Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 39
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Bölge Makaleleri
Yazar Fakir - Mayıs 03 2012 - 07:20:51
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Kokpit'te Eylemci Bir Yolcu

Ardahan Çocuk yaşlarda çıktığımız köyümüze uzunca bir dönem gidemedik. Kardeşimin 40'ından sonra artan köy merakı yüzünden, her sene bir şekilde, bir haftalığına da olsa köye gider olduk. Köy dediğin de öyle kolay kolay gidilecek bir yerde de değil. Taaa Ardahan'ın bir köyü. İstanbul'dan otobüsle 24 saat. Uçakla desen; havaalanına git, rötarlı bir uçağa bin, Kars'ta in, oradan otobüsle Ardahan'a git, Ardahan'dan, Hanak ve köy derken aynı saate yaklaşan bir süre ve o kadar vasıta değiştirmenin zahmeti de çabası. Yani bizim ki "kırk katır, kırk satır hikâyesi." Her sene kardeşimin köy krizi tutunca, biz bir hafta, uçakla mı, otobüsle mi köye gidelimi tartışırız.
Bu senede bayramı köyde geçirmeye karar verdik. Otobüs-uçak tartışmalarından sonra, ucuz uçak bileti aranmaya başlandı ve Sabiha Gökçen Havalimanından kalkacak olan bir Sun Express uçağının yolcusu olduk. Avrupa yakasında oturduğumuzdan, bir taksiyle saat 9'da Sabiha Gökçen Havalimanına geldik. Saat 11'de kalkması gereken İstanbul-Kars 9428 sefer sayılı yolcu uçağının 14.35'de kalkacağını öğrendik ve beklemeye başladık. İç salonda, bizimle bekleyen yolcular bu gecikmeyi duyunca homurdanmaya başladılar. Bu homurtular zaman ilerledikçe söylenmeye ve nihayet tartışmaya dönüştü ama kendi aralarında tartışıyorlar. Çünkü ortada görevli adına, salonda uçuşan sineklerden başka kimse yok. 'Allah için onlarda görevlerini iyi yapıyordu.' Saat 14.45 olunca sinirler iyice gerildi. İş başa düştü kardeşime baktım o da bana bakıyor, biliyor bir şeylerin yapılması gerektiğini ama ne! Kardeşim ve ben yer görevlilerinin olduğu kabinine geçtik. Başladık oradaki bilgisayarları, telefonları ve bilmediğimiz edevatı karıştırmaya. Önce birkaç kez telefon numarası çevirdik ama şanssızlık bu ya yan masaların telefonu çaldı amacımıza ulaşamadık. Kardeşim bir düğmeye basınca havaalanında ki yapılan anonslar kesildi. Evet kardeşim bir şey bulmuştu, bu bir anons aletiydi. Ağabeyiliğimi kullanarak kardeşimden anons mikrofonunu aldım ve basmaya başladım. Evet her basılınca havaalanından yapılan anonsları kesiyordum. Bulmuştum.
Kardeşime; "Evet şimdi yapacağım şeyin sonuçlarına katlanacak mısın? Katlanacaksan yapacağım. Çünkü bana bir şey olmaz ama sen memursun, Kars'a değil ama kodese gidebiliriz" dedim. O da sonucunu hiç düşünmeden kabul etti. Ne yapsın, memur adam hayatında maceramı yaşamış ki. Herhalde işin macera yanı cazip geldi. Bu arada saat 15.00 olmuş ama yer görevlileri hâlâ yerlerinde yok. Yer görevlilerinin olması gereken bölüme geçtim ve anons yapmaya başladım;
"207/A Kapısında, 9428 sefer sayılı Kars yolcuları uçuşa hazırdır, lütfen 207/A Kapısı 9428 sefer sayılı uçuş yer görevlilerinin, görev yerlerine gelmeleri rica olunur" ve bu anonsu birkaç kez tekrarladım. Havalimanında sadece benim anonsum yankılanıyordu. Saat 10'da bu tarafa yer görevlileri adına, yerde bir Allah'ın kulu bulunmazken, birden onlarca yer görevlisi ve polis, yerden biten sarmaşık gibi bitip etrafımızı sarmaya başladı. İktidarı kısa süren cunta lideri gibi ne yapacağımı şaşırmıştım. O arada yolculardan birinin, bir bayan yer görevlisine, el kaldırması beni bulunduğum şaşkınlıktan kurtararak harekete geçmemi sağladı. Hemen çantamdan çıkardığım bir sayfa kâğıdı havaya kaldırarak;
"Evet, arkadaşlar bu durumu bir imzayla etkili ve yetkili makamlara bildirmemiz gerekir lütfen sakin olun ve şu kâğıda imza atın" dedim. İnsanlar uzattığım boş kâğıdı imzalarken bende derin bir ohhh çektim. Çünkü eylemi yeniden kontrolüme geçirmiş ve pasifize etmiştim. Amacımız zaten eylem yapmak değil Kars'a gitmekti. Polis komiserinin de araya girmesiyle yolcular biraz sakinleşti. Bu sakinlikten faydalanarak yer görevlilerine uçağımızın ne zaman kalkacağını sordum. Sormaz olsaydım. Saat 11'de kalkması gereken uçak saat 15.45 olmasına rağmen görevli bana gayet sakin bir şekilde efendim;
"Uçağınız geldi. Önce yolcularını indirecek, sonrada yakıt alacak, sonrada sizleri uçağa alacağız" demesin mi? Bunu duyan yolcuları kim tutar. Allahtan polis var işin içinde artık. Ben ise uçağın kaçta kalkacağından vazgeçmiştim, gecikmenin nedenini öğrenmek istiyordum. Görevli iyice yanıma yaklaşarak kulağıma fısıldarcasına; "Trabzon uçağı gecikince, Kars uçağını, Trabzon seferine gönderdiler" dedi. Bacaklarımın bağı çözüldü. Oradaki bütün Kars, Ardahan yolcuları ile beraber aşağılandığım duygusuna kapıldım. Biraz önceki eylemliliği pasifize ettiğime bin pişman oldum ama görevlinin bir suçu yok ki, bu durumdan o da rahatsız olmalı ki itirafta bulundu.
Aslında yolcuları bu kadar çileden çıkaran buradaki 5-6 saat bekleyişin dışında, Kars Havalimanına inecekleri saat, 17-18 olur ki, Kars'ta saat 16'da hava kararıyor hayat duruyor. Bu kışın ortasında ve akşamın o saatinde Kars'tan sonra Van'a, Ardahan'a, Çıldır'a, Hanak'a ve oradan da köylerine gidecekler ki gitmeleri imkânsız. Kaldı ki ertesi gün bayram. Evlerinde değil, bir otel odalarında bayramı karşılama düşüncesi bırakın insanı kızdırmayı delirtir bile.
Bu arada saat 16 oldu. Ve biz hep beraber herhangi bir kontrolden geçmeksizin uçağa bindik. Biraz olsun yolcular rahatladı ama ben çok kötü bir aşağılanmışlık kompleksi sarmalına tutuldum. Öyle ya bu yolcular bu ülkenin vatandaşı değil mi ki, sen bunların uçağını, başka yere gönderirsin. Resmen 2. sınıf muamelesi görmüştük. Elimdeki kâğıda baktım 30 imza toplanmış. Uçakta var 120 yolcu. Evet, bu imzayı ciddi olarak toplamalı ve bir yerlere ulaştırmalıyım dedim. Hemen durumu özetleyen bir metin yazdım ve bir yandan yazdığım metni yolculara okuyor diğer yandan imzalarını alıyordum. Uçağın koridorunda yalnız değilim, benimle beraber yazlık sinemalarda ki gibi "fruko, alasga, gazoz" der gibi "çay, kahve, gazoz, cola" diye yolculara bir şeyler satmaya çalışan görevlilerle yer değişerek koridoru arşınlıyoruz.
Görevlilerden biri, satışlarından verim alamamış ya da benim satışlarını engellediğimi düşünmüş olacaklar ki nazikçe bir dille; "yaptığınız iş bir eylem, bununda bir cezai yaptırımının olduğunu biliyorsunuz değil mi?" dedi.
Bende; "bizleri 5 saat bekleteceksiniz, yetmiyormuş gibi uçağımızı da başka bir ilin yolcularına tahsis edeceksiniz, bu aşağılamadan daha büyük ceza ne olabilir ki" dedim. Her türden cezaya hazır olduğumu bu uçaktaki imza verecek bütün yolculardan imza alacağımı, aynı nezaket kuralları içinde görevliye söyledim. Görevli gitti ve biraz sonra tekrar yanıma gelerek; "imza toplama işiniz bittikten sonra kaptan pilot kokpitte sizinle görüşmek istiyor" dedi. Kabul ederek imza alma eylemini tamamladım.
Görevlinin nezaretinde kokpite gittim. Kendimi tanıtarak durumu özetledim ve topladığım imzaları Kars ve Ardahan valiliğine vereceğimi söyledim. Kaptan pilot ise havalimanındaki gecikmenin asıl sorumlusunun yer hizmetlerini veren şirket olduğunu söyledi. Yolculuğumu uçağın koridorlarında ve kokpitte tamamlamış, geç bir saatte Kars'a inmiştik. Amcam bizi ve Ardahan civarlarına gidecek bir kaç yolcuyu arabasına alarak gece yarısı eve götürdü. Bütün bayram ve sonrası elimdeki imzalarla Kars ve Ardahan valiliklerine ulaşmaya çalıştım. Bayram dolayısıyla kapalıydılar. Bende Ardahan Gazetesi'nde yayınlattım. Belki, etkili ve yetkili kişiler görürlerde, yöneticisi oldukları ilin vatandaşlarının 2. sınıf muamele görmelerinden, etkilenip yetkilenirler diye.

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Hoçvan Beyleri

Mahmut Alınak Konuya girmeden önce, Hoçvan'da iz bırakanlar adlı yazı dizisiyle ilgili bazı şeylere değinmek konusunda ihtiyaç hasıl oldu, ondan sonra asıl konumuza döneceğiz.
"Halkların her şeyleri, tarihlerinde gizlidir. Bir halk kendi tarihini ne kadar doğru biliyorsa, o oranda başarılıdır" diyor bilge.
Genel bir tarihi araştırma olmamakla beraber, bir bölgede, unutmayla yüz yüze kalmış, toplumsal gel git lerde önemli rol oynamış öykülerin ve olayların, günümüze ışık tutması amacıyla yapılmak istenen bir çalışmanın bu kadar olumsuz, basit, yüzeysel tartışma ve yaklaşımlara maruz kalması, bize Hoçvan'da ki toplumsal aidiyete ilişkin, bilgi-bilinç düzeyinin çok vahim bir durumda olduğunu gösterdi. Yazılan yorumlar daha çok ben bilirim yarışını andırıyor.
Hatta yazılanları istemeyerek okuduğunuz zaman, çok kurnazca bir yaklaşım da görüyorsunuz; mesela "ben tarihçi değilim" ama. Eh kardeşim mademki tarihçi değilsin o zaman tarihle ne işin var diye sormazlar mı?
Birde bu yazı dizisi, bize bir şey daha öğretti; deneylerden yola çıkarak, bazı isimler üzerinde bilinçli olarak değişiklik yaptık, mesela okur bir yazıyı okurken daha çok neye odaklaşıyor, tartışma düzeyi nedir, bilinç düzeyi nedir, okuduğu yazıda öze ilişkin yorum kriterleri nedir, algılama düzeyi nedir, ait olduğu toplumsal kültürde yaşadığı yabancılaşma boyutu nedir, farkında olmadan bir yabancılaşmayı yaşarken tercih ettiği yaşam referansları nedir, olay ve olguları kavrama düzeyi nedir, aidiyet kültürünü benimseme ve tercih yeteneği nedir, ait olduğu coğrafya ya ait ilgi ve bilgi düzeyi nedir, tartışırken hangi kuralları esas alıyor, vs.
Çok uzun bir liste ortaya çıktı ve hiçte gelecek için referans olabilecek bir veri ortaya çıkmadı. Doğrusu çeper zihniyeti hala Xoçvanda yıkılmamış. Mesela bir müddet önce bir belge yayınladık Göleli Aslan beyle ilgili. Kimse bir yorum yazamadı. Kimse Aslan beyin Ardanuç kalesini işgal etmesinin, Çıldır eyaleti olayları ile bağlantısı nedir diye bir soru sormadı.
Bu kadar önemli bir olayın boyutları o çok bilmiş Hoçvanlı (aydınların) ilgisini bile çekmedi.
Şimdi neyi tartışacağız?
Bilimsel gazeteciler! Aydınlar, kör Hüseyin paşanın Van'dan başlayıp ta Hoçvan'dan Ardanuç'a kadar olan bölgede cereyan eden isyanın boyutunu tartışmak yerine, İzzet beyin değirmeni kimden alıp kime pazarladığını tartışıyor Hoçvanlı aydın. Benim dedem senin dedenden daha üstündü, bunlar feodaldi, bunlar bey falan değildi, bunlar sistem yanlısıydı, bunlar o günün korucu başlarıydı, bunlar çeteydi, bunlar halka zulüm edenlerdi, beyde kimdir, Hoçvan'da pirinç mi yetişirmiş,
Pirinç Akdeniz de yetişir, şorık dediğiniz yerler tuzlu bataklıklardır, (Daha Kürtçede şorık ile şorax arasında ki farkı bilmiyor.) Bu ağaları beyleri kim çıkarıyor ortaya, Hoçvanda bey falan yok, bazıları fosforun tarifini yapıyor, falan bey filan beyi tuzağa düşürdü, filanı Ermenilere yardım etti, falancası bütün verimli arazileri kendine aldı uyanıklık yaptı vs.vs. Gibi düzeysiz, ne Hoçvan'a ne de toplumsal kültür araştırmasına katkı sunacak düzeydedir. Belki verimli bir tartışma, doğru bir yaklaşım olsaydı biz Hoçvanda yetişmiş, evdalé zeynıké ile beraber dolaşmış Hoçvanlı dengbéj leri yazacaktık.
Şemsé baso yu kaç Hoçvanlı aydın tanıyor? Yada Rostoyé Şemoyu, yada Husıké kor, neyse bu önemliydi, şahsım bu konuda düşündüğüm boyutuyla bir çalışmayı yapacağımı zannetmiyorum. Ama Hoçvanla ilgili araştırmalarım sürecek, gerek tarihi gerekse toplum kültürü ile ilgili.
Hele tarihi konusunda müthiş bir bilgi kirliliği var bu kabul edilebilir ölçüler değil.
Şimdi Hoçvanda beylerin olup olmadığıyla ilgili bu belge yi aydınlar tartışsınlar bakın bu belge çok şeyleri açıklıyor biraz tarihi bilgisi olanlar için. Çeperleri tartışmak yerine tarihi tartışalım, Çıldır eyaletindeki karışıklık Hoçvanda hangi etkilere yol açmış, yeni nesil bunları öğrensin. Değirmen alış verişini tartışsanız, gençler değirmen yüzünden birbirine düşer bunu yapmayın, zaten örtbas edilmiş bir toplumsal kültür ve önemli bir tarihi süreç geçirmiş bir bölge, birde biz negatif üslupla katkı sunup bitişine katkı sunmayalım, geçmişine küfredenler, sadece düşmanlarına hizmet ederler. Bazıları daha ileri giderek devrimci ve sosyalist ölçüleri ortaya koyuyor kendince, tabi biz kendilerinin ne kadar devrimci ve sosyalist olduğunu bilemiyoruz.
İşte belge, biz kabul etsek de etmesek de Osmanlı devleti bu büyüklerimize bey diyor ve onlardan dönem dönem yardım istiyor, biz küfür ediyoruz ama devletler onları onurlandırıyor,
Ve çok önemli olaylarda ittifak yapıyor, siz istediğiniz kadar feodal kaygılarla hareket etmişler deyin ama onlar bir döneme damgasını vurmuş büyüklerimizdir. Sizin bizim hepimizin, Kürtlerin büyükleri yani Kürt beyleri. Sahi aklıma gelmişken bende bir soru sorayım; onlar feodal kaygılarla hareket etmelerine rağmen egemen devletler onlara kürt beyleri deyip bir sıfat vermişler ama bu sıfat bile onların kimliklerinin tanınmasına yetiyor, acaba bizler kravatlarımız, takım elbiselerimiz, top sakallarımız la hala sistem partilerinin peşine hangi kaygılarla takılıyoruz? Bizim aidiyetimizi hangi sıfatımız belirliyor, onlar şall-ü şepık giyip gururla geziyordular biz hangi ulusal kıyafetimizle geziyoruz? Daha çok cevapsız sorular vardır. Biliyorum bunu kaldıracak ve tartışıp öz eleştirel yaklaşacak bir kültürel birikim de yok sadece kavga eder kırıcı oluruz bu da siyasal ahlakımıza denk gelen bir durum değil. Ama her şeye rağmen bazı soruları sorma hakkımızın olduğunu düşünerek bunlara değindim. İşte buyurun tartışın, ve geleceğe katkı sunun.
DAĞISTAN KARAKOÇ
aryahaber.com

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
KADINCA/Selmi Yılmaz
Hoç/Fed O Gece’nin Hesabını Vermelidir..

Selmi Yılmaz Ardahan merkez'e bağlı bulunan 21 köyün İstanbul'da bulunan derneklerini bir çatı altında toplma iddiasıyla kurulan ancak bunu tam olarak bugüne kadar başaramayan Hoçvan Federasyonun diğer dernekler gibi gün geçtikçe tabelada kalması ve gerek çatısı altında topladığı köylerin, gerek ise bölgenin sorunlarından uzak hareket etmesi bu çok iyi amaçlarla kurulan federasyonu gün geçtikçe eritilip, bitirmesi bizleri derinden üzüyor.
En son geçtiğimiz günlerde bir gece düzenleyen ve 1,5 Milyon TL: gelir elde ettiği ileri sürülen Hoçvan Federasyonunun kendisinden beklenen hizmeti ne zaman vereceğini merak eden Hoçvanlılar son gecede toplandığı ileri sürülen bu para ile maddi sıkıntısını da giderdiği artık harekete geçip, başta bölgede ki köylerde bir bardak çay fiyatına satılan sütün bölgede kurulacak bir mandıra ile değerlendirilmesi, Kısır dağının suyunun Hoçvan köylerini verilmesi için bir proje hazırlanması, yoksul Hoçvan halkının ayağa kaldırılmasında bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyorum..
Ancak bunlardan önce o diğer dernekler gibi gelişi güzel düzenlenen bu tür gecelerde elde edilen paraların kayıt altına alınıp, alınmadığının hesabını vermesinden büyük yarar görüyorum..
Çünkü işin içine para girdiğinde çok iyi niyetle kurulan birçok dernek, federasyon, vakıf hakkında ileri geri iddiaların ortaya atıldığı ve lekelendiğini Hoç/Fed yöneticilerinin de bildiklerini herkes iyi biliyor..
Bu kurmun öyle kenarda, köşede 'işte elebir kurum' olmadığını gerek devletin istihbarat örgütleri, gerek ise tüm bölge kamuoyu iyi bildiğinde Hoç/Fed'in başta para olamak üzere her konuda şeffaf olması gerektiğini düşünerek ele aldığmız bu yazımız ardından Hoç/Fed yöneticilerinin ortaya çıkıp, biletleri bin TL'ye satılan son gecede elde edilen gelirin tümünü kamuonuya açıklaması gerekir. Bununla kalmayıp,bu paranın nasıl, nerede kullanılacağını da açıklamalıdır.
Çünkü Hoç/Fed'in Murka'da, Tikkoş'ta ki bir köy bakkalı olmadığını, en önemlisi bölgenin dilini, kültürünü yaşatma görevi üstlendiğini bu nedenle gerek üyelerine, gerek ise halka hesap verme gibi bir zorunluluğunun olduğunu sayın Hoç/Fed yöneticilerine önemle hatırlatmak isterim..

**Cenaze kültürümüz..

Dün beklenmedik bir anda hayatını kayıp eden Alagöz köy muhtarı İsmail Taçyıldız'ın cenaze törenini izlerken bu ülkede insanlar arasında yaşanan sorunun ne olduğunu uzun uzun düşündüm..
Çünkü Alagöz köy muhtarı bir terekemeydi..
Ve Türk, Kürt, Alevi herkes oradaydı..
Bu cenazeden öncede aynı zamanda bu köye komşu olan Kocaköy'de de bir cenaze verdi ve manzara aynıydı..
Nadir Gök isimli esnafın hayatını kayıp etmesi sonucu aynı manzaranın yaşandığı Ardahan'da ki cenaze törenlerine bakınca yaşanan iç çatışmaların nereden, niye yaşandığını da düşünürken insan zorlanıyor.
Bu zorlanmanın nedeni ise ölümde, düğünde kol kola giren bu halkın nasıl olup başka zamanlarda karşı karşıya geldiği, bir birine kafa tutup, kurşun, taş attığı, hakaret ettiğidir..
Evet sizlerde hiç merak ediyor musunuz Ardahan'da gittiğiniz bir cenazede, bir düğünde ki yaşanan o güzel manzaraya bakınca bu ülkede yaşanan uiç çatışmaların nedenini?..Bilmiyorum ama ben dün ve geçen gün yaşanan iki cenaze törenlerinde yaşanan o güzel, bir o kadar duygusal manzarayı görünce uzun uzun düşündüm, Türk, Kürt, Alevi, Sünni tartışmalarının neden insanları karşı karşıya getirdiğini..
Evet cenaze kültürümüzün barışa, kardeşliğe en güzel örnek olduğu bir Ardahan'da ülkeye bakınca insanın sorması geliyor, 'Nedir bu iç çatışmalar, birbirini yemeler' diye..

**Son üçten kurtulmak...

Bu yıl açıklanan sonuçlar ardından Ardahan'ın her üniversite sınavında 81 vilayet içinde sondan üçte olmaması hepimizi olduğu gibi vali beyi de bir hayli mutlu etti.
Van'ın yaşanan deprem ardından Ardahan'ın yerini alamsı ise bizi üzen durum oldu..
Evet, yıllardır verilen mücadeleler sonucu alt yapısı neredeyse tamamlanan Ardahan'da ki eğitim yuvalarında okuyan öğrencilerimiz son sınavlarda Ardahan'ı son üçte kurtarmıştır.
Bundan üniversitenin açılmasını da bu sonuca büyük katkısı olmuştur..
Çünkü 3 bine yakalaşan öğrenci sayısıyla gün geçtikçe Ardahan'ın bel kemiği olan üniversite, üniversite okumak isteyen gençlerimizi ateşlemiştir.
Tabi vali başta olmak üzere İl ve İlçe Milli Eğitim yöneticileri ile eğitimin orduları olan öğretmenlerimizin bu yöndeki çabalarını da unutmamak gerekir..
En büyük teşekkürü onların hak ettiğini unutmadan hareket edilmesi halinde eğitim de istenen başarını en iyisine laik bir Ardahan göreceğimiz kesindir.
Bundan sonra yapılacak olanın ise İl Milli Eğitim Müdürü Tevik Eker'in dediği gibi biz aileleri eğitime katmak, onları öğrencileriyle sınıfa çekmektir..
Son üçte kurtulmanın diğer bir yönü de toplumsal bir hareketle Ardahan'ın eğitimde ki gibi diğer sorunlarının üzerine yüreklice gitmektir..
Bunun içinde bu yönde gelen yol gösteren, tetikleyen, hatta kızdıran eleştirilere açık olup, gelen eleştirilerin bugünkü sonucu verdiğini de unutmamak gerek..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Yazıyorsam Sebebi Var/Fakir Yılmaz
Sarıyer balıkçı lokantası devrimcileri, sonradan görme lordlara..

Fakir Yılmaz Hoçvan'ın Kürt olduğunu, başta dili, kültürü, Kısır dağını suyu olmak üzere onca sorunu 86 yıllık Cumhuriyet tarihin de görmezden gelindiğini söylemekten korkan, düzenledikleri geceler de, 'Ser Çeva Hattın' şeklinde bir Kürtçe pankart asmaktan korkan, Sarıyer balıkçı lokantası devrimcileri, sonradan görme lordlar geçtiğimiz günlerde yapılan Hoç/Fed gecesi ile ilgili yaptığımız haber ve yorumlara bir hayli içerlenmişler..
Hoçvanlının yoksul bir halktan oluştuğunu görmezden gelip, gecenin biletlerini bin liraya satan bu Sarıyer balıkçı lokantası devrimcileri, sonradan görme lordlar, Hoçvanlıyla alakası olmayanların davet edildiği, Hoçvan kelimesini bile Kürt bölücülüğü sayanların baş tacı edildiğinin üzerini kapatmak, onca bölge sanatçısı olmasına karşın Hoçvan’ın değil Ardahan’ın nerede olduğunu bilmeyen Alişan’ı boll bir para karşılığında davet ettiklerini saklamak için yine kolay bir yola başvurup, o bol Alpagonlu karanlık gecede neleri hesabının yapıldığını saklamak için bizlere ve meslektaşlara saldırmayı tercih ettiklerini görüyoruz..
Ki; bu Sarıyer balıkçı lokantası devrimcileri, sonradan görme lordlar daha öncede, yani Güven Yılmaz döneminde ki gibi toplumun çok önemsediği Hoç-Fed'i kendi kartvizit matbaaları sanıp, görmezden gelerek onun adına açıklama yapmış gibi davranmaları da dikkatimizden kaçmamıştır..
Zaten Güven Yılmaz'ın döneminde 'Vallah talihin gözü kör olsun biz şansızlığımıza bağışlayın Kürt isek te sistemin yanındayız' deyip, Hoçvan Festivaline TRT 6'yı getirtenler de bunlar değil miydi?
Hoç-Fed'i kuruluş amacında uzaklaştırmak için adete da birilerince görevlendirilen bu Sarıyer balıkçı lokantası devrimcileri, sonradan görme lordlar, Güven Yılmaz'ı olduğu gibi şimdi de Yakup Mavzer'i, ardından Hoç/Fed’i bitirmek için yola çıktıklarını da görüyoruz..
Bunu açık örneği de Mavzer ve Hoç-Fed yönetimine, üyelerine danışılmadan yayınlandığına inandığım bu kıytırıktan açıklamanın face de yapılmasında anlamakta mümkün..
Çünkü bu kıytırıktan açıklamanın Faceden yapılmasını diğer bir nedeni de o koskoca Hoç-Fed için kurulan sitenin yine bunların elinde yok edilmesi, işlevsiz bırakılmasıdır..
Gelelim buları bize içerlenmelerine;
Öncelikle bizim gazeteci olduğumuzu ve yaşananları halka anlatma gibi bir zorunluluğumuzun olduğunu unutan bu tipler soy isimleri gibi ZORBAlık ayakları ile bizlere aba altında sopa göstermeye çalıştıklarını da görüyor, gözlemliyoruz..
Gerçi bu tiplerin buna da yüreklerinin olmadığını iyi biliyorum..
Ama sanırım son gece de kendilerine destek veren ağabeylerinin gölgesi bunları biraz cesaretlendirdi..
Çünkü ben bunların yüreksiz olduğunu geçen yıl yapılan festivalde önce yaşanan talisiz kaza daha hayatlarını kayıp edenlerin cenazelerinde karşılaştığım bu ZORBAların bizzat yüzlerine demediğimi bırakmama karşın, bunların çeperin dibine saklanıp, susmalarında tanırım..
Asıl kuyruk acılarının da o olduğunu da bir Allah, bir de ben bilirim.
Ama bu, Sarıyer balıkçı lokantası devrimcileri, sonradan görme lordlarını asıl amaçlarının diğer bir amaçlarının da, o gecenin yükünü üstlenen ağabeylerine daha çok yaranmak, onun sayesinde birkaç iş adamına kartvizit basmak olduğunu da ben değil, o yıllar öncesi Hoçvandan çıkıp, sistemin tüm engellerini yüreği ve bileğiyle bir yerlere gelen ağabeyleri bilse daha iyi olur..
Çünkü bu, ‘Sarıyer balıkçı lokantası devrimcileri, sonradan görme lordlar’ ı Süt’ü de diğer bir çok iş adamı gibi tüyleri yonanacak kaz sanıyorlar..
Yani hepte böyle yapmış, geçinmiş olan bunlara en çokta Yakup Süt dikkat etmelidir..
Neyse biz asıl konumuza gelelim, beni ilgilendiren tarafa bakalım.
Bu, ‘Sarıyer balıkçı lokantası devrimcileri, sonradan görme lordlar ‘ o kıytırıktan açıklamalarında birçok meslektaşımız gibi bana yönelikte; ‘Efendim Fakir Yılmaz bize lord demiş!’ diye içerlendiklerini görüyoruz, o altında imzası da bulunsa da, okumadığına inanmadığım Yakup Mavzer’in adı sonuna eklenen kıytırıktan açıklamaya..
O açıklamayı okurken bunlara bir özrümüz var (!) olduğuna da inandım..
Çünkü bunların o gece öncesi yaptığımız haber ve yorumlarda bahsettiğimiz gerçek lordun anlamının ne olduğunu da bilmediklerini anlıyorum o kıytırıktan faceli açıklamalarında ..
Bu özrün nedeni de bunların lord kelimesinin başta dünyayı idare eden İngiltere Kamerasında olmak üzer saygın insanlara yönelik bir kelime olduğunu bile bilmeyecek kadar cahil oluşlarıdır..
Bu nedenle; o tamamen iyi niyetle ele alınan haber ve yorumlarımıza bir hayli içerlenenlere lord demiyor, bundan sonra ki adlarının, ‘Sarıyer balıkçı lokantası devrimcileri, sonradan görme lordlar’ olduğunu başta Hoçvan kamuoyuna olmak üzere herkese ilan ediyorum..
Bu, ‘Sarıyer balıkçı lokantası devrimcileri, sonradan görme lordlar’ ın o yaptıkları kıytırıktan açıklamada dikkatimi çeken en önemli nokta ise; Bu yemekli toplantı Hoçvan halkına yönelik değildi, ayrıca bir şenlikte değildi.’ Kelimesi ve Hoç-Fed’i önemseyen insanları aşağılayan, bu kuruma üye olanları çulsuzlukla suçlayan, ‘Bütün bunları yapmak için mevcut 87 delegeden %20 sinin ödediği aidatla mı olacak? Elbette değil.’ Şeklinde ki talihsiz satırlarıdır..
Benim bu geceye destek vermemi Hoçvan ve Hoçvanlı hatırı için sık sık bana hatırlatan Rodi Baz ağabeyimizin A Takımı diyerek cevapladığı bunların değil A takımı, Z harfi bile olmayacakları da zaten burada da belli değil mi?
Neyse Hoçvanlının, Hoç-Fed’in birlikteliği ve kendisinde beklenen devrimci duruşu, Kürt kimliğinin hatırı için sözümü daha çok uzatmadan o kıytırıktan açıklamayı yapanlar ve bunların yazdıklarına katıldığına inanmadığım Yakup Mavzer’in asıl yapacağı; o bol lordlu gecede, ‘ne kadar paranın toplandığını, nasıl kayıt altına alındığını ve nasıl, kimleri elinde harcanacağını açıklamaları en iyiysi değil mi?’ derim..
Çünkü bu ‘Sarıyer balıkçı lokantası devrimcileri, sonradan görme lordlar’ ın başta Yakup Süt’ün olmak üzere birilerinin masasına yaklaşıp, pığaslara bol bol fotoğraflar çektirdikleri gece de Bir Milyondan çok para toplandığı ve o kadarının da vaat edildiğini herkes iyi biliyor..

**Yerinde bir karar alınmıştır..

6 Mayıs günü İl Başkanlığı seçimini yapacak olan Cumhuriyet Halk Partisi Ardahan ve İlçe Örgütlerinin günlerdir yaşanan 'Yeni İl başkanı Kim Olacak?' sorusuna nihayet cevap vermiştirler.
Mevcut İl Başkanın Taştan'a, 'yeter', Dündar ve Irmak'a, 'Siz de kenara çekilin' diyen CHP'liler ben dâhil kimsenin beklemediği bir adım atmış ve gerek CHP içinde, gerek ise Ardahan kamuoyunda yakında tanınan bir isimi yeni il başkanı adayı olarak ilan etmiştir.
Bir dönem de Ardahan İl Genel Meclisine başkanlık eden CHP Ardahan İl Genel Meclis Üyesi İlimdar Senem'i Ardahan İl Başkanı olarak ilan eden CHP Ardahan ve İlçe Örgütleri bu kararla yerinde bir karar almıştır.
Çünkü Ardahan ve Göle'de yılardır belediyeyi alamayan, yeterli Belediye ve İl Genel Meclis Üyeliği kazanamayan CHP'nin kendisini yenilemek zorunda kaldığını başta Göle CHP İlçe Örgütü olmak üzere tüm ilçelerde anlamıştırlar.
Evet hayırlı olsun diyebileceğimiz bu gelişme bir döneme de nokta koymuştur.
Bu dönemde başarısız geçen 20 yıldan fazla bir süredir..
Şimdi neler yapılırı tartışması gereken CHP'nin başta yaklaşan yerel seçimleri olmak üzere partiyi derleyip, toparlayacak adımlar atmalıdır..
Ve en önemlisi CHP'nin dışında bulunan küskünleri yeniden partiye davet edip, Ardahan'ın O 12 Eylül öncesi sol ruhunu yeniden ayağa kaldırmalıdır..
Bunu yaparken DSP'yi, hatta BDP'yi unutmamalı ve sol orijinliyim diyen herkese el uzatıp, çatısı altında olmaz ise de birlikte hareket edilmesi gerektiğini ortaya koymalıdır..
Çünkü ülkede olduğu gibi Ardahan'da da kala kala 10-15 kişiye kalmış bir durumu yaşayan CHP'nin bu na acil ihtiyacı vardır..
Bunun yanı sıra ülkede olduğu gibi Ardahan'ın da güçlü bir sola ihtiyaç duymasıdır..
Göle'den sonra Ardahan merkezi alan, ardından Hanak'ı ele geçiren AK Parti'nin önümüzde ki yerel seçimde Posof ve Çıldır'ı da almaması için önemli olan bu kararın 20 yıldan fazladır Ardahan ve Göle'de belediye alamayan CHP için alınan bu karar hayırlı olmuş, İlimdar Senem ismi ile yeniden umut vermiştir..
Yalçın Taştan'ın çıkıp, adaylıktan çekildiğini ve ilçelerin aldığı bu karara saygılı olduğunu açıklayıp, gerek belediye, gerek ise milletvekilliği konusunda oluşturulmak istenen birliğe katkı sunacağını düşündüğüm CHP'nin önü bu karar ile açılmış, umut vermiştir..
Kısacası; Haydi şimdi küskünlüklere son, güçlü bir sol için el ele vermenin zamanı denmesi gereken bir CHP'nin oluşması için herkese büyük görevler düşmüştür..

**Taştan’ın yapamadığını Dündar Yapmalıdır..

Yirmi yıla aşkındır Ardahan'da belediyeyi kazanamayan, Göle'de İl Genel Meclis Üyeliği alamayan Cumhuriyet Halk Partisi Ardahan İl Örgütü önümüzdeki ayın 6'sında İl Başkanlığı seçimine gidiyor..
Yıllardır bu partinin başında bulunan mevcut İl Başkanı Yalçın Taştan'ın yeniden adayım dediği CHP Ardahan'da uzun süredir gönlünde milletvekilliği yatan Eczacı Yunus Dündar ile 'Ben partinin devrimci, demokrat yenilikçi yüzüyüm' diyen fırıncı Yener Irmak yerel seçimlere kısa bir zamanın kaldığı şu günler öncesi 6 Mayıs'ta yapılacak olan İl Başkanlığında yeniden yarışacaklar gibi..
Bu partinin çektiği sancının başında gelenin kendisini yenileyemediği, yeni üye kayıt etmediği, vitrinini tazelemediği için olduğunu bilen her CHP'li yine bu üç isim arasında sıkışıp, kalmanın sıkıntısını çektiğini görüyoruz.
Taştan'ın ısrarla 'yine ben' dediği, Yunus Dündar'ın ise vekilliğin il başkanlığı yolunda geçtiğini düşünüp, 'Hele önce il başkanlığını alayım, sonra vekillik adaylığını..' dediği bir süreci yaşayan Ardahan CHP'de vekil adayı olmayacak, belediye başkanlığını düşünmeyecek, partiyi toparlayacak, devrimci, demokratları, DSP'liler ile hatta BDP'lileri ülkenin en büyük sol partisinin çatısı altında toplayacak bir isime ihtiyaç duyduğu aşıkar olurken, 'Ben buna talibim' diyen Yener Irmak'ı da tartışıyor..
Yunus Dündar ile hareket edip, önce Göle'de, ardından Ardahan merkez de başarı kazanan Yener Irmak ekibinin bugün gelip, Dündar'a çarpması ise işin diğer ilginç bir yönü olmakta..
Çünkü birlikte hareket eden Dündar ve Irmak şimdi karşı karşıya gelmiş durumdalar..
Buda en çok yaşananları ellerini sıvazlayarak izleyen Taştan'a yarıyor..
Ardahan'da ki tüm solcuların yakın takibe aldığı bu gelişmenin CHP Ardahan'ı nereye götüreceği büyük bir merakla izletirken sol kamuoyunun, Dündar ile Irmak'ın yapacağı taktiksel bir hata ile Taştan'ın yolunu yeniden açacakları tedirginliğini taşıdıkları da görülüyor.
Bu hatanın da her ikisinin, yani Dündar ile Irmak'ın, 'ben olayım, sen olma' tartışmasını kavgaya, kine, nefrete döküp birbirini hırpalamaları ve meydana gelecek olan toz/duman arasında Yalçın Taştan'ın yeniden başkan olarak çıkmasıdır..
Ancak benim gördüğüm şudur ki; O da Ardahan ve Göle gibi Hanak'ın da işin içine girip, 'Dündar sen hele dur, Taştan'ın yapamadığını sen yap, kenarda dur, vekilliği düşünmeyen biri aday olsun, kazansın sonra Taştan'ın da aralarında bulunduğu isimler vekil adayı olarak karşımıza çıksınlar’ demesidir..
Belki de; ‘Sen yanlış düşünüyorsun’ diyenleriniz olacak ama benim gördüğüm bu arkadaş..

**Mehmet Ağar'a Otel Cezaevi ...

Benim Kocaeli'nde bulunduğum sırada 'İstanbul-İzmit-Adapazarı Üçgeni' olarak bilinen alanda birçok Kürt İşadamının öldürüldüğü dönemler de gündemde düşmeyen ve Susurluk kazası sonucu ortaya pislikleri aktığı dönem de işlediği öne sürülen suçlardan sadece birinde ceza alan ve hapis yatacağı kesinleşen Ağar'a lüks, korumalı bir ceza evi arandığını okuyor duyuyoruz..
Bu yazımı yazdığım sırada aranan güvenilir, otel cezaevi'nin Ardahan'da değil, Aydın'da bulunduğunu da öğreniyorum..
Böylece suçluya özel cezaevinin arandığı bir ülkede, 'Yakalandığı yerde tutuklanması' ibaresinin de böylece çöpe atıldığını da görmüş olduk..
Çünkü Susurluk Kamyonun ortaya döktüğü pis ve kanlı ilişkiler ardından küçükte olsa bir suçla yıllarca yargılanan ve aldığı komik ceza ile cezalandırılan Ağar Efendi kabadayılığına leke sürmemek için kaçmamış, o çok söylediği 'Vatan-Millet-Sakarya' edebiyatı ile 'Devletimizde ne gelirse başımız üzerine' demek zorunda kalmıştır.
Gerçi bunu da demeye ne gerek ki aldığı ceza gözü kapatıp açmakla bitecek kadar zaten..
Şimdi benim asıl merak ettiğim Ağar efendinin aldığı bu ceza ardından bundan sonra ki yasal haklarından men edilip, edilmeyeceğidir..
Örnek olarak bakanlık yaparken elde ettiği haklardan, korumalardan mahrum bırakılacak mı?
Yoksa korumasız, iyi olmadığı yapılan araştırma ile ortaya çıkan Ardahan Cezaevi'nde değil de polisilk ve bakanlık yaptığı sıra da beraber görev yaptığı paşalarla birlikte kaldığı Bodrum'da ki evine yakın Aydın'ın Yenipazar ceza evinde bir süre kalıp, iyi vatan çocuğu halinden yararlanıp, cezasını yarısını evinde mi geçirecek?..
Bilmiyorum ama Ağar efendi gitmeden kadrosunu büyük bölümü değiştirilen, başta aşağıya yenilip, 5 yıldızlı otele cezaevinde kalmak ne kadar ceza olur onu da siz düşünün...
fakiryilmaz323@hotmail.com-0.535.418 32 58

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
DUYURU!!

Ardahan Gundem Haberleri **BİZİMKİNİN BAŞI’DA OLDUĞUNU İDDİA EDEN KÜRTÇE ye KARŞI ALERJİSİ OLAN, SARHOŞ-FED PARDON HOÇ-FED’E CEVABIMIZ..

Ardahan İli Mehmet Aliarslan Köyü KORA Bayramoğlu tanıtım ekibi olarak tarafımızdan resmi bir yani olmayan ancak köyümüzün derneği olmak üzere Ardahan Merkez Hoçvanda bulunan 21 köyün İstanbul’da bulunan derneklerini bir çatı altında toplama iddiasıyla kurulan ancak bunu bugüne kadar başaramayan kısa adı HOÇ-FED olan sözde Hoçvan Derneklerin başı Hoçvan Federasyonu’nun yaptığı olaylı gecede
ve sonrasında yaşanan olumsuz gelişmeler bizi derinden üzmüştür.
Sözde derneğin geçen pazar günü İstanbul’da bir pavyonda düzenlediği gecede Hoçvanın %100 Kürt olduğu halde bir konuşmacının yaptığı Kürtçe konuşmasına tepki gösteren, ona hakaret eden ayrıca Hoçvanın bir sürü sorunu variken şhow peşinde koşan, Hoçvanın bir çok sanatçısı olduğu halde Hoçvan’ın ne olduğunu bilmiyen
Çingene müzikleri yapan Alişan’ı sahneye alan, kendi dilini sanatçılarını yok sayan zihniyette ne desek az..
Bu olay neticesinden dolayı yerel halk ve Hoçvan medyasından büyük tepki alan sözde derneğin biran evel özüane dönmesi ve birlik beraberlik için çaba sarf etmeli Hoçvan’ın bir sürü sorunu var bunlarla ilgilenmeli..
Aksi takdirde Hoçvan’da yeni Hoç-Fedlerin kurulması ve buda bölünmelere yol açabilir..
Hoç-Fed ve Hoçvan’ın diğer dernekleri halkındır halka hizmet etmeliler, dernek yöneticileri halkın ağası değil hizmetçisi olmalıdır..
Son olarakta Hoç-Fed sadece Hoçvandaki derneklerin başıdır.. Başka şeylerin başı olmadıklarını iyi anlamaları lazım..
Hoçvan ve Ardahan Mehmet Aliarslan köyü KORA Bayramoğlu çok büyük bir ailedir..
Baş’a, maşa dinlemez!.. Paşa yerel halktır..
birlik beraberlik dileklerimizle…
ARDAHAN İLİ Mehmetaliarslan köyü KORA Bayramoğlu
TANITIM EKİBİ:
HABER KAYNAĞI https://www.facebook.com/75serhat

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan