Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 41
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 198 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 233 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
''KÖYÜMÜZE GİTTİM BU YAZ''
Yazar Fakir - Mart 04 2012 - 11:04:11
''KÖYÜMÜZE GİTTİM BU YAZ''/Efkan DEMİR

Efkan Demir Bu yaz, bu yaz köye gittim. Köy Bir sükûti hayal gibiydi. Her şeyden elini ayağını çekip köşesine çekilen, yüreğinde ve yüzünde yılları yılların yorgunluğunu taşıyan, titreyen esmer nasırlı elleri ve beyaz leçek dediğimiz yazmasıyla sildiği gözlerinde, taşıdığı o yılları tekrar tekrar yaşayan bir ihtiyar gibiydi.

Bir başka teselliye kalan, kendi içinde kaybolan, sızlayan, kanayan, yanan, perişan bir terk edilmiş sevgili hatta yar gibiydi. Koşarak gitmiştim ama o beni Basmadı bağrına bir ana gibi sıcacık, hatta soğuktu kar gibiydi. Bağlamanın tellerinden dökülen, yüreğe mengene vuran efkâr gibiydi. Yolcu edilen ya da yolcu eden, yüreklerinin yarılarını birbirlerine veren didarlar gibiydi. Bir camın arkasından yitip gittiğiniz, yaprak yaprak gazellenen en hüzünlüsünden bir bahar gibiydi. Köy Donuktu, sanki ona değil de bir resme bakar gibiydim. O değil sanki bir başka diyar gibiydi. Bir kırgınlığı, bir dargınlığı var gibiydi. Ne ben tanıyabildim onu ne de o tanıyabildi beni. Ben dedim, ben sana geldim. Ben, bu günü çok bekledim. Eli boş, gönlü dolu geldim. Susuyordu, kalmamıştı eski neşesi, kalmamıştı neşelendirecek kimsesi. Bütün mahallesini toplasan bir odaya hala bir mahallelik yer kalıyordu geriye. İnsanın inanası gelmiyor. Vay be diyor, vay be! Demek terk etmek dedikleri bu oluyor ha! Bizim yaptığımız yani. Biz öyle koyup gitmişiz onu ya da o öyle sanmış. Biz anlatamamışız ona giderken onu geriye değil yüreğimize koyduğumuzu. Gurbette açtığımızda hangimizin valizinden çıkmadı ki ne zaman koyduğumuzu bile fark etmediğimiz geri dönme isteği? Ama bunu da söyleyememişiz ona. Bu yüzden kırgın sanırım, bu yüzden dargın.

Hani görmeseydi göz ya da yaşamasaydı gönül, aramayacaktı belki o zaman bulamayacağını bile bile o eski günleri. Hep böyle sanacaktı belki o zaman, sessiz, kimsesiz. Evleri içinde birileri otursun diye değil de, yalnızlığa sembol olsunlar diye yapmışlar sanacaktı. Daha girer girmez başlıyor hayal kırıklıkları. Efonun dükkanının önünde yada köy kahvesinde büyük bir şamatayla tavla oynayan ve yüzlerinde tebessüm, gözlerinde merakla onları seyreden gençleri arıyor göz. Ne gençleri görebiliyor ne de Efonun büfeden esinlenme dükkânını. Yüksek eşiğinden geçerken genzine dolan, bisküvi kokusu karışımlı kara lastik kokulu rafları arıyor insan. Köye ait olmayan ama köyden başka hiçbir yerde de olmayan çocukluğumuzun o çekici, iz bırakan kokusu. Kendi yalnızlığına müebbet hapis köy kahvesinin binasının önünden geçerken, tekrar hissetmek için o kokuyu derin bir nefes alıyor insan, ama nafile. Sanki bugün gibi diyorsun yaşadıklarım ya da bugün hiç yaşanmamış gibi yaşadıklarım. Kimisi, ütülü gömlek ve kumaş pantolonlu ayakkabılı, kimisi kara lastikli, paçaları yün çorabın içine kapalı, pantolonu yamalı ve aynı tezgâhın üstünde oturup çene çalan, alışverişe gelenleri seyreden, dayanamayıp lafa karışan köyüm insanlarını arıyor insan. Sorulan “Yegenim kimin oğlusun sen …?” soruları açılacak bir muhabbetin girişini temsil ediyor. Dükkanlardan SERDAR dedenin ELBEYİ dedenin ve yada ZİKRİ ve MUHTET abinin dükkanları sanki hepimizin anıları dükkanların içine kilitlenerek terk edilmiş. Bundan sonra dükkanlardan alış veriş düşünenlerin aklından şu soru geçmeyecek “şimdi acaba dükkan açıkmı dır ?”. Kapalı, kapatılmış! Artık “misafir şekeri, bir kutu kirpit, bir paket tursil, bir paket sana yaği, yarım kilo püsküvet, bir şişe gaz yağı, 34 numara cızlavet lasdiği naylon ve de krem renginde, varise çoçuklara birer çift pilaç bakacağım lafları ile başlayan muhabbetler yapılmıyor artık .

Onu ve onunla ilgili hatırladığınız her şeyi ebediyete taşımak üzere anılar kütüphanenizde “K” ile başlayan raflardan birine koyabilirsiniz artık.
Geçmemiş sanki şu çayırlardan okulun önündeki sahadan yüzlerce çocuk. Sesleriyle doldurmamış tüm meydanı ve ara teneffüsleri. Güneye çarpıp geri gelmemiş o cıvıltılar. MEHMET , KORKUT , TAZEBEY , FAHRETTİN … ve isimleri sizlerde olan diğer öğretmenler tur atıp şu okul bahçesinde, derse girmemişler sanki. Şu merdivenin yanında avazımız çıktığınca and içmemişiz her sabah ya da milli marşımızı söylememişiz o tiz seslerimizle. Sanki hiç Mahalle savaşları başlatmamışız kardeşçe çıktığımız okulun arkasındaki meydanda şu sarı kireçliğin başında. Mevsimin üşümüşlüğünü bırakmamışız sanki ve ıslaklığını kurutmamışız halka oluşturduğumuz teneke sobanın etrafında. Annelerimizin, iki dikdörtgen kumaşı birleştirip diktiği torbadan bozma renga renk okul çantalarımızı boynumuzdan ve bir omzumuzdan geçirerek sırtımıza atmamışız. İçine de, defter kitabımızın yanı sıra “Allah ne verdiyse ” mönüsünden oluşan öğle yemeklerimizi koymamışız. Defterlerimizin yaprak uçları geriye doğru kıvrılmamış çimento kağıdı ile kaplamak için uğraşmamışız ve biz bu yüzden azarlanmamışız. İlaç tıpalarından silgi, kiraz ve erik zamklarından yapıştırıcı icat etmemişiz. Şiirler ezberleyip resmi törenlere, ilk toplum karşısı heyecanlarımızı yaşamamışız. Gezi kollarına seçilip pikniklere gitmemişiz yerli malı haftası kutlamaları yapmamışız ve yumurta tokuşturma, yoğurt içinde para bulma ve çuval yarışları yapmamışız. Diktiğimiz ağaçlara can suyu verdiğimiz ve teneffüslerin hararetini söndürdüğümüz bir çeşme vardı sanki şurada. O çeşme artık hiçbir fidanı yeşertemiyor, ne beslendiği kaynak var ne de o çeşme var. Kurumuş,kurutulmuş!

Köy hiç ihanet etmemiş anılara, her karışı kendi öyküsünü özenle korumuş. Sizi görür görmez de eski bir kapta sunuyor size sakladıklarını. Tırmanmaya çalıştığımız bizim mahalle yolunda yazın arabaya, kışın hızaklara binmemişiz sanki. Okulun önündeki şu meydanda yada ADİL dayının her akşam top oynamamışız. Ne top oynayan çocuklar kalmış geriye ne de ADİL dayı. Oynadığımız çayırları artık diğer çayırlardan ayırt edemiyorsunuz, hepsi aynı anda yeşil, hepsi aynı anda sarı. Sanki rahmetli BİLAL abi ile TAZEBEY hoca hiç mahalle maçları organize etmemiş, yaylada ise biz rahmetli Mehemmet dayıya Erkan’a izin ver diye yalvarmamışız. Ne mahalle maçları kalmış geriye, ne de saydığım bu kişiler nede maçlar yaptığımız son model gözümüze kıyamadığımız mikassa kaplamalı sarı top . Her akşam bir evde toplanmamışız, oturmamışız gece yarılarına kadar ve sabahın köründe de çayır biçmeye gitmemişiz sanki. Şu taşlarda oturmamış gençler ve efkârlarını üflerken semaya geceye ateş böceği olmamışlar sanki. Harmanlarda gümbür gümbür çalmamış davul zurnalar ve akın abinin bağlama ritimleri ile biz ayak uydurmaya çalışmamışız kaçkeye , temir ağaya , üç ayak ağır bara . Yalanmış, hepsi yalan! Tütmeyen bacalarımız ve zırzalı kapılarmızmış ille de anılarmış unutamadığımız anılarımızmış bizden geriye oralarda sahipsiz kalan.

Duymak ya da bilmek çok önemli olmuyor çoğu zaman. Her şeyi en son gördüğü haliyle hatırlıyor insan. Bu yüzden bakmam ben hiçbir ölünün yüzüne. Keşke hiç gitmeseydim diyorum bazen ve görmeseydim bu halini. Hep son bıraktığım gibi sansaydım, hep gülen yüzünü hatırlasaydım köyümün . Hep fotoğraflarıyla avunsaydım. Hep herkesi orda sansaydım. Yapacak hiçbir şey yok. Hepimiz Ömrümüzün sonuna kadar oralarda yaşarken, buralarda yaşlanmakmış kaderimiz.

*Petek İnşaat - Emlak Yönetim Kurulu Başkanı

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan