanlılar da deyinde göreyim o bir birimizi bitirmek için harcadığımız gücümüzü..
Bir Ardahanlıyı AK Parti Esenyurt İlçe Başkanlığına aday gösterelim ve her an yapılması beklenen seçimler öncesi oraya oturtalım..
Yer mi?
0.535.418 32 58-fakiryilmaz323@hotmail.com

Yazarlarımızı okuyor musunuz?

KADINCA/Selmi Yılmaz
Dolar niye yükseliyor?.

Ardahan Haberi Son olarak Mardin ve Van Büyükşehir Belediye Başkanlıklarına kayyum atayıp, ülkede istikrarı sağlamaya çalışan iktidar her saat başı rekor kıran doların yükselişinin önüne geçemiyor..
Ve bunun nedeninin ne olduğunu da anlamak istemeyip, sorunun dış gelişmelerde dolayı olduğunu öne sürüp, iç sorunların üzerini kapatmaya çalışması toplumun olduğu gibi dolarında ateşini arttırmakta..
Ülkenin etrafında bulunan komşularıyla yaşadığı sorunları barışçıl değil, savaşcıl ve baskı yöntemleri ile çözmeye kalkan bu yetmez gibi dünyanın ekonomisinin %75’ini elinde tutan ABD ve AB’ye kafa tutan bir anlayışın nasıl olup, doların yükselişi gibi onca sorunu çözeceği de merak eden piyasalar bu meraklarını gidermek için yatırımı durdurup, bekleme girmesiyle adeta felç olan ekonomi piyasasının dolara ateş verdiği de diğer bir gerçektir.
Toplumun büyük kesiminin ‘Dolarım mı var ki merak edeyim’ diyerek işi geçiştirmeye çalıştığı ülkemde doların neden yükseldiğini araştırıldığında bu artışın HDP’ye yönelik operasyonların hiç etkisi olmadığını söylemek en doğrusu değil mi?
Bilmem ama sana karşı olanı, senin gibi düşünmeyeni, senin uygulamalarından memnun olmayanı tut yakasından at içeri yaparsan ne alakası var dediğin doları da yakar, bunun yaparken de ülkenin ekonomisini de duman edersiniz deriz..

**Evet Türkiye Yol Ayrımında..

‘11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, son dönemde AB üyelik müzakereleri sürecinde yaşananları sağlıklı bulmadığını belirtti.
TÜSİAD Başkan Yardımcısı Sedat Şükrü Ünlütürk de, Türkiye’nin çok ciddi yol ayrımında olduğunu belirterek “Türkiye için yeni normal, kavga ve kaos mu, yoksa hukukun üstünlüğü ve demokratik değerler mi olacak” diye sordu.
Bu satırları okurken korktum..
Çünkü önce başkan olmak isteyen ardından MHPnin dediği olsun diye cumhurbaşkanlığına da razı olabileceğini belirten Erdaoğan ve ekibinin Gül’ü de suçlayıp, PKK hatta Feto/PKK/PYD üyesi olmazsa da seveni diye içeri attırabilir korkusu yaşadım..
Ve bu memlekette doğru söyleyenin artık 9 köyden değil yakasından tutulup ya yerine kayyum atandığını yada hapise attırıldığını hatırladım..
Evet Gül ve TUSİAD bir şeyler söylüyor..
Ve doğru söylüyorlar..
Çünkü benimde altına imza attığım;
‘Gül AB üyelik müzakereleri sürecinde yaşananları sağlıklı bulmadığını belirtti.
TÜSİAD Başkan Yardımcısı Sedat Şükrü Ünlütürk de, Türkiye’nin çok ciddi yol ayrımında olduğunu belirterek “Türkiye için yeni normal, kavga ve kaos mu, yoksa hukukun üstünlüğü ve demokratik değerler mi olacak”
Evet Türkiye yol ayrımında ve bu ayrım iyi bir ayrım değil..

**Ne olacak bu iş?

Ardahan’da yaşanan hayvan hırsızlıklarına bir türlü çare bulunamıyor.
Onca güvenlik görevlisinin bulunduğu Ardahan’da koskoca hayvanların nasıl olup bir anda ortada kayıp olduğunu merak eden Ardahanlılar bu önemli sorunun sadece bir iki hırsızın işi değil geniş çaplı bir çete tarafından yapıldığına inanmakta..
Çünkü onca hayvanın çalınmasına karşı bulunamaması bu çetenin varlığını da açık açık ortaya koymakta.
Şu an Erzurum Valisi olan Seyfettin Azizoğlu’nun ilk kez Ardahan’da başlattığı, hükümetin yeni bir uyarı ile ülke geneline yaydığı ‘Valilerin Halk Günü’ toplantılarına başkanlık edecek olan Ardahanımızın mütevazi ve saygın Valisi Sayın İbrahim Öz efe’nin bu konuda halkı dinleyip, bir ekip kuracağına olan inancımızla deriz ki bu çetenin kuyruğu kimdeyse hemen ve mutlaka koparılmalıdır..
Çünkü her çalınan ve her hırsızlık olayı vatandaşın güvenliğinden sorumlu olan güvenlik güçlerine eksi puan olarak yazılmaktadır..
Şimdi buradan bir kez daha sesleniyor ve soruyorum Jandarmaya, Polise ve de İstihbarata..
Nerede bugüne kadar çalınan hayvanlar?..
Ardahan’da yaşanan onca hırsızlığın kaçı çözüldü?..
Bundan sonra ne gibi önlemler alınacak..
Bu konuda kamuoyuna kimse bilgi verecek mi?

**Ardahan Öyle Tanıtılmaz..

‘Bende KAI ve KAISİAD’lara karşıyım’ deyip, bu adla kurulu içi boş ve Ardahan’ı gölgeleyen oluşumların gölgesinde kurtulamayanların başında olduğu Ardahan’ın nasıl tanıtılıp, bu ülkenin Kafskaslara ve Karadeniz’e komşu stratejik bir vilayeti olduğunu anlatacağız?..
Bu vilayetin plakasının 75 olduğunu daha bilmeyen diğer illerde yaşayan insanların ‘75 Nerenin?’ diye sorduğu bir Ardahan’ı tanıtmakta ve en önemlisi Iğdır gibi Kars’ın vede Karslının gölgesinde kurtamak için hiç bir çabayı ortaya koymaktan aciz olanlar Çıldır Gölü, Aktaş ve Posof höllerine sahip bir Ardahan’ı nasıl tek başına bir vilayet olduğunu, Gürcistan’ın yanı sıra Ermenistan’a komşu sınır, serhat bir kent olduğunu kendine hasa gelenek, görenekleri olduğunu anlatacağız diye niye düşünmezler?
Bilemiyor anlayamıyor, Ardahan ve Şeytan Kalesini unutup, Kars’ın kalesini logo yapanların çatısı altında ne diye gezer dolaşırız..
İşte son örneği dün gazeteci Fakir Yılmaz’ın öğrendiği ve Ardahan Belediye Başkanının ‘Bende KAI ve KAISİAD’lara karşıyım’ dediğini öğrenirken aynı başkanın geçtiğimiz günlerde KAISİAD çadırında bizde varız çabası içinde olduğunu görüyor, izliyor, üzülüyorduk..
Çünkü onca Karslının ve diğer kentlerin arasında Ardahan’ın tanıtmakta bir hayli zorlandığını anlamıyordu..

**Müdür olmak için dernek kurmak..

Bir dönem Ardahan Genel Sekreterliği yapan Hasan Dal’ın görevi bırakmaya hazırlandığı İstanbul’un Esenyurt ilçesinde papatya açar gibi bir KAI derneği daha kuruldu..
Adır da KAI Eğiti Derneği..
Yani Kültürle yetinmeyenler şimdide eğitimle dernekleştiler..
Ve il ev sahipliğini de çok kültürlülerin oluşturduğu Kültür Evi yapmış..
Yani böl parçala, kuyruk et taktiğine devam..
Evet Ardahan dernekler Federasyonun ısrarla Ardahanlıların Ardahan adında ki dernek ve federasyonların çatısı altında bir araya gelmesi gerektiğinin altını çizdiği şu günlerde Esenyurt’ta ki KAI diasporası da karşı atak içinde..
Çünkü ARDA/FED’in ortaya attığı ve arkasında durduğu ‘Ardahan tek başına vilayettir, Ardahanlılar Ardahan adını taşıyan derneklerin çatısı altında bir araya gelmelidir’ tezinin getirdiği panikle birilerinin gazıyla sözde harekete geçen Esenyurt’ta ki KAI Diaspoarsı yeni bir dernek daha kurdurdu..
Hemde toplum aydını diye bilinen öğretmenlerimize..
Ve hepsinde de ‘Sizi müdür yapacağız’ memesi vererek..
Çünkü Hasan Dal’ın bırakmak üzere olduğu Esenyurt İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün yerine müdür olarak atanacak bir isim lazım bugünlerde..
Evet müdür olmak için sözde dernek kuran ve çoğunluğunu yine Ardahanlıları oluşturduğu yeni KAI hayırlı olsun derken müdür olmak için dernek kurmakta tarihe geçmiş oldu..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

Gazeteci Başkan: Dernekçilik kaz pişirme değil!..

Ardahan Haberleri **www.tempo75.com adlı haber sitesiyle adını duyurmaya başlayan Ardahanlı Gazetecilerden Hasan Tık aynı zaman da Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olan ARDA/FED Genel Başkanı/Gazeteci Fakir Yılmaz ile röportaj yaptı.
Ardahan Dernekler Federasyonu ziyaret ederek, ARDA/FED Genel Başkanı Gazeteci Fakir Yılmaz ile bölge dernekçiliği ile ilgili görüşlerini haber/röportaj olarak sitesinde okurlarına veren Hasan Tık imzalı röportaj şöyle;

Sadece Kaz Gecesi Derneği Olmamalı !..
Arda/Fed Başkanı Fakir Yılmaz ile yaptığımız özel Röportajda Gazetemize özel açıklamalarda bulundu.
Kış ayının gelmesi ve Ardahan'a ilk Kar'ın yağması ile beraber memlekette kaz kesimleri hızlı bir şekilde başlamış Ardahan,dan göç ederek başka şehirlerde yaşamını sürdürmeye çalışan Ardahanlılar memleketten gelecek olan Kaz'ı dört gözle beklemeye başlamış, dernekler ise Kaz gecesi çalışmalarına çoktan başlamıştı.
ARDA/FED Başkanı Fakir Yılmaz ile bu konu hakkında kendisini makamında ziyaret ederek bir çayını içtik İstanbul ve Diğer Şehirlerde bulunan Ardahan dernekleri hakkında sohbet ederek bir dernekçi gözü ile kendisinden günümüzdeki Ardahan dernekleri hakkındaki görüş ve düşüncelerini dinledik.
Sitemize konu hakkında açıklamalarda bulunan Gazeteci FAKİR YILMAZ şunları aktardı.

Ardahan Dernekler Federasyonu olarak biz diyoruz ki; 'dernekçilik kaz pişirme işi değildir. Evet bölgenin etidir sütüdür kaşarıdır, balıdır bunlar tanıtılacak tabi ki ama yılda bir kaz gecesi düzenleyip, paraların nereye gittiği bilinmeyen geceler düzenleyip efendim büyük Ardahan buluşması bilmem büyük birlik buluşması diyenler bu memleketin en büyük engelleyicileri en büyük belalarıdır diye düşünüyorum.
Neden ben 47 yaşına geldim ve bu 47 yılın 35 yılında hep Kaz pişiren dernekleri tanımışız dernekler çok kurumsal anlamda bir şeydir oysaki biz sadece kaz gecelerimiz ile tanınıyoruz. Böyle dernekçilik anlayışı olmaz.. Nedir dernekçilik efendim sadece sizin kendi köyünüzü ilgilendiren bir yapı olmamalı.. Şimdi efendim sisteme bakıyorsunuz camileri devlet yapıyor, cenazeleri devlet gömüyor.. Yani derneklere bir şey kalmamış.. Derneklerin yapacağı tek şey var insanlarla sık sık diyaloğa geçip onlarla bir araya gelecek ve onlarla iş birliği yapmak siyasi ticari olan bir beraberlik sağlayıp, bunların birbirinden kopuk olmadan ortak hareket ederek diğer lobilere özenerek lobicilik yapmamız gerektiğine inanıyorum bu anlamda bizde Ardahan Federasyonu olarak dernekçiliğin sadece kaz gecesi veya böyle rutin aile birliklerinin yaptığı gibi değil bölgeyi tanıtan kendini hissettiren yaşadığı bölgede bende varım demek.
Ben diyorum ki hatta bura da iddia ediyorum dernek merkezlerinin olduğu bölgede dernek başkanlarının cebinde o bölgenin kaymakamının telefon numarası bile yok ve eğer ki yoksa eğer ki kaymakamı direkt arayarak kaymakamım şu bölgede şöyle bir sorun var diyemiyorsa anlamı yoktur dernekçiliğin dernekçilik sadece Ardahan veya sadece ilçesi veya köy değil ülkenin sorunları ile de ilgilenmek lazım duyarlı olmak toplumsal hareketlere karşı cevap verebilmek lazım ama bir bakıyorsunuz bizim esnaflarımız gibi iş adamlarımız gibi derneklerimizin internet siteleri bile maalesef yok facebook,ta bol bol resim paylaşıyorlar sonucun ne olduğuna bakarsak elde var sıfır niye bugün İstanbul'da birçok Ardahanlının yaşadığı ileri görülürken bunların ticarette çok geri Kaldığı bir gerçek ben hep iddia etmişimdir dernek başkanları başka siyasileri omuzlamaktan onlara yağcılık yapmaktan öteye gitmiyorlar sen gazetecilik yapıyorsun şuan bir derneğe gittiğinde dernek başkanı seni birisine reklam alabilmen için yönlendiremiyorsa ya size şöyle bir arkadaş size geliyor yardımcı olursanız sevinirim diyemiyorsa o dernekçiliğin bir anlamı yoktur.
Yılda bir Kaz gecesi düzenleyip, ee biz çok iyi çalıştık zaten spor almış başını gitmiş her köşe başında halı saha var hemen hemen herkes futbol oynuyor bunu yaparken de sağlığın için yapıyorsun yaşam standartları ilerlediği için spora yöneliyorsun efendim turnuva düzenliyorsunuz hadi düzenledin de ne yaptın kardeşim siz o turnuvaya belediye başkanını getirip kupa verdirebiliyor musunuz veya amatör bir oyuncuyu bir takıma transfer ettirip bu çocuğun geleceği parlaktır deyip de elinden tutabiliyor musunuz veya Allah kimsenin başına vermesin diyelim ki bir iş yeriniz var ve yandı kül oldu buna destek olabiliyor musunuz yada bir işçinin zor durumda olduğunu bilipde arkadaşlar buna nasıl yardımcı olabiliriz diyebiliyor musunuz küçük de olsa bir katkıda bulunmadıktan sonra ne anlamı var dernekçiliğin çoğunun yoktur bile ama derneğinizin logosunu dünyaya tanıtamıyorsanız böyle bir dernek olduğunu hissettiremiyorsanız nerede kaldı bu dernekçilik.
Hatırlarsanız Artvin,de eylem yapıldı devasal ikinci gezi olayı bile denildi adına kimdi bunu yapan oluşturan kurum kimdi küçük bir dernekti ama Türkiye,de hükümeti değiştirecek kadar etki yarattı dernekçilik budur işte ama siz gelinde bunu bizimkilere anlatın bizimkiler hep aynı yüzler ve emekli olan dernek başkanı oluyor başçavuş emekli öğretmen emekli orman bekçisi geliyor dernek başkanı oluyor ama burda asıl sorun burada iş adamlarımızın bu derneklere sahip çıkması gerekiyor evet benim gemim nasılsa yürüyor deyipde bir kenarda durmaması lazım bizzat burada devreye girip sosyal sorumluluğu üzerine alması gerekiyor şeklinde konuştu
Kendisine yapmış olduğumuz bu sohbete verdiği bilgiler ve düşüncelerini aktardığı için teşekkür ediyoruz.
Haber/Fotolar: Hasan TIK www.tempo75.com

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

SİLAHLARIN GÖLGESİNDE 10 KASIM

Ardahan Haberleri Türkiye Cumhuriyet'inin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ölümünün 78. yılında tüm yurtta olduğu gibi Ardahan'ın Göle ilçesinde de düzenlenen tören ve etkinliklerle anıldı.
Olağanüstü güvenlik önemleri altında Göle Hükumet konağı önünde düzenlenen anama töreni öncesi çatılara TİM'ler konuşlandırıldı.
Göle Kaymakamlığı önünde bulunan tören alanında Atatürk'e saygı duruşu ve İstiklal marşının okunması ile Kaymakamlık ve Belediye çekenlerinin Atatürk anıtına konulması ile başlayan tören Milli Eğitim Müdürlüğünün YİBO Konferans salonunda düzenlediği etkinlikle Türkiye Cumhuriyet'ının kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ölümünün 78. yılı anıldı.
Anma töreni sonrası Günün önemi kapsamında İlçe Kaymakamı Zafer Oktay ve Emniyet Müdürü M. Özgür Nevruz, Belediye Başkanını makamında ziyaret etiler.
Anma törenine, İlçe kaymakamı Zafer Oktay, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü M. Özgür Nevruz, İlçe Milli Eğitim Müdürü Mevlüt Özalp, Hastane Baş hekimi Cevdet Özsever, Ak Parti İlçe Başkanı İlhan Gültekin, İl meclis Üyeleri Yaşettin Özyıldırım. Yaşar Yıldırım, Şehit ve Gaziler dernek temsilcileri ile İlçe müdürleri, Okul öğrencileri ve halk katıldı.

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

ARDAHAN'DAN DA ANILDI..

Ardahan Haberleri Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, vefatının 78'nci yılında düzenlenen törenlerle anıldı.
Anma törenleri Valilik binası önünde ki Atatürk anıtına çelenklerin sunulmasıyla başladı. Büyük Önder Atatürk'ün hayata veda ettiği saat olan 09.05'te siren sesleri eşliğinde saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okunarak bayraklar yarıya indirildi.
Tören daha sonra Gençlik Merkezi spor salonunda düzenlenen anma programı ile devam etti. Ardahan Üniversitesi Öğretim Görevlisi Levent Küçük'ün ‘10 Kasım ve Atatürk’ adlı konuşmasının ardından öğretmen ve öğrenciler tarafından Atatürk'ün sevdiği türküler seslendirildi.
Törenlere; Valimiz İbrahim Özefe, Belediye Başkanı Faruk Köksoy, Garnizon Komutanı Vekili Albay Volkan Akay, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Emre Genç, ARÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Gürkan Doğan, Vali Yardımcıları Abdurrezzak Canpolat, Taner Tengir, İl Jandarma Komutanı Albay Garip Gümüş, İl Emniyet Müdürü Ayhan Taş, kurum müdürleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, gaziler, askerler, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı.

Gazeteciden en son yorumlar
Yazar Fakir

Yazarlarımızı okuyor musunuz?

YAZIYORSAM SEBEBİ VAR
DARBEYE HAYIR..

Fakir Yılmaz Facebook'ta PaylaşTwittirda PaylaşÜlkenin, başta demokrasi konusunda son yıllarda çok iyi yönetilmediğini sık sık dile getiren bir gazeteci olarak burada bir kez daha sesleniyor ve DARBEYE HAYIR diyorum..
En kötü sivil yönetimin CUNTA yönetiminden daha iyi olduğunu buradan yüksek sesle ilan ediyor DARBEYE HAYIR diyorum..
27 Yıldır yaptığım gazetecilik mesleğimde hep savunduğum demokrasinin istediğim kadar olmazsa da kör/topla da olsa ASKERİ YÖNETİMİNDEN DAHA İYİ diyorum.
Ve tüm yurttaşları, sağcı, solcu, ilerici, gerici demeden BUGÜN BİR ARAYA GELMESİNİ istiyorum..
Çünkü DEMOKRASİ, DEMOKRASİ, DEMOKRASİ diyorum..
Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı
Ardahan Dernekler Federasyonu Genel Başkanı
Kuzey Doğu Anadolu Gazetesi Yazıişleri Müdürü

**CADI AVI DURSUN, AF İLAN EDİLSİN..

İnsan Haklarının teminat altına alınması gerektiği yönünde tartışmaların sürdüğü ülke de yaşandığı ileri sürülen darbenin, darbe mi yoksa 7 Haziran'dan bu yana çok istenen o Başkanlığın önünde ki bir temizlik operasyonumu olduğu da yüksek sesle tartışılmaya başlandı.
3 Gün içinde 6 binden fazla asker, polis, hâkim, savcı ve sivilin ya gözaltına ya da görevlerinde men edildiğini görürken bu durumunda darbeden farklı olmadığını da anlamak gerekir.
Buna örmek olarak AK Parti Genel Başkanından, İl Başkanının kardeşine kadar uzanan gözaltı, açığa alınma, tutuklanma operasyonları gösterilebilir..
12 Eylül Cuntasının zulmünü çeken bir ailenin ferdi olarak bu yapılanları tasvip etmediğimi ve red ettiğimi buradan hemen belirtirken başlatılan cadı avının bir an önce son bulmasını ve daha çok insan hakları ve demokrasi denilmesini arzuluyor, bir adım daha ileri gidip, Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya çıkıp, 'Ben bana yapılanları affetmesem de bu ülkenin birlik, berberliği için operasyonları durduruyor, gözaltı, açığa alınma ve tutuklanmaları kaldırıyor, herkesi sağduyuya çağırıyor, gelin yeniden el ele verelim' demesini bekliyorum..
Evet, şaka etmiyorum, Erdoğan'ın, 'Hatalıların hatalarıyla kalmasını, yaptıklarının yanlış olduğunu vicdanlarına bırakarak, bu ülkeye yenden bir şans veriyorum' dese şu anki durumdan daha çok büyük bir puan alır ve belki o çok istediği başkanlığı halkın tüm taraflarının kabulü ile hak eder, alır..
Evet, bir solcu, bir Kürt, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, iki sivil toplum örgütü başkanı ve bir gazeteci olarak cadı avına son verilmesini, 15 Temmuz'a neden olanları, hatta Güneydoğu'da ki iç çatışmaları bitirecek, dünyayı şok edecek geniş kapsamlı bir bağışlama bu ülkeyi 50 yıl iler atacağına inan biri olarak Başkan'a buradan bir kez daha sesleniyorum, 'Gel onlar yaptı, sen yapma' diyorum..
Çünkü gözaltı, tutuklama, açığa alma, insan haklarını ayaklar altına almakla bu ülke ileri değil geriye, askeri olmazsa da sivil bir diktatörlüğe gittiğini fark etmek gerekir..

**Her türlü darbeye karşıyım..

Askerlerin özlediğim İstanbul Boğaz Köprüsünün o çok kızıp, onsuz da olamadığımız trafiğini kestikleri yönün de ilk görüntüler televizyonların ekranına düşer, düşmez eşime dönüp, ‘Hanım bu durum normal bir durum değil, sanırım darbe bu’ dedikten hemen sonra fırladığım sokakta bir taraftan internet yoluyla Ardahan’da ki hareketliliği, diğer tarafta ülke genelinde yaşananları hem görüntülü, hem de sesli olarak okurlarıma, kamuoyuna anlatmaya çalışıp, ‘eğer darbeyse demokrasi ile idare edilmesi gereken bir hukuk devletine, demokrasiye sahip çıkılması ve herkesin caddelere çıkıp, darbeye karşı çıkmasını anons ediyordum..
Bununla yetinmeyip, 155’i arayarak uygulanması muhtemel bir sokağa çıkma yasağının demokrasiye sahip çıkılması adına uygulanmamasını Polis 155’te ki görevliye rica ediyordum..
Ve ardından Ardahan Belediye Başkanını arayarak, ‘Başkan neredesin, herkese çağrı yapalım, sokağa çıkalım’ diye telefon açıp, herkesin elini çabuk tutmasını istiyordum..
Ve 15 Temmuz gecesini 16 Temmuz sabahına kadar gerek cadde de gerekse televizyonun başında, bilgisayarlarımın başında kalıp, darbenin püskürtüldüğünü az çok anladıktan sonra yorgun gözlerime dayanmayıp, çek yata uzanıyordum..
Evet, 12 Eylül Cuntasının zulmünü yaşayan bir babanın evladı, bir gazeteci olarak 15 Temmuz gecesini böyle atlatırken, 16 Temmuz’dan bugüne kadar yaşananlara karşı ilk tepki koyanların başında geldiğimi ele aldığım yazılarımı bir kez daha gözden geçirirken anlıyordum..
Çünkü benim gibi herkesin gerek askeri, gerekirse sivil bir darbeye karşı olması gerekir diye düşünüyorum..
Kısacası kanın kanla değil, sulh ile temizleneceğini, yaşananlara kin ve nefretle değil aklı selimle bakmak gerektiği ve askeri ve de sivil her türlü darbeye karşı omuz omuza diyorum..

**SİZ SAVCI MISINIZ?..

Darbe iddiasının şova döndüğü, yaşın yanında kuruyu yakarcasına binlerce memurun açığa alındığı, bu yetmez gibi ciddi hiç bir kanıt, belge, bilginin olmadığı halde insanların gelişi güzel gözaltına alınıp, tutuklandığı yani bir cadı avının yaşandığı şu günlerde birilerinin de Kral'dan çok Kral kesilip, kendilerini savcı sanmaya başladıklarını görmekteyiz..

Eline aldığı silah ile poz veren Vali Çoş, AKP'li eski Milletvekilinin Ali İnci'nin bir polis gibi elleri arkadan bağlanmış askerleri duvara dayayıp, hakaret etmesi, bir askerin elinde silah ile kapalı stada yere yatırdığı askerleri aşağılaması hukuk olduğu ileri sürülen bir ülkede ne kadar doğru hareketlerdir?..
Bilemiyorum ama eğer denildiği gibi bir darbe olsaydı ve yaşanması muhtemel bir darbe tehlikesi karşısında aynı manzaralar olacak diye hepimiz 'darbe var' diye sokaklara dökülmedik mi?
İşte burada altı çizilmesi gerekenin insan onurunu hiçe sayanların da gözardı edilmemesi, varsa eğer hukukun bunlara karşı da işletilmesi gerekir diye düşünüyorum hukuk, insan hakları, demokrasi olduğu ileri sürülen ülkemde..
Çünkü 15 Temmuz'dan önce emrinde ki uçağı atari oynarmış gibi havalandırıp, Güneydoğuyu bombalayan ve havuz medyasına bol bol poz veren generalin dünkü fotoğraflarını, görüntülerini görmek ve büyük olanın insan değil, Allah olduğunu ve yarının ne olacağını unutmamak gerekir..
Evet, bende inanıyorum bir darbeye kalkışıldığına..
Evet, Erdoğan'dan önce ben darbeye karşı sokaklara dökülmesini istedim..
Evet, bende biliyordum ki darbe olsaydı bugünün bin katı insanların onurunun kırılıp, döküleceğini..
Ama bunları biliyoruz diye yaşananlara kin ve nefret kusarak, insanların boğazına bıçak dayayarak, çırıl, çıplak edip, yere ve duvarlara dayayarak kemerle dövmek, hakaret etmek yaşanan gerçek darbelerden, yaşanması muhtemel darbecilerden farklı bir durum yaratmadığını da bilmek gerekir..
Bu nedenle önce insan, insan onuru diyerek bu ülkenin bir orta doğu, arap ülkesi olmadığını hele hele idam gibi istemlerde bulunup, ülkeyi daha da karanlık ve içinde çıkılamaz hale sokmamak için insanım, diyen herkese görev düşmüyor mu?
Çünkü demokratik, laik, hukuk devleti dediğimiz bir ülkede birilerinin kendilerini savcı yada hakimlerin yerine sokmamasını, bunu yapanların Kral'dan çok Kral kesilmekten yargılanacaklarını birileri, birilerine anlatmalı diye düşünüyorum..
Ve geçmiş olsun denilerek, şu bir kaç gündür yaşananları hukuka, gerçek savcı, hakimlere bırakıp, daha da abartmamak gerekir diyorum..
Doğrusu da bu olmalı.. Doğrusu da budur..

**Posof’tan Haberler..

‘Kütüphane, Mantıhane Oldu’ başlıklı haberimiz ardından Ardahan’ın Davosu olarak adlandırdığımız ülkenin sınır ilçesi Posof’ta bir mail gelmiş..
‘Posof’ta Haberler’ başlığı ile gelen maili okudukça gözden ırak bölgelerde neler, nelerin yaşandığını da anlıyor ve yazılması gereken nice olayların yazılmadığına da bir gazeteci olarak üzülüyorsunuz..
Çünkü facebook ve twitter’da boy boy poz verip, altına da iki satır yazarak iş yaptıklarını yutturanların ve gerçek gündemi saklayanları saymaya kalkarsan bu köşe yetmez..
Çünkü gelen mailde Posof Lisesi Öğrenci Yurdunun bir hafta erkenden kapatıldığı ve yıl boyu öğrencilere yedirilmediği ileri sürülen komanyaların ramazan ayı iftarı olarak aralarında bir kaç öğretmen ve de öğrencinin de bulunduğu tüketildiği iddia edilmekte..
Ardahan ve diğer ilçelerde olduğu gibi Posof’ta da İş-Kur’a alınanların siyasilerin yakınlarının yanı sıra müdür, memur hatta belediye encümenlerinin eş, arkadaşları olduğu ve onlarında işe gitmeden bankamatikten maaş çektiklerini anlatan ‘Posof’tan Haberler’ başlılı mailde bölgede yapılan ve başka amaçla kullanılması halinde ödenen kredilerin iptali gereken apartların amacı dışında adeta kiralık ev olarak kullanıldığı da iddia edilmekte..
Ve en önemlisi ülke de bir birlerine tam zıt partiler olarak bilinen AK Parti ve CHP’nin bu ilçede el ele verip, birlikte iş yaptıkları gibi bu iki parti yöneticileri ve üyelerinin işe girmede, iş bulmada bir birlerine yaman yardım ettikleri de öne sürülüyor.
Göle’de olduğu gibi bu ilçede de belediyeyi yönetenlerin yanı sıra belediye yöneticilerinden daha çok yönetici olduğu da ileri sürülen onca yönetici kılığında siyasilerin dost ve akrabalarının da başkan olarak birer gizli adlandırıldığı Posof’ta gelen haberleri içeriğini açmaya kalkarsak ve isim isim, belde belge sunarsak kıyametmi kopar sanıyorsunuz..
Yok canım kütüphane de mantı yapıldığını foto foto sergilediğimiz bir önceki manşet haberimiz ardından hiç bir kıyamet kopmadığından anlamak mümkün değil mi?
Bilmem ama bir dönem çok kızıp, ‘Bana çizmeleri giydirmeyin’ diyen ama o çizmeleri bir türlü giyemeyen büyüğümüz Kasım amcanın dediği gibi Posof’ta ve de bu memlekette gazeteci diye gezenlerin de kör, sağı ve de dilsiz olduğunu hatırlıyorum..
Ve gözden ırak oldu mu gönülden de uzak olan memleketin bir parçası olan küçük bir ilçede bunca olay varsa Ardahan’da ve diğer ilçelerinde neler olduğunu düşünmek gerekiyor..

**Gurbetçilere sahip çıkmalıyız..

Ardahan’da düzenlenen yaz etkinlikleri arasında bulunan Hoçvan Yayla Şenliğini yine yapmayacağını ve Ardahan Valiliğine verdiği dilekçesini eş başkan Ayten Aktürk’ün başvurusu üzerine geri alan Hoçvan Dernekler Federasyonunun bu davranışı görevden kaçmaktan öte bir şey değildir..
Kendi suçunu ört bas etmek için suçu başkalarına atan hata isim isim vererek insanları ihbar eden HOÇ/FED büyük bir vebalin alrında kalmıştır..
Kendilerini herkesin üzerinde görüp, burunlarından kıl aldırmayan bir kaç yöneticiye kalan HOÇ/FED düzenlemekten etkinlik aciz kalıp, buna da bir kulp bulmak için kendilerine Hoçvan Meclisi adını veren inanları adeta ihbar eden bir açıklama ile suçlayıp, kaçmıştır..
Eleştirilmekten yoksun bir yönetim kadrosu ve anlayışın yönetiminde olan HOÇ/FED’in bu özelliğine daha öncede rastlamıştık..
Bu nedenle HOÇ/FED denen kurumu adeta teslim alan bir anlayışa artık birileri dur demelidir..

**İstihbarat Dolandırıldı mı?

Havuz medyasının her gün attığı manşetlerle bitti, bitiyor dediği PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Bahos Erdal’ın Suriye’de aracına yapılan bir saldırı sonucu öldürüldüğü yönünde ki haberlerin yine boşa çıktığı şu günlerde yaşanan tartışmaların gölgesinde kalan önemli bir ayrıntıya dikkat çekmek isterim..
Son olarak gazeteci meslektaşım Celal Karaali’yi dolandıran dolandırıcıların işi büyütüp, uluslararası çalıştığını bilen biri olarak Bahos Erdal’ın başına konulan 4 Milyonun da birilerinin iştahını kabarttığını ve bu parayı veren istihbaratın dolandırıldığını düşünenlerdenim..
Çünkü PKK’yi bitirip, terörü ülkenin gündeminin sonlarına iteceğini ilan yenden Binali Yıldırım’ın heyecanını fırsat bilip, ‘Bahos’u öldürdük, verin 4 Milyonu’ demiş olmasınlar mı?
Bilmem ama Anadolu Ajansının geçip, sonra da ortaya çıkan ses kaydıyla rezil olup, tamamlayamadığı haberin ardından benim aklıma, ‘bu iş dolandırıcıların işi’ diye bir fikir geldi..
Çünkü baktığımız kadarıyla bu iş dolandırıcılığın ötesine geçmiyor..
Ve Sarayın harcadığı örtülü ödenek gibi başbakanın da bu kaynaktan harcadığı hesaba bakmak gerekir diye bir önerim olacak..
Bakıldığında benim bu düşüncemin ne kadar haklı olduğu da ortaya çıkacak gibi..
Yani, ‘Bahos’u öldürdük, verin 4 milyonu’ deyip, AA’yı da kullanıp, ortada kayıp olan bir dolandırıcı ekibi istihbaratı dolandırıp, dolandırmadığı ortaya çıkacak..
Evet, ülkenin iç barışa ihtiyacı varken komşu ülkeler ile barışma telaşına düşen başbakanın heyecanının birilerince suistimal edilip, edilmediğini Binali Yıldırım’ın göreve geldiği günden bugüne kadar örtülü ödenekten harcadığı paraların hesabıyla görülecektir derim..
Bu yönde ki ısrarımın nedeni ‘Bahos’u öldürdük’ diye Anadolu Ajansına haber yaptıran sözde örgütün adınında ilk kez duyulması ve bu haberlerden sonra ortadan kayıp, olmasıdır..

**Kim sorumlu?

**Bayatlamayan yazılar..
Gözlere pembe gözlüklerin takılıp gezilerek gazeteciliğin yapıldığı Ardahan’da var olan sorunların dile gelmesi ve çözümüne katkı sunmak için görevin sadece bir iki kişiye mi düşer bilmem ama bu kişilerin sadece vali, kaymakam, belediye başkanı veya her sıkıştığın da ‘Alo Gazeteci’ diye aranan duyarlı gazetecilerin olmadığını düşünenlerdenim..
Suyu kesildiğin de gazeteciyi arayan, yolu, suyu, elektriği olmayan organize sanayi de, küçük sanayi de ‘iş yapamıyorum’ diyerken, ‘Adımı yazma ama sorunlarımız yaz’ diyenleri bu bir türlü çözüm bulmayan sorunlarda ne kadar payları var?
Nüfus kimliğinin kayıp etmeyene kadar matbaa, gazeteci nedir'i bilmeyen, hatırlamayan köylünün hayvanlarımız şaptan telef oldu, kaba yem sıkıntısı çekiyoruz, suyumuz gibi köy ve yayla yolumuz yok demeye ne kadar hakkı olabilir?
Kendi sorunlarının çözümünde kendisinin rolünün ne kadar olduğunu düşünmeden yaylamız da elektrik yok demeye kimin hakkı olabilir?
Seçimlere iki ay kala ortaya çıkıp, ‘Ben bu memleketi kartaracam’ diyenler ne kadar halkı ve beni ikna edebilir?
Efendim biz seçtik, o yapmalı deyip, yan yatıp, çözüm bekleyenlerin sayısının bir hayli fazla olduğu bir memlekette evinin önünde ki çöplerin neden günlerce toplanmadığını sorma gibi bir hakkı olabilir mi?
Ardahan’da 10 değil 13 leylek yuvası diye yazıp, gazeteci diye ortalıkta gezenleri tutup, ‘Ula hele gel buraya, bu toz, toprağı görmüyor musun, çukurlarda nasıl geziyorsun?’ diye sorma-yanların aydın, toplum önderi, adam diye bilindiği memlekette valiyi, belediye başkanını, kaymakamı hatta seçildikten sonra beline taktığı tabanca ile, aldığı minibüsle köyün, öğrencinin HES’in barajını almaktan öte bir iş yaptıkları görülmeyen muhtara, sözde gazetecilere bir şey demeye hakkınız var mı?
Evet, var olan sorunlara manalar çözümler üretmeden, çeper diplerin de dedikodu yaparak muhalefet yapanların siyaset yaptığı Ardahan’da var olan sorunların çözümün de kimler sorumludur?
Yıllardır kampüsleri bitiremeyen birinin işe aldığı yakını dolaysıyla ‘çalışkan, iyi adam olduğu’ bu memlekette kim soracak Güzel Sanatlar Fakültesi, yetmedi İlahiyat Fakültesi, Hanak, Damal ve Posof’a açılacağı söylenen Yüksek Okullar ne oldu diye?
Onca Avukatı, doktoru, eczacısı, siyasetçisi, meclis üyesi, mahalle, köy muhtarını olduğu bu kentte kim soracak bu memleketin sorunlarından kim, kimler sorumlu diye?..

**SUSURLUK KAMYONU FRANSA’DA..

Bir dönem ülkemiz sarsan Susurluk kamyonu tamda unutulmuştu ki; Bu kez Fransa’yı kamyon ezdiğini öğreniyoruz.

Birilerinin iktidarlarını sağlama almak, ömrünü uzatmak ve ülke içinde yaşananları kimsenin görmemesi için ikide bir ‘Bizi vuran bir gün de sizi de vurur’ diye dünyaya tehditler savurduğu bir sırada, Fransa’nın tatil şehri Nice şehrinde bir kamyon onlarca insanı ezerek, katlediyor..

Ortadoğu’yu kana bulayanların, Afrika’yı sömürenlerin, ‘özgürlük gelecek’ adı altında Irak’ı, Tunus’u, Cezayir’i, Mısır’ı ve Suriye’yi ‘diktatörlerden kurtaracağız’ diyerek yeni diktatörler yaratanları kamyon ezmiş..

Afrika’da, Ortadoğu’da ki kendi yarattıkları diktatörleri ‘günü geldi’ diyerek yolcu etmeye kalkanların, binler değil, milyonlarca insanın ölümüne, o kadar çocuğun babasız, anasız kalmasına neden olan, 4 milyonu Türkiye’de olmak üzere milyonları topraklarından sürenlerin topraklarını kana bulayan kamyonun lastikleri altında kalması ne kadar acı bir durum değil mi?

Evet, sıcak savaşların bittiği, soğuk savaşların ‘terör’ . ‘örgüt’ adı altında devam ettiği dünya yine şokta..

Hem de Türkiye’nin Susurluk’ta ki kamyonu tam unutulmuşken, bu kez Fransa’nın Nice kentinde ortaya çıkan kamyonla..

Ve öyle görünüyor ki; Bu vahşet devam edecek, durmayacak..

Ama bir gün gelecek ki; Barış kazanacak, insanlık direnecek ve O lastiklerin altında kalanların, Ankara garında ki bağıranların, Suruç’ta oyuncakları etrafa saçılanların feryadı, ‘insanlık suçu’ denilerek, kendi iktidarlarını sağlama almak için birilerinin, ‘örgüt, terör’ adı altında oluşturdukları çeteleriyle birlikte dar ağacında, giyotinlerin ucunda, Saddam’ın bulunduğu lağım çukurunda sona erecek..
Geçmiş olsun insanlık..

**Muhalefet yine sınıfta kalmıştır..

Pazar günü İstanbul Taksim’de toplanacaklarını belirten CHP başta olmak üzere dokunulmazlıkların kaldırılmasından bu yana Diyarbakır’dan bu yana gelemeyen HDP ve ‘idam olsun yeter ki biz varız’ diyerek toplumu germeye kendisine alışkanlık haline getiren MHP, 15 Temmuz’da yaşandığı ileri sürülen darbe kalkışması ardından yine sınıfta kalmıştır.
Çünkü, ‘darbe gelecek, sıkıyönetim ilan edilecek, hayat duracak’ korkusuyla ilk günde sokaklara dökülen muhalefet değil, halk olurken MGK, Bakanlar Kurulunu ve Basın sözcülüğünü de üstlenen Başkan Erdoğan’da darbenin yaşandığı ilk dakikalarda cep telefonu ile yaptığı açıklama ile yine 1 numara olduğunu ortaya koymuştur..
Evet bugüne kadar hatta bu yazı yazılırken hala ortada gözükmeyen muhalefetin sınıfta kaldığı bir süreçte getirilen 3 aylık olağanüstü hal ile birilerinin yine Üsküdar’ı geçtiğini muhalefet tarafından yine görülememiştir..
Sınıfta kalan muhalefetin tüm ipleri Başkanın eline verdiğini de ortaya koyan olağanüstü kararının nasıl uygulanacağını bile hala anlayamayan ve bu karar karşı hala bir açıklama yapamayanların Başkan Erdoğan ve ekibiyle nasıl mücadele edeceği de bilinmiyor.
Çünkü hala uykuda olduğunu gördüğüm muhalefetin bu ülkede yaşanan olağan gelişmeler karşısında ortaya koyamadığı refleksi olağanüstü halin uygulamaya geçtiği bir süreçte nasıl bir politika ortaya koyacağı da şimdiden belli gibi..
Oda sonucu şimdiden belli..
Yani muhalefetin basiretsizliği, beceriksizliği..
Kısacası muhalefetin sınıfta kaldığını rahatlıkla söyleyeceğimiz bir döneme daha giren ülkede bir adamın yani 1 Kasım’dan bu yana Başkan olarak ilan ettiğim Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığı da bir kez daha netleşmiştir..
Çünkü dün Milli Güvenlik Kuruluna ve bakanlar Kuruluna başkanlık eden, basın sözcülüğünü bile kendisi yapan, darbe haberini kendisinin elinin altında ki olduğu söylenen MİT’in değil, eniştesinin haber verdiğini açıklayan Erdoğan 3 ay ile başlayıp, devam edeceği görülen olağanüstü hal uygulaması ile TBMM’sini olduğu gibi muhalefeti de öteleyip, bugünden itibaren çıkarmaya başlayacağı kararnamelerle zaten 14 yıldır yönettiği ülkeyi bundan sonra tek başına yöneteceğini resmen ilan etmiştir..
Çünkü muhalefet gibi ekibinin de kendisine zaman kayıp ettirdiğini anlamış, 15 Temmuz darbe girişimin kısa sürede kendi lehine çevirmiş, bu işi benden başkası kimse yapamaz diyerek, gerektiğinde Ordunun da, Polisinde hatta Diyanetin de işini ben yaparım diyerek kolları bir kez daha sıvarken, benim muhalefetim Yalova’da üç kişiyle gemide tek başına kalmıştır..
Haydi hayırlısı diyerek, çokta sert olacağına inanmadığım, bir süreci atlatmak için hayata geçirildiğini his ettiğim, Güneydoğu’da zaten hayatta olan ve bir çoğumuzun alışkın olduğu ama yine de demokrasi için mücadele devam diyerek 3 aylıkla kalmasını umduğum olağanüstünün, anti uygulamalara neden olmamasına, ülkenin güzel geleceğine hayırlı olmasını dilerim..

**Festivallere de Darbe..

HOÇ/FED’in kendilerine Yerel Meclis adını verenleri ihbar edip, kaçtığı Hoçvan Yayla Şenliğini yapmak için hazırlıklarına devam eden Ardahan Dernekler Federasyonunun Hoçvan Yayla Şenliği, milliyetçiliği körükleme hazırlanan ve dev bir bayrak yaptıran Çıldır Belediyesinin organizesine hazırlandığı Çıldır Göl Festivalini, bir kaç zabıta ile bölgenin ilk festivalini yapıp, yapmamak için kıvranan Göle Belediyesinin Göle Kaşar Festivalini ve Posof’un elmasına sahip çıkacak yatırımlar yapmayıp, adına şenlik düzenlemeye hazırlanan Posof Belediyesinin Aşıklar Şenliğini ve Ardahan Bal Festivalini iptal eden Ardahan Valiliğinin kararı tartışılmalı diye düşünüyorum..
Çünkü geçen yıllara nazaran bu yıl olağanüstü bir yerli turisttin büyük bölümünün bu etkinliklere katılmak için Ardahan’a geldiğini, bununda İl’in ekonomisine büyük katkı sunarken, bu iptallerle Ardahan’ın da darbe yediğini bilmek gerekir..
Evet, her olayda etkinlik iptal etme alışkanlığının bu yılda devam ettiğini gördüğümüz bu anlayış kar değil, zarar getirmez mi?
Bilmem ama bu iptal kararı ile geçen yıl olduğu gibi bu yıl zarar gören Ardahan esnafı olmuştur..

**Basın Susmadı, Halk Direndi..

Erdoğan’ın bundan sonra yapacağı ilk şey 14 yıldır emrinde bulunan iktidara, ‘Basının önünde ki tüm yasakların’ kaldırılmasını emir etmesidir..
Çünkü, ‘twitter’i kullanmıyorum’ deyip, ama twit attırmayı seven ve en önemlisi 15 Temmuz gecesi her konuşmasında patronuna yüklendiği CNN Türk’ün ekranında halka seslenme imkanı bulan, Dicicom’un kapatılması ardından uydudan atılan, yok imkanlar ile karadan yayın yapan İMC’de mesajları verilen kısacası sanaldan, yerelden, ulusala darbeye karşı koyan tüm basının önünü açmalı, tam demokrasi demelidir..
Aksine mi? Bir daha bu şansı bulamayabilir..
Çünkü 15 Temmuz gecesi daha çok demokrasi bekleyen basın susmadı, halk direndi..
Yani basın ve halk ödüllendirilmelidir..

**ARܒnün Adayları..

Önümüzde ki hafta yeni rektörünü seçmek için sandık başına gidecek olan Ardahan Üniversitesi Öğretim Üyeleri kendilerinin olduğu gibi üniversitenin de geleceğine ışık tutacaklar..
Hepimizin merakla beklediği, Cumhurbaşkanının son kararı vereceği ARܒnün yeni rektörünü bekleyen onca sorunun çözümünde rol oynayacak olan yeni rektör işe başlar başlamaz kadrosunu da kuracağı ve bu kadronun içinde eski rektörün ekibinin olup, olmayacağı de merak edilen diğer bir konu..
Halim Kazan gibilerinin daha rektör olmadan kavga ettiği ileri sürülen bu seçimin kavgasız, gürültüsüz olmasını, bilim adamı olan akademisyenlerimizin kendilerinin olduğu gibi ARܒnün geleceğine yönelik vereceği kararla daha güzel bir üniversite oluşumu için el ele vermesini umduğumuz ARܒnün rektörlük seçimi bu nedenle çok ama çok önemlidir.
Ardahan Milletvekillerinin, Belediye Başkanlarının ve toplumun tüm ileri gelenlerinin bu ışığa yardımcı olması umuduyla şimdiden başarılar diliyorum..

**Kim sorumlu?

**Bayatlamayan yazılar..
Gözlere pembe gözlüklerin takılıp gezilerek gazeteciliğin yapıldığı Ardahan’da var olan sorunların dile gelmesi ve çözümüne katkı sunmak için görevin sadece bir iki kişiye mi düşer bilmem ama bu kişilerin sadece vali, kaymakam, belediye başkanı veya her sıkıştığın da ‘Alo Gazeteci’ diye aranan duyarlı gazetecilerin olmadığını düşünenlerdenim..
Suyu kesildiğin de gazeteciyi arayan, yolu, suyu, elektriği olmayan organize sanayi de, küçük sanayi de ‘iş yapamıyorum’ diyerken, ‘Adımı yazma ama sorunlarımız yaz’ diyenleri bu bir türlü çözüm bulmayan sorunlarda ne kadar payları var?
Nüfus kimliğinin kayıp etmeyene kadar matbaa, gazeteci nedir'i bilmeyen, hatırlamayan köylünün hayvanlarımız şaptan telef oldu, kaba yem sıkıntısı çekiyoruz, suyumuz gibi köy ve yayla yolumuz yok demeye ne kadar hakkı olabilir?
Kendi sorunlarının çözümünde kendisinin rolünün ne kadar olduğunu düşünmeden yaylamız da elektrik yok demeye kimin hakkı olabilir?
Seçimlere iki ay kala ortaya çıkıp, ‘Ben bu memleketi kartaracam’ diyenler ne kadar halkı ve beni ikna edebilir?
Efendim biz seçtik, o yapmalı deyip, yan yatıp, çözüm bekleyenlerin sayısının bir hayli fazla olduğu bir memlekette evinin önünde ki çöplerin neden günlerce toplanmadığını sorma gibi bir hakkı olabilir mi?
Ardahan’da 10 değil 13 leylek yuvası diye yazıp, gazeteci diye ortalıkta gezenleri tutup, ‘Ula hele gel buraya, bu toz, toprağı görmüyor musun, çukurlarda nasıl geziyorsun?’ diye sorma-yanların aydın, toplum önderi, adam diye bilindiği memlekette valiyi, belediye başkanını, kaymakamı hatta seçildikten sonra beline taktığı tabanca ile, aldığı minibüsle köyün, öğrencinin HES’in barajını almaktan öte bir iş yaptıkları görülmeyen muhtara, sözde gazetecilere bir şey demeye hakkınız var mı?
Evet, var olan sorunlara manalar çözümler üretmeden, çeper diplerin de dedikodu yaparak muhalefet yapanların siyaset yaptığı Ardahan’da var olan sorunların çözümün de kimler sorumludur?
Yıllardır kampüsleri bitiremeyen birinin işe aldığı yakını dolaysıyla ‘çalışkan, iyi adam olduğu’ bu memlekette kim soracak Güzel Sanatlar Fakültesi, yetmedi İlahiyat Fakültesi, Hanak, Damal ve Posof’a açılacağı söylenen Yüksek Okullar ne oldu diye?
Onca Avukatı, doktoru, eczacısı, siyasetçisi, meclis üyesi, mahalle, köy muhtarını olduğu bu kentte kim soracak bu memleketin sorunlarından kim, kimler sorumlu diye?..

**Gerçek gündeme dönmek gerekir..

Darbeye kalkışma olayını fırsat bilip, gerçek gündemi unutanların Ardahan şehir merkezinde ki yollar gibi onca sorunu unuttuklarını görülmekte..
Evet hepimizin büyük bir direnç gösterip, karşı çıktığı darbeyi unutmadan, yaşattığı tramvayı atlatmak için kolları hemen sıvayıp, gerçek gündeme dönülmesi gerektiğini yeniden hatırlatmak isterim..
Çünkü bu ülkenin bugün bunları yaşamasının altında yatanların en büyük sebeplerinin altında yatanın toplumun beklediği hizmetlerin bir türlü yapılmaması ve bu sorunları getirdiği birikimler olduğunu, başta dün başka şeyleri, bugün de darbeyi mana edip, işleri halı halı altına süpürenlerdir...
O zaman haydi lütfen bu ülkeyi baştan aşağıya yeniden yaratmak için önce şu bozuk yolları yaparak, toplanmayan çöpleri toplayarak işe başlayalım..
Evet, ‘zamanı mı?’ demeden hiç bir şey olmamış gibi bu ülkenin ana sorunları, bekleyen onca sıkıntılarını aşmak için gerçek gündeme dönüp, ekonomi, iyi bir yaşam için gerçek gündeme..

YAZALAR
Yazar Fakir


Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin


Facebook'ta Paylaş
SİTEMİZE REKLAM VERMEK İÇİN;
0. 535 418 32 58 NOLU TELEFONUMUZU ARAYABİLİRSİNİZ..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

Yazarlarımızı okuyor musunuz?

YAZIYORSAM SEBEBİ VAR
Elin oğlu anlıyor, ya bizimkiler..

Fakir Yılmaz Facebook'ta PaylaşTwittirda PaylaşBaşkanlığına geldikten sonra sivil toplum kuruluşunun yapması gerekeni yapan Ardahan Dernekler Federasyonun çıkışının birilerini bir hayli rahatsız ettiğinin farkında olduğumuzu daha önce bir kaç dile getirmiş, bu yönde yapılan saldırılara karşı diz çökmeyeceğimizi de anlatmıştık..
Çünkü benim başımda bulunduğum federasyon yönetimimin ince hesapları, gizli ajandasının olmadığı, tüm hesabının, başta İstanbul’da olmak üzere daha güçlü bir Ardahan ve güçlü Ardahan’ın içinde yer aldığı ülkemde daha çok söz sahibi olmaktır..
Tabi eğer izin verilir, başta, ‘Fakir Yılmaz oradaysa bize ekmek yok’ diyen, siyasi baronlar, Ardahan’ın adı üzerinde palazlananlar, paniklenenler olmak üzere önümüzde ki diaspora aşılabilirse..
Halbuki ARDA/FED yada bir başka ad ile Ardahan ve Ardahanlı güçlenirse kazananlar arasında bu diaspora da olacak..
Çünkü şu anki yerde sürünmeleri sona erecek, ayağa kalkacaklardır..
Ama gelin görün ki elin oğlunun anladığını bizimkiler dediklerimi bir türlü ARDA/FED’in yapmak istediğini, anlatmaya çalıştığını bir türlü anlamak istememekteler..
İşte bu nedenledir ki; İkide bi aynı konuyu Ardahanlılaa ve Ardahan kamuoyuna anlamaya çalışmaktayız..
Bizlere diz çöktürme hesabı yapanların yanı sıra bize benze diyenlerin çabasının boş iş olduğunu da buradan hemen söylemekte fayda var..
Çünkü bizim diz çökmeyeceğimizi gerek gazetecilik mesleğimizde yıllardır ortaya koyduğumuzu dirençte, gerekirse ARDA/FED’in yönetiminin bize olan inancından haberiniz yoksa sizde elin oğlunu gibi artık anlayın deriz..

**Karanlık günlere doğru giderken..

Başkan olmayı hedefine koyan ve bunun için ne gerekiyorsa yapan Erdoğan’ın eline aldığı ülke kumandasıyla oynarken beğenmediğini değiştirmeyip, toptan kararttığını İMC TV’den sonra Ülkücü camiaya hitap eden Bengü TV’de kapandı..
Toplumun yaşananları izlemekten ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın demekten öte bir şey yapmadığı şu günlerde art arda kapatılan televizyon kanallarıyla muhalif seste gün geçtikçe azalıyor, ortadan kayıp ediliyor.
İktidarın oluşturduğu havuz medyasının tüm gücü ile beyinleri yıkamaya devam ettiği bir süreci yaşayan ülkemde her an yapılacak denilen bir ara seçim de ve anayasa referandumunda mevcut iktidarında %52’ye yakın oy alabileceğinin bir tesadüf değil, başta başkanlık sistemi olmak üzere yeni bir süreçtir..
CHP’nin Anayasa görüşmelerinde çekilmesini çok umursamayan ve barış masasında ki tavrını ortaya koyarcasına, bu yönde ki bir soruya dalga geçercesine ‘CHP zaten masada çekilmemişmiydi?’ diye cevap veren Erdoğan’ın bu tavrıyla referandum planının adım adım hayata geçtiğini fark edemeyen muhalefette, muhalif medya e basının tek tek tek kapatılmasını çokta umursamadığını görmekten öteye gidemiyoruz..
Samanyolu, Gün , Bugün, İMC’den sonra Ülkücü kanada hitap eden Bengü TV’nin de karartıldığı şu günlerde güneyde ki çatışmalardan da artı haber alınamaz oldu..
Evet, muhalif medyanın tek tek karartıldığı şu günlerde önümüzde ki günlerin hiçte aydın olmadığını bir kez daha belirtmekte fayda var derken, ekonominin de her geçen günü sisli bir atmosferde gün geçtikçe önünü göremez hale geldiğini de söyleyebiliriz..

**Halka kim hesap soracak?

Her ülkenin tarihinde önemli zamanlar vardır. Sürekli gündemi değişen, daha bir olayı çözümleyemeden diğeriyle karşılaştığımız benim ülkem de ise öyle bir tarih var ki diğerlerinden açık ara sıyrılıyor durumda:

**7 HAZİRAN

Ülke 7 Haziran öncesi ve 7 Haziran sonrası diye ikiye boyutlandırılsa, aslında sizde benim ne demek istediğimi anlayacaksınız.
7 Haziran öncesi uzun bir zaman boyunca ülkede ne bir mermi atılmış, ne bir bomba patlamış, ne kimseyle savaşın eşiğine gelinmiş ve de şuan ki kaos vuku bulmuştur.
Siyasi hesaplara kurban götürülmek istenen ülkemiz ve yaşananları bir okadar sessiz izleyen halkımız öyle bir karanlık noktaya doğru gidiyor ki, bunu kestirmemek için benimde köyüm olan Harziyanın dağında taş olmamız gerek.
Rusya ile yaşanan kriz, komşularımızla ilişkilerimiz, dünya siyasetinde dikkate alınmamamız, güneyde yaşanan savaş, baskı, ötekileştirmeler öyle bir hal almış ki kimse ülkenin 5 yıl sonrasını düşünmek istemiyor.
İktidar ise yaşanan tüm bu gelişmeleri sanki ülkeyi 14 yıldır kendisi yönetmişyormuş gibi, diğer partilere ve örgütlerin suçuymuş gibi gösteriyor.
Gerçi öyle günler yaşıyoruz ki şu Ardahan’ın yollarının hesabını soramayan halktan, demokrasinin, hukukun, eşitsizliğin hesabını sormalarını beklemek ahmaklık olur. Yaşananların tek bir sorumlusu var ise o da bana kuzuların sessizliğini hatırlatan Toplumumuzdur.
Bakalım gün geldiğinde onlara hesabı kim soracak?

**Ya diğer gazeteciler?

Hükumet ve başkan Erdoğan’ı eleştiren, onların yaptıklarını yağlayıp, pullayıp, yayınlamayan gazete ve televizyonların ve çalışanlarının büyük bir baskı altında olduğu ülkemde iki gazeteci Anayasa Mahkemesinin verdiği karar ardından serbest kalmaları günlerdir tartışılıyor.
Son olarak; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 5 günlük Batı Afrika turu öncesinde Atatürk Havalimanı'nda gazetecilerin sorularını yanıtlarken "Ben Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar. Ama uymuyorum, saygı da duymuyorum." diyerek tepki koyduğu bu karara bende Erdoğan gibi olmasa da tepki koyuyorum..
Çünkü Erdoğan’ın iki gazetecinin serbest kalmasına neden olan AYM’nin taraf tuttuğunu düşünenlerin başında bende geliyorum.
Çünkü son olarak İMC’nin Türksat uydusunda çıkarılıp, karartıldığı ülkemde başta Kürt gazeteciler olmak üzere bir çok gazetecinin sadece düşündüğünü yazdığı için, yaşananları haber yaptığı için hapiste olduğunu ve onlar içinde AYM’ye başvuruda bulunduğunu bilen başında gelen bir gazeteciyim..
Kİ; Aynı AYM tank ve toplarla dövülen Güneydoğu’da insanlar bodrumda ölürken yapılan itirazları da ret ederek, taraf olmuştur..
Yani kısacası Ortadoğu’da ki ince hesapları için ABD’nin ve göçmen korkusu yaşayıp, AKP’nin savaş politikalarına göz yuman AB gibi AYM’nin de son 14 yıldır yaşananlara taraf olduğunu düşünüyorum..
Ve bu düşüncelerimi yazdığım için ‘ülkede bağımsız ve taraflı bir hukuk ile basın özgürlüğü olmadığından dolayı korkuyorum..
Ve Can Dündar ile Erdem Gül bırakılırken onca tutuklu gazeteci için ‘ya diğerleri?’ diyorum!

**KAI Keneleri..

Ardahan’dan gelip, İstanbul’da nasıl federasyon başkanı olur?’ diyenlerin ortaya koyduğumuz çalışmalar ile hala şokta çıkamayıp, beni değil, daha önce ki başkanlara yaptıkları gibi 60’a yakın derneğin üyesi olduğu İstanbul’da ki en büyük Ardahan stk’sı olan Ardahan Dernekler Federasyonunu yok saymaya devam ettiğinin farkındayım..
Bunların bu ülkede yaşanan onca acı ve göz yaşını, evlerinin önünde ki çöplerin günlerce toplanmadığını, araçlarının alt takımın alt üst eden bozuk yollarda insanların öldüğünü bile (Belediye başkanı, vali, kaymakam, hatta muhtar kızar diyerek) haber yapmaktan çekindiklerini de biliyorum.
Hatta aynı takımın gazeteci diye gezerken fotoğraf makinası taşımadıkları gibi cep telefonlarıyla çektikleri resimleri bile haber yapmayı beceremeyen, düşüncelerini bile köşe yazısına döküp anlatamadıklarını da biliyorum..
Ve bunların yıllardır batıda ki dernekleri, iş adamlarını sömürdüklerini de iyi biliyorum..
Ve en önemlisi gazeteci kimliğimle ortaya koyduğum performansın ardından Ardahan’dan gelip, yılardır ‘falan, başkan, filan derneğin, vakfın gecesi, muhteşem oldu’ diyerek sömürdükleri derneklerin çatısı altında toplandığı federasyona başkan olmam onları kıskançlıktan çatlattığını biliyorum.
Hatta filan iş adamının oğlunun sünneti 40 gün 40 gece sürdü diyenlerin ARDA/FED’i görmezden geldiğini ama benim korkumda da alenen eleştiride bulunamadıklarını, üstü kapalı mesajlarla yaptıklarımızı çürütmeye çalıştıklarınıda biliyorum..
Kim bunlar diye merak edecek olursanız onuda ben değil siz, bu yazıyı okuyanlar daha iyi bilirsiniz..
Çünkü bunların gazeteci değil, Ardahan’ın yanı sır Kars, Iğdır’ın yakasına yapışmış keneler olduğunu da biliyorsunuz..

**BİR ARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜ..

Yıllardır yaşanan iç çatışmalara karşın hala el ele, gönül gönüle verip, biz et tırnağız diyen toplumun fertlerinin arasına konulmak istenen uçurumunun dökülen toprak ve taşlarına rağmen halen yıkılmamasının ana nedeni bu ülkede yaşayan insanların bir arada yaşama kültürü ile yoğrulmalarıdır..
Bunun en güzel örneği bu ülke de yaşayan toplumların tüm haksızlık, hukuksuzluk, ayrım, gayrıma karşın, demokrasisi gelişmiş, insan hak ve hukukları gerçek anlamda kanunlarla korumaya alınmış, olan güzel bir ülkede yaşama mücadelesini bırakmayıp, el ele verdiği insanlarla yaşama arzudur..
Ekmeğinin paylaşan, şekerini birlikte tadan toplumların yaşadığı bu topraklarda birlikte yaşama arzusu içinde ki insanların onca haksızlık, hukuksuzluğa, hırsızlığa rağmen 'Buna da şükür' diyerek kendisini teslim almak isteyenlere karşı dik durarak sırt sırta verdiği insanlarca zaman zaman harçenlenmesine rağmen hala kardeşçe yaşanabileceğini ortaya koyması bu ülkenin en büyük değeri değilde nedir?
Evet, bu ülkede doymak için doğduğu toprakları terk edenlerin her geçen gün devleşen kentlerde bile bir birlerini bulma çabası, gayreti de bu ülkenin insanlarının birlikte yaşama kültürünü terk etmememelerindedir..
İşte bunun diğer bir örneği de Türk, Kürt, Alevi, Terekeme, Ahıskalı demeden 'Biz Ardahanlıyız' diyerek, İstanbul gibi dünyanın en büyük metropolün de bir araya gelme, siyasi, ticari, kültürel, sosyal güçlü bir toplum olma çabasıdır..
İşte bu nedenledir ki 'Ardahanlılar İstanbul'da buluşuyor' federasyon, dernekler aracılığıyla araya gelme heyecanı yaşanmaktadır..

**BAŞKAN ERDOĞAN..

Dün bir kez daha bakanlar kuruluna başkanlık eden Başkan Erdoğan’ın sistem değişmiştir söylemi de gün geçtikçe hayata geçiyor gibi..
Benim de tam destek verdiğim bu yönetim anlayışına direnenlerin ‘sistem elden gidiyor’ feryatlarına kaşın bildiğini yapan ve bana göre doğru yapan Başkan Erdoğan’ın saraya topladığı bakanlara 9 saat boyunca, 'direnin az kaldı' dediğini de tahmin ediyorum..
Mevcut sistemim bu ülke de gerçek iktidar olan bürokrasinin olduğunu bilen biri olarak ‘içeriği belli olmazsa’ da başkanlık söyleminde bir hayli korkmaktadır.
Çünkü sistemin değişmesi 75 yıldır bu ülke de gerçek iktidar olan ve halkın seçtiği vekilleri bile kendi lehlerine hazırladıkları kanun kararnameleri ile kandıran bürokrasi, iktidar elden gidiyor paniği içindedir.
Bu nedenle diyorum ki; ‘İçeriği belli olmazsa da’ başkanlık sisteminin içeriği açılarak bu ülkede bir an önce tartışılması ve hemen hayata geçilmesinden yanayım..
Çünkü bugün Başkan Erdoğan’a mal edilen bu sistemi yarın herkes kullanacak..

**Birlikte yaşamak..

Onca olaya karşın hala bilikte yaşamak isteyen toplumların tüm tahriklere karşın hala el ele verip, bir birini tutmaya çalıştığı bir başka ülke var mı bilmem..
Ve o ülkede yaşanan onca acıyı birlikte his eden insanları ikiye bölüp, kendilerine yakın olanı vatan sever, kendi düşüncesine katılmayanı hain ilan eden bir anlayışın hüküm sürdüğü bir yönetime karşın kardeşlik için direnen bir milletler topluluğu olan devlet var mı?
Kardeşliğin koparılmak istenen bir ülke de vatan, millet, sakarya edebiyatları ile, bayrağın altına girip, insanları tahrik edenlere kaşın hala bilikte yaşanılabilirden ısrar edenlerin çoğunluğunun gün geçtikçe azaldığını görmeyen gözlerin bu ülkenin geleceğinin altına dinamitler dizdiğinin farkındalar mı?
Bilemiyorum ama bu ülke de birlikte yaşamak isteyenle ile onları bir birinden ayırmak isteyenlerin direnişi ve savaşı olduğunu bilmekte fayda var..
Ve birlikte yaşamak isteyenlerin güneyden, Artvin’e uzanan direnişi daha da sıklaştırıp, tüm tahriklere karşı birlikte direnmelidir..

**Sıra Doğanın Anasında..

Ortaya çıkan onca kasetin arasında birisinde ‘Biz bu milletin anasını belleyeceğiz’ diyen müteahhidin saldırdığı Artvin ayakta..
Günlerdir doğalarını korumaya çalışan Artvinlilerin gün geçtikçe 2. Gezi’ye dönüşen haklı direnişi karşısında hala bir şey diyemeyen başkan başbakanı konuştururken, başbakanın da ‘Ya üstten değil, alttan delecek’ diyerek işi sessizce yoluna koymak istediğini görüyoruz..
Yani Kura nehrinin sularını nasıl tünel yolu ile alıp, Çoruh Nehrine akıtacaklarsa, Artvin’i ayağa kaldıran Cerattepe’yi de alttan deleceğiz diyor..
Yani, daha önce ‘Bu milletin anasını ..’ diyen müteahhidinin üstten değil, alttan doğanın anasına girecek diyor..
Evet sıra doğanın anasında denilecek Artvin’de ki gaz bulutları Cankurtaran tünelini aşıp, ülke geneline yayıldığı şu günlerde Güneydoğu’da gelen haberlerde anaları ağlatmaya, yüreklerini yakmaya devam ediyor, benim savaşa sürüklenmek istenen güzelim doğa analı ülkem..


**Örnek davranış..

Suriye’de ki savaşının ateşi çevresini yakmaya devam ettiği bir sıra da Ankara’da patlayan bomba ve Güneydoğu’da devam eden çatışmalar da yaşamlarını yitiren insanlara saygı çerçevesin de 23 Şubat etkinliğini 27 Şubat’a erteleyen Ardahan Dernekler Federasyonun bu ulvi davranışı toplumun büyük kes mi tarafından alkışlarken, küçükte olsa bir grubun da ince oyunlarını bir hayli bozmuşa benziyor..
Çünkü hükümetin yanı sıra bir çok derneğin iki gün içinde yaşanan onca olaylara, ölümlere karşın hayata normal devam ederlerken, son aylar da inanılmaz bir çıkış yakalayan ARDA/FED toplumsal duyarlılığı gözden kaçırmamış, gecesini 27 Şubat’a erteleyerek, duyaralı stk örneğini ilk kez ciddi anlamda ortaya koymuştur.
ARDA/FED’in bu örnek davranışı ve bu yönde ki mesajının da dikkatte alınıp, not etmesi gerekenlerin de duyarlılığın öyle içi boş vatan, millet, sakarya edebiyatları ile değil, samimi ve eylemini ortaya koymakla olduğunu da anlamalıdırlar..
Anlayıp, Ardahan ve ülke için el ele vermeleri gerekenlerin artık ARDA/FED’in bu yönetiminin altında buzağı aramadan hareket etmesi gerekir derim..

**Sıra Doğanın Anasında..

Ortaya çıkan onca kasetin arasında birisinde ‘Biz bu milletin anasını belleyeceğiz’ diyen müteahhidin saldırdığı Artvin ayakta..
Günlerdir doğalarını korumaya çalışan Artvinlilerin gün geçtikçe 2. Gezi’ye dönüşen haklı direnişi karşısında hala bir şey diyemeyen başkan başbakanı konuştururken, başbakanın da ‘Ya üstten değil, alttan delecek’ diyerek işi sessizce yoluna koymak istediğini görüyoruz..
Yani Kura nehrinin sularını nasıl tünel yolu ile alıp, Çoruh Nehrine akıtacaklarsa, Artvin’i ayağa kaldıran Cerattepe’yi de alttan deleceğiz diyor..
Yani, daha önce ‘Bu milletin anasını ..’ diyen müteahhidinin üstten değil, alttan doğanın anasına girecek diyor..
Evet sıra doğanın anasında denilecek Artvin’de ki gaz bulutları Cankurtaran tünelini aşıp, ülke geneline yayıldığı şu günlerde Güneydoğu’da gelen haberlerde anaları ağlatmaya, yüreklerini yakmaya devam ediyor, benim savaşa sürüklenmek istenen güzelim doğa analı ülkem..

**Bu ülke hepimizin..

Son olarak Ankara’da patlayan bomba ile onca insanın hayatını kayıp ettiği olayların nasıl olup, sonlanacağını anlayamadığımız şu günler de başta siyasiler olmak üzere birileri ortaya çıkıp, yüksek ses ile bu ülke hepimizin diyerek gerek savaş politikası izleyenleri, gerek ise savaşta nemalananları şiddetle kınanmalıdır..
Buna önderlik yapacak olanların başında gelen iste sivil toplum örgütleri, basın, sendikalar, muhalefet ve iktidardır..
Her patlayan kurşun, bombanın zaten kanayan yarayı iyiden iyiye kanattığı ülkede ortaya konulacak birlik berberlikle daha da yaşanması muhtemel saldırıların önünü keseceği gibi bu ülkede berber yaşamak isteyenlerin ortak gücünü de ortaya koyacaktır..
Evet BU ÜLKE HEPİMİZİN diyerek ben bir gazeteci olarak burada bir kez daha yüksek ses ile bağırıp, altını kanla değil kalemle çizerken, başta başkan olmaya çalışan ama bir hayli gergin olan cumhurbaşkanı olmak üzere herkesin barış dilini kullanıp, savaş yöntemlerini elinin tersi ile kenara itmelidir..
Haydi hep berber, birlikte BU ÜLKE HEPİMİZİN diyelim ve birlikte yaşadığımızı bir kez ortaya koymanın tam zamanı..

**Güreş minderleri çürüdü mü?

Şavşat’ta kar güreşleri yapılırken ve güreşçimiz Gürcü şampiyonu karlara gömerken benimde aklıma Çıldır’da çürüyen güreş minderleri geldi..
Kar Ardahan’da, Güreşçi Posof ve Çıldır’da, Koşuyucu Göle ve Damal’da, Futbolcu Hanak ve Hoçvan’da minderler de bodrumda çürüyor Çıldır’da..
Evet, amcasının 2 milyon dolar harcayıp, Goravel’e e yaptırdığı Zeki bayraktar isimli Ardahan/Çıldırlı güreşçi Zeki Bayraktar’ın Çıldır’a götürüp, bir salonda belki yeni Hamzalar yetiştirirm dediği o güreş minderleri ne oldu gerçekten?
Hamza Yerlikaya’ya hocalık eden, bir çok şampiyon yetiştiren Zeki Bayraktar’ın ‘Bana bir salon erin Çıldırlı güreş severleri ata, dede sporuna kavuşturacam’ dediği ve kendi imkanları ile Çıldır’a getirdiği güreş minderleri ne oldu?
Yoksa insanların topluca yakılarak öldürüldüğü ileri sürülen o bodrumlardan birinde çürütülüyor mu?
Kısacası Serhat Ardahan Spor’un futbol’da bir yere gidemediği Ardahanlı güreşçinin Şavşat’ta düzenlenen kar festivalinde Gürcü dünya şampiyonunu karlara gömdüğü bir sıra da o minderlere ne oldu?..

**Bodrumlardan Kaldırımlara..

Güney doğu da kentlerin top ve tanklarla dövüldüğü, insanların bodrumlar da öldürüldüğü bir sırada ülkenin başkentinde patlayan bomba işlerin gün geçtikçe daha da içinde çıkılmaz hale geldiğini bir kez daha ortaya koydu..
Ayladır insanların tank, top, keleş, kansaslarla öldürülüp, toprağa verildiği bir ülke de hala ülkeyi iyi yönetiyoruz diyenlerin de olduğunu görmemekle insanı öldüren diğer ciddi bir konu olarak karşımızda durmakta..
Eriyen karların cadde ve sokaklarını çamur suyu ile doldurduğu şu günlerde güneyden başlatıp, başkentte kadar uzanan kan gölü içinde ‘başarılıyız’ deyip, dünyaya kafa tutmaya kalkmanın bedelini suçu, günahı olmayan insanlara ödetmek ve en önemlisi bu güzelim ülkenin geleceği tehlikeye atmak ne kadar anlamlı bir yönetim anlayışı olabilir?
Bilemiyorum ama dün akşam Ardahan Dernekle Federasyonun da bir araya geldiğimiz, Ardahan, Van, Diyarbakır, Amasya, Siirt ve Bitlis Denekler Federasyonu başkan ve yöneticileri olarak bu ülkenin ne kadar birlik beraberliğe ihtiyaç duyduğunu bir kez daha anladım..
Çünkü bodrumlardan kaldırımlara kadar uzanan kanın hepimizi boğmaması için mutlak el ele verip, bilikte başa Kürt sorunu olmak üzere sorunları görüyorduk..

**Yalancı Savaş Gerçekleşirse..

İçeride yanmaya devam eden ateşi söndürmek yerine dışarıya doğru, sınır ötesine top ateşleri yaparak daha da alevlendiren hükumetin burada ki asıl hedefinin, küçük bir gaz ile hemen gaza gelen halkın milliyetçi duygularını kabartıp, kendilerini sorgulatmaktansa gündem değiştirip, gözleri başka yöne çevirmek olduğunu artık çocuklar bile anlıyor, hatta gülüyor..
Çünkü bugünlerde bir hayli seslendirmeye başlanan savaşın gerçek olmadığını, yalancı bir savaş olduğunu herkes iyi biliyor.
Dünyanın iki dev ülkesi ABD ve Rusya ve 60 yıldan fazladır bir türlü içine giremediği AB’nin izni olmaksızın iki Arap askeri ile Suriye’ye gireceğini söyleyen, bunu söylerken kendisinin bile inanmadığını bilen kamuoyu bu yalancı savaşın bir anda gerçeğe dönmesinden de korkmuyor değil..
Çünkü yalancılığın bir yere kadar gittiğini gerçeğin gelip, kapıya dayandığını hemen herkese yaşamıştır..
Ülkenin içe yaşadığı ciddi gelişmeler karşısında yorulduğunun farkında da olmayanların iktidar olduğu şu günlerde her an çıkabilecek ciddi bir savaş halinde yalanı kalacağımızı da her kes ama herke iyi bilmelidir..
Çünkü tarihe baktığınızda bu işlerin hiçte öyle şakaya gelecek yönlerinin olmadığını anlar, bu işin çözümünün Kürtlerle barışmaktan geçtiğini fark eder..

**Esenyurt Bunlardan Kurtulmalı..

Dikkat ediyor musunuz bilmem ama hepimizin bildiği ama nedense, belki de küçük çıkarlar ve günü birlik menfaatler dolaysıyla ses çıkarmadığı ciddi bir sorunda topluma kendini adam diye yutturup, topluma değil, hep kendisine yontan küçük bir grubun bu güzelim ilçede ki insanların önünde hep engel ve birer takos gibiler..
Yani, 'Kral Çıplak' diyemediğimiz bir ilçede yaşadığımızın fakındayız, farkında değilmişiz oyununu oynarken..
Evet, Esenyurt'un diğer önemli bir sorunu da budur..
Yani küçük bir grubun büyük toplunu sömürüp, söğüşlediğini kimse kimseye demiyor.. Yada cafe sohbetlerinde dedikodu yaparak azda olsa şarj oluyoruz..
Ancak birilerinin ortaya çıkıp, hem de yüksek ses ile 'Kral Çıplak' demesi gerektiğini sağa sola, arkaya, öne bakmadan kendimize sorup, 'Evet, Kral Çıplak' demesi gerekenin ben, sen, o..
Kimi belediyenin adını, makamını, kimi içi boş stk'ların, kimi mafyacık oyunu oynayarak, kimileri ise gerçekleri görmezden gelip, bir iki resmi gün ilanı için ağzını, gözünü, kulağını tıkarken Esenyurt'u adeta esir alanlarda rantlarına rant katmaya devam ediyorlar..
Aslında şu an başkan olan Necmi Kadıoğlu'dan, beşikteki bebeğe kadar herkesin iyi tanıdığı bu grubun dağıtılmasını tek yolu da sadece üç kelimeden geçiyor..
Yani birileri yüreklice ortaya çıkıp, 'Esenyurt Bunlardan Kurtulmalı' demeli..
Bakın ben dedim..
Ya sen bu yazıyı okuyan?..

**Kabul edin sarsıldınız..

Seksen Milletvekilinin nasıl olup, 40’a düştüğünü kendilerine sormayanlar gibi bizim Ardahan Dernekleri de kendilerine ve yaptıklarına bakmadan suçlu arıyorlar.. Çünkü gerçek anlam da mücadele edenler ile kendilerini karıştıran kimileri, ‘mecliste ben olayım da, gerisi önemli değil’ derken bizim dernekçilikte de, ‘bana başkan desinler, gerisi önemli değil’ anlayışı hüküm.. Evet, hükumetin zafer sayıp, bayraklar astığı Sur ve diğer yerlerde hendekler kapatırken, yüreklerde vede toplumlar arasında açtığı yaraların derinleştiği ve bunu saklamak için de yeni bir savaş senaryosu hazırlarken, bizim sözde dernekler de daha arkası gelecek olan bir iki harekette sarsılıp, şaşırmış haldeler..
Rus uçağının düşürülmesi gibi ne yapacağını şaşırıp, ülkeyi kapalı olarak gözü Ortadoğu bataklığına çekmek isteyenlerin gazıyla Suriye’ye girmek için hazırlıklar yaptığını gördüğümüz hükumetin bu telaşının altında yatanın gündemi değiştirmek olarak algılanırken, derneklerimiz ve başkan tayfaları da ARDA/FED’in beklenmedik çıkışı ile üzerilerinde ki ölü toprağını silkeleyip, ‘bizde iş yapıyoruz’ dercesine kazları hızla tüketmeye devam ediyorlar..
Halbuki; Hükümetin birde buzdolabına koyduğu ve indirmeyi düşünmediği görülen barış politikasını uygulaması halinde, deneklerinde ARDA/FED’in toplum nezdinde destek alan çıkışlarını örnek alıp, hareket etmeleri halinde güçlü bir ülke ve lobisi ciddi, üçlü bir Ardahan yaratmaz mı?.. Bilmem ama sanırım birileri bu dağınıklıktan vede dağılmışlıktan zarar görecek gibi. Görüyor da..

**Bu işler hava işi değil, gönül işi..

Gazetecilik mesleğim boyunca mücadelesini verdiğimiz güçlü bir Ardahan lobisinin oluşumu için yeni bir yolda yürüdüğümüz şu günlerde gazetecilikten sonra gerek Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak, gerekse çatısı altında bir araya gelen dernekler ile her geçen gün büyüyen Ardahan Dernekler Federasyonu olarak başlattığımız hareket gün geçtikçe amacına doğru hız almaya başlarken, birilerinin de bu yolda takoz olma görevini üstlendiğinde görmüyor değiliz..
Çakma oluşumlar ile yıllardır kendi siyasi ve ticari ilişkileri için evrilip, çevrilen dernekçiliğin nasıl yapılacağını ortaya konan çabalarımızı engellemek, her attığımız adıma çelme takmaya çalışanların korkulu rüyası olmamızın getirdiği bu boşa çırpınışları boşa çıkarmak için ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ isteyen, samimi olan Ardahanlılardan destek beklediğimizi burada bir kez daha anons ediyorum..
Çünkü bu işlerin öyle hava, civa işleri ile, ‘benim param var, ben yaparım’ demekle yada birilerinin önünde diz kırmakla, bize inat silik, toplum nezdinde ciddiye alınmayan girişimlerle, facebook, sanal ortam görüntülerle olmayacağını her Ardahanlıyım iyi bilmeli ve ARDA/FED’in İstanbul’da başlatmış olduğu hareketin iyice anlaşılıp, buna göre destek sunulmalı.. Çünkü birilerinin bu çıkışı, bu birlikteliğini engellemek için talimatlar yağdırdığını görüyoruz..

**İmkan olsa..

Güvendiği dağlara kar yağdı misali ABD ile de ters düştüğü görülen Başkan’ın, 20 Şubat’ta geceye hazırlanan benim gibi bugünlerde bir hayli gergin olduğu his ediyorum..
Esenyurt Ardahan tayfasını arkasına takıp, Ankara’ya giden ve bizimkilerini kapıda bırakıp, kendisi içeri giren Esenyurt’un Gümüşhaneli Belediye Başkanı ile verdiği pozda da bir hayli gergin olduğu görülen Başkan’ın terörist dediği PYD’ye tam destek çıkıp, 'Hayır onlarda Türkiye gibi bizim müttefikimizdir’ diyen Amerika’nın bu çıkışı karşısında dünyanın en güçlü (!) ülkesi ve ordusuna sahip Arabistan'la kol kola girip, Suriye’yi sunnileştirme operasyonu gün geçtikçe suya düştüğünü de gördüğümüz şu günlerde Kürtlerin direnişi karşısında da nasıl bir yol izleyeceğini de şaşırmış gibi..
Kürt sorununu ve Barış sürecini buzdolabına koyup, Güneydoğu’da ki ateşi yeniden yakan Başkan’ın ülkenin en önemli sorununu asker ve polise havale ettiği günden beri doğru dürüst uyumadığı için olacak ki benden beter bir hayli gergin olduğunu da tahmin ediyorum..
İmkan olsa şöyle bir saat kendisiyle görüşebilsem ve saraydan alıp, şöyle bir o çok özlediğim Ardahan karlarla örtülü dağlarına götürebilesem ve bu işin öyle sağda solda çözüm aramakla değil, bizzat Kürtlerle masaya oturup, 'gelin biz kardeşiz' demekle olacağını söyleyebilsem oda bende rahatlayacağız da..

**Bu Mücadele Hepimizin..

Her yıl ortalama 2 bin Ardahanlının göç etmeye devam ettiği İstanbul’da verdiğimiz ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ mücadelemizi anlamayan ve birilerinin büyük hesapları bozulmasın diye küçük rant hesapları uğrunda önümüzde engel olmaya çalışanlar bu mücadele hepimizindir..
Gelin, elinizi elimize verin, adımlarınızı adımlarımıza uydurun, arkada kalmadan yanımızda yer alın..
Yanımızda görünün ve hem sizin hem de Ardahan’ın İstanbul’da ki gücü artsın, büyüsün, bu büyük metropolde güçlü bir Ardahan lobisi olsun..
Olsun ki; Sizin o hep söylediğiniz, ama gerçekleşmesi için hiç bir şey yapmadığınız gibi yapmak isteyenlerin önüne engel olduğunuz o hepimizin özlemini çektiğimiz güçlü Ardahan lobisi aracılığıyla Ardahan ve Ardahanlının ekonomisine, sosyal hayatına yönelik enerjiye dönsün..
Dönsün ki; Ardahan’ı unutmaya başlayanlara, Ardahan’ı görmeyenlere cesaret versin, onlarında güçlü Ardahan lobisi için cesaretlenmesine sağlasın..
Bakın olmaz denilen o özlemini çektiğimiz Ardahan birlikteliği İstanbul’da, Bursa’da atılan adımla ile Ankara’da yeni federasyona, İstanbul’un 39 ilçesinde hatta İzmir’de Ardahan İl Derneklerine dönüşüyor.. KAI’ler tarihe gömülüyor, Kars dernekleri ortaya çıkarken Ardahan’ın üzerinde ki gölge kalkıyor..
Çünkü bu mücadele hepimizin..

**Korku İmparatorluğu her yerde..

14 Yıla yaklaşan iktidarı ile Milli İdareciler adını koyduğu kadroları ile rejimin tüm damarlarına sızan ve her geçen gün kök salan AKP iktidarının korku imparatorluğu havası yarattığını ileri sürenlerin hiç ama hiç kendilerine bakmadıklarını, federasyon başkanı olduktan sona daha net görmeye başladım..
Türkiye’de ki stk’ların, sendikaların büyük bölümün hala sol görünüşlü olanların elinde olduğunu da gördüğüm şu günlerde dernekçiliği kendilerine meslek edenlerin toplum üzerinde yarattığı korku imparatorluğu da AKP’nin korku imparatorluğundan aşağı kalmadığını da söylemek sanırım yanlış olmaz..

Çünkü ola ki küçük bir eleştiri yapman halinde bu toplumun üzerinde kendilerini gören ve dokunulmaz sananların civaklamaları öyle yüksek ki insanların susmasına, hatta geri çekilmesine neden olmakta..
Benim gazeteci olduğumu unutup, kendilerine benzememi bekleyenlerin dernekçilik alanında yaptığım çıkışlardan bi hayli rahatsız olup, elli kulp takıp, bir çokları gibi beni de korkutma çabaları nafile olsa da insanın aklına bir çok ‘Acaba?’ ları akıllara getirmiyor değil..
Evet, korku imparatorluğu ile iktidarlarını korumaya çalışanların başında Hoç/Fed’in başındakiler, Ardahan Derneği adını taşıyıp, birilerinin arka bahçesi olanların geldiği şu İstanbul’da insanın AKP’ye şükür etmesi geliyor..

**Kerimoğlu’ndan Reddi Ardahan..

Ardahan Damallı olan bugünün İstanbul Bakırköy İlçesinin Belediye Başkanı olan Dr. Bülent Kerimoğlu, ‘Ardahan ve Ardahanlılarla ilgili hiç bir sosyal aktiviteye, siyasal çalışmaya, ticari işle kendisinin aranmamasını istedi. Üstelik rica ediyorum’ dedi.
ARDA/FED Başkanı olarak mesaj attığım ve davet ettiğim Dr. Kerimoğlu bana dönerek aynen bunları dedi..
Bunlar ile yetinmeyen Kerimoğlu şöyle devam etti..
-Eğer Ardahanlılar benim Ardahanlı bir hemşehrileri olduğunu anlayıp, daha önce girdiğim seçimde İstanbul Esenyurt’ta belediye başkanı seçseydiler bugün tabiki onlara karşı bir soromluluğum olurdu..
Kerimoğlu’nun beni şoke den bu çıkışını, ‘Kerimoğlu’ndan Reddi Ardahan’ olarak değerlendirirken, aynı Kerimoğlu’nun ‘Beni Ardahan ile ilgili hiç bir etkinliğe, iş birliğine vede siyasi çalışmaya davet etmeyin kardeşim’ demesi düşündürücü, bir o kadar da iç acıtıcıdır..
Çünkü, ‘Beni Ardahan ile ilgili toplumsal bir şeye çağırmayın’ diyen aynı Kerimoğlu telefondaki bu açıklamasının ardından, ‘Bana bir doktor olarak ihtiyaç duyarsanız, şahsi bir ihtiyacınız olursa yardımcı olmaya çalışırım’ demesi de ayrı bir düşündürücü konu..
Kısacası bundan sonra Ardahan adına, Ardahan Damallı Dr. Kerimoğlu’nu bir daha aramayın.
Çünkü Kerimoğlu artık yok..

**Kirli Havuz Hükümeti Boğacak..

Bülent Arınç’ın çıkışı ardından yeniden gündemin birinci sayfasına taşınan Hükumet-Cemaat Kavgası Güneydoğu’da yaşananları gölgelemek amacını taşıdığını düşünürken, asıl tartışılması gerekenin kirli havuz da çıkarıldığı, yayınlandığı ileri sürülen gazete ve televizyonların hükumeti zorda bıraktığını ben görsem de sırtını bu kirli, hatta kan kokan basın e medya’ya eren hükumeti zorda bıraktığını belirtmek isterim.
AK Parti Ardahan Milletvekilinin bile uzak durmaya çalıştığı ve demeç bile ermekten kaçındığını düşündüğüm bu kirli havuzun attığı manşet ve yatığı yorumlarla başta Başkan Erdoğan’ı olmak üzere AK Parti Hükumetini boğacak hale getirdiğini de üzülerek izlemekteyim..
Çünkü bu basın ve medyanın derdinin hükumetin yada ülkenin güzel geleceği için olmadığını, asıl hesaplarının başta devletin resmi kurum ilan ve reklamları olmak üzere rantı götürürken, görülmemesini sağlamak olduğunu düşünüyorum..
Onca şehidin geldiği, insanların bodrumlarda ölüme terk edildiği güneyde ki olayları atıkları manşet ve gösterdiği görüntülerle saklayıp, çirkefleştiren bu kirli havuzdan bir an önce uzaklaşması gereken hükumetin yeniden bir cemaat kavgasına çekmek istemesi de bunun açık göstergesidir..
çünkü hükumet meşgul oldukça kirli havuz kanlı paralarla doluyor..

**Mutluluk pozları ve savaş..

Her geçen gün biraz daha şiddetlenen ve her an ülke geneline sıçrayabilir denen Güneydoğu’da ki amansız iç çatışmaların tüm hızıyla devam edip, İstanbul’a kadar sıçradığı şu günlerde dikkatimi çeken önemli bir noktaya sizlerinde dikkatini çekmek isterim..
Gerçi bu dikkat çekişlerimizi sık sık dile getirsekte, tepki alsakta kimin umurunda ki..
Neyse ben yine de görevimi, gazeteciliğimi yerine getirip, ‘dikkat’ demeye devam edeceğim..
‘Efendim, Güneydoğu’da çatışmalar var, başta gazeteciler olmak üzere, stk’lar, aydınlar, HDP ve PKK’nın için de bizzat olmayan Kürtlerin umurun da değil’ diyerek kendilerini, Kürt’ten öte daha Kürt, yetmedi en büyük devrimci sayanlar ve benimde için de bulunduğu grubu hain, iş birlikçi diye lanse edenlerin sanal ortamda ki sayfalarına baktığımız da, bu ülkede hiçte çatışma, ölüm, göz yaşı olmadığını, o sayfalarda verilen pozlarla her şeyin güllük gülistanlık olduğunu görmekteyim..
Dikkatimi çeken bu durum karşı tarafta, yani klavye şövalyeliği, yaparak, ‘Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez, Kahrolsun PKK’ naraları atıp, bunlar yetmezmiş gibi Türkmenler, Ahıskalılar, Uygurlar üzerinden Türkçülük yapanların sayfalarında da aynı poz ve durumlar var.
Peki İstanbul ve diğer batı kentlerine pala bıyık bırakıp, bıyıkları çeneye uzatan beyler bu ne iş?..

**Sen başkansın, sen de görme!

Dernekçiliğin yerlerde süründüğü bir süreçte beklenmedik bir anda nur topu misali kucağımda bulduğum Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanlığım sırasında paçama yapışan onca bataklık canavarlarını aşmaya çalıştığım bir sırada bazı dostlarımda bana zarar gelir düşüncesiyle gazetecilikte kullandığım kalemi azda olsa eğmemi tavsiye ediyorlar..
Neymiş efendim, ben artık başkanmışım, düşüncelerimi, yazılarımı ele alırken biraz frene basmam gerekiyormuş..
Evet yani açıkça söylenmese de başta insanların öldürüldüğü, ev ve iş yerlerinin harabeye çevrildiği, ambulanslar ve çocukların savaş ortamı varmış gibi cadde ve sokaklarda beyaz bayraklar ile dolaşmaya çalıştığı, her gün şehit haberlerinin geldiği Güneydoğu’da ki olaylara bakışım olmak üzere siyasilere, idarecilere yönelik olarak ele aldığım yazılarımı, haberlerimi yontmam gerekiyormuş..
Yani başkanım ya..

Fakir Yılmaz’ın gömleğini çıkarıp, mevcut sisteme ayak uyduran başkanlardan olmam gerekiyormuş.. Başkansan, hatta birileri gibi gazeteciysen her şeyi güllük, gülistanlık görmem, gerekiyormuş..
Bu dostça tavsiyeleri verenlerin art niyetli olmadığını bilsem de benim de Fakir Yılmaz olduğumu herkesin unutmamasını istemekte benim hakkım değil mi?..

**Dernek değil, STK olun..

Seçimden seçime değerlenen, kış geceleri kaz geceleri ile çal oynasın, vur duysun, yazında kışın büyüyen göbekleri eritmek için festivallere gelip, gözlerine taktıkları güneş gözlükleri ile poz verip, memleket kurtaran derneklerimizin bugünlerde bir hayli hareketli olduklarına şahit olmaktayız..
Gerçi, bu hareketlerin hala gerçek anlamda bir dönüşü olmayan etkinlikler olsa da insana bunada şükür dedirtmektedir..
Evet, dernek denilince seçimden seçime birilerinin siyasette kullanmadığı, ‘Başkan hele falan partinin genel merkezine bir faks yap, üzerinede yaz ki ‘Falan adam aday gösterilmezse siz seçimi kazanamazsınız’ demeyen, toplumun ana sorunları ile ilgilenen, ciddi ciddi lobi çalışmaları yapan stk’lar akla gelmeli..
İşte bakın Göle Belediyesinin bile İstanbul’da ki sarsıntının ardından dernekleri hatırlayıp, ciddiye almaya başladığı Göle’de ki stk’lar ve diğerleri ‘evet bizim asıl işimiz dernekçilik değil, sivil toplum kuruluşuyuz’ demelidirler.
Bir köy muhtarının bakanı arayıp, Göl’nin sorununu gündeme getirdiği gibi stk’larımızda sorunlar masaya yatıracak, yöneticiler ile birlikte ele alacak, çözümü için uğrlacak birer ciddi kurum olmalıdırlar..
Ve en önemlisi ‘sizler olmasanızda olur’ diyen ve dernekleri yok sayanları yeri geldiğinde yok sayacak, dik duracak Ardahan’ın stk’larına ihtiyaç duymaktayız..
Çünkü derneklerin buna yani stk olmaya çok ama çok ihtiyaçları var..

**Ailem ve Mesleğimden Özür Diliyorum..

İstanbul gibi dev bir metropol de yoğun bir tempo için de koştururken unuttuklarımın başında gelen, ailem ve mesleğim olan gazeteciliğim olması beni çok üzüyor..
Gerçi, Ardahan gibi bir yerde ikisi günlük olmak üzere 5 gazete çıkarmış, ulusal bir çok gazete ve tv’ye haberi manşet etmiş, 4 internet siteyi güncelleyen, twitter, facebook paylaşımları yapan, okurlarına sıkça mesaj atan, siyaset yapmış, köyleri en az 2-3 kez dolaşmış, Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığına devam eden bir insan olarak yoğun tempoya alışkın olsam da, İstanbul’da yüklendiğim Ardahan Dernekler Genel Başkanlığı işin tuzun biberi oldu gibi.. Ve önce özlediğim ailemi sonra da gazetecilik mesleğimi daha da unutturdu gibi..
Her ne kadar Ardahan’da olmasam da yaşanan her haberlik olayı yine de ilk yayınlayan, sitesini her gün güncelleyen, manşetleri ile gündem oluşturan biri olarak dün yaşadığım bir olay beni çok ama çok üzdü..
Çünkü Ardahan’ın da tanıtıldığı EMITT’e Ardahan standını ziyaret ederek ayağımıza kadar gelen Kültür ve Turzim Bakanına, ‘Sayın bakan bizim Ardahan’da 20 yıldır İl Kültür Müdürü niye yok?’ diye sormayı unutuğum için şu an bile kendi kendimi yiyor ve bu nedenle; ‘İstanbul’da Güçlü Bir Ardahan Lobisi Oluşturma Sevdası’ içinde aksattığım ailemden, sonra da soru sormam gereken mesleğim, gazetecilikten özür diliyorum..

**Herkes ayrı tel çalarsa..

Güçlü bir Ardahan birlikteliği için çabaların yoğunlaştığı şu günlerde bu birliktelikten korkanların ellerinde tuttukları maşaları hemen, hem de panik içinde hızla harekete geçirdiklerini görüyoruz..
Yıllarca parçalanmış bir Ardahan topluluğundan faydalanıp, 3-4 oyu olmayanın belediye başkanı, belediye meclis üyesi, muhtar ve sonradan yetme iş adamı olduğu bir İstanbul’da Ardahan Dernekler Federasyonu olarak mutlak bir Ardahan birlikteliğine olan inancımızla bunlara karşı direnç gösterirken, bu kez yanınızda gördüğünüz, bizlerle aynı düşündüğünü sandığınız Ardahanlı siyasilerinden, stk’larından şut geldiğini görmekteyiz..
Ki bunu gören bürokratlarda, ‘şimdilik’ güçlü olan tarafta yer alıp, oluşturulmak istenen güçlü Ardahan birlikteliğine katkı sunmaktan çekinip, geri durduğuna da şahit olmaktayız..
Örnek mi?
Bir zamanlar yapılmayan, bizlerin diretmesiyle son yıllarda stant açılarak Ardahan’ı tanıtmak için ortaya konulan çaba olan EMITT fuarının her yıl yapılan açılışı öncesinde görmekteyiz..
Güçleri yanına alarak, onları paydaş yapması gerekenlerin adeta, ‘Siz olmasanız da olur’ diyerek hareket etmesi, o her Ardahanlının dediği ama niye gerçekleşmediğini hiç düşünmediği ‘Güçlü bir Ardahan lobisi’ geciktirmekte..
Yani herkes ayrı tel çalmakla bu işin olmayacağını her Ardahanlı iyi bilmeli ve kulağına küpe etmelidir..
Yoksa kayıp eden Ardahan olur..

**Öz yönetime doğru..

Cumhurbaşkanı olduktan sonra resmi olmasa da artık başkan dediğim Recep Tayyip Erdoğan’ın dillendirdiği başkanlık sisteminin Özal döneminde de yoğun ama çatışmasız bir ortamda yapıldığını unutanlar bugün insanların ölmesine, kentlerin yıkılmasına ses çıkarmamaları gerçekten acı verici bir durum.. Gerçi Özal ve Çiller dönemlerinde de bugün ki gibi kentler olmazsa da köyler boşaltılıp, harabeye çevrildiğini de unutmamak gerekir ya neyse biz asıl konumuza, Öz yönetime dönelim.. Buzdolabına kaldırıldığı ileri sürülen Barış Süreci gibi getirilmek istenen başkanlık sisteminin içinde neler olduğunu topluma anlatamayan başkan Erdoğan’ın isteği ile PKK’nın istediği öz yönetim arasında ki farkı kimse anlamıyor, anlatamıyor..
Evet, Ardahan gibi kent merkezlerinin nüfusu 50 binin altında olan yerlerde o kentlerde doğmuş insanların idareci olabileceğine kapı açan, büyükşehirleri çoğaltıp, bir merkeze bağlayan, raflarda duran bütün şehirler yasasını bir türlü yasallaştırmayan AK Parti ve onun kurucu başkanı Cumhurbaşkanı başkanlık isterken, başkanlığın sözlükteki anlamında içinde öz yönetimin de bulunduğunu ve oraya doğu gidildiğini niye kimse anlamıyor, anlatamıyor ve insanların ölmesini seyrediyor, hala anlamış değilim..

**Siyasileri Ziyaret..

Federasyon başkanlığına geldikten sonra yerlerde sürünen dernekçiliği bir nebze olsun ayağa kaldırma çabası için verdiğim mücadelenin başında Ardahan’ın, Ardahanlıların bir arada, tek yumruk olduğunu başta siyasilere olmak üzer tüm kamuoyuna anlatmak gelmektedir..
Bu çerçevede İstanbul’un ilçelerinde ki ziyaret ettiğim ve Ardahan, Ardahan Dernekler Federasyonu dediğimizde, ‘Orası neresi?’ cevabı ile karşılaştığım İstanbul’da ki siyasi parti temsilcilerine ilk önce Ardahan’ın nerede olduğunu ve siyasette, siyasilerden ne beklediğini anlatmaya çalışıyorum..
Bu çerçevede bugüne kadar ziyaret ettiğim Esenyurt, Beykoz ve Sarıyer ilçelerinde ilk kez bir şey yaparken, bu bir şeyin ne kadar önemli olduğuna da, birlikte bu ziyaretleri gerçekleştirdiklerimle birlikte şahit oluyoruz.
Çünkü her ziyaretimiz de karşımızda duran siyasi parti temsilcilerinin ya Karadenizli yada Güneydoğulu olduğuna şahit olmaktayız..
Yani bu önemli ziyaretlerimizde ekonomide olduğu gibi siyasette de Karadenizliler ve Güneydoğuluların İstanbul’da da bir arada durduklarını görüyor, şahit oluyoruz..
Çünkü gittiğimiz bir çok siyasi partide Karadeniz ve Güneydoğulu idarecile gördük.. Anlayacağınız biz Ardahanlılar bir birimiz yemektense bu iki noktaya da önem vermeliyiz..

**Kamer Genç..

Gerek bir gazeteci olarak, gerek ise sade bir vatandaş olarak yakından takip ettiğim siyasilerin başında gelen Kamer Genç’in ölümü ardından yapılan tartışmaları izlerken benim kendisiyle TBMM’sinde karşılaştığım anımı hatırladım..
TBMM’sinde karşılaşıp, merhaba için elini tutarken, ‘Sayın Genç sizi takip eden bir gazeteci olarak başta Güney’de ki çatışmalar olmak üzere bunca soruna neden çare bulamıyorsunuz?’ diye sormuştum.
Bu soruma kızan ve elimden tutup beni büyük pencereli meclisin arka kısmını gösteren tarafa çekerek, ‘Bak camdan dışarıya görüyor musun meclise hiç bir sual sorulmadan giren şu siyah arabaları görüyor musun. İşte o siyah arabalarla her gün meclise gelen ve kimlerle görüştüğü bir türlü anlaşılmayanlar bu ülkenin gündemini belirleyenlerdir. Bizim burada olmamız çokta fark etmiyor’ derken camdan baktığım araçların çoğunun Amerikan plakalı olduğunu görüyordum.. İlk etapta anlamadığı sonrada yapılan uzun uzun açıklama adından anladığım Kamer Genç’in kendi çapında verdiği mücadeleyi hep takdir edenlerin başında geldim..
Çünkü kendisinin de içinde bulunduğu CHP’yi bir türlü solcu yapamayan Kamer Genç’i bizlerinde bir gün gideceği ahirete yolcu ederken, yaşamı solcu olmaya gayreti içinde birini kayıp etmenin üzüntüsünü yaşadım değil..

**Ardahan’da Eğitim..

Son yıllarda durumu iyiden iyiye kötüye gittiği ileri sürülen eğitim/öğretim bir kez daha ara verdi..
25 Bini Ardahan’da olmak üzere bir çok öğrencinin birinci yarı yıl tatiline girdiği şu günlerde kimsenin sormadığı bir soruyu yine ben sorsam kızan olmaz demi?
Bilmem ama iki vekilimizin de dış işlerinden boşanıp, bu önemli konuda çokta muhatap olmak istemedikleri o soruya cevap verecek bir baba yiğit bulmakta zor desem yine kızan olacak ama ben sormaya kararlıyım..
Çünkü iktidar partisi vekilimizin onca görevi arasında TBMM’si Eğitim Komisyonu Üyeliği olduğunu da hatırlar gibiyim..
Neyse çok uzatmadan sorumu sorup, 2015/2016 Eğitim/Öğretim Sezonunun 1. Yarısını geride bırakan Ardahan’da ki eğitim 81 Vilayet içinde acaba kaçıncı sırada? Bilmem ama bir çok olay ardından alınan yayın yasağı gibi bu konuda da kimseden bilgi alamıyoruz..
0.535.418 32 58-fakiryilmaz323@hotmail.com


Yazarlarımızı okuyor musunuz?

KADINCA/Selmi Yılmaz
Bir kelime ölümlere son verir..

Ardahan Haberi Facebook'ta PaylaşTwittirda PaylaşSon olarak Ankara ve Diyarbakır gelen ölüm haberleri ile yeniden sarsılan ülkemin idarecileri hala bir suçlu arıyor.
Ve savaş dilini kullanmaya devam ediyor..
Halbuki; Sadece bir kelime, bir söz bu ölümleri durduracak ve acıları sona erdirecek..
O da BARIŞ kelimesidir..
Buzluğa konulduğu söylenen süreci o kanlı buzdolabından alıp yeniden masaya koymaktır..
Çok kolay, çok basit olan bunu yapacakta bellidir..
Ölümlere son verecek bu adımı atmak için bizlere ne düşüyorsa hazırız..
Yeter ki ölümler dursun..
Yürekler dağlanmasın..
Gelin hep birlikte o kelimeyi, BARIŞ’ı bağıralım..
BARIŞŞŞŞŞŞŞŞŞŞ diyelim..
Sürece dönün diyelim..
Durdurun bu ölümleri diyelim..
Ve lütfen değil, kamuoyu olarak barış için Ankara’da toplanalım..
Korkmadan, yüreklice, hep birlikte sadece BARIŞ diye bağıralım..

**Savaş varrrrr...

'Savaş’a Hayır' seslerinin duyulmadığı bir süreçte bir çok insanın ölümüne neden olan savaşa hala çatışma demek ne kadar mantıklı?
Bilemiyorum adeta bir savaşın yaşandığı ülkemde hala savaş yok demek ne kadar anlamlı anlayamıyorum..
Evet bu ülkede bir savaş var ve aynı ülke birde dışarı da savaşa girmek istiyor..
Ve toplum onca kara habere rağmen hala sanki bir şey yokmuş gibi davanıyor..
Ve onca ölümle yaşanıken birileri hala daha çok diyor..
Ve kimse korkudan bu ülke de savaş var diyemiyor..
Ama bir savaşta ölecek kadar insan ölüyor, şehirler, kentler bombalanıyor, toplar, tanklar, füzeler patlıyor..
Savaş olmadığını kim diyebilir?..
Bilemiyorum ama bu ülkede hiç bir gün kara haber alınmadan geçilmiyor ki..
Ve bu ülkede savaş yok, çatışma var deniniyor hala..
Herkes susmuş, herkes vağ, vağ demekten öte bir şey yapmıyor..
Ve son olarak daha iyi bir yaşam diyerek Ardahan’dan göç eden onca insanın arasında bulunan Değirmenli köylü hemşehrimizin oğlu da bu savaş’a mı, çatışmaya mı?kurban gidiyor..

**KAR SPORLARI..

Kentlerin tanıtımı için milyon dolarların harcandığı bir dünya da Allah'ın bir nimeti olan kardan para kazanmayan bir Ardahan’a, Ardahanlıya ne demek gerekir?..
Bilmem ama iş yok diyerek saat 15.00’da dükkan kapatan Ardahan Küçük Sanayi Sitesinde ki marangozların teneke sobacılar gibi kışları kızak yapıp satmadığı bir Ardahan’ın karşımızda olduğunu hepimiz biliyoruz..
Bir çok ülkenin kar turizmi ile ekonomilerini ayakta tuttuğu şu dünyada Kar yağar, Ardahanlı camdan bakar şiirini okumamak elden değil..
Çünkü, ‘Belediyeden kar temizliği’, ‘Kr yolları kapattı’ başlıklı haberler dışında karların kar getireceğini düşünmeyen, yazmayan, anlatmayan bir anlayışın hüküm sürdüğü Ardahan’da, Ardahanlı olupta yaz tatillerini olduğu gibi kış tatillerini de diğer kayak merkezlerinde geçirenlerin olduğunu da biliyoruz..
Halbuki kayak tesisi, dağ oteli olan bir Ardahan’ın neden kardan para kazanmadığını soran o kadar Ardahanlı var ki, sayılarını yazsak Kısır Dağında ki karlar kadar yüksek bir lise çıkar..
Evet ya gerekten biz Ardahanlılar kardan neden para kazanmayıp, kar yağar bardan bara deriz..

**Üniversitede kurtaramadı..

Köylerin ardından kent merkezlerinin de devam eden göç dolaysıyla boşalmaya devam ettiği Ardahan’ın Posof ilçesinde açılmaya hazırlanan ve gelecek yıldan itibaren öğrenci almaya başlayacağı belirtilen Posof Meslek Yüksek Okulunun hazırlıkları devam ediyor..
Son seçimler öncesi bir iki oy fazla almak için tabelası al acele asılan Posof MYO’nun gelecek yıldan itibaren öğrenci alıp, nüfusu arttıracağı yönünde ki açıklamaları gördükçe Çıldır’da açılıp, öğrenci yurdu bir türlü bitirilmeyen Çıldır MYO ve bir ana okul kadar öğrencisi olmayan Göle MYO ve 1992 yılında 176 bin nüfusla yeniden vilayet edilen ve bugün nüfusu 100 binin altına düşen Ardahan Üniversitesi gözümün önüne geldi..
Yani yaşlılara kaldığı için yeni bebeklerin doğrulamadığı Posof’u kurtarıp, nüfusunu arttıracağı belirtilen Posof Meslek Yüksek Okulunun yen tabelasının altında fotoğraf çekenlerin bile inanmadığı hayali bir nüfus artışında bahsedilen Ardahan’ın boşalmasını nüfus artışı sağlayacak denilen Ardahan Üniversitesi de sağlamadı desem şimdi yine birileri bana ve bizlere ‘Moral Bozuyorsunuz’ diyerek kızacak.
Ama gerçekleri de bilmek gerek..

**3., 10. vekil..

Başbakanın partisinin milletvekili olmayan illere vekil tayin edip, o illerin sorunlarıyla da ilgileneceğini ima eden açıklamasını hatırlıyorsunuzdur..
İyi niyetle atılmış olduğuna inandığım bu adımın birde milletvekili olupta, onca çözüm bekleyen sorunlarının bir türlü çözülmediği iller içinde atılması gerekliliğine inananlardanım..
Bu inancım mevcut vekilin yetersizliğinden değil, aynı vekilin de şikayetçi olduğu Ankara’da ki bürokratik imparatorluğu ile mücadele edecek bir değil, en az 10 vekilin şart olmasındandır..
Evet, Ardahan’ın mevcut vekillerinin de dert yandığı Ankara bürokrasisinin bir türlü aşılamadığı ülkemin bir çok yerinde olduğu gibi Ardahan’da zorda..
MHK’yı Ardahan’da toplayacağını belirtip, bu yönde çalışmalar başlattığını da öğrendiğimiz CHP’li vekilin gibi AKP’li vekilin danışmanlarını da bu sorunlara ve engellere eklerseniz siz o zaman görün ki bir vekil değil, 10 vekilin bile var olan sorunların çözümü için yeterli gelmediğidir..
Sonuç.; Ardahan’ın her geçen gün eriyip, ilçe olma yolunda yol aldığını görmek bizim bu yönde ki sitemlerimizin fazla değil çok az olduğunu da kabuL eder ve buna göre adım atarsınız..

**Ardahanlı Ünlüler..

Adam devletin en üst makamlarına kadar çıktıktan sonra unuttuğu Ardahan’ı, Ardahan'lıyı tanımazdan gelir, ama anasının, babasının cenazesini kaldırınca da Ardahanlılardan yarım ve sevap bekler..
Adam paralanıp, pullanır, Ardahan’ı ve Ardahanlıyı aşağılarken onu oraya taşıyanın Ardahan ve Ardahanlı olduğunu unutuverir..
Adam adam olunca adamlığını unuttuğu gibi Ardahan ve Ardahanlıyı unutur..
Kader mi bilinmez ama Ardahan’ın şansıda bu sanırım..
Ve en önemlisi bu adamlar emekli olunca, yalanız kalınca kendilerinin Ardahanlı olduğunu hatırlar ve gelip, Ardahan adına koşturanların baş masalarına oturuverirler..
Ve adam kendini adam olarak sahiplenilmesini ister, hatta vekil edilmesini, belediye başkanı, meclis üyesi edilmesini beklerler..
Ardahanlı ünlüler adını koyduğumuz bu şahsiyetlerin en sonuncusu da ‘Kardeşim beni arayıp, sormayın, beni sevseydiniz Esenyurt’ta belediye başkanı yapardınız’ diyen doktor oldu..
İstanbul’un elit ilçelerinde olan Bakırköy’de başkan dediğimiz ve halende sevdiğimiz bu Ardahanlının bu davranışı karşısında şoke olurken, kendisinin bu davranışının nedenlerinin sebebine de bakmak gerekir diye düşünüyorum..
Çünkü Ardahanlıyım deyip, Ardahanlıya sahip çıkmayan bir toplumunda olduğunu bilmek ve bu konuda da bir şeyler yapmak gerekir. İstanbul’da kanayan diğer bir yarada Ardahanlıyım deyip, bir birine sahip çıkmayan Ardahanlılar sorunudur..

**Kanlı para ve rüşvet..

Başta Suriye’den olmak üzere Ortadoğu bataklığından kaçıp, Avrupa’ya sığınmak isteyenlerin Türkiye’de tutulması için iktidara para ve güneyde ki operasyonlara sessiz kalmakla rüşvet veren AB iktidarlarının gerek Ortadoğu’da, gerek ise Türkiye’de yaşanan katliamlara ortak olduğu bir kez daha kanıtlanmış oldu.
Ardahan’ın da göç ettiği şu günlerde yıllardır yaşanan çatışmalardan kaçan insanların gelip, huzurlarını bozmaması için para ve katliamlara karşı sessiz kalmak şartıyla TÜrkiye’ye para veren Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerin tüm dünya da olduğu gibi bu bölgede patlayan silahların sahibi olması ise ayrı bir acı olay..
AB’nin bu iki yüzlü politikası karşısında ülkenin iktidarının para ve güneyde ki operasyonlar karşılığında sessiz kalması karşılığında aldığı paraya ne demek gerek..
Kanlı Nigar mı?, Yoksa Kanlı para mı? desek..
Bilmem ama gerek AB’nin gerek ise ülkenin iktidarı akan kanı ekonomi adı altında kapatma girişimi olarakta değerlendirilebilecek şu günlerde yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya olan ülkenin içinde de göç hızla devam ediyor..
Ortadoğu’dan batıya, Doğu’dan ise batıya devam eden göçün nasıl bir sonuçla, kimi hangi iktidarı boğacağını merak ederken, umut yolculuğunda denizlerde boğulan onca çocuk, patlayan onca mermi ile ölen insanların hesabının ne zaman, kime sorulacağı da bilinmez kara, kanlı paralar yüzünden..

**Ardahan’ın Önderleri..

Son günlerde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar ile görüşen Ardahan önderlerinin Ardahan’ın hangi sorunlarını üste taşıdıklarını, hangilerinin çözümünde söz aldıklarını merak etmiyor değiliz..
Önce muhtarlara, ardından Göle kaymakamına, sonra milletvekilline, daha sonrada başbakan ile yakışıklı pozlar veren ATSO ve ESOBB Başkanların bu yönde bir sorsak acaba bir cevap verirler mi?
Bilmem ama belki de AK Partili kabul eden Ardahanlı Cumhurbaşkanı Başdanışmanlarından Yalçın Topçu’ya bir şeyler aktarmış ve bu bir şeylerin yani sorunların çözümü içn destek sözü alınmıştır..
Evet sayın önderler!
Bu kadar önemli ziyaretler yaparken şu an karlar altında bulunan, köylerinin yolları kapalı olan, hayvancılığı zorda bulunan, esnafın kepenk üzerine kepenk kapattığı şu günlerde ziyaretler de bulunduğunuz üste ne dediniz, ne cevaplar aldınız?
Açıklar mısınız, der misiniz, söyler misiniz bilmem ama ‘Falan filanla görüştü, şunu dedi’ diyebilir miyiz?
Yoksa onlar konuştu, siz sadece dinleyip sadece alkışladınız mı?
Haydi söyleyin, basın açıklaması yapın, o görüşmelerde neler konuşuldu?
Hangi sorunlar masaya yatırıldı?
Göç mü, işsizlik mi, gümrük kapıları mı, yıllardır bitmeyen şehirler ve uluslar arası yollar mı konuşulup, tartışıldı..
Ne konuştunuz sayın önderler?

**Ardahan’ı tanıtmak..

Göreve geldikten hemen sonra KAI’denen Ardahan üzerinde ki kara bulundu dağıtan Ardahan Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Fakir Yılmaz dünyanın dev metropollerinden olan İstanbul’da ilk ciddi sınavlarını tek tek aşmaya çalıştığı şu günlerde gözler 20 Şubat’ta İstanbul’da, 23 Şubat’ta Ardahan’da yapılacak olan kurtuluş gecelerine dönmüş durumda..
Önemli günleri en iyi şekilde değerlendirip, Ardahan’ın tanıtımına dönüştürülmesi için her Ardahanlıyım diyenin bu tür güzel etkinliklere katkı sunmasını beklediğimiz şu zaman da İstanbul Barcello Otel’de düzenlenecek olan gecenin önemi de artmakta.
Başta siyasilerimiz, yerel idarecilerimiz olmak üzere ARDA/FED’in çatısı altında toplanan derneklerimizin el atması gerektiğine inandığımız bu gece ardından İstanbul’dan Ardahan’a kaldırılacak olan uçağın önemi de bir kat daha artmakta..
Çünkü havaalanı olmayan Ardahan’a bu sloganla gelmek çok önemli, bir o kadar da dikkat çekicidir.
Evet, ülkemin serhat kenti, sınır şehri, güzelim Ardahan’ı en iyi şekilde tanıtmak için ortaya konulan samimi çabaların kişiler arasında yaşanan irili ufaklı gerginlikler kenara bırakılarak önce Ardahan denilmesi yönünde çabaların ortaya konulmasından yana olan bir gazeteci olarak Ardahan’ın tanıtılmasında büyük rol oynayan her konuda el ele verip, birlikte hareket etmenin mutlak faydasının olacağına inanmak, samimi olmak gerekir derim..

**Hesap verme kültürü..

7 Haziran Genel Seçimlerinin sonuçlarını beğenmeyip, 1 Kasım seçimlerini yaptıranların Ardahan’a hediye ettiği siyasiler Ardahan’ın sorunlarından ziyade dünyanın sorunları ile ilgilendikleri bir sırada gazetemize gelen iki esnaf Yaşar Daşdemir’in İl başkanlığına vekillik ettiği sırada aday olan ve biri seçilip, vekil, yetmedi CHP Genel Başkan Yardımcılığına yükseldiği CHP’nin borcu dolaysıyla icralık olduğunu söylüyordu.
Haberi yapmadan önce Gazeteci Fakir Yılmaz aracılığı ile konunun muhatabı olanları arattırıp, karşı savunmalarını almak istediklerimizin diğer partinin vekili gibi telefonlara cevap vermemesi üzerine haberi yaparak kamuoyuna sunduk..
Çünkü dernekler gibi vekillerimize de hesap sorulamayacağını unutup, gazetecilik gereği kendilerini arama zahmetinde bulunmuştuk..
Zaten hesap verme kültürünün olmadığı bir siyasi arenada böyle bir şeyi düşünmekte kendimizi yormaktan öte bir şey değil ki..
Son olarak CHP Merkez İlçe Başkanı Sinan Onay ile yaptığımız telefon görüşmemizde borcu inkar etmediklerini ancak bu borcum ne İl Başkanlığının nede Merkez İlçe Başkanlığının borcu olmadığını belirtmesi icrayı, pardon okları yeniden duvar diplerinde pozlar veren vekile ve onun seçilmesinde büyük katkısı olan 2. sıra adayına döndüğünü görmekteyiz. Hesap için bekleyelim, borç yiğidin kamçısıdır diyerek!..

**Çatışmaya da varız..

Gün geçtikçe şiddetlenen iç çatışmaların devam ettiği bir süreçte birilerinin de bizlerle çatışıp, kahraman rolüne soyunduklarını izlemekteyiz..
Özellikle de; Gazeteci Fakir Yılmaz’ın Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanlığına gelmesi ardından her geçen gün arttığını gördüğümüz saldırıların ‘şimdilik’ vur-kaç taktiği ile sürdüğünü görmekteyiz..
Yılmaz’ın işine baktığı, bizlerin ise takibe aldığı bu saldırıları yapanların amacının bizi çatışmaya çekip, ‘Aha bakın, biz demiştik’ demek için taktik izlediklerini de bilenler olduğumuzu o vurup, kaçanlar başta olmak üzere herkes iyi bilmelidir..
Ki bizim çatışmada kaçmayacağımızı, çatışmaya girdiğimiz de ise bugün kahramanlık rolü üstlenenlerin kısa sürede kaçtığını da biz değil tüm Ardahan kamuoyu iyi bilmektedir..
Kaldı ki bizim sırtımızı birilerine vererek iş yapmadığımız gibi çatışmalarda da kimseden destek almadığımızı da iyi bilinmeli..
Ardahan için çalışanların yanında olmak her Ardahanlıyım diyenlerin görevdir derken, deveyi ürkütme adına yapılan bu tür saldırıların saldırılara göğüs germeyi bilen bizleri değil, ancak o deve sürüsünün içinde olanları ürküteceğini de iyi bilinmelidir.
Çünkü biz doğru yolda, Ardahan için adımlar atmaya devam ettiğimiz gibi bugünkü saldırıyı yapanların dün biz durduramayanlar olduğunu da iyi biliyoruz..

**Çatışmaya da varız..

Gün geçtikçe şiddetlenen iç çatışmaların devam ettiği bir süreçte birilerinin de bizlerle çatışıp, kahraman rolüne soyunduklarını izlemekteyiz..
Özellikle de; Gazeteci Fakir Yılmaz’

Gazetecilerden Yorumlar..
Yazar Fakir


Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin


Facebook'ta Paylaş
SİTEMİZE REKLAM VERMEK İÇİN;
0. 535 418 32 58 NOLU TELEFONUMUZU ARAYABİLİRSİNİZ..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

Yazarlarımızı okuyor musunuz?

YAZIYORSAM SEBEBİ VAR
Koyunların ölümü..

Fakir Yılmaz Facebook'ta PaylaşTwittirda PaylaşDün yazımı ve haberlerimi bitirip, arabamı almak için gittiğim otoparkın görevlisinin bir taraftan önünde ki ganyan fişini doldurup, diğer taraftan bana dönüp, televizyonda ki haberi gösterip, ‘Ya çok üzüldüm, hele bak Mustafa Koç ölmüş’ diyordu..
Ölümün ne zaman geleceğini bilmeden sanki ölmeyeceğiz gibi içinde boğulduğumuz günün telaşı ve de koşuşturma da takipte zorlandığım televizyona bakarken 2002 yılında Ardahan’a gelip, bize umut aşılayan Koç Holding’in önemli bir ferdinin hayata göz yumduğunu öğreniyordum..
Her insan gibi benim de üzülüp, yaşanan olayın içeriği üzerine bira sohbet ettikten sonra arabamı alıp, otoparktan ayrılırken bu ülke de vede vefasız dünya da ölen, öldürülen onca insanın sanki birer koyunlarmış gibi neden hiç haber olmuyorlar da illah ki Koç’lar manşet olur diyordum..

**9 Yıldır Yerde..

Gün geçtikçe daha da ciddileşen ve öldürülen insanların günlerce yerde kaldırılmadığı ülkem de faali meçhul cinayetin kalmadığını ileri sürülür..
Halbuki; 9 yıldır yerde kalan ve kimlerin ölüm emri verdiği hala belli olamayan bir çok gazeteci cinayeti de aydınlanmış değil..
Gerçi yaşasaydı kesin hapiste olurdu ama keşke yaşasaydı, yerde olmasaydı..

**Yıllar tez geçiyor..

Başta kendi çevrelerinin olmak üzere çeşitli kesimler de destek alıp, bir yere gelenlerin bekleneni verememesi ardından baş aşağı çakıldıklaırına bir kez daha şahit olduk..
Bunun son örneği CHP’nin son kurultayunda görüldü.
Gerçi 27 yıllık gazetecilik hayatımda nice bu tür başaşağı düşüşleri gördüm deyip, tek tek yazarsam sayfalarmız yetmez ya neyse..
Evet CHP’nin son kurultayında bir dönemin kapanışına şahit olurken en son meslektaşım Doğan Şentürk’ün babasının vefatı ardından düzenlenen cenaze töreninde gördüğüm Gürsel Tekin’in yaşadığı şoku örnek alıp, not etmesi gerekenler Irak’yan gelip, tavana çıkanlarda not etmeli..
Çünkü yıllar tez geçiyor..

**Tetiği çekmeyin, tetikleyin..

Tetiklere uzanan ellerin yaktığı can sayısının her gün ülkeyi gerdiği bir sırada üstlendiğim sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştığım Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanlığım sırasında işimin hiçte kolay olmadığını bir kez daha anladım..
Çünkü bir taraftan eller tetikten çekilmeli diye asıl işim olan gazetecilik mesleğim kanalıyla ülkede yaşananlarla, diğer yandan benim başkan olmamla birlikte beni daha da tetikleyeceklerine ne yapacaklarını şaşırıp, geri mevziye çekilip, siperde kendilerini saklayanlarla mücadele etmek zorunda olduğumu anlıyorum..

**Eleştirileri kine çevirenler olsa da..

Geçen gün attığım bir twit bin takipçimden bir çoğu ‘bu twit kime?’ diye sorarlarken, twitimi kendilerince yorumlamayı da unutmadılar..
Dinimizin yasakladığı kini nefret düzeyine taşıyanlara yönelik attığım o twitte birde soru sormuş ve ilahiyatçıyım diyenlerin cevap vermesini istemiştim..
Ancak bir baktım ki twit yolu ile sorduğum soruma muhatap olanın takipçilerim hemen çözmüş yine de benim kin beslemeyip, işimi yapmama devam etmemi tavsiye ettiklerini gördüm..
Evet, ARDA/FED Başkanlığımı da gazeteciliğimle karıştıranlar da diyor ki; Artık sen başkansın, gazeteciliğini az arka plana al diye..
Ama bilmezler ki eleştirilerimi kine çevirenlere karşın takipçilerimin dediği gibi ben asıl işimi, gazeteciliğimi yapmaya devam edeceğim..

**Nafiledir, Barış Kazanacak!

Okuduğumda benim de hiç düşünmeden altına imza attığım Akademisyenler’in yayımladığı bildirinin ardından tartışmalar ve çatışmalar da devam ediyor.
Başkan olmak isteyen ve bu konuda bir hayli iddialı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘İhbar’ niteliğinde ki çağrısı üzerine açılan re-sen soruşturma ardından gerçek gazeteciler ve diğer bir çok siyasetçi, stk’da bu anlamlı bildiriye destek çıktı..
Ancak birileri de Erdoğan’ın sert çıkışı ardından büyük ihtimalle Erdoğan’a yalakalık olsun diye her zaman ki gibi barış isteyenlere hain diye yüklenmeye başladı.
Ama nafiledir barış kazanacak..

**Bombalar infilak ettikçe..

Oturup, konuşacakken, buz dolaplarına kaldırılanlar çıkarılıp, yürekler bastırılarak ısıtılarak yeniden tartışmaya açmak varken bu inat niye?..
Art arda patlayan bomba ve kurşunlar ile insanların ölmesine neden olanların kanla banyo yapmak isteyenleri cesaretlendirirken, kendileri dahil o kana susamış ama aşı iğnesinden bile korktuklarını bildiklerimizi niye konuştururlar?..
Gençlerin kafasına sıkarak bu işleri çözeceklerini sananların şöyle dönüp, ANAP’ın, DYP’nin bitik durumda olan MHP’nin siyaset anlayışlarının ne olduğunu ve o siyaseti uygulayanların nerede olduğuna bakması yetmez mi?
Bilemiyorum ama inat edildikçe art arda infilak eden bombalar ülkeyi sarsmaya, zaten pamuk ipliğine bağlı kardeşlik ilmiklerini tek koparmaya devam ettiği artık görülmeli, bilinmeli..
7 Haziran ile 1 Kasım arası ve sonrasına baktığımızda ‘Huzur, Güven Gelecek’ denen ülkemde kaç can gitti, akan kan derya olup, insanlığı, kardeşliği boğmaya devam ediyor..
Acımasız bir inadın kurbanı edilen ülkemin Güneyinden devam eden, artçılarının batıda ekonomik olarak da hissedildiğini görmek ve artık ‘YETER’ demek gerekmez mi?..
**Tanıdık Bomba!.

Dün bir zaman gazetecilik yaptığım Cağaloğlun’nun yanı başında ki İstanbul Sultanahmet’te patlayan bomba, çoğu Alman olmak üzere bir çok insanın ölümüne neden oldu..
53 Güne İstanbul’u fethedenlerin torunlarının 43 gündür kuşattıkları Sur’un bir mahallesini döverlerken ülkenin en büyük kentinin kalbinde patlayan bomba, bir anda gündemi değişse de aradan geçen 2-3 saat sonra hayatın normale dönüp, bir şey olmamış gibi devam ettiğini görüyordum..
Alıştığımızdan dolayı mı acaba?!.
Bunun nedenini düşünmek için yazımı yarım bırakıp, kaçıncısı olduğunu unuttuğum sigaramı yakıp, bilgisayardan uzaklaşıp, pencereden aşağıya bakmaya başladım..
Bombanın patlamasıyla çelik yeleklerini giyip, köşe başlarını tutan iki polisin birini durdurup, bir şeyler sorduğunu ama kimlik istemedikleri gibi adamın rahatça hareket etmesini izlerlerken, yabancı olduğunu düşündüğüm adamında bir şeyler anlatmaya çalıştığını rahatça yaptığı el kol hareketleri ile anlıyordum..
Sesleri duymadığım için ne konuştuklarını merak ederken parmaklarımın arasında ki sigaranın külünün düşmek üzere olduğunu görüp, bilgisayarın başına yeniden döndüm..
Ve son haberlere baktığımda, Cumhurbaşkanının bombacının kimliği konusunda görüş belirttiğini duyuyordum..
Hem de daha cesetler yerdeyken..

**Birlikte olmasak..

Ülkede yaşanan onca sorununun yanı sıra Ardahan kamuoyunun yakında takip ettiği Ardahan stk’ların var olan bunca sorunların çözümü için neler yapabileceği konusunda verilen mücadeleye karşın kökleşmiş diasporanın direncini kırmanın tek yolu bu yönde samimi, ciddi olanların bir araya gelip, dik durması ve kendi kendilerine ölüp, yok olmalarını beklediği diaspora karşı mücadele vermesidir..
Evet, ülke de kan oluk oluk akarken bu yönde bir açıklama bile yapmayanların o kaz senin bu kaz benim diye koşturduğu şu günlerde ciddi bir Ardahan Lobiciliği için ortaya konulan çabaları es geçmemek gerekir diye düşünüyorum..
Çünkü bu ülke de yaşanan olumsuzluklara karşı dik duracak olanının yan yana gelmek ve bilikte direnmek olduğunu sanki anlamıyor gibiyiz..
Birilerinin demokrat geçinip, her biri bir köşede kendince mücadele vermesinin köklerini toplumun gırtlağına kadar salmış olan diasporaya karşı etkisiz kalacağını anlaması gerekenlerin el ele, omuz omuza verip, mücadele vermemesi halinde ya sisteme uyacak yada diasporanın zaferi ile kayıp olmazlarsa da attıkları bir adımı 10 adım geri adım yeniden başlamak zorunda kalacaklar..

**Çalışmayan Gazeteciler..

Güneydoğu’da yaşanan iç çatışmaları (hükumet kızar) diye, evlerinin önünde ki çöpü (belediye başkanı kızar) diye yazmayan gazeteciler sizce çalışıyorlar mı?
Bilmem ama çalışıp, görünüp, kaz gecelerinin haberleriyle sayfa dolduran, resmi ağızlarda çıkan iki kelimeyi uzun uzun sütun edip, 8 puntolar ile manşet yapanlar belki çalışan gazetecilerdir..
Yada sadece devletin yada belediyenin muhalif gördüğü ve ‘gazeteci değil, teröristtir’ diye ilan edip, onlara inat kendilerine yalakalık yapanlardır çalışan gazeteciler..
Kim bilir havuz medyasında çimdikten sonra iki top sakal bırakıp, sadece güçlü olanı yazanlarda çalışan gazeteci olabilir..
Yok yok yıllardır dernekçilik adı altında sanal ortamlarda poz verip, kendi bölgesi gazetecilerinden ziyade, ‘Ardahan nerededir?’ diye sorsan bilmeyeceklerin ve en önemli Ardahan’ın yanı sıra ülkede ki toplumsal, sosyal olaylara kulak, göz ve ağız kapatanların gazetecileridir, ‘Çalışan Gazeteciler’
Neyse yarın 10 Ocak..
Zaten bizim gazete çıkarmadığımız ama yine de çalışmaya devam ettiğimiz bir gün..
10 Ocak çalışan gazeteciler ile çalışmayanların karıştırıldığı bir gün.. Yani karma/çoban bir gün..

**Arap yarım adası..

Ortadoğu’da yaşanan ve devam eden yangının kıvılcımlarının tüm hızıyla devam ettiği şu günlerde ülkemizde olduğu gibi Arap Adasına da sıçradığını görmekteyiz.
Arap kral ve şehğlerinin yıllardır yer altında elde ettikleri paraları götürüp, Amerika ve Avrupa bankalarına yatırdığı ve ülkelerinde ki demokrasinin önünü kesmelerinin sancılarının getirdiği patlamaların hızla yayıldığını gördüğümüz şu günlerde ekonomisi bitmek üzere olduğu ileri sürülen Arabistan'ın krallık yönetimi ömrünü sürdürmek için ülkeyi savaşa sokma hesaplarını da his ettiğimiz şu günlerde sıkışan her yönetimin de aynı taktiği izlediğini de görmüyor değiliz..
Bunun diğer bir örneği de ülkemizde ki siyasi arenada da görürken, ünlü, ünsüz derneklerimizin kaz geceleri arasında devam eden Güneydoğu’dak çatışmaların da iyiden iyiye arttığını da görmekteyiz.
Evet, her geçen gün büyüyen savaş ateşinin Ortadoğu’dan sonra Arap adasına sıçradığını gözlemlediğimiz şu günlerde Arabistan ile İran arasında yaşanan gerginliği de bu yönde değerlendirmek mümkün..

**İnancını kayıp eden başkanlık..

Türkiye’nin yanı sıra ülkenin sınırları ve dünyanın bir çok yerinde yaşanan çatışmaların gölgesinde oluşturulmaya çalışılan başkanlık sisteminin toplum nezdin de inancını kayıp etmiş bir durum yaşadığını başkanlığa heveslenenler acaba görüyorlar mı?
Bilemiyorum.. Ama benim bir gazeteci ve iki güçlü bir stk başkanı olarak gözlemlerim bu yönde..
Çünkü gezip, gördüğüm kadarıyla toplumun başkanlıkla değil, başkanlık için edildiğine inandığı çatışmalara daha çok inanmaya başlamış gibi..
Buna neden ise çatışmayı başlatanların istendiğinde 24 saat içinde çatışmaları durdurabildiğini gören toplum yaşananların da ülke yada bölge veya daha çok demokrasi değil, başkanlık için olduğunu anlamış gibi..
Bu nedenle; İnancını kayıp eden başkanlık konusunda bir an önce vazgeçilmesi ve zaten çevresi ateş çemberi olan ülkenin içini rahatlatmak en iyisi..
Evet burada bir kz daha taraflara yüksek ses ile bağırıyorum..
Bırakın Allah aşkına insanların ölümüne, huzurlarının kaçmasına neden olan şu başkanlık konusunu da bir süreliğine buzdolabına kaldıralım derim..

**Ardahan Heyeti..

İstanbul’da başlattığımız çalışmaların kısa sürede her alanda etkisini gösterdiğini gözlemlediğimiz bir sırada Ankara’dan gelen bir haber ile daha da mutlu olduk..
Çünkü 1992 yılında Kars’tan ayrıldıktan sonra hala KAI’ler denen virüsten kurtulamayan Ardahan adına bir heyette Ankara’ya çıkarma yapmıştı..
Bizlerin İstanbul’da oluşturmaya çalıştığı birlikteliği 25 yıl sonra da olsa gerçekleştiren Ankara heyetinin birlikte ziyaret ettiği Gümrük Bakanından defalarca gündeme getirdiğimiz, ‘İç Gümrükleme’ sözü almaları o heyet kadar bizleri de mutlu etmiş ve sevindirmiştir..
Çünkü her ne kadar bir birimizi yesek, paçalarımızdan tutup, yıkmaya çalışsakta oluşturulacak küçük bir hava ile Ardahan rüzgarını başta İstanbul’un genelinde olmak üzere tüm ülkeye yayacağımızı göstergesidir, bizim Esenyurt’tan sonra Beykoz’a, Ardahan heyetinin Ankara’ya yaptığı çıkarma..
Ve en önemlisi birileri kin tutup, kendi başına hareket etmenin fayda getirmediğini geçte olsa anladığını ortaya koyan İstanbul ve Ankara çıkışlarının devamı ve bu güzel oluşumun sonuç vermesi için tüm Ardahanlının el ele vermesi gerektiğini de göstermiştir, İstanbul ve Ankara heyetlerinin önce Ardahan demekle..

**Dokunursanız, yangın büyür..

Tansu Çiller’li dönemlerin yeniden yaşatılmaya başlandığını gözlemlediğimiz şu günlerde Güneydoğu’da yaşananları ‘şimdilik’ izlemeye devam eden kamuoyu diğer bir taraftan kirli havuzda yıkanıp, çıkarılan medya ve basınca oluşturulmaya çalışılan ortamı da yakın takibe almış durumda..
AKP’nin yarattığı korku imparatorluğunun sonuçlanması için uğraş verdiği başkanlık sistemi için her şeyi göze aldığını da gözlemlenen şu günlerde, 10 Milyon oy alan HDP’nin kapatılması, HDP Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına çalışılmakta. Toplumu iyiden iyiye geren, ikiye bölen bu çabalarının bir hayli yoğunlaştığı şu günlerde Güney’de başlayan ve her geçen gün etrafını yakarak genişleyen yangına benzinle gitmekten öte bir şey olmadığını Kürtlerden çok Türkler anlamalı ve bu karanlık oyuna tepkilerini koymalıdırlar..
Çünkü PKK’nın 7 Haziran, 1 Kasım seçimleri öncesi ve sonrası yaptığı yanlışa başka bir yanlışla cevap veren AKP’nin önünde en büyük engel olarak gördüğü HDP’nin kapatılması, benimde oy verdiğim vekillerine dokunulması ülkede ki yangını büyütmekten başka şeye yaramaz..

**Siz Posof ve Göleliler Ayrı Cumhuriyet misiniz?

Benim Ardahan’dan kalkıp, İstanbul’da ki Ardahan Dernekler Federasyonuna başkan olmam üzerine başlayan diğer bir tartışma da bu federasyonun yani ARDA/FED’in olumlu çıkışlarının şoku olduğunu görmekteyim..
Sanki burası benim babamın olmuş gibi şok olanların benim ve yönetimimin Ardahan adına yaptığımız çalışmaları gölgelemek ve boşa çıkarmak için adeta yarış içinde olduklarını da üzülerek değil, gülerek izlemekteyim..
Özellikle benim ARDA/FED’in başına gelir gelmez bu federasyonun için de olmayan ve olmamakta ayak direten ve en önemlisi ‘Benim olsun, küçük olsun’ diyerek Ardahan birlikteliği önünde engel olduklarını düşünmeye başladığım, Posof ve Göle Dernek başkanları ile yaptığım görüşmede kendilerini Hoçvanlılar gibi ARDA/FED’e davet ettiğimi tüm Ardahan kamuoyunun bilmesini istiyorum.
Ancak, her ne hikmetse biri daire başkanı, diğer iş adamı olan bu iki hemşehrimiz benim, ‘Gelin siz de ARDA/FED’e katılın’ teklifime rağmen kendi kendileri oynamaya devam ettiklerini hatta sanki Ardahan’ın ilçesi değillermiş gibi hareket ederek, biri Posofluların yoğun yaşadığı Güngören’den dışarı çıkamadığını, diğerininde Esenyurt’un dışında Göleli yokmuş gibi hareket ettiklerine şahit olmaktayız..
Evet, ayrışımın yoğun şekilde tartışıldığı şu günler de kendilerini Ardahan’dan ayrı cumhuriyet gören bu iki başkanı Ardahan kamuoyuna şikayet ederken, Hoçvanlıları da unutmayalım..
Çünkü Posof, Göle e Hoçvan’ın da Ardahan’ın sınırları içinde olduğunu ve oluşturulmak istenen birlikteliğe katkı sunması gerektiğini bir kez daha belirtirken, benin de onlar gibi ‘Küçük olsun, benim olsun’ demediğimi ve kimlerin ayrımcılığı oynadığını tüm Ardahanlılar iyi bilmelidirler..
Bilmelidir ki; Yoksa bu büyük kentte hep birlikte kayıp, olup, gideriz..

**Barış Mesajları İyi Okunmalı..

İç çatışmaların yoğunlaştığı Güneydaoğu’da gelen acı haberler eşiliğinde girilen 2016 yılının umut dolu bir yıl olması için atlan yeni yıl mesajlarına baktığımızda hemen hepsinin barıştan bahseden kelimeler ile süslendiğini görmekteyiz.
Savaşın olmadığı bir ülke de neden barıştan bahsedildiğini de insana sorduran bu mesajları atanların hepsinin her ne kadar saklanmak istense de, yazılmaktan, yayınlanmaktan korkulsa da ülkede ciddi bir savaşın olduğunu da biliyor ve izliyor olduğunu da anlamıyor değiliz..
Çünkü herkesin Güneydoğu’da yaşananların savaş değil, çatışma olduğu yalanına artık inanmadığını ve gün geçtikçe daha da büyüyen bu çatışmaların bölgede savaş manzaraları yaratmaya başladığını da anlayıp, bildiğini de anlatan barış mesajı dolu dilekli yeni yıl mesajlarının anlattığı diğer bir önemli şeyde; Ülke de yaşananlara duyarsız oldukları ileri sürülen toplumun büyük kesimin hala barıştan yana tavır koyduğu ve savaş yönlü politikaları, dili onaylamadığıdır..
Evet son olarak yılın ilk gününden itibaren ellerinde beyaz bayraklarla yaşadıkları evleri terk edenleri çatışmadan ziyade savaştan kaçtığını bir kez daha gördüğümüz Güneydoğu’da işlerin gün geçtikçe daha da kötüleştiğini de anlatan yeni yılın barış dileği dolu mesajlarını sadece bizler değil yaşananlara çatışma, süpürme adını koyup, ülkeyi iç savaşa götürenler de iyi görmeli, dikkatle okumalı diye düşünüyorum..

**Ölümler üzerinde Anayasa..

Dün, savaş politikasının gizli ve devrimci ortağı CHP ile yeni Anayasa için bir kez daha görüşen AKP’nin üst düzey kurmayları bir türlü diz çökertemedikleri HDP’nin politikasını beğenmedikleri için HDP ile görüşmeyeceklerini bir kez daha teyit ettiler..
Benim, ‘kenara çekil’ diyerek kızdığı HDP’nin ise yine kenarda durmayıp, ‘Biz olmadan olmaz’ diyerek yeni Anayasa için yapılan tartışmalara balıklama dalarken Güney’de yine ölüm haberleri ve virane olan kentlerin haberleri ile görüntüleri geliyordu..
Adeta savaşarak yeni Anayasa için yeniden adım atan siyasilerin Güney’de art arda gelen kara haberleri umursamadan ülke de hiç bir sorun yokmuş gibi samimiyetsiz gülüşler ile buluşurlarken, asıl hesabın da ölümleri umursamadan başkanlık sistemine yönelik kamuoyu oluşturmak olduğunu adeta saklamaya çalışıyordurlar..
AKP’nin başkanlık, HDP’nin Öz yönetim dediği ama ikisinin de aynı anlamı taşıdığından Bİ haber toplum ise gelen ölüm haberlerinden çok İstanbul’a yağan kar’a ‘vağ, vağ’ ediyordu..
Yani, ölümsüz olabilecek olan her iki idare şeklinin bir masa etrafına toplanıp, konuşulacağını düşünmeyen siyasilerin bir taraftan tank, toplarla şehirlerin dövülmesini emir ederken diğer taraftan konunun asıl muhatabı olan ve her gün yeni ölümlere duyasız halkı yine es geçip, halk adına Anayasa hazırlıyordular..

**Perinçek Politikası İflastır.

Sık sık Ajan olduğu yönünde suçlamalarla karşı karşıya kalan Doğu Perinçek’in Ergenekon Davasından sonra yeniden gündeme gelip, Türk siyasetinin önemli aktörlerinden olmaya başladığı şu günlerde Aydınlık Gazetesinin manşetlerine baktığınızda AKP’nin yıllardır %1’ geçip, iktidar olmayan Perinçek’in politikasını hayata geçirmeye çalıştığını görmek mümkün..
Çünkü bir zamanlar Abdullah Öcalan ile halay çeken ama bugün gazetesine attığı manşetler ile İçişleri Bakanından, Genelkurmay Başkanından daha öte bir görev üstlenen Doğu Perinçek ne yazı yorsa AKP iktidarı da onu uygulamaya çalışıyor.
Bugün Güneydoğu’da yaşanan manzaraların İsrail-Filistin görüntülerinden öteye geçmesinden büyük katkısı olduğunu gözlemlediğimiz Perinçek’in yönetiminde ki Aydınlık gazetesini okuyup, yazılanları hayata geçirmeye çalıştığı gözlenen AKP’nin ülkeyi nereye doğru götürdüğü de ölen çocuklar, öldürülen siviller, vurulan güvenlikçilerin sayısının her geçen gün artmasından daha iyi anlaşılıyor. PKK’nin de savaşı dağdan indirip, kent merkezlerine yayma isteğine de ‘şimdilik’ iç çatışma ve bölünme istemeyen halkın engeline takılmış durumda olsa da böyle giderse bunun da önüne geçilemeyecek gibi..
Kısacası bir dönem APO ile halay çeken Vatan Parti’sinin Genel Başkanı Perinçek’in düşüncelerini ve Aydınlık Gazetesinin yazdıklarını hayata geçirmeye çalışan AKP’nin Güneye aktardığı asker, tank, top ile çözmeye çalıştığı Kürt Sorunu gün geçtikçe daha ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor gibi..
Çünkü şu an bulunduğum İstanbul’un merkezi Şişli’nin yollarını bile kapatıp, hendek kazımaya başlayan PKK’nın da Periçek’in dediklerini yapan AKP kadar ciddi olduğunu görüyoruz..

**Posoflular ne oldu o iş?

Gün geçtikçe boşalan ve her köyde ortalama 9-10 tane ev ve yaşlının kaldığı Posof’a gelmeleri beklenen Ahıskalılar Erzincan’a yerleşmişler..
Yeri geldiğinde biz Ahıskalıyız, yanı komşumuz Gürcistan’ın sınır ötesinde ki topraklar da bizim diyen Posoflu hemşehrilerimiz akraba dedikleri e yurtlarına geri dönmeleri için büyük mücadele erdikleri soydaşlarıandan bir kez daha kazık yediler..
Çünkü, vatanlarına dönmeleri için büyük mücadele verenlerin başında gelenler Posoflulardı..
Ve akrana dedikleri Ahıskalıların verdiği mücadeleyi kazanıp, soydaşlarını, akrabalarını gün geçtikçe boşalan ve de yaşlı bir nüfus kaldığı için çocuk doğumlarının bile yok dereceye indiği Posaf’u değil, Erzican’ı seçmiştiler..
Ardahan Federasyonuna gelmeyip, Ardahan ayrı bir memleketlermiş gibi davaranan Posoflular bu kez kendileri ayrı kalmış, ‘Gelip, Posof’a yerleşecekler, Iğdırlıların yerleşmeye başladığı Posof’u Ahıskalılarla birlikte doldurcaktılar..
Yani cumhuriyet kurulup, sınırla çizilirken o dönemim SSCB’yi terci edip, Türkiyes ınırlarına gelmeyen Ahıskalılar bir kez daha Posof’u istememiş ve Posof’a değil Erzincan’a gitmiştiler..
Şimdi burada soruyorum, Ahıskalı denilince soydaş deyip sahip çıkılan Ahıskalılar acaba niye Posof’a gelmedide Erzincan’ı seçtiler?
Evet lütfen cevap..

**Barış masasına dönülmeyecek mi?

Aylardır süren iç çatışmaların nasıl olup sona ereceği ve bu olayları nereye varacağı konusunda bir sorunun bile sorulamadığı bir sürecin yaşandığı ülke de barıştan bahsetmenin bile hainlik olarak ilan edildiğini görmekteyiz..
Özellikle sanal ortamda paylaşılan görüntüler ve bu görüntülerin altına yapılan yorumlara baktıkça bu ülkede barış masasına dönüşünde gün geçtikçe zor bir hal aldığını da şahit olmakta e bunu bile dile getirmekten çekinildiğini de görmekteyiz.. Çocukların öldürüldüğü, kadınların cesetlerinin sokak ortasından alınamadığı bir süreci yaşayan ülkemin kan ağlayan güneyinde gelen çatışma haberleri sonucu hayatını kayıp edenlerin hepsinin bu ülkenin çocukları, insanları olduğu da unutulmuş..
‘Barış masasına dönülmeyecek mi?’ sorusunu sormaktan çekinen gazete ve medyanın benzinle ateşe doğru gitmesi de yaşananların diğer acı bir yönü.. Çoğu havuzda beslenen medya ve basının bu ülkenin nereye doğru gittiğini sormaktansa yaşananları ateşleyen, adeta ‘biraz daha’ diyen manşetler atması, bu ülkenin gün geçtikçe daha da içinde çıkılamaz bir yöne doğru kaydığından da bir haber gibi davranması toplumu derinden sarsıyor.. Bu sarsıntının da gün geçtikçe büyük bir depreme neden olacağından korkmuyor, yada o depremi tetiklemek için aldığı emri yerine getiriyor..
Hollanda’nın güney de yaşananları dünya gündemine taşıdığı bir sürece gelindiği şu günlerde hala barış diyenleri de görmek gerekir..

**Direnmek gerekir..

Güneydoğu’da devam eden çatışmaların gün geçtikçe yoğunlaştığı şu günlerde bende kendimi yeni bir mücadelenin içinde buldum..
Öyle ki; bir taraftan Güney’den gelen kara haberlerle bozulan moralle mücadele ederken, diğer taraftan yerde sürülen dernekçiliği ayağa kaldırma çabası ile işimizin bir hayli zor olduğu her geçen gün biraz daha netleşiyor..
Güney’de yaşanan iç çatışmaların tüm toplumu olduğu gibi beni de bir hayli gerdiği şu günlerde ayağa kaldırma mücadelesi verdiğim Ardahan Dernekçiliğini, Ardahan Federasyonu çatısı altında nasıl olur güçlü bir lobi haline getiririm çabamın önüne konula engelleri aşmaya çalışırken ülkem gibi benimde güç ve zaman kayıp ettiğimin farkındayım..
Ancak savaşa karşı olan bir insan olarak ülkemin güneyinde art arda gelen kara haberler gibi Güney’de yaşananları seyretmekten ve homurdanmaktan öteye gitmeyen batının başkenti İstanbul metropolünde verilen mücadeleyi de bırakmak istemiyorum..
Çünkü; Benimle birlikte bu taşın altına başını koyan ARDA/FED yöneticilerimin olduğunu görüyor ve onlarla birlikte direnmek gerektiğini de iyi biliyorum..
Aksine her geçen gün harabeye dönen ülkemin güneyi gibi yerlerde sürünen Ardahan Dernekçiliğinin de teslim olacağını da biliyor değilim..
Bu nedenle buradan bir kez daha seslenerek diyorum ki; Daha güzel bir ülke için direnmek gerek..

**Meclis’e gelene kadar..

Aylardır gazete ve ekranlarda iç savaş görüntülü haberlerle Güneydoğu’da ki ciddi gelişmeleri uzaktan izleyen Türkiye yaklaşan başkanlık sistemine doğru yönelmiş gibi..
En son dün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’unun ‘Meclise getirin, tartışalım’ dediği başkanlık sistemini alıştıra alıştıra geldiğini görürken halkın başta güney de yaşanan çatışmalar olmak üzere bir çok konuyla olduğu gibi bu konuyla da çok ilgilenmediğini de görmekteyiz..
Başkanlığın ne olduğunu, istenen başkanlığın ne olduğunu bile merak etmeyen halkın asıl görmediği diğer konu ise birilerinin başkanlık kamuoyunun oluşması için savaş’ı dayatıp, halkı sindirmek, bölünüyoruz diyerek korkutmak ve 1 Kasım seçimleri öncesi yaşatılan tablo ile başkanlığı da rahatça kabul ettirerek saraylarda ki yerlerini sağlamlaştırmak amacıdır..
Evet dün Kılıçdaroğlu’nun da önünü açtığı, HDP’nin adına öz yönetim dediği, büyük kurultay derdine düşen MHP’nin de eskisi gibi tepkili olmadığı başkanlık sistemi hedi hedi geliyor..
Çünkü geçtiğimiz gün burun karıştıran muhtarla ile toplantı yapan başkan emri vermiş, ‘Meclisin bu konuyu artık tartışması gerekir’ diyerek başkanlık için son çıkışın meclis olduğunu göstermişti..
Peki meclise gelmeye başlayan başkanlık için oluşturulmak istenen ortamda insanlar niye ölüyor?
0.535.418 32 58-fakiryilmaz323@hotmail.com


Yazarlarımızı okuyor musunuz?

KADINCA/Selmi Yılmaz
Ardahan Davos Olabilir..

Ardahan Haberi Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaşrdahan’ın valileri arasında bulunan Mustafa Tekmen’in Posof’u ilk ziyaretinde yaptığı açıklamayı hatırlatan Davos’ta ki görüşmelere katılan başbakanın bembeyaz dağlara bakan pencerenin yanında açıklama yaparken, ‘Zamanın Valisi Tekmen’in dediği gibi Ardahan Davos Olamaz mı?’ diye bir kez daha kendi kendime sordum..
Başta Ardahan Belediyesi olman üzere valilik, Üniversite, Basın ve ünlü, ünsüz derneklerimizin sıkça gündemde tutmaya çalışması gereken bu önemli konuyu Ankara’ya anlatmak gerekir..
Evet, havaalanı isteyen ancak ilgisizlikten bu derdine derman bulamayan Ardhan Davos olabilir mi?
Bilmem ama başbakanın CHP Genel Başkanını da daet ettiği Davos’u ikiye katlayacak olan Ardahan’ın kış turizimi konusunda geniş çaplı bir çalışma yapması ve bu yönde salonlar, oteller, alanlar yapmalı ve bu yönde hazırlanmalıdır.’
diyorum..

**En kolayı kaçmak mı?

Ardahan Derlenip, toparlanması için iyi bir fırsatın ele geçirildiği bir süreçte bir çok derneğin yönetimininde ard arda değiştiğini görüyoruz.
Başta Ardahan Dernekleri olmak üzere, Göle, Hanak, Çıldır, Damal ve Posof İlçe ve köy derneklerinin art arda kongrelerini yaptıklarını ve yeni yöneticilere işi teslim ettikleri görülen şu günlerde yerleri sarsılan bazılarınında bu yeniliğe karşı direnmeye, esen yenilik rüzgarına karşı çıktıklarını gözlemlemekteyiz..
Yıllardır Ardahan toplumuna bir şey vermemekle eleştirilen ve bazı kişilere hizmet etmekten öteye geçmeyen bu tür derneklerinin bir an önce derlenip, toparlanması gerektiği şu günlerde ortaya konulan nafile direnişlerinde esen rüzgarla birlikte yok olup gideceği bilinmelidir.
Ne iş yaptıkları tüm Ardahan toplumu tarafından bilinen bunların boş defterlere imza attırarak boş sayfaya ne yazacaklarını da merak ederken, bu işlerin kaçmakla değil, direnmekle e daha iyisini yapmakla olacağını bilmelisiniz deriz..

**Kulağa su kaçırmak..

Ciddi bir stk yönetiminde beklenenin toplumsal olaylara duyarlı, gerektiğinde ülke gündemine damga vuracak çalışmaların altına imza atacak adımlardan kaçmayacak, çevresini unutmadan var olan sorunları cesurca dillendiren bir anlayış değil mi?
Ve en önemlisi kuruluş amacını unutmadan yapacağı çalışmaları ferdileştirmeden toplumsal yararı ön plana alarak çalışması halinde gerek kendisi, gerek iste çevresinde ki stk’ları da hareketlendirecek, gerektiğinde el birliği yapacak çalışmalara imza atacak stk anlayışı olabiliyormuş demek..
Çünkü ARDA/FED’in bu yönde ki çalışmaları sanki birilerinin kulağına su kaçırmış gibi..
İnanmıyorsanız şu geçen iki aya bakın ve ARDA/FED’in çalışmaları ardından dün hiç ortada olmayan ama bugün bir hayli hareketlenen yapılan çalışmaları görün..

**Yönetim anlayışı..

Bir ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiği yönünde yapılan tartışmaların masada olması gerekirken saha da çatışmalarla devam etmesi kime ne kazandırıyor?
Ölümler, göz yaşları, hendek kazıyarak ve ablukalar ile bu ülkenin yönetiminin değişmeyeceği aksine o ülkenin gün geçtikçe daha da içinde çıkılamaz bir hal alacağını algılamayanların her gün, her saat, her dakika yere düşen canları geri getirme gibi bir şanslar var mı?
İnsan öldürerek, kentleri harabeye çevirerek, köyleri boşaltarak ülkenin yönetimi değiştirmeye kalkanların her geçen gün yıkılan kardeşlik duvarının altında birlikte kalacaklarını da görememeleri bu ülkenin diğer en büyük şansızlığı değil mi?

**Özür yeter mi?

Bahar gelmeden durulmazsa daha da büyüyeceği ileri sürülen iç çatışmaların her gün yeni acılara kapı açtığı şu günlerde sana ortam da paylaşılan bir fotoğraf ve o fotoğrafın altına yazılan üç satır karşısında donup, kaldım gözlerimde akan yaşlar ile..
İlk gördüğümde düğümlenen boğazım, dolan gözlerim ve üzerinde ki siyah bant'a yazılmış olan ‘Baba ablamla abi mi almayacak mıyız?, Baba onlar neden sokakta yatıyor?, Baba sen neden ağlıyorsun?’ satırları bu ülkede ve dünyada öldürülen çocuklar, kadınlar ve insanlar için yapılan söz de özürleri hatırladım..
Şimdi soruyorum taraflara insan öldürmenin affı için özür yeter mi?

**Amaç Birlik Değil mi?

Birilerinin yıllardır aynı sazı çalıp durduğu Ardahan Derneklerinin sözüm ona çalışmaları gece yapmaktan öteye geçmezken bu dernekleri derleyip, toplayıp doğru bir iş yapma amacı taşıyacağını ileri sürüp, 2010 yılında kurulan ve bugüne kadar 50’ye yakın Ardahan Derneğini çatısı altına toplayan Ardahan Dernekler Federasyonun atmak istediği adımları küçümsememek gerekir..
Çünkü ARDA/FED’in yapmak istediğini ortaya koymaya başladığı şu günlerde yine birileri terhaneden gecelerle sanal ortamı meşgul ettiğine şahit olmaktayız..
Amacın ARDA/FED’i gölgelemek olduğunu anladığımız bir süreci yaşayan bu tip sözüm ona dernek, ama bugüne kadar ne yaptıkları ortada olanlara karşın ARDA/FED’in 23 Şubat’ı Ardahan’da kutlama, Yılın En İyi Derneği Yarışması, Dernekler Arası Futbol Turnuvası, Ardahanlı İş Adamlarını Buluşturma Çabaları ve en önemlisi Ardahan’ı KAI denen virüs ve tabela dernekler gölgesinde kurtarma çabalarına destek vermektense köstek olmak olduğunu izlemekteyiz..
Amacın birlik olduğunu anlatıldığı bir dönemde kendilerinin yapamadıklarını kıskanıp, yapanların önünde köstek olmaya çalışanlra burada bir kez sesleniyor e diyoruz ki; Şu an ARDA/FED’in başında olan adamın yapmak istediğini zaten yıllardır engellemek istediniz.. Ama başaramadınız gelip başınıza geçti..
Şimdi katkı sunmuyorsanız da kenarda durun, az izleyin neler olacağını..

**Ardahan’da Minibüs Yok mu?

Kendisi de Ardahan Şoförler ve Otomobilciler Odası Yöneticisi olan Yüksel Özcan gazetemiz arıyor ve sitem ediyor..
Diyor ki; ‘Yazarsanız siz yazarsınız.. Bu memlekette minibüs yok mu ki Ardahan İl Spor Müdürlüğü Kars’tan minibüs getirtip, yarışma ve diğer etkinliklere öğrencileri Karslı minibüslerle götürüp getiriyor?’ diye..
Bizi şaşırtan bu duruma baktığımız da bize şikayette bulunan şahsın minibüsçülerin de içinde bulunduğu araç sahiplerinin sorun ve sıkıntılarını korumak için kurulan bir kuruluşun yöneticisi..
Bu yetmedi Ardahan’da onca gazete ve gazeteci varken sorunu, yazarsa bizim yazacağımızı belirtmesi..
Üçüncüsü ise bu konuyu bizden önce Ardahan Valisine götürüp, şikayetini hem bir minibüsçü, hem de Ardahan Şoförler ve Otomobilciler Odası Yöneticisi olarak gerek sözlü, gerek ise resmi olarak başvurmaması..
Evet, Ardahan’da yaşanıp, görülmeyen, duyulmak istenmeyen, yazılmaktan çekinilen, dillendirilmekten korkulan onca sorunun arası da bu tür sorunlarda yok değil..
Başbakanın partisinin milletvekili olmayan illere milletvekili tayin ettiği bir ülkenin en kuzeyinde bulunan Serhat Ardahan’ın iki milletvekilinin olduğunu ikisini de diş işlerden içişlere bakacak vaktinin olmadığını biliyoruz da bunları bilmiyorduk..

**Muhalefet Türkü Söyleme Derdinde..

Toplanan onca imzaya karşın kurultaya gitmeyeceğini ilan eden MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin yanı sıra CHP’nin seçimlerde ortaya koyamadığı heyecanla kurultay hesapları yapa dursun Güneydoğu’da başlayıp, ülkenin her yanına sıçrayan ateş gündeme taşınmak istenmese de son olarak İstanbul Sultanahmet’te patlayan e bir çok insanın hayatını kayıp ettiği bomba ile sarsılıyoruz..
Bu ülkede onca sorunun yaşanmasına karşın hala türkü geceleri düzenleyen, kaz gecelerinde but yiyenler var..
Evet, bu ülkede onca cidi sorunlar arken siyasileri, stk’ları, sendikaları ne iş yaptığı bilinmiyor..
Tüm ipleri eline alan, ‘Çaldığım düdük’ deyip, basın ve medyayı konuşturmayan bir iktidara karşın muhalefetin türkü gecelerinde, kaz gecelerinde görünmesi gerçekten de acı bir durum..
Ciddi gelişmelerin yaşandığı ülkede hala birileri bacakları arasında aldıkları başları ile yaşananları görmek, duymak, söylemek istememesi gerçekten acı ve acil bir durum..
Bu ülkede inanların iş bulamadığı bir sırada ülkeye doldurdukları Suriyelilere iş kanunu çıkaranları izlemekle yetinenler başta Güneydoğu’da, batı da, ege de, Karadeniz de, Orta Anadolu'da yaşananları artık görmeli, ses çıkarmalı, dur demeli..
Hükümete yardım mı gerekli, Hükümete dur mu demeli ne diyecekse demeli..
Yani bu iş türkü söylemekle olmazzz..

**Sine enerji çakınca..

Dikkat ediyor musunuz bilemiyorum ama Gazeteci Fakir Yılmaz’ın İstanbul’da bulunan Ardahan İl Dernekleri Federasyonu Genel Başkanlığına geldikten sonra ekibiyle birlikte yarattığı sine enerji gerek İstanbul’da gerek ise diğer kentlerde bulunan dernekleri adeta ateşledi..
Uzun süredir duraklama dönemine giren Ardahan Derneklerinin yanı sıra siyasilerini bile bir anda hareketlendiğini gördüğümüz şu günlerde bu enerjinin bitmemesi gerektiğini anlatmalı, anlamalı ve de desteklemeliyiz..
Ardahan Dernekler Federasyonun beklenmedik performansı ile gölgede kalmamak için çabalayan diğer dernek, federasyon hata siyasilerin bugünlerde ki olumlu adımları güçlü bir Ardahan Lobisi özlemini çeken Ardahanlılara da moral olmuş, ‘Dernekle, stk ile, vatandaş ile ilgilenmiyorlar’ denilen iş adamlarını da adeta ateşlemiştir..
Bir taraftan derneği olmayan köylerin dernek kurmasını, diğer taraftan olan dernekleri federasyon çatısı altında toplama gayreti içine giren, iş adamları ile art arda toplantılar düzenleyen, 39 İlçeye 39 Ardahan İl Derneği, Futbol turnuvası, Ardahan’a uçak kaldırma hedefi için uğraşan ve bu 39 İlçenin 2’sinde siyasileri ziyaret edip, ‘Muhatabınız Ardahan Dernekler Federasyonudur’ diyen ARDA/FED’in yarattığı bu sine enerji için elinizde ne geliyorsa lütfen yapın, geri durmayın..

Bu ülke hepimizin, iktidarın değil..

Güney’de gelen kara haberlere kulak tıkayan kamuoyu vicdanın tıkandığı şu günlerde Ardahan’da Vali Yardımcılığı yapan Alper Balcı’nın Şırnak’ta görev yapmak için kendi isteğiyle içişleri bakanlığına başvuru da bulunduğunu öğreniyoruz..
Ardahan’da iken boynuna puşi takıp, Hoçvan’da gezen ve AKP’li Suat Hancıoğlu’nun İl Genel Meclis Üyesi olmasında büyük katkısı olan Alper Balcı’nın şu an kanayan, yanan, perişan edilen Şırnak’ta görev yapma isteğini nasıl işleyeceğimizide bilemiyoruz..
Çünkü benim gibi terekeme olan Karapapaklar başta olmak üzere bir çok kişinin gözlerini büren kanın etkisiyle, ‘bizi askere alın, bizde gidip savaşacağız’ dedikleri bir sırada savaşın nerede, kiminle olduğunu da sormak ve ‘Bu ülkede Musa Anterler, Kemal Burkaylar Öldürülüp, Susuturulmasaydı Öcalan Eline Silah Alıp Dağa Çıkmazdı’ diyen Alper Balcı’nında hangi duygular ile Şırnak’a gitmek istediğini de masaya yatırmak gerekir.

**Siyaset-Stk-Ticaret-Spor İşbirliği..

‘İstanbul’da güçlü bir lobiyi nasıl olur da oluştururuz?’ diyerek yola çıkan ARDA/FED’in yeni yönetiminin bu yöndeki çabaları sürerken o büyük kentte siyaset yapan Ardahanlı siyasilerin ne yaptığını merak etmiyor değilim..
Çünkü stk ile siyasetin artı iş dünyası ile bi araya gelmesi halinde değil Ardahan’ın, İstanbul’un dünyanın yönetildiğini sanırım hepimiz çok iyi biliyoruz..
İşte bu anlamda Ardahan Dernekler Federasyonun son günlerde ki çıkışları bu yönde değerlendirilmeli ve de desteklenmelidir diye düşünüyorum..
Çünkü stk denen deneklerin kaz yemekleri dışında yapabileceği daha çok önemli işler olduğunu anlamaya çalışan bir stk olamaya çalışan Ardahan Dernekler Federasyonunun son günlerde ki çıkışları bir oda kadar önemsenmeli ve de değerlendirilmelidir..
Bir taraftan rutin dernekçiliğin yanı sıra diğer taraftan Ardahanlı işadamları ile bir araya gelmeye çalışan ve bununla yetinmeyip, Ardahanlıların siyasi arenada da olduklarını bizzat siyasetçiler giderek anlatan ARDA/FED öte yandan gençleri de spor’a davet ederek, Siyaset-Stk-Spor-Ticaret’in bu oluşumda ki rolünü de birilerin anlatmaya çalışmakta..
Bunun bugüne kadar neden yapılmadığını da sorup, geçerken Ardahan Dernekler Federasyonun çıkışları önemsenmelidir..

**Kazlar tüketilmeye devam ediyor..

Ülkenin Güneyinde yaşananları görmezden gelen e bu yönde ciddi bir duruş sergileyemeyen Ardahan derneklerinin yine art arda kaz geceleri düzenleyip, memleketi kurtarmaya deam ettiklerini görüyor, gözlemliyoruz..
Öyle ki kendisinin Ardahan ve Damal Federasyonlarından farklı olduğunu ileri sürüp, bir kaç Hoçvan köy derneği ile kurulan ve sanki Ardahan’a bağlı değillermiş gibi hareket eden HOÇ/FED’in başkanı bile sorunları kaz gecelerinde kaz budu yiyerek çözmeye çalışıyor.
Son olarak Lehimli derneğinin kaz gecesi düzenlediğini öğrendiğimiz bu süreçte başkalarını suçlayıp, kendilerini partiden daha partili görenlerin yanı sıra diğer bir çok köy derneği de kaz gecesi düzenleme yarışı içinde olduklarını görmekteyiz..
Gerçi artı yüksek sesle seslendiremedikleri ve adeta kaz gecesi biletlerini el altında sattıkları görülen bu derneklerin bugüne kadar bu topluma ne verdiğini de bir kez daha sormak gerekir..
Hoçvan Dernekleri gibi Çıldır, Hanak, Damal ve Göle Derneklerinin de dur durak bilmeyen kaz gecesi yarışına devam ederlerken Ardahan Dernekler Federasyonun ortaya koymak istediği farkındalılıkta anlaşılmak istenmediğini ve bu farkındanlılığın önüne geçmek için çaba harcandığını da izlemekteyiz..

**Haberi başkasına dayamak..

Bir çok gazetecinin hapiste bulunduğu ülkede gazeteciliğin yanı sıra televizyonculuğun da havuzlarda yapılmaya başlandığını artık herkes iyi biliyor..
Ülke de olduğu gibi dünya da yaşanan gelişmeleri haber haber yaparken ‘Aman hükumete dokunmasın’ diyerek ölçüp, biçtikten sonra haber eden basın ve medyanın içine düştüğü diğer bir acınacak hal artık kendileri değil, başkalarının yanı basının özgür olduğu ülkelerin basın ve medyasına dayanarak haber yapmalarıdır..
Aslında kendi niyetleri olan ama hükumetten korktukları için ‘Biz değil, falan İngiliz, filan Amerika gazetesi, dergisi, televizyonun yaptığı haber’ başlığı ile verilen haberlerle gazetecilik yapanlar ne kadar gazeteci olduğunu da tartışmak gerekmez mi?
Ülkenin bir tarafında ateşten gömleğe döndüğü bir sırada orada yaşananları görmek istemeyen, istediğin de ise havuzun emir ettiği başlıklarla habere çeviren söz de basın ve medyamızın Arabistan ile İran arasında yaşanan gerginliğe de ‘Tehlikeli Tırmanış’ başlığı koyması bir o kadar düşündürücü değil mi? Çünkü Güneydoğu’da yaşananların tehlikeli olmadığını, halkın seçtiği vekillerin dokunulmazlıklarını kaldırmak isteyenleri görmeyenler günü kurtarma adına Suudi Arabistan ile İran arasında yaşananı petrolün pahalanacağını da yazamıyor..

**Dernekler de Kadınlar Neden Yok?

Ardahan Dernekler Federasyonunun yeniden estirdiği rüzgar ile yeniden gündeme gelen bölge derneklerinde dikkat çeken bir durum benim de için de bulunduğum kadınların dikkatinde kaçmıyor..
Bir çok yerde olduğu gibi derneklerde de çokta görmediğimiz kadınların dernekçilikte neden geride kaldıklarını merak eden bir kadın olarak onca Ardahan Dernekleri içinde sadece bir kadının dernek başkanı, bir kaçının da dernek yönetimlerinde yer aldığını görmenin üzüntüsünü yaşamaktayım.
Gerçi aynı zaman da İstanbul Ardahan Dernekler Federasyonunun kurucu dernekleri arasında bulunan Değirmenli Köyü Derneğinin şu anki başkanı bir kadın olduğunu bilmesekte bunun yeterli olmadığını da bir gazeteci kadın olarak altını çizerek belirtmek isterim..
Sebahat Kaya’nın yanı sıra Panik Derneğinin eş başkanının bayan, ARDA/FED’in 19 kişilik yönetiminde iki bayanın yönetici olması onca dernek içinde yeterli midir bilinmez ama bunun suçlusunun erkekler mi, yoksa bir çok konuda olduğu gibi bu önemli konuda da geride kalmayı kendileri tercih eden kadınlar mı bilinmezse de bu konunun da masaya yatırılması gerektiğine ve kadınlarında Ardahan Dernekleri içinde daha çok aktif gerekir diyorum..

**Posof Şavşat’a Bağlanıyor..

1992 Yılında yeniden vilayet olan Ardahan’ın 9 köyünü çalıp, Kars’a bağlanması karşısında sus/pus olanlar yeni bir sinsi planın hayata geçirildiğinden de bir haberler..
Ülkeyi yol ağlarına bağladıklarını ileri sürüp, 2016 yılına girilmesine karşın hala Ardahan’ın yollarını doğru dürüst yapamayanların uyuduğu bir sırada daha önce bir kaç kez gündeme getirdiğimiz yol hikayesi yine gündeme alınmış gibi..
Kura Nehrinin suyu gibi Posof’un Türkgözü (Badele) Gümrük Kapısının yolunu Ardahan’dan çalmak isteyenlerin hem de Ardahan İl özel İdarenin imkanları ile Ardahan’ın Posof İlçesi’ne bağlı Kol köyü üzerinden yeni bir yol için kolları sıvaken başta Ilgar Dağının delinmesini bekleyen Posoflular, Damallılar ve Hanaklıra da uyumakta..
Çünkü Posof Türk Gözü Gümrüğünü Karadeniz’ bağlamak isteyenlerin yeni yol adı altında Türkgözü Gümrüğünü de Şavşat üzerinden Karadeniz’e bağlamak istediklerini bizaati İl Özel İdare Genel Sekreteri, Pspf Kaymakamı e Posof Belediye Başkanının birlikte Kol’da verdiği pozla birkez daha ortaya çıkarmıştır..

**Kar yeniden geliyor..

Ardahan Haberi Meteorolojinin kar yağışının yeniden geldiği yönünde ki haberleri veren ajanslar aynı gün Ardahan gibi kış memleketi olan ülkelerden de haberler veriyordular..
Yani Ardahan gibi aylarca kar altında kalan ülkelerde yapılan kar sporları ile ilgili bilgiler eren ajansla bu ülkelerde ne bir yolun kardan kapandığını, nede okulların tatil ediliğini demiyor, kardan para kazandıklarını anlamıyordu..
Evet eskiden Atlı Kızaklarla yolculuk yaptıklarını unutan, çocukların kaydığı kızaklardan bile para kazanmayı düşünmeyen Ardahanlılar ‘Kar yeniden geliyor’ haberlerini izlerken ‘Ya bu kar’ı nasıl kar’a çevirir ve nasıl para kazanırız’ demiyordu..
Günlerdir Şap Karantinasının uygulandığı, esnafının çok zorda olduğu, çek ödememede 81 vilayet içinde birinci rekorunu alan Ardahan kar ve kış turizmine yönelik para kazandıran etkinlikler düşünmüyor, hayata geçirmiyordu.
Yani; 'Kar yeniden geliyor' haberlerini izlerken dışarıda ki eski karları izlemekten ve üşümekten öteye geçemeyen Ardahanlılar ‘Kar yağıyor, Ayşe kız camdan bakıyor’ hikayesini dinlemeye devam ediyordular, kar’da kar etmeyi düşünmeden..

**Sizi iyi tanıyoruz..

Ardahan Haberi İstanbul’da başta olmak üzere Ardahan’dan göç edip, batı kentlerine gidenlerin oluşturmak istediği GÜÇLÜ BİR LOBİ oluşumu için kolları sıvayan Ardahan Dernekler Federasyonun olağanüstü çıkışının önünü kesmek için yeni dalaverelerin peşinde olduklarını gördüklerimiz bizleri güldürürken, bunların sinsiliklerini de iyi bilenlerdeniz..
Evet, Ardahan Dernekler Federasyonun son bir ayda yaptığı çıkış karşısında bir hayli paniklendiklerini gözlemlediğimiz bu iyi tanıdıklarımızın haklı paniğini de anlamıyor değiliz..
Çünkü ARDA/FED’in şu geçen bir aylık çıkışı ile içleri kof olduğu ortaya çıkanların yalandan yeni oluşumlar oluşturacakları yönünde haberlerini okuyor, durum değerlendirmesi yapıyoruz..
ARDA/FED’in ‘Gelin Ardahan Dernekler Federasyonun İçinde Yer Alın, Hem ARDA/FED’de Söz Sahibi Olun, Hem de Ardahan'n Güçlü Lobi İstemine Güç Verin’ çağrısının gün geçtikçe güçlenmesi bu içi boş oluşumcuları bir hayli panikletirken bu paniğin altında ki gerçeğin bunların yıllardır hiç bir şey vermedikleri toplumu ellerinde kaçıracaklarının korkusu olduğunu da iyi anlıyoruz..

**Ardahan CHP’de Satranç Oyunu..

Ardahan Haberi Aslında daha önce değinmiştim, CHP’de yaşanan bu heyecanın anlamsızlığına..
Çünkü gerek Ardahan’da gerek ise tüm ülke genelinde sanki iktidarmış gibi CHP’lilerin bir başkanlık için bir birlerini yediğini ve bu yemenin partiyi büyütme değil, ‘Onuna grubu, bunun adamı’ kavgası olduğunu anlatan o yazımda, ‘Nedir bu heyecan?’ diye sormuştum..
Evet, Gebze’de yıllarca AK Partili belediyenin bürokratı olmayı beceren, ardından kalkıp, geldiği Hanak’ta yine AK Partililerin bir birlerin yemesi sayesinde belediye başkanı olan şahsın büyük kurultay delegesi olmak için partiyi adeta vel veleye verdiğini gördüğümüz şu günlerde defalarca İl Başkanlığı yapanlarında hala bu boş koltuğa, bayramdan bayrama çelenk koymak için bir birleriyle yarıştığına şahit olmaktayız..
Konsolos iken kaçırılıp esir düşen ve nasılsa kendisiyle birlikte 49 kişi ile sağ salim ülkeye dönüp, Ardahan’da HDP olmasında kim olursa olsun inadıyla milletvekili olanın fotoğrafçı akrabasını İl Başkanı yapmak için geldiği şu Ardahan CHP’de adeta satranç oyunu oynanıyor..

**Kuzey sınırımız da ısınacak..

Ardahan Haberi Güney sınırlarımızın kan gölüne döndüğü, güneydoğunun adeta Filistin’e çevrildiği bir süreçte Ardahan’ın da komşu olduğu Ermenistan ile kardaş deyip, Kıbrıs’ı tanımayan, doğalgazı ve petrolü Rusya’nın elinde olan Azerbaycan arasında yaşanan gerginlik yeniden en üst seviyeye çıktı..
Gözlerin Güney’de olduğu bir süreçte Ermenistan ile Azerbaycan ordularının kırmızı alarıma geçtiği yönünde ki haberlerin bugünlerde bir hayli üşüyen Ardahan’ın sınırlarını da ısıtacak gibi..
Çünkü sıranın Kafkaslara geldiği ve sıranın burada ki yer altı hazineleri olduğunu tüm siyasi bilimciler seslendirip, dile getiriyorlar..
Peki bunlar yaşanırken Ardahan’ın da içinde bulunduğu bölgede ne gibi hazırlık içindeyiz?
Her an çıkacak olan bir savaşın zaten güney sınırı sım sıcak olan ülkemin şu an donan sınır olan Çıldır’ın, Posof’un e akabinde tüm Doğu Anadolu’yu ısıtacak, korkarım ki Diyarbakır gibi yakacakta..
Evet komşularla kurulamayan ilişkilerin yarattığı sorunlara lütfen hazır olun, çünkü bu soğuk günler çok arayacağız gibi..

Sayfa 1 - 211 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 > >>
Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan