Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 37
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 5 Gün Gelmedi
abdullahank 107 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 201 Gün Gelmedi
atlantis 222 Gün Gelmedi
baris dursun 223 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 232 Gün Gelmedi
admin 234 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 235 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Çeşitli Yorumlar
Yazar Fakir - Nisan 08 2012 - 11:17:15
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
ÇILDIR GAZETESİ'NDEN
Bahar Bayramı Nevruz../Hilal Demirkaya

Hilal Demirkaya Bir zamanlar toprak damlı ev ve ahırların üzerine çıkılıp, kıştan kalma otların yakıldığı, neşe ile etrafından halaylar çekilip, baharın gelişine hoş geldin denildiği Nevruz'un artık bir bayramdan çıkıp, gerginliğin, kavganın, hatta ölümlerin günü olması insanı gerçekten üzüyor.
Boş örtüsü sorunu gibi siyasallaştırılan, olayların çıkarılmasına vesile haline getirilen Nevruz'un baharın karşılandığı bir gün olduğunu unutanların 70 mozaikten oluşan ülkemin renklerini yansıtan Nevruz ateşini, onun verdiği sıcaklığı söndürüp, soğutmasına izin verilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Ülkemin sınır ilçesi Çıldır'ın Aşıkşenlik Beldesi'nde de yakılan bu ateşin hiç sönmemesi, biz, yıllardır birlikte yaşayan insanları bir arada tutup, ısıtması gereken Nevruz'un kardeşliği, barışı, doğanın uyanışı olarak görmek ve bu düşüncelerle kol kola girip kutlamak varken neden korkulur bir hale getiririz ki?..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Yazıyorsam Sebebi Var/Fakir Yılmaz
Cumartesi Ne Yazılır?..

Fakir Yılmaz Siyasetin insanı allak-bullak ettiği, hızla değişen gündemin en sağlam beyni alabora ettiği bir ülkede insanın şöyle kendine zaman ayırıp, kendi iç dünyanda yaşadıklarını anlatmak acaba ne kadar kolay olur bilmem ama bazen, o iç dünyayı açıp, o cep telefonlarının bile dinleyemediği o için için kaynayan iç dünyanızın patlamak üzere bir volkan olduğunu hissettirmek ve rahatlamak için orada yaşananları yazarak boşatmak gerekir..
Bunun içinde en uygun zamanın tatil günü olarak bilinen cumartesiler olduğunu düşünüp, hep ertelerim iç dünyamda yaşananları sizlere anlatma fırsatı bulamam..
İnsanın kendisini dinlemek, onunla sohbet etmek için şöyle yeni yeni eriyen karların oluşturduğu küçük bir dere yatağının yanına gitmesi ve/yada taştı, taşacak denilen Kura Nehri gibi akan bir nehrine bakıp onunla konuşmak istediği anlar çoktur..
Bunu içinde bir cumartesi yeterlidir, kendine zaman ayırıp, esen lodosun erittiği, gelinlik beyazında karlara bata, çıka yürürken terlemek, terledikçe ısınmak, ısındıkça da o insanı yaşatan suyu oluşturan kristal kar sularını avuç avuç alıp, yutmak ver iç dünyanın yanan volkanını söndürmek için..
O sıkça karşılaşıp, 'gel hele biraz benimle baş başa kol konuşalım' deyip, ama seni sana anlattığı için kaçıp, konuşamadığın iç dünyanla sohbet için tam zamanıdır bir cumartesi günü..
Uzun ve ayaz dolu bir kışı geride bırakan doğayı saran beyazların karaya dönüştüğü, kardelenlerin tomururcuklaştığı, içindeki volkandan fışkıran istemlerin gbi gök yüzüne doğru yükseldiği bir cumartesi günü evde, iş yerinde kalıp, oturmaktansa, çıkıp, Kısır dağına gitmek, Ilgar'ın üzerinde kendini karla uzatmak, Sahara'dea göğsünü saran elbiseyi yırtarak açıp, avazın çıktığı kadar bağırmak ve içindeki o kaynayan volkanın taşmasına izin vermek gerekmez mi bir cumartesi günü..
Çözülmeyi yüz tutmuş Aktaş ve Çıldır gölü gibi etrafı yeşilliklerle sarılı Posof/Alabalık gölüne gitmek, Şeytan Kalesi'ne çıkıp, kendince yaptığın bayrağı vücudunla birlikte rüzgara vermek gerek..
İsmini Göle'ye veren yeşilim çamlara bir sevgiliye sarılmak gibi sarılmak, Ardahan ovasının çimlerine okşamak, Damal bebeği gibi güzelce giyinip Hoçvan'a doğru yol almak gerekir her cumartesi günleri..
Bülbülan'a çıkıp, oradan Kısır'a selam, Ilgar'a merhaba, Sahara'ya gülümsemek gerek bir cumartesi günü..
Kura'ın suyunu çalacak olan Beşikaya'da ise karlar gibi beyaz ve soğuk bir kadeh rakı içmek gerek her cumartesi günü..

**Kura Nehrini Unutmak Demek..

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası'nın yaptığı ve böyle giderse Türkiye'nin önümüzde ki 10 yıl içinde su sorunu çekeceğine dikkat çeken açıklaması birçok ulusal gazetenin manşetinde veya birinci sayfalarında geniş yer buldu.
Hoçvanlıların Kısır dağının suyunu beklediği, birçok köyün yazın yetersiz, kışın donan su sorunu yaşadığı Ardahan'ın Göle ovasından doğup, hayvanlarımıza süt veren çayırlara can verip, Ardahan ovasına hayat verdikten sonra Hanak'a ve Çıldır'dan sonra Türkiye'yi terk eden Kura Nehri'ni hatırlatan bu haberi okurken, Kura'yı unutmak Ardahan'ı unutmak demek olduğunu bir kez daha anladım.
1965'li yıllarda hazırlanan ve bölge hayvancılığının vede tarımcılığının hizmetine sunulacağı belirtilen Kura Nehri Projesinin önce değiştirilip, sonra da HES Barajına çevrilmesi ve en önemlisi Kura'nın yönünü değiştirip, Karadeniz'e akıtılmak istenmesi karşısında su/pus olanların TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası'nın internet sitesine girip, önümüzdeki 10 yılda yaşanacakları görmesini de hatırlatan bu haberi okurken, 'Ne olmuş ki, zaten Kura boşuna akıyor' diyenlere bir sözüm olacak.
Evet 1965'li yıllarda hazırlanan ve o günden bugüne tozlu raflardan indirilip, hayata geçirilmeyen kura Nehri Projesi için Kura'nın suyu bugün boşa akıyor diyebilirsiniz..
Ama o projeyi bulup, incelediğinizde veya hiç dokunulmadan hayata geçirilmesi halinde Kura'nın önünde yapılması düşünülen barajların bugün dünyada ki tüm çevrecilerin karşı çıktığı HES barajları değil, tarımı destekleyecek, bölgede yeni bir göl yaratıp, balıkçılığı teşvik edecek, Keban gibi elektrik üretirken bölgeye hayat verecek bir proje olduğunu görmek mümkün olacaktır.
Bugün suyu boşa akıyor denilen ve sözde bu suya acınıp, önüne HES barajı konulması gerekir diyenlerin bizim HES'i değil, adeta bir Keban olan Kura Nehri'nin projesindeki barajları istediğimizi anlamalılar..
Yani Kura Nehri üzerine kurulacak barajlar HES Barajları değil, tarıma can verecek, bölge hayvancılığına katkı sunacak, ekonomiyi güçlendirecek barajlar olması halinde kimsenin buna karşı çıkmayacağını herkes ve tüm HES'çiler iyi bilmelidirler..
Çünkü; Uluslararası bir suyun önüne kurulacak baraj ile yönünün değiştirilip, Karadeniz'e akıtılmak istenmesi, Ardahan'a ihanet ve geleceğini kuraklığa mahkum etmek ve içinde ki canlıları yok etmek olduğunu, anlamak için TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası'nın açıklamasını okumanız yeterli olacaktır.

**Barış Nasıl Gelecek?

Ardahan'da huzur içinde geçen, ancak birçok yerde olaylarla sona eren 21 Mart 2012 Nevroz Bayramı esnasında ve sonrasında yaşanan çatışmalar ortamı yeniden gerdi diyebiliriz.
En son Cudi'de halen devam ettiği belirtilen çatışmalar sonucu 5 polisin hayatını kayıp ettiğini öğrendiğimiz bu süreçte barış ve kardeşlik mesajları ile dolu olan Ardahan'da ki Nevrozların neden örnek alınmadığını da merak ettiğimiz bu sürecin gelen bahar ile birlikte daha da gerginleşeceği ve istenmeyen çatışmaların yeniden yaşanacağı yönünde alınan güçlü haberler başbakanın dünkü gurup toplantısında yaptığı konuşma ile adeta teyit ediliyor gibiydi..
Kürt Sorununda iyi şeyler olacak deyip, dağda değil, meydanda siyaset yapanların tutuklanıp, zindanlara atıldığı bir süreçte yaşanabilecek çatışmalarda hayatını kayıp edecek sivillerinde şehit ilan edileceğini belirten başbakanın bu konuşmasın da ölümlerin sadece güvenlik güçleri ile veya çatışmaların diğer tarafıyla kalmayacağını da belirtir gibiydi..
Başbakanın 'Durmak yok, yola ve operasyonlara devam' dediği bu süreçte etrafı Nevroz ateşinden daha yakıcı bir ateş ile sarılmış ülkeme nasıl olup, barışın geleceğini de insan düşünmüyor değil..
Dişe diş inatlaşmaların sürdüğü, çatışmaların yeniden yaşanmaya başladığı bu sürecin hiçte hayırlı bir süreç olmadığını his ederken, barış istemlerinin savaş tam tamları çalan basının attığı manşetlerin gölgesinde kaldığını da üzülerek görüyoruz..
Sorununu ana merkezini görmezden gelip, şehit haberleriyle ekranları dolduran medyanın da tetiklemesiyle iyiden iyiye gerginleşen ortamın her geçen gün biraz daha ayrışıma neden olduğunu fark etmekte zor bir şey değilse de, bunu görecek ilk isimin 'Durmak yok, yola ve operasyonlara devam' diyen başbakandır sanırım..
Muhalefetinde barıştan ısrarlı olup, ortamı daha da gerecek adımlar atmaması ve tarafların çatışmadan ziyade konuşmayı seçmesi gerektiğini işaret etmesi gerektiğini belirtirken, bu ülkenin çatışmaya, ölümlere, savaşa değil, barışa ihtiyaç duyduğunu toplumun her ferdine anlatacak yollar bir an önce bulunmalıdır.
Başta Anayasa'nın bir an önce değiştirilmesi olmak üzere demokratik tüm adımların hemen, ama bütün hızıyla atılması gerektiğini de acil olarak belirtirken, Afrika ve Ortadoğu'da süren sözde bahar bayramının gün geçtikçe ülkemin de içinde bulunduğu bölgeyi içine aldığını da görmek ve bu yöndeki sinsi planları da çözmek gerekir..
Bunu yaparken, ötelemekle, tokatlamakla öldürmekle ve düz ovada siyaset yapanları içeri atmakla olmayacağını da bilmek gerekmez mi?
Bilmiyorum ama Nevroz ateşinin hiçte öyle üzerinde atlayıp, gülünecek bir ateş olmadığını tutuşan paçalarımızın bizleri, hepimizi, bu ülkedeki sen veya onu yakmaya başladığını anlayınca çok geç olabiliri de masaya yatırmamızın faydası var derim..
fakiryilmaz323@hotmail.com-0.535. 418 32 58

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
KADINCA/Selmi Yılmaz
Posof’un Gülleri, Gölleri ..

Selmi Yılmaz Papola, Hocagilin Gölü, Seferin Gölü, Sagre Gölü, Arnutveren Gölü, Kargöl (Vakla)Göle, Balık Gölü, Kanlıgöl Gölü, Ayazgölü, Sağrının Gölleri, Davar Gölü, Arile (Balık) Gölü..
Bu gölleri ve isimleri çocuğ Ardahanlı bilmez ve nerede olduğunu bilmez..
Çünkü Gölelinin Posof’u, Hanaklının Çıldır’ı, Çıldırlının Damal’ı ‘işleri düşmedikçe’ bilmediğini adım gibi biliyorum.
Adını duydukları Çıldır gölünü bile doğru dürüst bilmeyen Ardahanlı yüzdesinin %90 olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz..
Çıldır gölünü görenlerinde yanı başındaki Gükrük Kapısı bir türlü açılmayan Aktaş gölünden bi haber olduklarını da biliyorum..
Evet ülkenin en kuzeyi, sınır ili Ardahan’ı çoğu Ardahanlı tanımaz ki Posof’un o güzelim doğasının içindeki çyeşil ağaçlardan alıdğı renklerden yeşilim gölleri bilsin..
İşte size Çıldır Gölü, Aktaş Gölü gibi kimselerin bilmediği, değerini anlamadığı Posof’un Papola, Hocagilin Gölü, Seferin Gölü, Sagre Gölü, Arnutveren Gölü, Kargöl (Vakla)Göle, Balık Gölü, Kanlıgöl Gölü, Ayazgölü, Sağrının Gölleri, Davar Gölü, Arile (Balık) Gölü..
Valinin Türkiye’nin Davos’u dediği Posof’un Alabalık gölü gibi doğanın bize bağışladığı, ama değerini bilmediğimiz onca kaynağımızı nasıl olur tanıtırız, onu da siz düşünün..

**Kürtçe’de İsteriz..

Köprübaşında bulunan Askeri kışlanın, kurulmasına karar kılınan Güzel Sanatlar Fakültesi'ne verilmesi için başlatılan imza kampanyası ile Ardahan kamuoyunca büyük destek gördüğünü bir kez daha gördüğümüz Ardahan Üniversitesi'nin de, Ardahanlılardan aldığı bu destek ile büyük işlere imza atmaya kararlı olduğunu görüyoruz.
Ardahanlı Rektör Prof. Dr. Ramazan Korkmaz'ın önderliğinde her geçen gün kuruluşunu tamamlayan üniversitenin gerçek anlamda Kafkasların en büyük, en etkin, en büyük üniversitesi olması için verilen çabaya verilen bu desteğin başta siyasiler olmak üzere herkesin omuz vermesi gerektiğini bir kez daha hatırlatırken üniversitenin kendisinin de önemli işlere imza atmak için daha da cesur olmasını umuyoruz.
Bu cesareti göstereceğine inandığımız üniversitenin bir taraftan alt yapısını tamamlarken, diğer taraftan gerçek anlamda Kafkasların üniversitesi olması için başta Gürcüce olmak üzere bir çok dilde eğitim vereceğini de duyuyoruz.
Bir çok yabancı öğrenciyi de içinde barındıran üniversitenin Gürcüce eğitim vereceğini duyduğumuz şu günlerde bu üniversitenin yarından Kürtçe bir bölüm açacağına duyacağımıza olan inancımız tamdır..

**Halkın istemidir..

2008 Yılında kurulan ve her geçen gün gelişip, büyüyen Ardahan Üniversitesi'nin yaşadığı bina sorununu aşmak için üniversite'nin yetkili kurumlardan istediği kışlanın bir an önce Ardahan Güzel Sanatlar Fakültesi'ne verilmesini isteyen halk dünden itibaren başlattığı imza kampanyası ile bugün artık doğru dürüst kullanılmayan bu kışlanın tam bir Güzel Sanatlar Fakültesi olacağına şimdiden inanmış..
Ve bu yönde bir çalışma başlatarak attıkları imzalarla köprübaşında bulunan kışlanın hemen üniversiteye verilmesini istemiştir.
Halkın bu haklı talebinin başta Ardahan'ın iki milletvekili olmak üzere her ileri gelenin destek verip, bu isteğin bir an önce gerçekleşmesine katkı sunmalıdır.
Bunun yanı sıra Ardahan Esna f ve Sanatkârlar Odası, Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası, Ulusal ve Yerel Basın, Dükkân ve Ev Sahibi herkesin harekete geçmesi ve Ardahanlı Rektörün bu görevi bırakmadan önce o hayalinde kurduğu Kafkasların en güzel, en büyük üniversitesi Ardahan Üniversitesi'nin bir an önce oluşması için harekete geçmelidirler.
Atatürk Caddesi esnafının başlatmış olduğu imza kampanyası için aynı caddeye bir masa kurulmalı, bu yönde pankartlar açılmalı..
Tugay komutanımız dahil her yerel yöneticinin de gelip, bu haklı ve yerinde isteğe imzasıyla destek vermelidir..
Vermelidir ki halen devam eden göç dursun, Ardahan gelişip büyüsün, üniversitesi fakülte ve yüksek okullarla okuttuğu öğrencileriyle dolup taşsın..
Haydi halkın bu haklı istemi için sizde bir imza verin..
Zamanınız varsa birde mail yoluyla Genelkurmay Başkanına, Milli Savunma Bakanlığına herkesten istekte bulunun..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
GÖLE GÖZLEM GAZETESİ'NİN BAŞ YAZILARI
Nevroz Ayaklanması ../Selahattin SAKİNOĞLU

Göle'nin Tek Günlük Gazetesi Göle Yeni Gözlemin Gözlemleri .. Barış ve Demokrasi Partisi'nin organize ettiği ve Göle hariç her yerde şenlik içinde kutlanan 21 Mart 2012 Nevrozunun diğer bir önemi bir halkın tüm engellemelere rağmen durdurulamayışını da ortaya koymuştur.
Halkın istemleri karşısında getirilen yasakları nasıl ezdiğini de gösteren bu yıl ki Nevrozun bahar bayramının ötesine geçtiği de bir gerçektir.
Tüm yurtta, batı kentlerinde bile ateşler yakılıp, kutlanan Nevroz'un 'Orada ne işleri varsa?' Afganistan'da şehit olan askerlerin cenaze törenlerinin gölgesinde bırakılmak istenmesi de Nevroz'un ayaklanmasını engelleyememiştir.
Baharın gelişi ile birlikte hareketleneceği söylenen ve yeni çatışmaların yaşanacağı yönünde ki haberlerin konuşulduğu bir süreçte Cizre'de yeni çatışma haberleri geliyordu.
Bahar Bayramını kardeşçe, el ele verip bir türlü kutlayamadığımız ülkemde insanların istemlerini oturup, konuşmaktansa kavga edip, yasaklamanın artık fayda etmediğini de bir kez daha gördük.
Şimdi barış zamanı deyip, el ele vermenin ve Suriye başta olmak üzere dört bir yanı ateş saran ülkemde artık kan dökülmemesi umuduyla Nevroz'unuz kutlu olsun..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Yeni güne merhaba derken

Prof.Dr.Yavuz ÖZTÜRKLER Nevruz…
Diğer anlamıyla yeni gün…
Isı, ışık ve besin getiren bir mevsime giriş…
Doğanın uyanışı…
Bahar bayramı…
Adı ne olursa olsun, yaşamın ve tomurcuklanmanın başlangıcıdır Nevruz…
Sanki tüm insanlığın hep birlikte doğduğu ve hayata başladığı bir şenlik günüdür.
Bir mutluluk ve yaşam kavşağıdır Nevruz…
Nevruz, Orta Asya, Ortadoğu ve Kafkas halklarının bir çoğunun ortak şenliğidir…
Bizim şölenimizdir…
Sevinçlerin paylaşıldığı ortak tarih ve ortak kültürün günümüze akışının bir simgesidir Nevruz…
Bu yüzden ayrışmaların değil, birleşmelerin şöleni olmalıdır.
Nevruz ,eğer yeni bir başlangıç ise ortaya çıkan güzelliğin,barışın ve huzurun adı olmalıdır.
Efsanesi ne olursa olsun, ısıtan, ışık saçan ve sevgi saçan bir ateş etrafında birleştiriyorsa iyi bir gündür Nevruz…
Hevesle, mutlulukla ve kardeşçe kutlanmalıdır.
Din, dil ve ırk ayrımı yapmaksızın birlik ve beraberliğe çağrının simgesi olan bir ateştir Nevruz.
Yakılan ateşlerin üzerinden ele ele barışa ve kardeşliğe atlanmalıdır.
Buna çok ihtiyacımız var…
Bu duygularla herkesin Nevruz bayramını kutlar, barış ve kardeşlik getirmesini dilerim. 20.03.2012

Prof.Dr.Yavuz ÖZTÜRKLER
Kars Bölgesi Veteriner Hekimleri Odası Başkanı
Prof.Dr.Yavuz ÖZTÜRKLER
Kafkas Üniversitesi
Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama
Anabilim Dalı Başkanı 36040 Paşaçayırı Klinikleri /Kars
Tel: 0 474 242 68 36/ İç hat:1248 - Faks: 0474 242 68 53
web:www.yavuzozturkler.net - www.karsvho.org

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan Öyküleri/Yılmaz Yalçıner
Ardahan Epopesi

Yalçıner Yılmaz GAZİ HALİT PAŞA, "Hücum!.." DİYEN DE
GÖLEBERT'İN ORDAN, BEN DE KATILDIM
KIĞİ YENER, SAĞ KANADIN BAŞINDA
YAVUZ KEMAL, SOLDAN DALIŞ BAŞLATTI

TOPÇU BATARYASI, DESTEK ATIŞTA
ZANARSIN Kİ, BAĞDAT BOMBALANIYOR
KARARGAHTAN "Ola,vurun!.." EMRİNİ
... BALABEY'İN OĞLU, ERDAL GETİRDİ

SİBOP İSMET, STRATEJİ SAPTADI
COŞKUN ATEŞ, ERMENİ'Yİ TAPTADI
ORTALIĞI KARA DUMAN KAPLADI
EFO'YU, KÖSTEKLİ SAAT KURTARDI

BİR EMEDEN, RUSLAR DAĞI AŞTILAR
ALTAYLAR'IN ETEĞİNE KAÇTILAR
EVO, GÜVO,LEZGİ,BİR DE FERMANİ
ÖMÜRBOYU CENK YEMİNİ İÇTİLER

DERVİŞGİL'E, KARS KÖPRÜSÜ CİVARI
YAVUZ KEMAL, DEĞİRMENİ ÇEVİRDİ
"BANA BİŞE YOK MU ?.." DEDİ, GAT YAVUZ
PAŞA ONA, ÇARŞIDAN YER AYIRDI

KUVAYİ MİLLİYE, METİN VARLI'YI
O GEÇE'YE, BEYLERBEYİ ATADI
USTA ASKER, MANEVRACI JALO'YA
KÖTEMELİK KOLAĞASI DENİLDİ

23 ŞUBAT'TA KURTULDU ŞEHİR
"SERHAT" ÜNVANIYLA, ONUR KAZANDI
KOR DURSUN'UN ADI, ESKİ MEYDAN'A
KOR CENGİZ'E, GAZİ ŞİLTİ VERİLDİ
_YUSUF ZİYA KAYA
Ankara - 1991

Yusuf Ziya Kaya, ironik: Ardahan'ı içkin şiirler yazar. Ben; Yusuf Ziya'nın Ardahan şiirlerini haz ederim. Severim.
Yukarıda ki dönem; dönemin delikanlılarını, Yusuf Ziya Bey'den şiirsel müzikle dinlerken. Efkar ve fikirler boğuntusuna daldım! Gah gücendim hayata; gah hüzünlendim billaha!
Neydi o günler?
Bu lafı Ardahana sebep söylemişler, de mi?
O Ardahandan şimdi eser yok!
O ARDAHAN’DAN ŞİMDİ ESER YOK!
Ardahan'ı hiç kimse kıymasa zaman süpürmüş uzaya!
Kimse kalmamış Eski Ardahan'dan!
Durer mi? O durer mi? Bu durer mi?
Mezarlarda ne çok adam durer!
Ölüm vaki olmuş; devran dönmüş!
Yaptırdığı evin kirasını yiyememiş! Oğluda yiyememiş.Torunu kireyi yiyer ve goruna rehmet okuyor bayramdan bayrama.
Çok ecizlenende gene goruna okuyor:
"- Dede! diyer. İki daire daha bırakamıyer miydin, seni gorunda kuk oturmuyasın? " diyer. Heyirli zürriyet odur ki arkadan bişey okutsun! İşter o tevür okusun, işter bu tevür, illam okusun!

ÖLÜMDEN SONRA

Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
Nasıl hatırlamazsın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak..

Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
Yok bize arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
Akarsuda aksimizden eser yok.

Cahit Sıtkı TARANCI


" - Müzik ruhun gıdası He mi ağabeg?
Adamın sohbetine limon sıkmamak oldu bununkisi ve sohbete özözüne eklendi.
- Ele da! Ferzende Efendi! Müzik stresi yumuşatermiş.
- Sabahtandur dinliyerim. Doydumsa neyim? Arap müziği, yok! Hint müziği, ne hoşmiş!"
Ses daima harikadır. Öğreticidir. Dünyada herkesin anlayacağı lisandır. Müziğe dair bir deyişte vardır. Herşey enerji parçacıklarıymış ve öyleyse ve de bu aksiyom'u peşinen varsayıyorsak: İkinci bap şuymuş: Enerji titreşimleri ses çıkarırmış. Müzik dediğimiz; bizim dediğimiz ile: Müzikmiş!
Sesler, enerjilerin çıkardığı titreşimlermiş. Titreşimler müzikmiş. Stresli ses. Stresli enerjiden geliyormuş. O zaman müzik resim gibi biçimlendirme maddelerini aynı maddi kaynaktan alarak yansıtmacılığını hem biçimle, hem;varolan durum ile birlikte yapıyormuş.
Müzik, resim ışıktan veya seslerden gelmeklikle kurgulanıyor. Kurgulanmaları onların maddi durum ve maddi araçlardan ayrık oldukları sanısına bizleri taşımamalı. Bir fantezi bir mesnetsiz oyalanma, oyun gibi anlamamalıyız sanatları.
" - Ferzende Ağabeg güzel sesin yanında bed ses de var! O ne tevür olacak?
- Şimdi bed ses olur mu?
- Dul karı sesi bed ses degül müdür?
Bu tıkandı. Yavaşça çıkmaya çabaladı:
- Dul karının bir o sesi mi ki var?
Ben gözünün içine eyce baktım.
- Dulkarının su çimme sesi de var ki; birinci nomarayı alur o ses Örövizyona getse!
Ben bunla başa çıkamayacağımı anladım:
- Pardon Ağabeg o sesi unutmuştum. Bene müsaade! Sene kurban!.."
Minimalizm ve minimalistler demişlere:
LESS İS MORE!
AZ ÖZDÜR!
"Bohça açan gelinde var; goruna sıçanda!"
More is Less: Çok azdır amma velakin! Ne fayda!

ARDAHAN

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan Öyküleri/Yılmaz Yalçıner
HÜRİŞAN DAYI VE ÜRKÜŞHALA

Yalçıner Yılmaz 
Ürküş Hala orada. Kersenden hamuru aldı. Bezi kaldırmıştı. Hamurun başına kersene koyduğu tuz taşı şimdi yerinden oynatıyordu.
Hürişan Dayının yün çorabı bir aydır ayağında; beyaz yünlü çağ'da örünmüş çorap'a taş darbeli düştü.
Adam bağırmamak için hayli ıkındı,sıkındı. Canını dişine takdı, dudağını ısırdı: "Vay anam!" dedi genede.
Arvadı Ürküş Hala garabanda pağaça pişirecekti.
Biçin mevsimine vakit darağmıştı.
Anasını satmış çiçekler dikenlerin!
Sığırcıklar çikliyor.
Temennahı yok pişiğin harka dökülmüş şırat'a.
Kışalasa Ürküş Hala onu;" _ Atlarım çeperi, Hano Dayıgilin kapıda şıratı içerim." diye aklında sayıklıyor.
Eyvallah mı eder bu havada güzelliğe ayam, ayamın ayan beyan tıfıllığı.

Evin arkasında çakrak yolda yürüyenler aşağıya iniyordu. Bağrışa- çağrışa.
Genç sese. Kart seslinin cevabı " Biy..." diye başlayan tümce oldu.
" Çiçekler utanmasada, ben çiçeklerden utandım!"
" Cicemin oğlu şoşartma!"
O gedeyi tanıyordu Hürişan Dayı. Kart sesliyide görmüşlüğü vardı. Şeyi söyledi kart adam, genç sesin sahibine. Cevap müstehaktı. İtiraz etmedi geç oğlan. Bilakis lafı onayladı.


Garapan duman içinde. Hayır ola. Ola ki pağaça ateşi yaktı Ürküş Kadın.
Tüstü, duman tilki inine dolan gibi garabanı duman bulutu bastı. Hürişan Dayı sigara ağzında tahammül derecesini acı dumandan ekşilik diline değince. Küfretmeye başladı.
Huyuydu, dana bostan'a girse:
" Kız baban... "
Herhangi dana, herhangi bostana girse sonuç gine değişmezdi.
Reflekse dönüşmüştü. Herşeyi arvadından bilmek.
Kanada'da bir dana, misal: Ottawa'da bostana girse. Gazete vasıtasıyla Hürişan Dayıya okusalar. Gene bağıra, çağıra:
" _ Gıezzz senin baban ...."
Çeperden üzengisiz atlama sıçrayan kedi. Karabanda yükselen dumanlara karıktı. Tütsü griliği gözünü karatınca sıçradı bostana yönlendi!
Garaban veranda seki ve bir pencere ile sade yaz mevsimi vardı. Şezlong, hamak Hürişan Dayının hayallerinde uzantılı sallanırdı.
Dedenin şeyine miydi?

Kerme kalağını tepikle uçurdu Ürküş Kadın. Kuçağına yüklendi; koyun kermesini getirdi.
Ürküş Kadın Hamuru yoğurmuş pilakiye koymuştu, sacı ters çevirdi.
Saca şimdi kermenin közünü tapul etti. Yeni kermeler yığıldı. Yanmamış kerme alaştı. Yanışta kerme rengi mavi tütüyordu. Alışan kermeler gri tütsü çıkarttıyordu. Derede kumla kuşgana tabak yıkayan kadınlar burayı seyrediyordu.
Mavi gri bulut uçtu. Kerme sırf turuncu alaza büründü.
Saç, kül ve köz sözkesmişti.
Hürişan Dayı dumandan Meyhoş olmuştu. Ağzından süt akıyordu. Sekide dalına yaslanmış. uslu getmişti.
Hürişan Dayı Şehadet aleminde pağaça pişmiş peşhuna servis ediliyordu.
Sarıyağı ve Fahrel balını maşrafaya eritip dökmüştü karısı. Pağaçadan kılokma kırmış yemişti. Pağaça külün közün tapulu altındayken. Ağzından sarıyağın sütü akıyordu.
Hanımı peşhunu dizdi. Pağaçayı pilakiden çıkardı. Kasnağı bıçakla kazıdı. Sarıyağla balı eritti maşrapaya koydu. Adam ama maşrapayı dikmiş, içmişti ve ağzından gelerdi.
Diyalektik tersine dönmüştü.
Ürküş Hala onun hayal kurduğunu bir sohbette söylemişti. Günahı öz boynuna gündüz rüyası görüyormuş.
Bu mümkün değil diye çok'u ayağını yere vurerdi.
Kültürlü adamlar itiraz etsede. İhtimal vermeyenlerin mazereti saikiyle: Tekin olmayan insanların hususi meziyeti Hürişan Dayıda ne gezsin baba 'ydı! Kelamını eylediler.
Ürküş Hala papatya ekeyim diye kasımpatı ahır dibine ekmişti. Beyaz kasımpatılar gül iriliğinde açmıştı. Çiçekler küçük, orta, büyük nicel sayıdaydı. Mavi gümrah gölge çiçeklerin yüz görümüne eylül ayını çekmişti.
Kasımpatılar Hürişan Dayının bakış noktasında profilden yandan görünüyordu. Önden iki kulağının ikisinide gösteren vesikalık gibi görüyordu. Petek altıgenler merkezden beyaz pul üzre irileşip goncadan siniyle taşıyordu.
Begonyalar ekilecekti. Ürküş Hala tohum tanımadığından kasımpatı satınalmış ekmişti. Bundan kime ne? Begonyaya haberdar etselerde.
Begonyalar kulağı yok. Duymaz!
Aklı yok hissetmez!
Vayına oturum begonyanın!

Sarı begonya sarıgüle çok okşardı. Kavun kesmişti kadıncağız. Kavun kokusu pekaladır. Koku pağaçayı bulamamıştı daha pağaça tandırdaydı. Ürküş Hala Küllerden çıkardı Zümrüdüanka kuşu: Pilakiyi. Fonex; kendi küllerinden yeniden doğar. Peşhun; bütün kış tuluğun yanındaydı. Peşhuna gün doğmuştu yıldızlı havada.Güneşe, kapıya, batıdan esen denizyeline ağzını açıyordu. Peşhun kendi aleminde. Pilaki saçı yorgan gibi atınca üstünden küller saçıldı. Pağaca artık peşhunun üstüne keserek koydu.
Kadıncağız Hürişanı dümsükleyerek uyandırdı. Adamcağız dudağından akan sarıyağın sütünü mendile sildi. Peşhuna kametini dikti ki: Uyurken yediklerinin hepsi dizilmişti boğozuna. Bir maşrafa sarıyağ balla içilir miydi? İçmişti.
Oturuştular, mailecek peşhuna. Pişik bakışını topladı. Önünden tırıs geçti karı-kocanın. Hürişanın gözü çiçeklere takıldı. Çite takılan tay gibi. Begonyalar kasımpatıları kovmuş ikame olmuşlar. Sarıyağ dan mı dedi; sarf mı görüyorum dedi:
_ GIEZZZZ BABAN....
Ürküş Abla gitti çiçekten bir tane kopardı, getirdi. Adam gözünün içine sokarcasına kendigözüne dayadı. İkna oldu. Begonya değildi. Kasımpatıydı. Sarıyağ tansiyona vurunca gözü kararmıştı. Havsalası sedereklemişti.
Bir pağaçayı yediler. Sarıyağ bal ve çeçil'le çay içtiler.
Gegirerek adam kalktı. Kadın yerinden teprenemedi. Hazımetmek için zaman öldürdü. Laf açtı. Dereden tepeden konuştu.
Pişik Bir daha şıratı çırpıtarak atlaya zıplaya geçti. Şıratın pis artığını adama serpitti.
Hürişan Dayı:
_ Pisiğin adı neydi?
_ Ganderli.
_ Ganderli seni yere soğem!
Ürküş Hala açtı ağzını. Tansiyonu çıkmıştı. Hazmedememişti; bu lafı. Yerde uzalı şişip kalmıştı. Akşam sağınına ne vardı şunun şura da...
_ Hürişan pişiğime laf yok eyse seni men yere soğem! dedi!

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan