Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 50
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 198 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 233 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Kürt Hülya'dan inciler ..
Yazar Fakir - Ağustos 26 2009 - 05:29:53
Kürt Hülya'dan İnciler ..

Hülya Avşar Kürt Açılımının yoğun bir şekilde tartışıldığı şu günlerde babası Ardahanlı olan Hülya Avşar’da Milliyet Gazetesine yaptığı bir röportajla tartışmalara katılmak istedi.
Ancak, Hülya Avşar’ın ‘Sezen Aksu’nun başbakanla telefonla görüşmesini kıskanırcasına’ Milliyet ile yaptığı röportaj’a Avşar ailesinden ve Ardahanlı Kürt kökenli Hoçvanlılardan tepki geldi..
İşte o tepkiler ve Hülya Avşar’ın açıklamaları ..

**Hülya Avşa: 'Biz Anadoluyuz'

Babasının ailesi goc ettikleri yerde Kürtlerle karışmış sonunda da iyice Kürtleşmişler. Avşar, “Yani böyle karman çorman bir aileyiz biz.?Daha doğrusu tam bir Anadolu’yuz. Ve bu da benim çok hoşuma gidiyor” diyor...

Dört yıl önce Erbil’de bir akşam yemeği sonrası kahve sohbetindeydik. Karşımızda Mesud Barzani’nin kardeşlerinden Sedat Barzani, onun yanında da Dış İlişkiler Sorumlusu Sefin Dizai vardı. Bir nezaket sohbetiydi, ama arada ABD-Irak-Turkiye de konuşuyorduk. Her nasıl olduysa o konuşmada birden “sizin taraf”, “bizim taraf” kelimeleri fazla geçmeye başladı ve biz kardeş Barzani’yle çok hafif de olsa gerildik. Durumu fark eden Dizai hemen söze girdi:
- Bizim kız nasıl?
- Bizim kız?..
- Hulya Avsar tabii ki... İyi bakıyor musunuz? Eşi onu üzüyor mu?
Tabii birden hava dağıldı, hep beraber gülümsedik. “Bizim” dediği kız, aynı zamanda “bizim” de kızdı çünkü ve Türkiye’de Kürtlerle Türklerin “biz” olmasına ilişkin en sıcak örneklerden biriydi. O kadar ki, işte Iraklı bir Kürt siyasetçi bile o “biz”in içinde kendine bir yer buluyordu.
Bu hikâye, buradan kilometrelerce ötede aklımızın bir köşesine yazıldığından beri Hülya Avşar’la Kürtleri konuşmaya niyetliydik; ama kısmet demokratik açılımaymış.
Doğrusu önce ikna etmesi çok kolay olmadı Avşar’ı. Hem bir açılım furyasına takılıp gidiyor görünmekten hem de bu kadar önemli bir meselenin içini tam dolduramamaktan çekiniyordu.
Biz ise açılımı ikinci plana atıp, ondan öncelikle kendisini anlatmasını istiyorduk. Kimin taraf-kimin muhatap olacağının, kimlerin hesaba katılıp-kimlerin katılmayacağının karıştığı bir ortamda, bu ülkenin annesi Türk-babası Kürt (veya tersi) milyonlarca çocuğundan biri ve tabii sonuçta bir Hülya Avşar olarak neler anlatacağını merak ediyorduk.
Avşar, geçen salı günü Ali Eyüboğlu’nun da yardımıyla önerimizi kabul etti. Ve iyi ki de etti. Karşımıza tam tahmin ettiğimiz gibi bu kocaman meselenin bütün küçük hikâyelerini barındıran bir Türk-Kürt ailesi çıktı. Şimdi kim hangi açılımı yapmaya ya da kim hangi açılıma karşı çıkmaya kendini yetkili görüyorsa zemini tutan bu on binlerce aileyi de hesaba katsın deriz. İşte onlardan Türk Emral Bozkır’la Kürt Celâl Avşar’ın ailesi ve ailenin büyük kızı olarak Hülya Avşar’ın izlenimleri:

Şark çıbanıyla tanışma
Türk mü Kürt mü olduğunuzu ilk ne zaman fark etmeye başladınız?
11-12 yaşlarındaydım. Ankara-Özveren sokaktaki evimizde... Aynada birden yüzümdeki şark çıbanı dikkatimi çekti. Gidip hemen anneme sordum, “Küçükken su çiçeği oldum da, bu onun mu yarası anne?” Annem dedi ki, “Hayır, onun adı şark çıbanı.” “Ne demek şark çıbanı?” dedim. Şimdi tam hatırlamıyorum, ama bir tür sinek gibi bir şey dedi; o yörede yaşayan çoğu insanda bu şark çıbanı olurmuş.

Hülya Avşar O yöre?
Kars-Ardahan; daha doğrusu Hasköy. Ben altı aylıkken annemle babam bir süre babamın memleketinde yaşamışlar ve şark çıbanı da gelip bir şekilde beni orada bulmuş. Bu hikâyeyi dinledikten sonra “o yöre” yavaş yavaş benim merakımı cezbetmeye başladı. Anlatılan her hikâyede “orası” benim daha fazla dikkatimi çekiyordu. Sonunda artık soruşturur olmuştum. Niye dedemin adı Apo; babaannemin Daduk? Niye babaannem beni hep Malakan (Sarışın) diye çağırıyor? Kardeşimin adı Leyla, ama niye Mışki de diyorlar veya babamın adı Celâl, ama niye “Ello” diye de sesleniyorlar?

Acaba bu fark ettikleriniz hoşunuza gidiyor muydu, yoksa biraz rahatsız mı oluyordunuz?
Tam aksine, hikâyeler hoşuma gittikçe daha da fark eder oluyordum her şeyi. Amcamlar, halamlar birkaç apartman aşağıda oturuyordu ve evdeki bu bütün hava bana çok eğlenceli geliyordu.

Hep mi eğlenceliydi peki?
Hayır, hep değil. Mesela bu bahsi okulda, sokakta uzun bir zaman kimseye diyemedim. Korkuyordum. Anlatmamam gerektiğini hissediyordum. Çünkü benim babam o dönem bankacıydı ve Kürt olduğu için hep problemler yaşıyordu, bir şubeden başkasına gönderiliyordu. Ben de bunları zaman zaman duyuyordum.

‘Bashekim amcamı sürdüler’
Hatta bir gün babam çok sinirlenerek eve gelmişti. Otobüste Kurtce konuştu diye oradaki bir yolcuyla mı ne, birbirlerine giriyorlar, otobus duruyor; babam ve o yolcu indiriliyor. Babam o hırsla eve gelip anlatmıştı bize. O kadar sinirliydi ki...
Sonra yine mesela amcam Fevzi Avşar, Ankara’da bir hastanede başhekimdi. Onu da bu Kürtçülükten dolayı bir yerlere sürdüler. Bu arada hala kızlarım, amca çocuklarım hep Kürtçe konuşurlardı ve aksi bir durumu hep reddederlerdi, hep bir şekilde yumruklarını masaya vururlardı. Sürekli okuyan, sürekli tartışan insanlardı.

Ya siz?
Ben onlar gibi değildim. Babam bu meselelere üzülünce ben de çok üzülürdüm, ama her şeyi daha kenardan izlerdim.

Anneniz Türk olduğu için olabilir mi?
Kesinlikle. Bir kere evde başka kültürde biriyle daha yaşıyor olmak beni yumuşatıyor, daha orta bir noktaya çekiyordu. İkincisi, ben Ankara’da büyüdüm, ama kuzenlerim neredeyse liseyi bitirene kadar Hasköy’deydi. Dolayısıyla onların her şeyi benden daha yoğun yaşıyor olmaları normaldi.

Peki hiç aile içinde dışlandığınızı, anneniz Türk olduğu için “Sen bizi anlamazsın” havasını hissettiniz mi?
Hayır, hep çok sevdiler, hep arkamda oldular. Bir de benim babam çok dominanttı bu konuda. Yani aslında kendisi de uçtu, ama o uç noktalarını hep bizden saklardı. Özellikle şimdi şimdi fark ediyorum ki bizimle ilgili birçok şeye çok dikkat etmiş.

Uçluktan kasıt?
Koyu Kürttü. Yapılan hiçbir haksızlığı affetmiyordu. Taraftı yani. Yeğenlerini, ailedeki politik durumları, hepsini anlayışla karşılıyordu. Belki bıraksalar o da peşlerinden gidecek gibiydi.

Nereye gidecek gibiydi?
Benim ailem işin hep politik kısmındaydı. Onların amacı bir gün bu ülkenin başbakanının ağzından “Gelin dost olalım, ahbap olalım, kimse kimsenin canını yakmasın”ı duymaktı. Bütün gayretleri bugünler içindi. Yani son derece medeniceydi düşündükleri, ama içlerinde çok uçları da olabilir, sonuçta biz siyasi açıdan kozmopolit bir aileyiz.

Mesela hiç dağa çıkıp, bir bakıp, sonra ineni olmuş mudur?
Bizimki kadar büyük bir sülale için çok zor bir cevap bu; bilmiyorum.

Keşke bizimkiler ‘barış’ cümlesini asırlar önce keşfetseydi
Bu Türklük, Kürtlük mevzuları konuşulurken hiç kendinizi iki arada bir derede kalmış hissettiğiniz oldu mu?
Ne zaman hissettim biliyor musunuz; şimdi. Şimdi hissediyorum kendimi iki arada bir derede. Çünkü ben bugüne kadar hiç kimseye oturup bunları anlatmadım. Hayatımda çok yakınım olan biri iki kişi dışında ilk kez bu kadar anlatıyorum.

Çünkü bunları konuşmanız gerekmedi...
Hiç gerekmedi, ama şimdi öyle bir konuma gelindi ki, konuşmadığım takdirde reddediyor durumuna düşmek istemiyorum, konuştuğum zaman da taraf olmak istemiyorum. Saçma sapan bir durumdayım aslında ve kendimi ilk kez böyle hissediyorum. Mesela aslında ben Kürt-Türk diye konuşmak bile istemiyorum ve bu notumu da özellikle yazmanızı rica ediyorum.

Kim için?
Bütün sülalem için. Bu röportajı hepsi okuyacak ve ben kendi sülalemden çok çekinirim. Bir bilseniz, ben hâlâ amcamın yanında ayak ayaküstüne atmam, hâlâ amcam oturana kadar ayakta kalırım. O yüzden konuşurken bazı şeylere dikkat etmek zorundayım, ama tabii diğer yandan bir Türk olarak milliyetçi ruhum da ağır basıyor.

Nerede ağır basıyor?
Mesela yurtdışına çıktığımda. Benim pasaportumda Türk yazıyor ve ben de bir Türküm sonuçta.

Türk müsünüz, yoksa Türk üst kimliğini mi kabul ediyorsunuz?
Aslına bakarsanız bunları hiç düşünmemiştim, ama bu olayları kurcaladıkları için ben de ne olduğumu şimdi çözmeye başlıyorum. Hatta haydi gelin beraber çözelim. Gerçekten buyurun, çözelim. Ben şimdi neyim?

Tamam çözelim, ama önce isterseniz şunun yanıtını bulalım: Acaba sizin şimdi ben neyim demek durumunda olmanız iyi bir gelişme mi, yoksa kötü mü? Yani sizce insanların alt kimliklerinin öne çıkması iyi mi oldu; yoksa kimin ne olduğunun konuşulmadığı günler daha mı iyiydi?
Bence üçüncü şık... Yani şu: Yine eskisi gibi kimin hangi etnik kökenden olduğunun bilinmediği, ama bunun da yasak olduğu için değil, herkes kendi halinden mutlu olduğu için konuşmaya gerek duymadığı bir ülke. Bence en ideali bu ve mutlaka sonunda o noktaya da geleceğiz.

Ama şimdi rahatsızsınız?
Rahatsızım tabii... O yüzden de ben kimim, bana bir isim bulun lütfen. Yani şimdi iş öyle bir noktaya geldi ki tıpkı bizim Kars-Ardahan çekişmesine benzedi. Ardahanlılar artık biz Ardahanlıyız diyor. Ama bana sorduklarında ben yıllarca Karslıyım demişim, şimdi Ardahanlıyım demeye dilim dönmüyor. Oysa aslında benim için ikisi de fark etmiyor.

O zaman şöyle yapalım: Bugüne kadar ne diyordunuz?
“Türküm, ama bende Kürtlük de var” diyordum.

Bunun karşılığı “Kürt kökenli Türk” olabilir, ama bu arada sizde Türk köken de var.
Evet, hakikaten Türklük de var. O zaman mesela Kürt ile Türkü bir araya getirirsek nasıl olur kâğıt üzerinde... İkisinden ortak bir kelime çıkarsak...

Onun yerine şuna ne dersiniz; “Türkiyeliyim”?
(Yüzü asılıyor) Ne kadar itici; Türkiyeliyim... Nerede, yurtdışında söylenen bir şey mi bu? (Bir daha tekrarlıyor) “Türkiyeliyim...” I-ıh...

Peki ‘Ne mutlu Türküm diyene’deki Türküm hiç bugüne kadar aklınıza takıldı mı; içinizden hiç ‘Ama benim babam Kürt’ dediniz mi?
Demedim, çünkü o cümledeki Türkün hep bir üst Kimlik olarak söylendiğini düşündüm. Ya da öyle düşünmek işime geldi, diyeyim. Okuldayken başka Kürt, Ermeni arkadaşlarım vardı, o zamanlar da bunu söylerken hiç “Aslında bize Türk ırkından olduğumuz söyletilmeye çalışılıyor” gibi algılamadık. Dediğim gibi; belki de öyle duymayı istemedik...

Ama şimdi bu bir rahatsızlık meselesi...
Kimin hatası peki?

Sizce?
Ben bu işin tarihini çok bilmem, ama bildiğim şu: Hani “barış” denen bir kelime var ya, o kelime aslında hep sadece lügatte vardı, kafamızda hiç olmadı. Bir şey yapmak istiyorsak bunu hep ancak silahla başarabileceğimizi düşündük. Türk-Kürt dahil... Biz aslında barış kelimesini daha yeni yeni yerleştiriyoruz dilimize. Bu kadar evlat öldükten sonra... Olan o gidenlere oldu. Hepsi nur içinde yatsın, ama içim o kadar acıyor ki... Keşke bizimkiler asırlar önce keşfetseydi şu kelimeyi...

Tereyağı-zeytinyagi birleşimiyim
Şimdi dönüp baktığınızda daha ziyade bir “Türk” olarak mı yetiştirilmişsiniz yoksa bir “Kürt” olarak mı; nedir teşhisiniz?
İkisi de değil, çünkü annem de babam da çok medeni insanlar oldukları için bizi hiç etnik ayrimcilik yaparak yetiştirmediler. Evet, Kürt kelimesi çok bildik bir kelimeydi bizim için, ama bu bir ayrımcılık anlamında kullanılmıyordu.
Mesela bizim evde en fazla şöyle geçerdi bu konuşmalar; annem babama derdi ki, “Leyla sana benziyor, Hülya bana”. Babam derdi ki, “Hülya’nın nesi sana benziyor, gözlere baksana, asıl Kürtlerin gözü renkli olur.” Annem de yanıt verirdi, “Aman sen de koca Kürt... Size mi benzedi yani bu gözler şimdi?” Kendi aralarında böyle konuşup gülerlerdi.

Peki siz kendinize ne diyordunuz o zamanlar?
Benim kendime ne dediğim de şöyle çıktı ortaya: Yine bizimkilerin aralarında bu tür konuşmaların olduğu bir gün ben yanlarına gittim, “Tamam sakinleşin. Kendimi bu saatten sonra bir melez olarak ilan ediyorum” dedim ve o espri öyle kaldı.
Hakikaten hâlâ kendimi bir melez olarak görüyorum. Çünkü bakarsanız anne tarafımda Giritlik var, Yörüklük var. Baba tarafım çok asırlar önce Kayseri Pınarbaşı’ndan göçen bir Turkmen aşireti. Göç ettikleri yerde Kürtlerle karışmışlar ve sonunda da iyice Kürtleşmişler.
Yani böyle karman çorman bir aileyiz biz. Daha doğrusu tam bir Anadolu’yuz. Ve Hülya Avşar doğrusu bu da benim çok hoşuma gidiyor, çünkü kimde iyi ne varsa onu seçip alabiliyorsun ve kendi kimliğini sen oluşturuyorsun. Etnik zenginliğin ne kadar çok olursa da seçme şansın o kadar fazla oluyor tabii.

Mesela siz babadan neyi seçip almışsınızdır?
Bizim Kürtlerde diğer pek çok etnik kimlikte eşine az rastlanır türde bir aile bağı vardır. Bu benim direkt benimseyip kendime seçtiğim bir özelliktir. İkincisi Kürtçe şarkılar. Her gün olmasa bile en az 15 günde bir mutlaka Kürtçe dinlerim. Ve buna ihtiyaç duyarım, çünkü öyle büyüdüm. Babam evde gizli gizli -bakın dikkat edin, gizli gizli diyorum- Kürtçe doldurttuğu kasetleri dinlerdi. Tanınmamış, o yörenin ozanları diyebileceğimiz kişilerin türküleri... Onlar benim en has parçalarımdı.

Peki anneden seçip aldığınız ne var?
Bu yörede (Balıkesir-Ayvalık) yaşamaktan çok keyif alıyorum. Denizi çok seviyorum. Otlarını, zeytinyağını çok seviyorum. Baba tarafımda da mesela keteye bayılırım. Asla vazgeçemem halamın yaptığı tereyağlı ketelerden... Ama burada ise daha hayatımda tereyağlı bir şey yapıldığını duymadım. Pilav dahi her şey Ege’de zeytinyağıyla yapılır. Bana bakarsanız, ben hem tereyağlı kete severim, hem de evde yemekleri zeytinyağlı yaptırırım.

İşte siz tam “Tereyağı ve zeytinyağı” birleşimisiniz demek ki...
Kesinlikle benim durumumun özeti budur. Ben meseleye Kürt-Türk diye etnik ayrımcılık yaparak bakmıyorum, ben bunu bir “tereyağı” ve “zeytinyağı” meselesi olarak algılıyorum. Benim için iki güzel kültürün iki güzel yanı. Ve eminim benim gibi milyonlarca böyle doğmuş, Kürt-Türk olmayı da böyle hisseden çocuk vardır Türkiye’de.
Devrim Sevimay/Milliyet

**Hülya Avşar’a tepkiler büyüyor.

Bir süre önce Milliyet gazetesinden Devrim Sevimay’a bir röportaj veren Ardahan’lı sanatçı Hülya Avşar, Avşar’ların tarihi ile ilgili kulaktan dolma bilgilerle söylediği sözler, çeşitli tepkilere neden oldu.

KADEP genel başkanı Yüksel Avşar, “Hülya bir an önce hatasını düzeltmesi lazım.”…

Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz, Hülya Avşar’ın kuzenlerinden KADEP genel başkan yardımcısı Yüksel Avşar, Hülya Avşar’ın açıklamalarına tepki göstererek, “Hülya, Kulaktan dolma, aslı astarı olmayan bilgilerle Avşar’ların Kayseri’den gelen (Yörük)Türk kökenli bir aşiret olduğunu söylemektedir. Bu kesinlikle doğru değildir. Ben daha önce de ulusal basında çeşitli gazetecilerle yaptığım söyleşilerde de belirttim. Biz aslen Diyarbakır’dan gelmeyiz. Bizim dedelerimizden birisinin isminin Hewşer olması hasebiyle, soyadı kanunu çıktığı zaman “Hewşer” ismini Kürtçe olarak yazılması yasak olduğu için Avşar olarak soyadı alarak almışız. Bizim Avşar Yörükleriyle bütün benzerliğimiz buradan geliyor. Sadece isim benzerliği.” Dedi. Konuya ilişkin daha sonra kapsamlı bir açıklama yapacağını da belirten Yüksel Avşar, “Umarım hatasından döner ve Avşar’lardan özür diler” dedi.

Öte yandan Hülya Avşar’ın köyü olan Hoçvan Hasköy Kültür ve Dayanışma Derneği başkanı Halit Avşar ve Hoçvan dernekler federasyonu (Hoç-Fed) başkanı Osman Avşar‘da Hülya Avşar’ın Avşarların Yörük Türk’leri olduğu biçimindeki açıklamasına tepki göstererek, yapılan bu yanlışın düzeltilmesini istediler.

Hülya Avşar H.Hasköy Dernek Başkanı Avşar “dedemizin isimi Arap olsaydı Arap’mı olacaktık?”…

Avşar kızının yaptığı açıklamalar üzerine H. Hasköy dernek başkanı Halit Avşar, “Hülya hanımın bunu neye dayandırdığını bilmiyorum. Ama biz 7 babamızı saydığımız için, nerden geldiğimizi gayet iyi biliyoruz. Onun da ötesi, tapu kayıtları ve Osmanlı arşivlerinde bunlar mevcut. Sanırım Hülya hanım bunu daha önce böyle bir görüş ileri süren bir profesörün iddialarına dayandırıyor. Ancak bu görüşler gerçeği yansıtmıyor. Evet Avşar diye bir Türk boyu var. Ancak bizim Avşar’lığımız bir dedemizin isminin “Hewşer” olmasından başka bir şey değil. Soyadı kanunu 1934 yılında çıkıyor. Dolaysıyla da 300 yıl önce Kayseri pınarbaşında geldikleri iddia edilen "Hewşer" ler nerden bilecek oradakilerin de soyadını "Avşar" yaptığını?
1934 lerde insanlar yaşadıkları kasabaya bile inmemişken, Kayseri ile nasıl ilişki kurup soyadlarını koydular?
Saçma bir görüş.
Tamamen tesadüf, bakın Yani şimdi dedemizin isimi Arap olsaydı Arap mı olacaktık? ki, gariptir bir dedemizin isimi de "Arap”. Yarın biri de kalkıp bize siz "Arap"'sınız derse ne yapacağız?" dedi

Hoç-Fed başkanı Avşar; “Bunlar Hülya hanıma söyletiliyor”…

Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Hoç-Fed başkanı Osman Avşar’da benzer iddialarda bulundu. “Bunlar bilinçli ortaya atılan iddialar, aslında bunlar Hülya hanıma söyletiliyor. Yoksa Hülya hanımın ben inanıyorum ki bu konuda tek satır yazı okumamıştır. Yani birileri sorularla maniple ediyor. Biraz da sürecin getirdiği zorluklar ve sorunlar var. Bu nedenle, Hülya hanım gibi ünlüler, bir yerlere mesaj vermek istiyor olabilirler. Ben böyle düşünüyorum. Yoksa bizim Avşar boyu ile en ufak bir bağımız yok. Avşar’lar var ama biz Hewşer’iz” dedi.

Ozan Dino’dan Hülya Avşar’a sert tepki; “Hülya hanım reklam peşinde”…

Ünlü Kürt sanatçı ozan Dino’da tartışmaya katılmasıyla farklı bir boyut kazanan Avşar kızının açıklamalarına tepkiler büyüyor.

Telefonla Hoçvan haber’i arayan Ozan Dino, annesinin de bir Avşar kızı ve Hülya Avşar’ın yakın akrabası olduğunu, bu nedenle konu bir anlamda kendisini de ilgilendirdiği için görüşünü belirtmek istediğini söyledi. Dino, “ Bir ara Türkçü bir “profesör” böyle bir iddia ortaya attı. Ama bunlar tamamen bir tesadüfü isim benzerliğinden öteye gitmiyor. Çünkü sözü edilen “Hewşer” Kürtlerin beyi durumunda bölgenin ileri gelen bir şahsiyeti olması hasebiyle, torunları onun ismini yaşatmak için, soyadı kanunu çıktığı zaman böyle bir soyadı almışlar. Bakın eğer Kürtçe alfabe yasak olmasaydı (ki, ismin fonetik okunuşu da farklı) o zaman soyadları Hewşer olacaktı.

Peki buna ne diyeceklerdi?

Bence Hülya hanım epeydir film filan yapmıyor. Tekrar gündeme gelmek için reklam yapıyor. Türkiye’nin en ünlü sanatçısı bir kaynağa, bir belgeye dayanmadan nasıl söyler böyle bir şeyi?

Gördüğünüz gibi o kendine “profesör” unvanı verilen zevat da bunu belgeleyememişti. Belgelediği tek şey Avşar’ların Türk olduğuydu. Evet Avşar’lar Türk. Buna kimsenin itiraz ettiği yok. Ama bunlar Avşar değil ki? Soyadları başka bir şey de olabilirdi. Üstelik “Hewşer” öz be öz Kürtçe bir sözcük olup, anlamı Koruyucu aslan anlamına geliyor. Hewş; Korunak, Şer; Aslan . iki sözcüğün kökünde türetilen Hewşer koruyucu Aslan manasına geliyor. ” dedi.
Hoçvan Haber/ Rodi BAZ

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan