Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 50
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 5 Gün Gelmedi
abdullahank 107 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 201 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 223 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 232 Gün Gelmedi
admin 234 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 235 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
AGLA SEVGILI YURDUM !!!
Yazar Fakir - Mart 03 2007 - 16:35:11
Felsefe ve Ötesi/AGLA SEVGILI YURDUM

Çalkantılı ve zor günler günler geçiriyoruz.Türkiye ve dünyanın sakin ve huzurlu olduğu bir dönem oldumu ki sorusu bir tarafa üst üste yaşanan olumsuz gibi görünen gelişmeler aslında hayrımıza olmuştur.

Bunlardan birincisi Fransa'nın sözde Ermeni soykırımını inkar etmeyi suç sayan yasayı parlementoda kabul etmesi

Diğeri Tesadüfmüdür bilinmez Aynı saatlerde Orhan Pamuk'un nobel ödülü aldığının açıklanması...

Birincisinden başlayalım.Avrupa Birliği kendini bütün dünyaya "değerler bütünü" olarak lanse eder.Bu değerler bütünü insan hakları,düşünce, din ve vicdan özgürlüğünü de içine alır.Bireyi esas alan özgürlüklerin oldukça geniş olduğu bu yapılanmaya uyum sağlayabilmesi için Türkiye tam sekiz Avrupa Birliği uyum paketini meclisten geçirmiştir.Bu paketlerde yer alan hemen ilk aklımıza gelen kamuoyunda uzunca süre tartışılan İdamın kaldırılması ve anadilde yayın-öğretim yapılabilmesiydi.Hakkında idam kararı verilen bölücü başının bu uyum süreceinden yararlanmasının toplumda yarattığı ıstırap şöyle dursun Avrupa birliğinde dilenci gibi el avuç açan Türkiye, yediğinden içtiğinden kültüründen dilinden yaşamından kültüründen tavizler vererek türlü türlü yasalar çıkartartmıştır..Avrupa Birliği diğer üyelerle yaptığı müzakereler ve müzakere süreçleri ile Türkiye ile olan müzakare süreçleri tamamen farklıdır.Çifte standartlar uygulanmış Türkiye'den her türlü taviz istenmiş sevr'e götürebilecek bir yolun içine sokulmuştur.Ulusal milliyetçilikten vazgeçilmesi ulus devletlerin yeni dünya düzeninde olmayacağı Avrupa Birliğinin sınırları ortadan kaldıran bir ekonomik ve siyasi bir işbirliği olduğunu A devleti b devleti değil "Avrupa devletinin" esas olacağı vurgulanmıştır.Acaba Avrupa birliği üyeleri ulus milliyetçiklerini bir yana bırakmışmıdır?Ortak Avrupa Anayasası Avrupa Birliği anayasısıdır.Bu anayasa Fransada oylanmış halk redetmiş Hollanda da o zaman aynı zamanda Avrupa birliği dönem başkanı olan Hollanda Başbakanı bunu halk oylamasına sunmaya cesaret edememiştir.Ortak para bağlamında çıkarılan "euro" yu İngiltere kabul etmemiş kendi ulusal parasını kullanmaya devam etmiştir.Yani Avrupa Birliği üyelerinin halkları Avrupa Birliğini istememektedirler.Bu çok açıktır.Ve son zamanlarda çok açıkça görülmektedir.Öyle ki ulus milliyetçiliği tam tersine hızla yükselmiştir.

Fransa'nın sözde Ermeni soykırımını yoktur demeyi suç sayan yasayı kabul etmesi ulusal uyanışın gerçekleşmesi adına, düşünce özgürlüğü diye bağıranların bize değerlerden insanlıktan uygarlıktan öğütleyenler verenlerin gerçek yüzleri gözleri boyanmış gerçeklerden bir haber kesimler tarafından dahi görülür hale gelmesi lehimize olmuştur.

En liberal en Avrupa delisi kişilerin dahi tepkisini almak zorunda kalan bu karar aynı zamanda yıllar yılı bu kavramı ağzına sakız edenlerin ağzında patlamıştır.Tabi iki yüzlülükler sona ermiyor.Bu kez Dink önderliğinde kimi kesim şunu söylemektedir:

"Efendim Türkiyede ermeni soykırımı vardır demek suç Fransada ermeni soykırımı yoktur demek suç.Siz atalarımıza hakaret ediyorlar diye Fransaya kızıyorsunuz onlara görede siz aynı şeyi yapıyosunuz.Arada fark yok ikiside yanlış."

Bu ahlaksız adam ne yazık ki kelime oyunu yapmaktadır.Fransadaki maddenin karşılığı 301 değildir.Dikkatlice bakalım.Fransa diyor ki sen Ermenilere soykırım yapılmamıştır diyemezsin.Biz diyoruzki ermenilere soykırım yapılmıştır diyemezsin.

Aradaki fark şudur:
Biz Ermenileri aşağılamıyoruz.Biz onların atalarına küfretmiyoruz.Tam tersine biz kurtuluş savaşında beraber savaştık biz bu topraklarda yüzyıllarca yaşadık soykırım yapmadık aramıza yabancı güçler girdi bunu onlara dayattı diyoruz.

Oysa Fransa ilgili maddeyle doğrudan Türkler ırkçılık yaptı demiştir.Yani tamamen saldırmıştır.
Bizim 301.madde savunma amaçlı bir madde iken Fransanın kabul ettiği tasarı saldırı amaçlıdır.İki madde biribirinin kesinlikle karşılığı değildir.

Kaldı ki ermeni soykırımı diye bir şey yoktur.Fransa Ermenilere Fransa üniforması giydirerek üstümüze salmıştır.Yani aslında bizim o zaman çatışma halinde olduğumuz ermeniler aslında Fransa için savaşan ermenilerdi.Gerçekte eğer bunlar deşilecekse söylenmelidir ki çatışma zamanlarında orda olay çıkaran fırınlarda Türkleri topluca katleden Fransa için Savaşan Ermenilerdi.Biz buna katletme sözcüğü kullanırken onların Hitler'in yahudilere yaptıklarına isim bulmak amacıyla çıkardıkları "soykırım" sözcüğü olur olmaz her olaya nakledildiği gibi kasıtlı olarak Ermeni olaylarında da kullanılmaya başlanmıştır.Gerçekte Ermenilerde kendi içinde hainlik eden hain Ermenileri lanetle anması Ermeni milletininde soykırım yapan bir millet olmadığını söylemesi gerekir.Oysa ne yazık ki onlarda Avrupanın gazına gelerek yıllar yılı Ermeni milliyetçiliği uyandırma oyunlarına alet olmuşlardır.Ağrı dağının kendilerince kutsal olması tek başına hiç bir şey ifade etmez.Topraklarımızın her bir çakıl tanesi bizim için de kutsaldır.Tek karış toprağımız bu oyunlara bu bölme planlarına alet edilemez bunu çağrıştırcak söylemler dahi kabul edilemez..

Fransanın aldığı kabul edilen son karar sonrası en doğal hakkımız olan Fransız mallarını boykot etme hakkımıza işbirlikçi kesimden küçümser vari tepkiler gelmiştir.Bunun doğru ve akılcı bir iş olmadığı üçüncü dünya zihniyeti ile hareket edilmemesini savunan bu kafalar acaba hangi milletin çıkarlarına hizmet etmektediler?

Fransayla olan dış ticaret hacmimiz Fransa'nın dış ticaret hacminin %1,5 ini oluşturmaktadır.Evet görüldüğü gibi bu Fransanın ekonomisine zarar verebilecek boyutta değil.Fakat olay zaten ekonomik değil manevi bir olaydır.Zaten bizim kuyumuzu kazan devletlere karşı dik durmanın onlara tepki göstermenin zamanı çoktan gelmiştir de geçmektedir bile.Yapılanlara karşı sessiz kalmak tepki göstermemek hiçbir diplomatik siyasi bir yaptırım uygulamadan olduğu gibi kabullenmek nasıl beklenebilir?

İşin en acıklı tarafı sözde soykırımı inkarı suç sayan yasaya "evet" oyu veren vekillerden biriyle yapılan röpörtajda " Aslında bu tasarıya hayır oyu verebilirdim.Fakat Türkiyeden tepki gelmeyeceğini bildiğim ve arkadaşlarımı kıramadığım için evet oyu verdim" demesidir.Bu açıklama Türkiye'nin dış itibarinın sıfıra indiğinin hiç bir ağırlığı ve saygınlığının kalmadığının belgesi olarak tarihe düşmüştür.

Avrupa Birliğinin bir diğer çelişkisi Düşünce özgürlüğü konusundadır.

Sanıldığı gibi Avrupa birliği üye ülkelerinde sınırsız düşünce özgürlüğü yoktur.Almanya ve İtalya örnekleri yanında Son alınan utanç verici kararla başka bir milletin de başka bir millet hakkında konuşmasını yasaklar hale gelen tasarı mecliste kabul edilmiş ve sözde düşünce özgürlüğünün kalesi demokrasinin beşiği diye kendini tanıtanlar gerçek yüzlerini bu utanç verici kararla görmemekte inat edenlere gözlerine soka soka göstermişlerdir.

Peki düşünce özgürlüğü nedir olmalımıdır?Düşünce özgürlüğü çağdaş dünyada vazgeçilmez bir kavramıdr.Düşünmeye,fikir özgürlüğüne müdahale edilmesi düşünce üzerinde baskı uygulanması hiç bir şekilde akli değil insanın esasını oluşturan diğer canlılardan ayıran bir yetidir.Düşüncelerin çarpışmasıyla yıkılmaz denilen tabular yıkılır bu çatışmalar yeni açılımlara yeniliklere götürür.Descates'in dediği gibi düşünmek var olmaktır aynı zamanda.Kimse kimsenin istediği gibi düşünmek zorunda değil.Kimseden toplumun tamamı aynı fikirde olsa dahi farklı düşüncesininden feragaat etmesi istenemez.Aynı tür fikirler yeknesaklığa farklı fikirler zenginliğe götürür.Tarih Farklı düşündüğü için yargılanan idam edilen insanlarla doludur.Bildiğiniz gibi Galileo bunlardan sadece birisiydi.Bu utanılası olaylar nasıl kara bir leke gibi düşmüşse bugün düşüncelerin üzerinde baskıdan dolayı yargılanan insanlara yapılanlarda gelecekte öfkeyle anılacaktır.

Fakat düşünce özgürlüğü demek bir cep sinemasında burda bomba var deyip halkı paniğe sürüklemek değildir.Vatanın milletin bütünlüğünü tehlikeye atan fişlenmiş kanunlarca hakkında gereken kararlar verilmiş insanları destekler vari düşünceler düşünce özgürlüğünün kapsamından ziyade vatanın bölünmez bütünlüğü ilkesini zedeleme kapsamına girmektedir.Hukukta basit bir kuraldır bu.Birey milletten üstün değildir.Ve düşünce özgürlükleri sınırsız olamaz.Bunun içindir ki anayasal ölçülerde düşünce özgürlüklerine sınır getirilmiştir.Bu anayasal düzenlemeler tartışılabilir.Ülkeyi yönetenlerin hangi şartlar hangi sınırlamalar içersinde eleştirilebileceği 301.maddenin muallaklılığı gidirelmiş bir şekilde kimsenin kafasında soru işareti kalamayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekebilir ve bunun tartişması da yapılabilir.Bunlara kimse itiraz edemez.

Duyulan öfkenin nedeni faşist bir Türkçülüğün hızla yükselmesi milliyetçilik duygularının tavan yapması ile Farklı düşüncelere tahammülü olmayan demokrasiyi ikinci plana atan bir dikta rejimini benimseyen çağdaş bir devlet olma yolundan vazgeçerek kendi içine kapanan geri kalmış bir üçüncü dünya ülkesi olma yolunu seçmek değil;Sorun, düşünce özgürlüğü diye bağıranların özgürlük arayışındaki bu kafaların düşüncelerinin milli olmamasıdır.Bu artık vurgulanmalı söylenmeli.Aydın olabilmek için hem bilim yapacaksın hem vatanına bilim yapacaksın.Düşünce milli değilse düşünce bu ülkenin varlığına bütünlüğüne saldırılanların koydukları dinamitleri ateşlemekse duyulan tepki bunadır.

Bu düşünce özgürlüğü isteyen kardeşlerimiz ve bunların arkasına düşen çağdaş görünümlü insanlar yaşadığımız çağın gerçeklerini neden gelişemediğimiz sorusunu,düşünce özgürlüğü olmayan ülkelerin haline bakmamız önerisiyle yan yana koymaktadırlar.Ve düşünce özgürlüğüne değil düşünce özgürlüğünü savunanların zihniyetine hizmet ettiği yerlere olan tepkiyi görmemezlikten gelmektedirler.Düşünce özgürlüğü kapsamında yargılanan kişilere baktığımızda bu insanların düşünce özgürlüklerinde bir kez olsun Amerika'ya Avrupaya Savaşlara,zulumlare İsraile değil Türkiye'nin değerlerine bölünmez bütünlüğüne karşı kullandıklarını görüyoruz.Bir insan düşünün ki sizin varlığınızı bütünlüğünüzü canınıza kast edecek söylemlerde bulunacak ve siz ona ses çıkarmaycaksınız saygı duyacaksınız.İstenmekte olan budur.Düşünce özgürlüğü söyleminin arkasına sığınıp gerçekte bu ülkeyi biribirine bağlayan değerlerin yok edilmesine dış güçlerden destek alarak milli değerlere dil uzatılmakta vatanın bölünmez bütünlüğü tehdit edilmektedir.Bizim kimseyi arkasına almadan konuşan adamın düşüncelerini eleştirdiğimiz yok.Aydın tek yalnız ve özgür adamdır.Aydın kimseyi arkasına almadan konuşan adamdır.

Orhan Pamuk'un bir milyon ermeni ve otuz bin kürt öldürüldü sözleri nin arkasında ne olduğu vatanseverler tarafından doğru tahlil edilmiştir.Sözlerinde görüldüğü gibi otuz bin Kürt'e yer vermesi Kürdistan diye çarşaf çarşaf haritalarda çizen Avrupa Ve Amerika'nın görüşleriyle,planlarıyla birebir örtüşmektedir.Elbette bu görüşün tutulacak bir tarafı yoktur.Bir milyon ermeni komedisinin yanında otuz bin Kürt denilmesi sanki öldürülen şehitlerimiz o rakama dahil değilmiş gibi ve sanki Türkiye Ve Kürdistan gibi iki devlet varmış ölenlerin Pkk terör örgütüne hizmet eden teröristler değilmiş gibi dile getirilmiştir.

Orhan Pamuk'un bu konular üzerinde aniden alev alması beyanlar vermesi dikkatli takip edenler için oldukça komiktir.Keza bu zat-ı muhterem siyasetten kendini uzak tutan biridir.Hiç bir dünya sorunundan dünya siyasetinden olup bitenlerden hayatında bir kez bahsetmezken durup dururken tokat atar gibi böyle bir söylemde bulunması kendisinin neyin peşinde olduğunu bize apaçık göstermektedir.

Nitekim İstediğini almış populeritesini hızla yükseltmiş hakkında dava açılması ve mahkemelere çıkması Avrupa basınında Kahraman haline dönüşmesini sağlamış hakkında en çok yazı yazılan adam olmuş otuz dört ülkede basılan kitapları gözlere sokulurcasına gösterilmiş bilen içinde bilmeyen içinde aranan yazar haline dönüşmüş,kendisi gibi yazarlara yol açmış peşinden onu örnek alan kız kardeşini(E.Ş)

sürüklemiş bu başarısı nobel ödülü ile süslenmiş kendisi için onu eleştirenlerede kıskanıldığı için eleştirildiği söylemini söyletmeyi başarabilmiş ve hatta kendisine daha mesafeli kesimlerden dahi nobel ödülünü alkışlamak başka söylediklerini desteklemek başka şeklinde bir saçmalığını bize dinletebilmiştir.

Bu yazarın kitaplarını kendisine şak şakçılık edenlerde dahil beğenmemektedirler.Anlaşılmaz garip bir dil kullandığına ne dediğinin tam idrak edilemediğine en sonunda kitabının tamamlanamadan yarıda bırakıldığına vurgu yapılmaktadır.Bazı kitapların çalıntı bazı kitaplarının esinlenme olduğu bir yana bu adamın tüm kitapları şaheser dahi olsa Dünya klasiklerinden biri olduğu konusunda fikir birliğine varılsa dahi şu çok iyi bilinmelidir:

Bu adamın Nobel ödülüne kimse sevinmek zorunda değildir. Nobel ödülü dediğimiz ödülün ne kadar saygın olduğu son yıllarda ciddi şekilde tartışılır olmuştur.Avrupanın belkide en önemli Türk düşmanı olan ülkesi İsveç'in bir ödülünün vatan haini bir yazara verilmesine bu halkın varlığına bütünlüğüne kutsal değerlerine acımasızca haksızca gerçek dışı söylemlerle saldırılan bu halkın hikayelerini bu halkın acılarını yazmayan ve sadece yaşadığı topraklara küfür ederek ödüllendirilen bir yazarı omuzlara almasını beklemek büyük bir iyimserlik olur.

Eğer bu adam bu halkın çocuğu olsaydı eğer bu adam onurlu gururlu gerçek bir Türk yazarı olsaydı hakkında bu kadar söylenen laflardan yazılan bunca yazıdan sonra eğer gerçekten haksızlığa uğramış olsaydı

"Ben bir laf ettim bir söylemde bulundum. Bu ülkenin bir evladı bu toprakların yetiştiridği bir yazar olarak düşüncelerimi serbestçe dile getirmek söylenmeyinleri söylemek tarihin bazı gerçeklerini yeniden tartışılmasını istedim.Bu tabuları yıkmak biz aydınların görevidir.Düşüncelerimden dolayı yargılanmak pahasınada olsa fikirlerimden vazgeçmeyeceğim.Fakat ben ülkesini seven vatansever bir aydın olarak hakkımda söylenenler yazılan çizinlenler kanıma dokunmuş söylediklerim kamuoyu nezninde yanlış anlaşılmış ve vatan haini olarak adledilmeme yol açmıştır.Bunlardan duyduğum üzüntü Avrupa Basıni ve siyasetinin olayları başka boyutlara çekmesi sözlerimi istemediğim noktalara taşımıştır.Sözlerim siyasi çıkar malzemesi yapılmasından üzüntü duyuyorum.Siyasi nedenlerle verildiğine inandığım bu ödülü edebiyatın siyasete alet edilmesini önlemek,sanatı siyasetten temizleme kamuoyunu vicdanını rahatlamak hemde söylenenelere cevap vermek için kabul etmiyorum"

Diyebilirdi.O zaman kendisini ayakta alkışlar ve kendiside tarihe Pasternak gibi Sartre gibi şerefli bir şekilde geçerdi.Evet Sartre dedik çünkü Sarte de kendisine verilen nobel ödülünü kabul etmedi.Gerekçelerine kısaca bakalım

Kişisel nedenleri:

-Bir yazarın görevi ne olmalıdır anlayışı doğrultusunda resmi ödülleri her zaman reddederim bu yüzden nobel'i de reddedeceğimin de önceden tahmin edilmesi gerek.

-Bir yazarın resmi kurumlarca bahşedilen böyle bir ödülü kabul etmesi, onun kişisel hedeflerini ödül veren bir kuruma göre yönlendirmesi anlamına gelir,her şeyden önce, bir yazarın kendisinin bir "kurum" a dönüştürülmesine izin vermemesi gerektiğine inanıyorum

Nesnel Nedenleri

-Doğu ve batı arasındaki kültürel alışverişin insanlar ve kültürler arasında, herhangi bir kurumun aracılığı olmadan yapılması gerektiği tezini öncelikli nedenimdir.Ayrıca, geçmişteki ödüllerin dağıtımı da her ideoloji ve ulustan yazarları eşit bir şekilde temsil etmemektedir.Ödülü kabul etmem haksız yorumlara yol açacaktır.

Görüldüğü gibi yazar var yazarcık var.

Nobel ödülünün son derece tartışmalı olduğunu söylemiştik.Özellikle nobel Barış ödülleri ve Edebiyat alanında verilen ödüller için bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.Nobel ödülleri kapitalist ülkelerin kendi siyasi görüş ve mantaliteleri doğrultusunda kendinden farklı bir siyasi yapısı bulunan ülkelerde rejim karşıtı olan muhaliflere verilmektedir.

1958 de Doktor Jivago romanıyla Ödül alan Rus yazar Boris Pasternak'ın bu romanı yine rejim karşıtı olduğu yorumlanarak verilmiştir.


1970 de Rus yazar Alexander Soljenitsin'e Gulag Takımadaları romanı ile nobel ödülü verildi.Aleksandr İsayeviç Soljenitsin'in yazdığı "Gulag Takımadaları" adlı romanda bahsedilen toplama kampı, Ruslar tarafından kurulan Altın madenleriyle ünlü bir bölgedir. Burada Ruslar çalışma kampı oluşturmuş ve rejim muhalifleri çalıştırılmıştır. Soljenitsin, burada yaşadıklarını yazdığı bu romanla ödül almıştır.Romanda yoğun Stalin karşıtlığı ve tenkidi görülmektedir.Gulag Takımadaları Stalin'in kendisine muhalif edenleri sürgün ettiği bir nevi hapishanedir.Ki bu romandan çok daha önce Soljenetsin'in muhalif tavrı ve kitaplarıyla kendisine ülke dışına çıkma yasağı getirilmiştir.
Solienitsin'in ödülü redetmesine rağmen muhalif tavrında sapma olmamıştır.1974´te Sovyet hükümeti Soljenitsin´in vatandaşlığını iptal edip ve onu sınırdışı etmiştir. Iki sene İsviçre´de kaldıktan sonra 1976´da Amerika Birleşik Devletlerine´ne yerleşmiştir.Evet burdanda açıkça görüldüğü gibi batı dünyası kendi çıkarı ve görüşüne uygun şekilde rejim aleyhtarı olan herkese kucak açmaktadır.

Bu iki Rus yazarın ortak özelliği Ödülleri redetmişleridir..Pasternak da bir rejim aleyhtarıdır. Kitaplarında da Sovyet Devrimini eleştirmektedir.Sovyet devrimi sırasında yaşadığı acıların gölgesinde yaşanan aşkı anlattığı romanı Doktor Jivago Sovyetlere karşı güç birliği yapmış olan batı dünyası için kaleyi içten fethetmek adına bir fırsattı. Bu fırsatı değerlendirmek isteyen batı dünyası kendisini Nobelle ödüllendirmiştir.Pasternak bunu kabul etmez.Bunun üzerine karalama kampanyası başlar.Batılılar gerekçe olarak Sovyetler Birliği yönetiminin ödülün alınmasına izin vermediği propagandasını yapar.Bunun üzerine Pasternak bir açıklık getirir.

"Romanımın çevresinde gelişen siyasi kampanyanın kazandığı boyutları görünce ve Nobel ödülünün bana verilmesinin, çok çirkin sonuçlara varan siyasi amaçlı bir karar olduğu kanısına varınca kimsenin zorlamasıyla değil kendi irademle ödülü reddettiğimi belirtirim"

Pasternak yazdığı romanın ne gibi siyasi olaylara yol açabileceğini neden bu ödülün kendisine verildiğini idrak etmiş ve bunun önüne geçebilmiş batının oyunlarını bozmuştur.Çünkü Pasternak ülkesinin acılarını dile getirmek ülkesini eleştirmek muhalif olmakla batının oyuncağı olmak arasındaki farkı biliyordu.Pasternak ödülün yazdıklarına romanına değil; rejimi eleştirdiği için verildiğinin farkındaydı Pasternak ülkesine muhalif değildi ülkesinde muhalifti.İşte altın laf budur.Ülkene muhalif olmayacaksın ülkende muhalif olacaksın. Orhan Pamukla Pasternak arasındaki temel fark kısaca bu.

Orhan Pamuk'a nobel verilmesinin ardından sol görüşlü olduğunu iddia eden yazarlar partiler aydınlar da ikiye bölünmüştür.Bir kısmı ödüle sevinmemiz gerektiğini bir kısmı olaylara karşı daha mesafeli temkinli iken bir kısmı da karşı çıkmaktadır.Bu konu Fransadaki kabul edilen sözde ermeni tasarısı ile de paraleldir.Mesele şu:

Bilindiği gibi sol görüşlü insanların temel olarak düşünceleri haliyle azınlıkların hakları altta kalmışların sesi olmak üzerine kurulur.Dolayısıyla sol görüş düşünce özgürlüğünü en çok isteyen görüş olmuştur.Yılllarca ülkemizde kürt lafı etmekte zorlandığımız bir yapı vardı.Sol görüş olayları örtbas edip hadiselerin üstüne milliyetçilik bayrağı örtmek yerine o bayrağı kaldırıp altındaki bütünü oluşturan her bir parçayı tek tek inceler.O parçaların sesi olur.Bu anlamda ihtiyaç duyduğu düşünce özgürlüğü mücadele eden hapis yatan sol görüşlü kimi insanlar düşünce özgürlüğünden yana olmalıyız düşüncesiyle Orhan Pamuk gibi vatan hainlerine duyulan tepkiye neden olan düşünceyle düşünce özgürlüğü kavramını birbirine karıştırmışlardır.

Solculuğun Kemalizmin bir diğer özelliği anti emperyalist olmaktır.İşte bu noktada düşünce özgürlüğü ile antiemperyalizm karşı karşıya gelmiştir.Nitekim düşünce özgürlüğü adına söylemlerde bulunanlar arkasına emperyalist ülkeleri almışlardır.Varlığımızı bütünlüğümüzü tehdit eden Emperyalizmin ateşine odun atmışlardır.Yani aslında düşünce özgürlüğü adına söylenenler esasen emperyalist bir söylemdir.Kısacası bütün bunlar düşünce özgürlüğü olarak değil emperyalist bir düşüncenin zihinlere dayatılması olarak değerlendirilmelidir.Öyleyse düşünce özgürlüğü görüşlerini herkesden bağımsız kim ne der kaygısından uzak hiç bir beklenti ve çıkar gözetmeksizin serbestçe dile getirebilmek olmalıdır.

Yüzümüzü istikametimizi batıya çevirmemiz gerektiği konusunda hep batı ülkelerinin medeniyeti ve zenginliğinden yaşam koşullarından refahtan özgürlükten bahsedilir.Onların istediği gibi olmamız gerektiği onların bizden istediklerini yapmamızın sadece çağdaş bir devlet olmak için Ya da Ab'ye girmek için değil kendimiz için gerekli olduğuna vurgu yapılır.Avrupa Birliği veya amerika ya da kısaca batı bizden ne istemektedir?Alevileri dahi azınlık kabul ederek azınlık hakları ve tüm azınlıklara iç işlerinde bağımsız federal devletler,vatanın birliğine beraberliğine de dahil olmak üzere küfredilme hürriyeti,hiç bir koşul ve olmadan sınır kapılarının limanların Kıbrıs Rum Kesimine açılması ve Rumların tanınması,tarihte ölen her bir azınlığa yapılanın soykırım olarak kabul edilmesi ve bu azınlıkların mağduriyetinin giderilmesi için tazminatlar ödenmesi,ülkenin bağımsızlığını savunan temsil eden her bir değerin yok edilmesi ya da pasif hale getirilmesi,ruhban okullarının açılması vss...

Bütün bunlar istenirken kimi kesimler gözümüz körmüş gibi Batı medeniyetine methiyeler düzmektedir.Bize Ermeni soykırımı diye bas bas bağıran Fransa tıpkı İngiltere gibi beş yüz yıldır sömürgecilik anlayışından vazgeçmemiş soykırımlar yapmış gittikleri yerlerin kültürlerine dini inançlarına müdahele etmiştir.Bu genel olarak imrenerek ağızlarımızın suyunu akıta akıta baktığımız ülkelerin hemen hepsi için geçerlidir.Batı medeniyeti altın petrol zenginlik bulduğu yeri işgal etmiş tüm kaynakların üstüne oturmuş böyle zenginleşmiştir.Bütün bunlar olduktan herkes tabir yerindeyse kendi mıntıkasını tıkır tıkır işletirken bütün zenginlikler bölüşüldüten sonra da medeniyet,özgürlük,azınlık ve insan hakları adına ahkam kesmeye başlamışlardır.Bugün o yalakalık ettiğimiz batı devletlerinin izlediği politikayı bizim atalarımız izleseydi işgalci gibi her önüne gelen yeri sömürseydi müstemleke devletlerimiz olsaydı acaba bizim durumumuz nasıl olurdu?

Eli ayağı siyasi iktidarları medyası aydınları yazarları bağlanmış gerçekleri söylemekten kaçar olmuş ülkemizde halen daha halkın en çok güvendiği kurum olarak yapılan tüm anketlerde göze çarpan TSK'nın ülkemizi tehdit eden dahili ve harici düşmanlara karşı çıkışları liberal özgürlükçü kafalar tarafından eleştirilmekte demokrasi adına gelişmiş ülkelerdeki siyası yapı ve hiyerarşi örnek gösterilerek acımasızca tenkit edilmektedir.Askerin ordunun bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı dik duran tek resmi merci olması kamuoyunun vicdanını rahatlatmakta yüreğine su serpmektedir.Ordunun söylemlerine destek vermek alkışlamak liberal kafaların Ab şak şakçılarının dediği gibi militarist bir zihniyette olmak dikta rejimine sempati duymak demek değildir.Her ülkenin kendine has yapısı kendi iç dinamitleri vardır.Öteden beri bu coğrafya savaşların kanlı olayların bitmek tükenmek bilmeyen sorunların merkezi olmuştur.Türkiye'nin hemen her komşusuyla tarihi bir sorunu anlaşmazlığı vardır.Kimi devletler hain emelleri için stratejiler geliştirirken kimileri bölücü terörün yuvalandığı yer olmuşlardır.

Hal böyleyken demokrasilerde ve demokrasinin beşiği ülkelerde asker konuşmaz söylemi sönük ve anlamsız bir söylemdir. Demokrasisi derinleşmiş ve genişlemiş denilen ülkelerin varlığını bütünlüğünü tehdit eden bir durum söz konusu değildir.Bu cografyada etrafı düşmanlarıyla çevrili olan ülkemizde siyasi iktidar ve medya patronlarınında aralarına karıştığı askeri pasifize etmeye çalışan bu işbirlikçi siyasete,ülkenin iç ve dış güvenliğini tehdit eden unsurlara karşı genelkurmay sesini yükseltecektir.Nitekim demokrasinin beşiklerinden olarak gösterilen İngilterede ülkenin genel kurmay başkanı Iraktaki durumun kötüye gittiğini geri çekilmeleri gerektiğini buraya girmenin de yanlış olduğunu itiraf etmişti.Yani Genel kurmay siyasi iktidarı ve onun siyasetini dolaylı olarak eleştirmişti.Bu çok basit bir örnek.Acaba bizim bulunduğumuz koşullarda bu zor şartlarda yaşasalar neler olurdu siz düşünün..

Bütün bu olan son gelişmeler nobel ödülleri yükselen milliyetçilik dalgası hızla artan Amerika ve Avrupa Birliği karşıtlığına karşılık kimi yazarlarımız yaşanılan bu gelişmeleri militarist bir üçüncü dünya zihniyetinde olmamıza bağlayarak ulus devletlerin çağın gerisinde kaldığına birey merkezli anlayışın yeni dünya düzeninde geçerli olduğuna vurgu yaptılar.

Çağımızda bireyin önem kazandığını inkar edemeyiz.Elbette herşeyden önce insan.Vatandaş sevilmeden vatan sevilmez.Fakat bütün bu başımıza musallat olan olaylara karşı olması gereken kenetlenme bireysel olarak insanı hiçe sayan insanları düşüncelerini görmezlikten gelen yaşama hakkını fikir ve düşünme hakkına saygısızlık etmek değil dış ve iç mihrakları el ele tutaşarak Türk Bayrağıyla örtmektir ki vatandaşı sevmeden vatanı sevmek nasıl olmaz ise vatandaşı vatandan kutsal saymak vatandaşın vatanın devamı için bir öğe olduğunu unutmakta olacak bir şey değildir.Vatan sadece bir toprak parçasını değil onun için yüzyıllar boyu dökülen kanları üzerinde bu topraklar için yaşananları verilen mücadeleleri geleceğe bırakılan kültür mirasını da temsil eder.Bu yüzden vatan sihirli bir kelimedir.

Yeni dünya düzeninde bölünmek istenen federal devletçiklere ayırma planı yapılan iki yüz devletten iki bin federal devlete geçiş projesi kapsamında yeniden çizilen sınırlar parçalanmak istenen hatta parçalanan devletler görmekteyiz.Bütün bunlara karşı sessiz kalıp emperyalist güçlerle aynı doğrultuda düşünmemiz mümkün değildir.Avrupa Birliği siyaseti Amerikancı politika ve bunlarla işbirliği sevrci zihnetin ta kendisidir.Parçalanmak istenen bölünmek istenen devletlerde birey ikinci planda kalır.Öncelikli olan rejimin vatanın bölünmez bütünlüğünün devam etmesi sınırların korunmasıdır.Hangi devlet vardır ki kendi bölünmez bütünlüğünü tam bağımsızlığı tehdit altındayken ve kişisel hak ve hürriyetleri bu ahvaldeyken koruyabilmiş olsun.

Gelinen noktada söylenenin aksine Türkiye düşünce özgürlüğünün en geniş olduğu yer haline gelmiştir.Bir belediye başkanı akıl almaz taleplerde bulunmakta federatif bir devlet istemektedir.Bu adam defalarca açıkça alenen Pkk destekçisi olduğunu belirtmesine rağmen görevden alınmayarak prim verilmiştir.

Bir ülke düşünün ki devletin resmi bir görevlisi vatanın bölünmez bütünlüğünü tehdit edici eylem ve söylemlerde bulunan ve hakkında hiçbir işlem yapılmayan, Dış işleri bakanı Fransada kabul edilen yasaya duyduğu tepki cılız olan, ardın da Fransayla aynı fikirde olan Orhan Pamuk'u tebrik eden, Cumhuriyetimizin koruyucusu kollayıcısı bölünmez bütünlüğümüzün savunucusu TSK'yı pasivize etmeye çalışan,Cumhuriyetine Atatürk devrimlerine ilke ve inkılaplarına sahip çıktığını söyleyen seçimlerde anti-kemalist Amerikancı partileri iktidara getiren,vatansever milliyetçi olduğunu söyleyen fakat avrupa özentisi taşıyan,müslümanım deyip müslümanları holdingleşerek dolandıran,solcuyum deyip serbest piyasayı savunan,Amerikancı siyaset izleyen,vatanseverim deyip Ab kapısında dilenen,ümmetçiyiz müslümanız deyip Filistine değil İsraile yardım eden,Ermeni soykırımı yoktur deyip Nobel ödüllü haini okuyan, alkışlayan... Maalesef ülkemiz garip çelişkilerle dolu hainlerin yüksekte vatanseverlerin aşağıda olduğu bir ülke haline dönüşmüştür.

Ağla sevgili yurdum senin için ölenler görüyorum ki sadece bedenen değil ruhende ölmüşler.Torunları seni ne hale getirdiler...

Şehitler Ölmez Vatan Bölün.....?

Sonumuz Hayrola..

felsefe ve ötesi...
turk_lokumu@hotmail.fr

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan