Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 48
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 5 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 223 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 235 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Üç Makale
Yazar Fakir - Mayıs 03 2012 - 06:22:43
Göle Festivali Ardahan festivallerinin vizyonunu yeniden belirleyecek../Mustafa Küpeli

Mustafa Küpeli Turizm sektörünü ekonomik ve coğrafi yönden dikkate alırsak, turizmin dünyanın en büyük sektörü olduğunu söyleyebiliriz. Turizm sektörü dünyada küresel birçok soruna çözüm ve çare olarak görülürken, Kasabalardaki yayla turizmleri festivallerde ekonomik can damarı gibidir.
1996 yılında ulusal bir boyutta hazırlanıp büyük bir coşkuyla kutlanmaya başlanan Ulusal Göle Kaşar Festivali 16 yıl aradan sonra aynı heyecanı yeniden yaşamak için hazırladığımız projeleri hayata geçirirsek ilk festivalde ki heyecanı yakalarız
Festivaller bölgenin tanıtım ve yayla turizmi kapılarının açılmasının anahtarı gibidir.
Festivallerde heyecanın bitmemesi için, diğer bölgelerde yapılan festivallerle rekabet ederseniz yaşam bulur, yoksa bir gün kedisini fes eder.
Gelecek vaat eden festivallerin yapılması için 7-8 ay önce çalışmalara başlanması yönünde yıllarca gazetelere önerilerde bulundum.
2011 yılında Göle'de yapılan 16. Ulusal Göle Kaşar Festival ihalesi açık artırmada oyunla bana bırakılınca, Ardahan Göle Köy Dernek Başkanlarının biz bu festivalin yapılmasından yanayız Ağalığı kimseye vermeyelim dediler ve ben doğru bulduğum için kabul ettim.
Yıllarca basın yoluyla Festival komitelerine önerilerim aklıma gelince Festivalden İstanbul'a döndükten iki ay sonra 17. festivali yapmak için çalışmalarımızı Ardahan Derneği, Göle Derneği ve bir gurup dostumla hazırlamaya başladık.
Festival konusunda çok değerli hocalarımdan, organize şirketlerden, Uluslararası festival yapan komitelerden geniş bilgiler aldım. 16 yıl içerisinde Ardahan Bal ve ilçelerinde yapılan festivallerden edindiğimiz tecrübelerimizi birleştirip çok önemli projeler hazırladık. Projelerimizin bir bölümünü bazı dostlarımla paylaşırken projelerin 5'te 1'i hayata geçse bile büyük ve unutulmayacak bir festival olur diyenler iyi yolda olduğumuz gösteriyordu.
Festivalin bütün ayrıntılarına derin baktığımız da siyasetin (s)'sinin olmayacağı ve festival komitesinin müsaade etmeyeceği festivale bütün halk ortak olacağı ve bütün Gölelilerin aynı istikamete baktığımızı görünce Festivalin gelecek vaad edecek ve uluslararası olma yolunda hızlı adamlarla ilerlediğini hissetmek, umutlarımı büyütüyordu ve işe daha candan sarılıyorduk.
Dünya'daki ve Türkiye'de yapılan uluslararası festivallerden birer örnek alarak, 30'a yakın proje hazırlayıp alt yapısın oluştururken, festivali resmileştirmek ve kurusal bir kimliğe bağlayıp kimlikli bir festival yapmak için Tuncer Dağ'la hazırladığımız kurumsallaştırmak için ilik adımı attığımız 30 Sayfalık tüzük festivalin ciddi bir yolda olduğunu ve destek sunacakları söylemeleri, katılımın çok yüksek olacağını gösteriyordu.
###Umutlarımız büyüten Ankara ziyaretimizin ayrıntıları
Göle Kaşar Festivalinin kuruluşundan görev alıp Ankara'daki Gölelileri festivale sürükleyen Ankara Göle Derneği'ni ziyaret ettik. Ankara Göle Derneği Başkanı Kazım Karabacak, Bülent Bahadır, Yasin Demirci, Yaşar Doğukara benim festival için geldim cümlesinden çok mutlu olduklarını ifade ettiler.
Türkiye'ye göç etmiş Gölelileri festivalde buluşturmak için büyük illerde komite kurma çalışmalarını Ankara'dan başlattık.
İlk toplantımız Ankara Göle Derneği'nde yapıldı. Festivali projelerini anlattıktan sonra Ankara'daki komitenin bürokratik işlerinin yürütülmesi için Ankara komitesinin acilen kurulmasını önerdik. Önerimiz kabul edilince ziyaretlere başlama kararı aldık.
Dernek Başkanı Kazım Karabacak Resmi kurumda çalıştığı için gelmedi ama diğer yönetici arkadaşlarla ziyaretleri başlattık.
Göle Derneği yönetim kurulu üyeleriyle birlikte ilk ziyaretimizi 2 kez Göle Kaşar Festival ağası olan Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'e oldu. Ziyarette festivallerin artık heyecanının azaldığını, yeni bir yol, yeni bir anlayış ve uluslararası festival yapacağımızı Sn. Öğüt'e ilettik. Sn Öğüt: Aylar önce başlamamız karşısında festivali ne kadar ciddiye aldığımızı söyledi. Her türlü desteğini sunacağını ve Ankara'daki festival komitesinde yer alacağını, Sebahat Akkiraz'ı getireceğinin sözünü alarak yanından ayrıldık.
İkinci ziyaretimizi Ardahan Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay'a yaptık. Göçten sonra gurbette memleket özlemi çeken ve 16 yıldır kutlanan festivallere katılıp ve her hangi bir nedenle küstürülen Gölelileri tekrar doğduğu topraklarda buluşturmak için çok dikkatle hazırladığımız projelerimizi Ardahan Milletvekili Prof. Dr. Orhan Aktlay'la paylaştık. Sn Atalay çok mutlu olduğunu ve her türlü destek vereceğim demesi de beni çok mutlu etti.
Bu cesareti Sn Atalay'dan aldıktan sonra, ben Ankara komitesinin yapacakları hakkında konuşmak için söz aldım.
Festivallere katılım artırmak için aylar önce duyurularımızı hemşehrilerimize ve ilgililere iletmek için her büyük şehirde komite kurma çalışmalarımız başladı. Festival projelerinin çoğunun Ankara'da bakanlıklarda halledileceği için ilk komiteyi Ankara'da kurma çalışmalarını başlattık. Çünkü Festivalin yapılmasında, TRT ve Kültür Bakanlığı'ndan alacağım sanatçı ve özellikle TRT Canlı yayını almak ve Kültür Bakanlığı'ndan Maddi destek talebimiz, 9. Ulusal Göle Kaşar Festival Ağası Melih Gökçek'ten Ankara'daki hemşehrilerimizin Göle'ye gitmesi için araç katkısı istenmesi ve en önemlisi basını bölgeye götürmek için Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Milletvekilleri ve Ankara'nın renkli simaların festival gelmesi noktasında Ankara komitesinin yükü ağırdır. Bu yüzden Sn Atalay'a 17. Uluslararası Göle Kültür ve Kaşar Festivali'nin Ankara'daki komite başkanı olmasını talep ettim.
Sayın Atalay da sev seve demesi beni ve Göle Derneği yöneticilerini çok sevindirdi. Sayın Atalay anlattığımız her projenin çok ciddi hazırlandığını, dinleyince inancının arttığında dolayı her cümlesinde elimden gelini yaparım diyordu. Sayın Atalay'ın komite başkanı olması festivalin amaçladığı projelerin hayata geçmesinde önemli rol oynayacaktı.
Ankara'da bulunduğum süreçte bizzat ve telefonla kiminle görüştüysek herkesin desteğini aldık. Burada şunu gördüm; Göleliler yeni bir festival istiyorlardı ve projelerimize güvendikleri için destek sunuyorlardı. Ankara'dan mutlu ve umutlu ayrıldım.
Ankara Göle Derneği Onursal Başkanı Metin Demir'i ziyaret edip projeler hakkında bilgi verdik. Sayın Metin Demir; "Ben Hürriyet Yılmaz'dan sonra Festivallere katılmıyordum ama Göle için dikkatle hazırlanan bu projelere hayır demek olmaz. Ben Ankara Komitesinde de yer alacağım ve Festivale katılıp destek sunacağım" dedi.
Daha sora Ankara Ardahan Vakfı Başkanı Sabri Arpaç'ı makamında ziyaret ettik. Sayın Arpaç'ta uluslararası bir festival Ardahan'daki yapılacak festivallere yeni bir vizon kazandıracağı için bende Ankara'daki komitede yer alacağım ve festivale destek sunacağım demesi bizim mutlu ayrılmamıza neden oldu.
İzmir Komitesinin oluşmasını telefonla tamamladık. Tam İzmir'e gidip komite kuracağımız tarihte EGE Bölgesi Kars Ardahan Iğdır Dernekler Federasyonu Başkanı Öner Osmanoğulları'nın Kayın Pederinin ölmesi İzmir e gitmemizi engeldi.
Ama projelerimizi telefona dinleyen İzmir'deki dostlarımızdan büyük destek verileceği sözünü aldık. En önemlisi yıllardır Göle'ye gidemeyen Göleli hemşehrilerimizin seyahatleri için İzmir Büyük Şehir Belediye Bakanı Aziz Kocaoğlu'ndan alacağımız otobüs sözü umutlarımızı büyüttü.
Festival öncesi çekirdek festival komitesi projelerimizin tamamının açıklanmaması noktasında uyarıları olduğu için bazı projelerimizi zamanı geldiğinde basın açıklamalarıyla hemşehrilerimizle paylaşacağız.
Festivalin danışmanlığını Göleli gençlerimiz yapacaklar
Festival Patenti işlemleri hızlı bir şekilde ilerliyor. Nisan ayı içerisinde Festivali resmileştirmek ve kurumsallaştırmak için hazırlanan Uluslar arası Göle Kültür ve Kaşar Festivali'nin tüzüğünü internet ortamında herkese göndereceğiz. Eksik olan yanları varsa, Göleli gençlerin önerilerini aldıktan sonra tüzüğü de böylece bitirmiş olacağız.
Festival projelerimizin bütünü Önce Ardahan Milletvekilleri, Ardahan Valisi, Göle Belediye Başkanı, Göle Kaymakamı, Türkiye'de Kurulu Göle Dernekleri ve Göle'nin akil adamlarının onayları, önerileri alınarak hayata geçirilecektir.
Göle için konuşulacak çok proje, çok söz, çok başarı öykülerimiz var. Umutlarımız her geçen gün büyüyor. Dünyanın en büyük festivalini yapmak için yeniden buluşmaya var mısınız?
mustafakupeli36@gmail.com

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
FARKLI KÜLTÜRLERİN GÜZELLİĞİ/Osman Kamacı

Osman Kamacı  Binlerce yıldan beri kültür, dil ve dini inançları farklı yüzlerce etnik kimliğe sahip insanlar beraber yaşadılar ve yaşamaya devam ediyorlar. Farklı kültürlere sahip bu insanların yaşam biçimleri, gelenek ve görenekleri, dini ritüelleri birbiriyle mukayese edilmeyecek derecede hep farklı farklıdır. Bu özelliklerinden dolayı her milletin evrensel yaşayış biçimimize ayrı bir renk, ayrı bir tat kattığını hep savundum, savunmaya da devam edeceğim. Asla öteki kavramını hayatıma sokmayacak, zihin bulanıklığı yaşamayacağım.

Bir insan olarak böyle bir düşünceye sahip olmak kadar daha doğal bir şey olabilir mi?

İnsani değerler din, dil, ırk gibi yaradılış özelliklerine bakılarak teraziye konulabilir mi? Hangi otorite bunun ölçüsünü belirleme gücünü kendinde bulabilir? Siyah tenlisi, açık tenlisi, esmer tenlisi, kızıl tenlisi, bütün farklılıklarıyla hepsi yaşadığımız gezegenin gerçek sahipleri değiller mi? Tıpkı bizler gibi…

Bu farklılıkları idrak edemeyen bazı ırkçı ve dikta rejimler Nazi lideri Adolf Hitler’in hayalindeki en büyük proje olan “ Alman milletinin asli unsurunu oluşturan Ari ırkının diğer tüm ırklardan üstündür,, tezinden adeta ilham alarak, halklarına etmedikleri zulümleri bırakmadıklarını unutmadık. Gerçekleştirdikleri katliam ve soykırımlarla bunu adeta kanıtlayarak tarih sayfalarında kanlı diktatörler olarak yer aldıklarını kim bilir kaç defa okuduk. Ve kendi ırkını tüm alt kimliklerden üstün olduğu saçmalığından hareket ederek hayata geçirdikleri faşist ve anti Demokratik uygulamalar sonucunda sebep oldukları toplumsal trajedi’lerden büyük sorumluluk sahibi olduklarını göremeyecek kadar kör ve izansız oldular. Bütün bunlardan bir türlü ders çıkaramayan insanlık dünyası hala kendi kendini törpülemeye devam ediyor.

Demokrasilerin bütün kurumlarıyla devre dışı olduğu ülkelerde baskıcı ve ırkçı dayatmalar neticesinde halklarına reva gördükleri korkunç zulümleri bütün Dünya ibret ve dehşetle izledi, izlemeye devam ediyor. Devlet yönetimini kendilerine bahşedilmiş sonsuz bir hakmış gibi, bir türlü bırakmayan ve kendini tek irade konumunda gören çağımız diktatörlerinin bitmek tükenmek bilmeyen ihtiraslarından dolayı ülkelerini ne büyük felaketlere sürüklediklerini son yıllarda yaşanan bölgesel çalkantılarla olduğu gibi bütün Dünya seyrediyor. Irkçı temele dayalı politikalar geliştirerek, halkların arasına faşizan tohumlar ektiler. Halkları din, dil, mezhep, ırk gibi nedenlerden dolayı ayrıştırdılar. Bu da yetmiyormuş gibi, insanları sahip oldukları etnik kimliklerine bakılmaksızın tornadan çıkmışçasına bir kalıbın içerisine sokarak aynılaştırmaya çalıştılar, çalışmaya da devam ediyorlar. Evrensel insan hakları kriterlerini zorlayan ve ülke dinamiklerini yerinden oynatan bu gibi ölçüsüz politikalar devlet politikası da olsa, asla ve asla kabul edilir bir yöntem değildir. Eğer böyle bir politika halklara dayatılır, evrensel hak ve özgürlüklerinden izole edilmeye çalışılırsa, bunun halka yapılan en büyük zulüm olduğunu unutmamak gerekir. Zulüm gören halk belki bir süre tepkisiz kalabilir, ancak içinde biriktirmiş olduğu kin ve öfke lavlarını bir gün püskürtmeye başlarsa, bunun karşısında dayanacak ne iktidarlar kalır, ne de kendilerini her şeyin üzerinde sayan diktatörler. İşin özüne gelirsek “ Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner,, sözü hayata geçmiş olur ki, buna en iyi örnek Halepçe’de binlerce Kürt insanını kimyasal silahlarla katleden Saddam Hüseyin’dir. Milyonlarca Mısırlının Tahrir meydanına çıkarma yapmasına neden olan Hüsnü Mübarek’tir. Ülkeyi terk edip kaçan Tunus diktatörü Bin Ali’dir. Halkı tarafında yakalanıp linç edilerek öldürülen Libya lideri Muammer Kaddafi’dir.

Bir sistem düşünün ki, kendini var eden önemli unsurlardan biri durumunda olan bir halk iradesini yasakçı ve baskıcı politikalarla inkâr ve ötekileştirmeye çalışsın. Anti demokratik uygulamaları dayatarak, dillerini, kimliklerini, kültürlerini ve sosyolojik özelliklerini yok saysın veya var olduğunu kabul etmeme noktasında politikalar geliştirsin. Ve bu da yetmiyormuş gibi onları farklı kültürlerin içinde bulunduğu potaya sokarak eritmeye çalışsın; Kısacası asimilasyona tabi tutarak yok etme yoluna gitsin. Böyle bir Devlet politikası olabilir mi? Farklılıkların farkında olmasına rağmen, fark etmiyor gibi görünerek inkâr gibi bir basiretsizliği sergilesin. Oysa halkların barış ve kardeşlik duyguları içerisinde yaşaması için dil, din, ırk ayırımı gütmeyen ve insan haklarına kapısını ardına kadar aralayan, Adalet mekanizmasını kusursuz işleten Demokratik Devlet olma erdemine sahip olmak yeterlidir.

Ülke kavramını bir araya getiren bütünselliği bir tablo gibi düşünelim. Bütünselliği sağlayan etnik kimliklerin oluşturduğu çok kültürlülük, eğer mevcut tablo içerisinde uyum yumuşaklığını sağlıyor, renkler ve eskizler kusursuz oluşu haykırıyor ve siz Devlet olarak kendi elinizle tarihi değeri olan o tablo üzerinde gereksiz restorasyonlara başlarsanız, tablonun tarihi dokusunu bozarsınız. Bunu yaparsanız tablonuzun sahip olduğu somut özelliklerinden mahrum olur, böylesi bir değerinizi muhafaza etme şansını kaybedersiniz. Burada esas yapılması gereken restorasyon değildir. Yapılması gereken bütün renklerin çerçeve içerisindeki görsel yansımasını sürdürülebilir hale getirmektir. Dışarıdan gelebilecek her türlü olumsuz etkiden koruyarak, daha sağlıklı koşullar oluşturabilmektir.

Ellerinde bulundurdukları paha biçilmez tablolar üzerinde restorasyon yapmaya çalışan birçok diktatörün ne kadar büyük insanlık suçu işlediğini ve korkunç trajedilere sebebiyet verdiklerini Nazi Almanya’sının Auschwitz’te, Saddam Hüseyin hüküm sürdüğü Irak’ın Halepçe’de, Ermenistan güçleri tarafında Azerbaycan’ın Hocaali’de, Sırp güçleri tarafında binlerce erkeğin öldürüldüğü Bosna’nın Srebrenitsa’da ki örneklerde gördük, yaşadık. Tarihin lanetlediği bu gibi katliam ve soykırımları elbette unutmak mümkün değildir. Milyonlarca insanın tarih sahnesinden yok olup gitmesine neden olan eli kanlı diktatörler ve ırkçı zihniyete sahip devletler özgürlükleri prangaya vursa da, bu asla halkların var olan mücadelesini yok etmeye yetmemiştir ve yetmeyecektir.

Yaşadığımız yüzyılda insanların yaşamsal ihtiyaçları için ayrılan bütçeler, devletlerin silahlanma için ayırdığı bütçelerin yanında toplu iğnenin başı kadardır. Oysa devletlerin silahlanma için harcadığı bol sıfırlı rakamlar insanların eğitim, sağlık ve refah düzeyini yükseltmek için kullanılabilirse, içinden debelenmeye çalıştıkları sorunları büyük oranda çözmüş olacaklar. Fakat bu hiçbir zaman silah ticareti yapan güçlerin işine gelmez. Çünkü ne kadar çok insan ölürse, o kadar çok silah satılacaktır. Ne kadar çok silah satılırsa o kadar çok rant elde edilecektir. Bundan dolayıdır ki, silah rant olmaktan çıkmadıkça, huzur aramak nafiledir.

Çünkü ölümün olmadığı yerde silaha zaten gerek kalmaz.

Onun içindir ki, siz siz olun, sahip olduğunuz tabloların dış faktörler tarafından zarar görmesine müsaade etmeyin. Ve paha biçilemez tablolarınızı evinizin en güzel köşesine asın, seyrederken keyfini çıkarın…

En önemlisi, tabloya dört tarafından sarılarak sahiplenen çerçeveye musallat olan zararlı tozları gerekli fırçalarla bertaraf etmeyi ihmal etmeyin…

Osman Kamacı osmankamaci@hotmail.com

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
HOÇVANLILAR TARTIŞIYOR!/Rodi BAZ

Rodi Baz Bir süredir yazı dizisi olarak yayınladığımız “Hoçvan’da iz bırakan Hoçvan Kürt beyleri” yazı dizimize olan ilgi sürüyor.
Gerek yazıları Hazırlayan arkadaşlarımız, gerekse de bizim Site yönetimi olarak gösterdiğimiz çaba Hoçvanlılar arasında hakkettiği ilgiyi görürken, bu konuda bilgi ve birikimi olan Hoçvanlıların maalesef eksiklikler ve yetmezlikler konusunda aynı duyarlılığı gösterdiğini söyleyemiyoruz.
Elbette biz herkesten yazar olmasını beklemiyoruz. Bizim için kendilerini ifade etmeleri bile yeterlidir. Bu yazı dizisi için yüzlerce telefon almamıza rağmen, bu kişilerin bir yorum yazma cesaretini dahi göstermemeleri bize ilginç geldi.
Site yöneticisi arkadaşlarımızın birleştiği nokta; Hoçvanlıların yazı yazma alışkanlıklarının olmadığı yönünde. Daha da enteresanı yazma alışkanlıkları olan Hoçvanlıların bile işin kolayına kaçarak, telefonla işi bize havale ettiği görüşünde birleşiyorlar.
Evet maalesef bizim durumumuz bu!
Burada bile işin kolayına gidiyoruz. Kendimiz yoğunlaşıp yazacağımıza, birilerini arayarak yazmaya teşvik ediyoruz. Bu da biz Hoçvanlıların bir özelliğidir. Ne yapalım katlanacağız…
Evet biz bunları yaparken Bazı “gazeteci” arkadaşlarımız kendilerine olan sevdalarından sarhoş olmuş durumdalar. Bu durum ne yazık ki bir süre sonra Psiko-Newrotik bir hastalığa dönüşerek Allah korusun şizofreniye kadar gidebilir endişesiyle bir uyarı yapma gereğini duyduk.
Yazdıklarına ve yapıklarına baktığımızda bu arkadaşlarımızın bize komik gelen bu deli saçmalıklarından bir an önce vazgeçip, işlerini daha ciddi yapmalarını öneriyoruz.
Kurduğumuz cümlelere ve pratiğimize dikkat edelim ki, birileri kalkıp bize; “burnun neden kırmızı?” demesin…!!!
Bu onurlu mesleği bu kadar ayağa düşürmek hepimize zarar veriyor.
işin özü şu; bazı “gazeteci” arkadaşlarımız boşuna kendisini yoruyor. Bir haber sitesinin ne kadar okunduğunu, halkın kendisine olan ilgisini öğrenmek artık o kadar zor değil. Artık kimse kimseyi kandıramıyor. Boşuna ne biz kendimizi göklere çıkaralım, nede bir arkadaşımız eleştirerek prim toplama peşinde olalım. Siz merak etmeyin halk bizleri çoktaaan kefeye koyarak hakkettiği ağırlığı vermiştir. Gerisi gaf-u zaftır…
Gidip işimizi en iyi şekilde yapalım.
Okuyup araştıralım.
En önemlisi eleştirelim.
Ama bu eleştiriler bir şeyin karşılığında yapılmasın, yani kısacası ücretli olmasın!!!
Olmasın ki, biz onurlu bir şekilde toplum içinde hakkettiğimiz yerde olalım.
Biz değil, onlar bizi övsün! Rodi Baz/Arya Haber

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan