Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 44
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Yorumlar/Yazarlar/Köşeler
Yazar Fakir - Haziran 12 2012 - 19:01:33
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
**Sitemize sizde yorum bırakın..
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
**Sitemizde ki haberlere yorum yapabilirsiniz..

Yorum Yap **Sitemiz Haber ve Yorumlarımıza Sizlerde Yorum Yapabilirsiniz..
**Sitemiz de Ardahan'la ilgi 10 Yıldır Yaşanan Olaylar Okumak İçin Sitemizin Solunda Bulunan ARŞİV linkini TIKLAYINIZ..
**Haberlerimizi Görüntülü İzlemek İcin Sitemizin Üst Kısmında Bulunan ARDAHAN TV'de İzleyebilirsiniz..
**Sitemizin Yazarlarının Yorumlarını Okumak İçin Sitemizin Sağın da Bulunan EN YENİ MAKALE Tıklayınız..
**Ardahan Fotoğraflarını ve Yerel Gazetelerin 1. Sayfalarını Görmek İçin Sitemizin Üst Kısmında Bulunan RESİM GALERİSİ nin Linkini TIKLAYINIZ..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Yazıyorsam Sebebi Var/Fakir Yılmaz
Saffet Kaya Bunun Altında Kalır mı?

Fakir Yılmaz Geçtiğimiz gün Ardahan'a gelerek gücünden hiç güç kayıp etmediğini bir kez daha ortaya koyan Ardahan eski Milletvekillerinden Saffet Kaya'nın kardeşi ve onun ortaklarının yeniden hizmete sokacaklarını belirttikleri Ardahan-Et'in açılacağı yönündeki haberler başta hayvan yetiştiricilerine olmak üzere birçok insana umut dağıttığını görüyorum.
Ardahan-Et'in açılması halinde bölgede yapılan hayvancılığa yeni bir can ve kan geleceğine dikkat çeken Ardahanlı hayvan yetiştiricileri bu konuda Saffet Kaya'nın sözlerine inandıklarını belirtmemeleri dikkat çekici..
Kaya'nın son olarak geçtiğimiz günlerde Ardahan'a geldiğinde yaptığı konuşmalarının büyük bölümünün Ardahan-Et olduğuna dikkat çeken Ardahanlı hayvan yetiştiricileri eğer bu gerçekleşirse bölgeye büyük bir iş imkânı sağlanacağına da dikkat çekiyor ve bu yönde atılacak her adımın yanında olacaklarını belirtiyorlar.
Çünkü Ardahan-Et'in açılması demek bölgede hayvancılıkla geçim yapanlara yeni bir umut olduğunu belirten Ardahanlılar Saffet Kaya'nın bu yönde verdiği sözlere inandıklarını ve bu sözlerin bir an önce gerçekleşmesini beklediklerini belirtirlerken, bu konuda kendilerine düşen her göreve hazır olduğuna da dikkat çekmekteler.
Saffet Kaya'nın son gelişi ile estirdiği bu rüzgarın devam ettiği bir süreçte Ardahan-ET'in son durumunun ne olduğunu da merak etmekteyiz..
Çünkü eğer çalıştırılsaydı bölgenin değil, Kafkasların en büyük et kombinası olacağı söylenen Ardahan-ET'in tam faal olarak bir et entegre tesisimi,yoksa besicilik yapılan bir dev çiftlik mi olacağı da merek edilmektedir..
Bununla ilgili bu şirketin sahip ve ortaklarının plan ve projelerinin de ne olacağını soran Ardahanlıların bu yönde ki umutlarının sönmemesini şahsen umut ediyorum..
Çünkü Ardahan-E denilince gözleri açılan Ardahanlıların bu ve buna benzer yatırımlara bir su kadar muhtaç olduğunu o gözlere bakan herkes anlar..
Ardahan'a gelişinde konvoylarla karşılanıp, kurbanlar kesilen Saffet Kaya'nın da benim gibi düşündüğünü ve Ardahan-ET ile ilgili verdiği sözlerin altında kalmayacağına bende Ardahanlı hayvan yetiştiricileri gibi inanmak istiyorum. Çünkü Kaya gibilerinin sözlerinin bile umut olduğu bir Ardahan'da zaten hep umutla yaşıyoruz..

**Gerçekleri saklamayın, anlatın..

Ardahan'da yaşanan onca sorunların üzerinin kapatıldığını o sorunların çözümünde birinci rol oynayanlar bile bilir..
Çünkü onca yerel gazetesi internet sitesi olmasına karşın, iki yıldır virane halinde bulunan kent içinde ki park, geçit vermeyen kent içi yollar, çamur deryası içinde ki ara sokaklar, bozuk kent girişleri gibi bir çok sorunla baş başa bulunan bir kentte hepimiz yaşamaktayız..
Geçen yıllarda yapıldığı belirtilen ancak sanki hiç yapılmamış gibi onca bozuk köy yolunun yanı sıra eğitimde, ekonomide nerde olduğumuzu bilmemize karşın üzerini örtüp, saklamamalıyız..
Kaplumbağa yürüyüşünden daha ağır bir şekilde devam eden üniversite kampusunun durumunu görmezden gelip, gece kondu binalarda hizmet vermeye çalışan bir üniversiteyi uluslararasına taşımak ne kadar mantıksızsa, bu kentin kanalizasyonunun hala nehirlere, derelere hatta, gelişi güzel çevreye akıtıldığını görmezden gelmekte o kadar safdilliliktir..
Pembe gözlüklerle bu kentin kalkındığını belirtip, bunu da çevre önlemi alınmadan yapılan bir iki inşaatla gösterenlerin bu kentte göçün halen devam ettiğini, köylerin viraneye döndüğünü de görmeli, söylemeli, yazmalıdırlar..
Batı kentlerinden yayla şenliği için Ardahan'a gelip, hala validen tuvalet isteyenlerin bu kentin köyleri gibi mahallerinde neden halen tahta tuvaletlerin olduğunu, vidanjörlerin çektiği kanalizasyonları nereye boşalttığını sorup, sorgulaması gerekmez mi?
Burnunun dibinde geçmesine karşın bu kentin neden doğalgaz ile ısınmadığını, iki gümrük kapsı olmasına karşın bu kentte niye sınır ticaretinin yapılmadığını, hayvancılığın her geçen gün niye geriye gittiğini ve neden entegre olamadığını, bu yönde yeni tesislerin niye yapılmadığını, sütün kilosunun hala niye bir bardak çay fiyatına satıldığını sorgulamak gerekmez mi?
HES'lerin dereleri kuruttuğunu, Hoçvan'ın Kısır dağının suyunun boşa aktığını, birçok köyün bir bardak su içmek için binlerce lira elektrik borcu altında kıvrandığını, esnafın vergi, sgk gibi borçları ödemekten zorlandığını söylemek, yazmak, saklamamak çözüm için daha iyi olmaz mı?
Çünkü her saklanan, her halı altına süpürülen sorunların çözüm olmadığını artık görmek, anlatmak, yazmak, dile getirmek ve çözüm aramak gerekir..

**Etkinliklere düzen getirilmelidir..

Kafası esenin festival, şenlik ve şölen yaptığı bir döneme girilen Ardahan'da yaz tatillerini geçiren insanların olduğu gibi biz gazetecilerin bile yetişemediği etkinliklerin yine aynı gün ve saatlere getirildiğini duyuyor, öğreniyoruz.
Hoçvan Yayla Şenliği ile başlayıp, Faruk Köksoy başkanın birisini saymadığı Ardahan Bal Festivali ile sona eren yaz etkinliklerini birbirinden habersiz yapan belediye ve derneklerin bu durumun önüne geçmeleri için adım atmasının artık şart ve zorunlu bir durum olduğunu bilmeleri gerekir..
Çünkü bu tür etkinliklere davet edilenlerin elli parçaya bölünmesine neden olan aynı gün, aynı saatlerde yapılan bu etkinliklerin bu yanlışlık dolaysıyla beklenen ilgiyi de görmediğini söylemek, bilmek gerekir..
Bu etkinliklerin amacının, 'Bir araya geldik, balıkların içinde yaşadığı göl Festivali'nde tavuk eti pişirdik, eğlenip, saz çaldık' anlayışının dışına taşması ve en önemlisi Çıldırlının Göle'ye, Damallının Ardahan'a, Posoflunun Hoçvan'a gelmesini sağlamaktır..
Çünkü bu tür etkinliklerin amacının yöreyi, kültürü kendi dışında insanlara anlatmak, yaşatmak değil mi?
Herkesin kendi festivalini, şöleninin, şenliğin yaptığı, kimsenin ne iş yaptığı bilinmeyen, görülmeyen bu yaz etkinliklerinin aynı gün, aynı saatlere gelmemesi için yapılacak tek şey bu etkinlikleri düzenleyenlerin birbirlerine bir alo demesi yeter, artar bile..
Vay efendim bizim programımız aylar öncesi belliydi deyip, işi içinde çıkılamaz hale getirmenin anlamsızlığına da dikkat çekerken, bu durumun en azında bu yıl bir hizaya gelmesini, getirilmesini umuyorum..
Çünkü aynı gün ve saatlerde yapılan etkinliklerin beklenen etkiyi göstermediği gibi insanları da bir hayli zorda bıraktığı bir gerçektir..
Belediyeler, dernekler yetmez gibi köylülerin bile düzenlemeye başladığı yaz etkinliklerinin içi dolu, insanı bol birer etkinlik olması için bu önerimizin en azında bu yıl dikkate alınmasını ve daha yeni yeni hazırlanan programların bu yönde hazırlanmasını ben değil, tüm Ardahanlılar, yaz tatillerini Ardahan'da, ilçesinde, köyünde geçirmek isteyen tatilcilerin isteğidir..
Umarız ki bir birinden bi haber yöneticiler, idareciler, dernekçiler bu isteği dikkate alır, birar hafta ara ile yapılacak içi dolu, insanı bol birer etkinlik yaparlar..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
KADINCA/Selmi Yılmaz
Dönme dolap, dön babam dön!..

Selmi Yılmaz Yağmurun düğünlere, seyranlara izin vermediği bu aralar gazetelerimize davetiye üzerine davetiye geliyor, hemen her gün yeni bir etkinlik, yeni bir açılış var diye..
Başta İl Milli Eğitim Müdürlüğü olmak üzere üniversite ile diğer eğitim kurumların yıl sonu etkinliklerinin ard arda yapıldığı şu günlerde sergiler, açılışlarla ilgili davetiyeler bilgisayarımızın etrafını sarmış durumda.
Allah'tan parasız diyerek zaman buldukça gittiğimiz, gidemediklerimizin haberleri de diğer arkadaşlar aracılığıyla gelir bize..
-Falan yerde açılış, filan yerde piknik, aha şurada sergi, bak burada etkinlik diye yapılan bu etkinliklere baktığımda başım dolanıyor..
Çünkü geçen yıllar yapılanlardan hiç mi ama hiç mi farkı olmayan bu tür etkinliklerle ilgili haber ve resim yapmak isteseniz geçen yılın arşivini açıp, aynı haberi olup, bir iki isim ve resim değiştirirseniz aynısını olduğunu görürsünüz..
Yani hükümetin bile bıkıp, çıkardığı genelgelerle alt üst ettiği 23 Nisan, 19 Mayıs gibi dönme dolap olan bu tür etkinlikler artık başımızı döndürmeye başladı..
Gidiyorsunuz, aynı kare, kurdele asılmış, heyecandan titreyen genç kız makasın bir an önce alınmasını bekler, yalandan gülücükler, vay efendim muhteşem övgüleri..
Birde biz gazetecilerin şak, şuk, alttan, üstten patlattığı flaşlar..
Bunlar yetmez sanki geçen yıllardaki fotoğrafları vermeyiz gibi bir bakarsın arkadan bir el uzanır, 'resimleri isterim ha..' diye istemler..
Yav bu sergiler, açılışlar, piklinler hiç mi yenilenmez, hiç mi içi dolmaz, hiç mi ulusal basınlık bir fotoğraf karesi olmaz mı?
Bilmiyorum ama dönme dolap haline gelen, dön babam dön hikayesi ile devam eden sergiler, açılışlara, etkinliklere de bir el atmak lazım..

**Savaş Dili..

Gün geçtikçe artan iç çatışmaların Ardahan'ın da içinde bulunduğu bölgeye, Kars ve Iğdır'a kadar uzandığını görüyoruz.
En son dün akşam saatlerinde Ardahan'ın burnunun dibinde geçmesine karşın, Ardahanlıyı ısıtmayan BTC Boru hattının patlamasına da neden olan bu çatışmaları durduracak olan siyasilerin de savaş diliyle birbirlerine adeta tanksavarlarla ateş ettiğini görmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Başta başbakan olmak üzere her siyasinin ağzını açtığında karşısındakini ağır bir şekil de yaraladığını görürken bu savaş dilinin 30 yıldan fazladır süren iç çatışmaları daha da şiddetlendirdiğini görmekte mümkün.
Başbakan'ın BDP'ye ve bu partiye oy veren herkesi kalleş ilan etmesine kadar giden bu sertleşmenin PKK ile güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmaları arttırdığını görmek istemeyen siyasiler bu ülkenin savaşa değil, barışa ihtiyaç duyduğunu bir türlü anlamamaları gerçekten üzücü bir durum olarak karşımızda durmaktadır.
Yaklaşan yerel seçimler öncesi artan çatışmaların siyasilerin savaş dili ile iyiden iyi artarken, başta cumhurbaşkanı olmak üzere ileri gelen aydınlar, barış yanlılarının hemen harekete geçmesi ve siyasilerin bu savaş dilini bırakıp, barış dili ile konuşması gerektiğine işaret etmelidirler..
Çünkü seçimde iki oy daha fazla almak için bir tarafın şahinleştiği, diğer tarafında direndiği bu ülke de savaşa değil, barışa ihtiyaç duyulduğunu en çok onlar anlamalı, anlatmalıdırlar..
Toplumu her geçen gün biraz dana geren ve ayıran bu savaş dilinin yanı başımızda bulunan Suriye'yi, Irak'ı ne hallere soktuğuna bakmak bu ülkenin geleceğine bakmak demek olduğunu anlaması gereken siyasiler ya ya bir an önce susmalı, yada barış diliyle konuşmalıdırlar..
Başbakan Tayyip Erdoğan'a arka çıkıyormuş gibi davranıp, ateşe benzinle giden Bahçeli, bunların karışında ki BDP ve CHP'lilerin yerel seçimlere giderken beraberlerinde bu ülkeyi daha şiddetli bir iç çatışmaya doğru ittiğini görmesi gereken diğer bir tarafta basın ve medyadır..
Basın ve medyanın siyasiler üzerinde kurması gereken barış baskısına acil olarak ihtiyaç duyulduğunu da hatırlatırken, bu ülkenin öyle bir kaç oy almak için çatışmaya, savaşa değil barışa ihtiyaç duyduğunu büyük puntolarla dile getirmelidir..
Çünkü bu ülkenin savaş diline değil, barış diline ihtiyaç duyduğu bilinmelidir..

**Uludere ve Katil Kürtaj..

Gündem belirlemekte usta olan başbakanın Uludere olayının gündemde düşmediği bir sırada taşımalı su örneğiyle kiralanan onca araç ile Arena Stadyumunu dolduranlarla yaptığı konuşmasını dinliyorum..
Gün geçtikçe sertleşen ve başta muhalefete olmak üzere biz basın mensuplarının da içinde bulunduğu medyaya da demediğini bırakmayan başbakanın son gündem maddesi biz kadınları yakından ilgilendiren Kürtaj..
Her Kürtaj'ın bir Uludere olduğunu belirtirken gaf kırdığını fark etmeyen sayın başbakanın ne demek istediğini sanırım sizde anlamışsınızdır..
Yani, 'Her Kürtaj Uludere'dir' diyen başbakanın kızdığı muhalefet ve basının Uludere Katliamdır sözüne kızarken, bu iddiayı da teyit etmiştir..
Çünkü 'Her Kürtaj Uludere'dir' diyerek Kürtaj'ın bir katliam olduğunu belirten başbakan böylece Uludere'de yapılanın da bir katliam olduğunu kabul etmiş olmuyor mu?
Bilmiyorum ama dün partisinin MYK toplantısında Uludere konusunda kimse konuşmasın diyerek, olayın üzerini kapatmak isteyen sayın başbakan tamamen biz kadınların tercihi olan Kürtaj&ı gündeme taşıyıp, gündem değiştireyeyim derken, Uludere de yaşananın da bir katliam olduğunu teyit etmiştir..
Gelelim Kürtaj meselesine..
Evet sayın başbakanın 'Ben Kürtaj'a karşı bir başbakanım' diyerek karşı çıktığı ve her ailenin en az üç çocuk yapması gerektiğine işaret ettiği şu ülkede çocuk yapmanın, yaşatmanın, büyütmenin ne kadar zor olduğunu sanırım bilmiyor..
Avrupa'da, 3. dünya ülkelerinde her doğan çocuğa en azında 5 bin dolar para verildiğini de görmezden gelen başbakanın doğan çocuklar için nasıl bir gelecek vaat ettiğini de dağıttığı kömürlerle, yeşil kartlarla anlatmaya mı çalışıyor..
Onu da siz çok çocuklu Ardahanlılar bir düşünüp, değerlendirsin..
Çünkü ben çok değerlendirirsem, başbakan bana da kızar ..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Yazıyorsam Sebebi Var/Fakir Yılmaz
Saffet Kaya Bunun Altında Kalır mı?

Fakir Yılmaz Geçtiğimiz gün Ardahan'a gelerek gücünden hiç güç kayıp etmediğini bir kez daha ortaya koyan Ardahan eski Milletvekillerinden Saffet Kaya'nın kardeşi ve onun ortaklarının yeniden hizmete sokacaklarını belirttikleri Ardahan-Et'in açılacağı yönündeki haberler başta hayvan yetiştiricilerine olmak üzere birçok insana umut dağıttığını görüyorum.
Ardahan-Et'in açılması halinde bölgede yapılan hayvancılığa yeni bir can ve kan geleceğine dikkat çeken Ardahanlı hayvan yetiştiricileri bu konuda Saffet Kaya'nın sözlerine inandıklarını belirtmemeleri dikkat çekici..
Kaya'nın son olarak geçtiğimiz günlerde Ardahan'a geldiğinde yaptığı konuşmalarının büyük bölümünün Ardahan-Et olduğuna dikkat çeken Ardahanlı hayvan yetiştiricileri eğer bu gerçekleşirse bölgeye büyük bir iş imkânı sağlanacağına da dikkat çekiyor ve bu yönde atılacak her adımın yanında olacaklarını belirtiyorlar.
Çünkü Ardahan-Et'in açılması demek bölgede hayvancılıkla geçim yapanlara yeni bir umut olduğunu belirten Ardahanlılar Saffet Kaya'nın bu yönde verdiği sözlere inandıklarını ve bu sözlerin bir an önce gerçekleşmesini beklediklerini belirtirlerken, bu konuda kendilerine düşen her göreve hazır olduğuna da dikkat çekmekteler.
Saffet Kaya'nın son gelişi ile estirdiği bu rüzgarın devam ettiği bir süreçte Ardahan-ET'in son durumunun ne olduğunu da merak etmekteyiz..
Çünkü eğer çalıştırılsaydı bölgenin değil, Kafkasların en büyük et kombinası olacağı söylenen Ardahan-ET'in tam faal olarak bir et entegre tesisimi,yoksa besicilik yapılan bir dev çiftlik mi olacağı da merek edilmektedir..
Bununla ilgili bu şirketin sahip ve ortaklarının plan ve projelerinin de ne olacağını soran Ardahanlıların bu yönde ki umutlarının sönmemesini şahsen umut ediyorum..
Çünkü Ardahan-E denilince gözleri açılan Ardahanlıların bu ve buna benzer yatırımlara bir su kadar muhtaç olduğunu o gözlere bakan herkes anlar..
Ardahan'a gelişinde konvoylarla karşılanıp, kurbanlar kesilen Saffet Kaya'nın da benim gibi düşündüğünü ve Ardahan-ET ile ilgili verdiği sözlerin altında kalmayacağına bende Ardahanlı hayvan yetiştiricileri gibi inanmak istiyorum. Çünkü Kaya gibilerinin sözlerinin bile umut olduğu bir Ardahan'da zaten hep umutla yaşıyoruz..

**Gerçekleri saklamayın, anlatın..

Ardahan'da yaşanan onca sorunların üzerinin kapatıldığını o sorunların çözümünde birinci rol oynayanlar bile bilir..
Çünkü onca yerel gazetesi internet sitesi olmasına karşın, iki yıldır virane halinde bulunan kent içinde ki park, geçit vermeyen kent içi yollar, çamur deryası içinde ki ara sokaklar, bozuk kent girişleri gibi bir çok sorunla baş başa bulunan bir kentte hepimiz yaşamaktayız..
Geçen yıllarda yapıldığı belirtilen ancak sanki hiç yapılmamış gibi onca bozuk köy yolunun yanı sıra eğitimde, ekonomide nerde olduğumuzu bilmemize karşın üzerini örtüp, saklamamalıyız..
Kaplumbağa yürüyüşünden daha ağır bir şekilde devam eden üniversite kampusunun durumunu görmezden gelip, gece kondu binalarda hizmet vermeye çalışan bir üniversiteyi uluslararasına taşımak ne kadar mantıksızsa, bu kentin kanalizasyonunun hala nehirlere, derelere hatta, gelişi güzel çevreye akıtıldığını görmezden gelmekte o kadar safdilliliktir..
Pembe gözlüklerle bu kentin kalkındığını belirtip, bunu da çevre önlemi alınmadan yapılan bir iki inşaatla gösterenlerin bu kentte göçün halen devam ettiğini, köylerin viraneye döndüğünü de görmeli, söylemeli, yazmalıdırlar..
Batı kentlerinden yayla şenliği için Ardahan'a gelip, hala validen tuvalet isteyenlerin bu kentin köyleri gibi mahallerinde neden halen tahta tuvaletlerin olduğunu, vidanjörlerin çektiği kanalizasyonları nereye boşalttığını sorup, sorgulaması gerekmez mi?
Burnunun dibinde geçmesine karşın bu kentin neden doğalgaz ile ısınmadığını, iki gümrük kapsı olmasına karşın bu kentte niye sınır ticaretinin yapılmadığını, hayvancılığın her geçen gün niye geriye gittiğini ve neden entegre olamadığını, bu yönde yeni tesislerin niye yapılmadığını, sütün kilosunun hala niye bir bardak çay fiyatına satıldığını sorgulamak gerekmez mi?
HES'lerin dereleri kuruttuğunu, Hoçvan'ın Kısır dağının suyunun boşa aktığını, birçok köyün bir bardak su içmek için binlerce lira elektrik borcu altında kıvrandığını, esnafın vergi, sgk gibi borçları ödemekten zorlandığını söylemek, yazmak, saklamamak çözüm için daha iyi olmaz mı?
Çünkü her saklanan, her halı altına süpürülen sorunların çözüm olmadığını artık görmek, anlatmak, yazmak, dile getirmek ve çözüm aramak gerekir..

**Etkinliklere düzen getirilmelidir..

Kafası esenin festival, şenlik ve şölen yaptığı bir döneme girilen Ardahan'da yaz tatillerini geçiren insanların olduğu gibi biz gazetecilerin bile yetişemediği etkinliklerin yine aynı gün ve saatlere getirildiğini duyuyor, öğreniyoruz.
Hoçvan Yayla Şenliği ile başlayıp, Faruk Köksoy başkanın birisini saymadığı Ardahan Bal Festivali ile sona eren yaz etkinliklerini birbirinden habersiz yapan belediye ve derneklerin bu durumun önüne geçmeleri için adım atmasının artık şart ve zorunlu bir durum olduğunu bilmeleri gerekir..
Çünkü bu tür etkinliklere davet edilenlerin elli parçaya bölünmesine neden olan aynı gün, aynı saatlerde yapılan bu etkinliklerin bu yanlışlık dolaysıyla beklenen ilgiyi de görmediğini söylemek, bilmek gerekir..
Bu etkinliklerin amacının, 'Bir araya geldik, balıkların içinde yaşadığı göl Festivali'nde tavuk eti pişirdik, eğlenip, saz çaldık' anlayışının dışına taşması ve en önemlisi Çıldırlının Göle'ye, Damallının Ardahan'a, Posoflunun Hoçvan'a gelmesini sağlamaktır..
Çünkü bu tür etkinliklerin amacının yöreyi, kültürü kendi dışında insanlara anlatmak, yaşatmak değil mi?
Herkesin kendi festivalini, şöleninin, şenliğin yaptığı, kimsenin ne iş yaptığı bilinmeyen, görülmeyen bu yaz etkinliklerinin aynı gün, aynı saatlere gelmemesi için yapılacak tek şey bu etkinlikleri düzenleyenlerin birbirlerine bir alo demesi yeter, artar bile..
Vay efendim bizim programımız aylar öncesi belliydi deyip, işi içinde çıkılamaz hale getirmenin anlamsızlığına da dikkat çekerken, bu durumun en azında bu yıl bir hizaya gelmesini, getirilmesini umuyorum..
Çünkü aynı gün ve saatlerde yapılan etkinliklerin beklenen etkiyi göstermediği gibi insanları da bir hayli zorda bıraktığı bir gerçektir..
Belediyeler, dernekler yetmez gibi köylülerin bile düzenlemeye başladığı yaz etkinliklerinin içi dolu, insanı bol birer etkinlik olması için bu önerimizin en azında bu yıl dikkate alınmasını ve daha yeni yeni hazırlanan programların bu yönde hazırlanmasını ben değil, tüm Ardahanlılar, yaz tatillerini Ardahan'da, ilçesinde, köyünde geçirmek isteyen tatilcilerin isteğidir..
Umarız ki bir birinden bi haber yöneticiler, idareciler, dernekçiler bu isteği dikkate alır, birar hafta ara ile yapılacak içi dolu, insanı bol birer etkinlik yaparlar..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
KADINCA/Selmi Yılmaz
Dönme dolap, dön babam dön!..

Selmi Yılmaz Yağmurun düğünlere, seyranlara izin vermediği bu aralar gazetelerimize davetiye üzerine davetiye geliyor, hemen her gün yeni bir etkinlik, yeni bir açılış var diye..
Başta İl Milli Eğitim Müdürlüğü olmak üzere üniversite ile diğer eğitim kurumların yıl sonu etkinliklerinin ard arda yapıldığı şu günlerde sergiler, açılışlarla ilgili davetiyeler bilgisayarımızın etrafını sarmış durumda.
Allah'tan parasız diyerek zaman buldukça gittiğimiz, gidemediklerimizin haberleri de diğer arkadaşlar aracılığıyla gelir bize..
-Falan yerde açılış, filan yerde piknik, aha şurada sergi, bak burada etkinlik diye yapılan bu etkinliklere baktığımda başım dolanıyor..
Çünkü geçen yıllar yapılanlardan hiç mi ama hiç mi farkı olmayan bu tür etkinliklerle ilgili haber ve resim yapmak isteseniz geçen yılın arşivini açıp, aynı haberi olup, bir iki isim ve resim değiştirirseniz aynısını olduğunu görürsünüz..
Yani hükümetin bile bıkıp, çıkardığı genelgelerle alt üst ettiği 23 Nisan, 19 Mayıs gibi dönme dolap olan bu tür etkinlikler artık başımızı döndürmeye başladı..
Gidiyorsunuz, aynı kare, kurdele asılmış, heyecandan titreyen genç kız makasın bir an önce alınmasını bekler, yalandan gülücükler, vay efendim muhteşem övgüleri..
Birde biz gazetecilerin şak, şuk, alttan, üstten patlattığı flaşlar..
Bunlar yetmez sanki geçen yıllardaki fotoğrafları vermeyiz gibi bir bakarsın arkadan bir el uzanır, 'resimleri isterim ha..' diye istemler..
Yav bu sergiler, açılışlar, piklinler hiç mi yenilenmez, hiç mi içi dolmaz, hiç mi ulusal basınlık bir fotoğraf karesi olmaz mı?
Bilmiyorum ama dönme dolap haline gelen, dön babam dön hikayesi ile devam eden sergiler, açılışlara, etkinliklere de bir el atmak lazım..

**Savaş Dili..

Gün geçtikçe artan iç çatışmaların Ardahan'ın da içinde bulunduğu bölgeye, Kars ve Iğdır'a kadar uzandığını görüyoruz.
En son dün akşam saatlerinde Ardahan'ın burnunun dibinde geçmesine karşın, Ardahanlıyı ısıtmayan BTC Boru hattının patlamasına da neden olan bu çatışmaları durduracak olan siyasilerin de savaş diliyle birbirlerine adeta tanksavarlarla ateş ettiğini görmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Başta başbakan olmak üzere her siyasinin ağzını açtığında karşısındakini ağır bir şekil de yaraladığını görürken bu savaş dilinin 30 yıldan fazladır süren iç çatışmaları daha da şiddetlendirdiğini görmekte mümkün.
Başbakan'ın BDP'ye ve bu partiye oy veren herkesi kalleş ilan etmesine kadar giden bu sertleşmenin PKK ile güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmaları arttırdığını görmek istemeyen siyasiler bu ülkenin savaşa değil, barışa ihtiyaç duyduğunu bir türlü anlamamaları gerçekten üzücü bir durum olarak karşımızda durmaktadır.
Yaklaşan yerel seçimler öncesi artan çatışmaların siyasilerin savaş dili ile iyiden iyi artarken, başta cumhurbaşkanı olmak üzere ileri gelen aydınlar, barış yanlılarının hemen harekete geçmesi ve siyasilerin bu savaş dilini bırakıp, barış dili ile konuşması gerektiğine işaret etmelidirler..
Çünkü seçimde iki oy daha fazla almak için bir tarafın şahinleştiği, diğer tarafında direndiği bu ülke de savaşa değil, barışa ihtiyaç duyulduğunu en çok onlar anlamalı, anlatmalıdırlar..
Toplumu her geçen gün biraz dana geren ve ayıran bu savaş dilinin yanı başımızda bulunan Suriye'yi, Irak'ı ne hallere soktuğuna bakmak bu ülkenin geleceğine bakmak demek olduğunu anlaması gereken siyasiler ya ya bir an önce susmalı, yada barış diliyle konuşmalıdırlar..
Başbakan Tayyip Erdoğan'a arka çıkıyormuş gibi davranıp, ateşe benzinle giden Bahçeli, bunların karışında ki BDP ve CHP'lilerin yerel seçimlere giderken beraberlerinde bu ülkeyi daha şiddetli bir iç çatışmaya doğru ittiğini görmesi gereken diğer bir tarafta basın ve medyadır..
Basın ve medyanın siyasiler üzerinde kurması gereken barış baskısına acil olarak ihtiyaç duyulduğunu da hatırlatırken, bu ülkenin öyle bir kaç oy almak için çatışmaya, savaşa değil barışa ihtiyaç duyduğunu büyük puntolarla dile getirmelidir..
Çünkü bu ülkenin savaş diline değil, barış diline ihtiyaç duyduğu bilinmelidir..

**Uludere ve Katil Kürtaj..

Gündem belirlemekte usta olan başbakanın Uludere olayının gündemde düşmediği bir sırada taşımalı su örneğiyle kiralanan onca araç ile Arena Stadyumunu dolduranlarla yaptığı konuşmasını dinliyorum..
Gün geçtikçe sertleşen ve başta muhalefete olmak üzere biz basın mensuplarının da içinde bulunduğu medyaya da demediğini bırakmayan başbakanın son gündem maddesi biz kadınları yakından ilgilendiren Kürtaj..
Her Kürtaj'ın bir Uludere olduğunu belirtirken gaf kırdığını fark etmeyen sayın başbakanın ne demek istediğini sanırım sizde anlamışsınızdır..
Yani, 'Her Kürtaj Uludere'dir' diyen başbakanın kızdığı muhalefet ve basının Uludere Katliamdır sözüne kızarken, bu iddiayı da teyit etmiştir..
Çünkü 'Her Kürtaj Uludere'dir' diyerek Kürtaj'ın bir katliam olduğunu belirten başbakan böylece Uludere'de yapılanın da bir katliam olduğunu kabul etmiş olmuyor mu?
Bilmiyorum ama dün partisinin MYK toplantısında Uludere konusunda kimse konuşmasın diyerek, olayın üzerini kapatmak isteyen sayın başbakan tamamen biz kadınların tercihi olan Kürtaj&ı gündeme taşıyıp, gündem değiştireyeyim derken, Uludere de yaşananın da bir katliam olduğunu teyit etmiştir..
Gelelim Kürtaj meselesine..
Evet sayın başbakanın 'Ben Kürtaj'a karşı bir başbakanım' diyerek karşı çıktığı ve her ailenin en az üç çocuk yapması gerektiğine işaret ettiği şu ülkede çocuk yapmanın, yaşatmanın, büyütmenin ne kadar zor olduğunu sanırım bilmiyor..
Avrupa'da, 3. dünya ülkelerinde her doğan çocuğa en azında 5 bin dolar para verildiğini de görmezden gelen başbakanın doğan çocuklar için nasıl bir gelecek vaat ettiğini de dağıttığı kömürlerle, yeşil kartlarla anlatmaya mı çalışıyor..
Onu da siz çok çocuklu Ardahanlılar bir düşünüp, değerlendirsin..
Çünkü ben çok değerlendirirsem, başbakan bana da kızar ..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Musa'lar Firavun Olmasın Artık"

Yorum Yap  Ahmet Altan, Taraf'taki köşesinde gündeme bomba gibi düşecek bir yazı kaleme aldı.
Teoman Koman'ın 28 Şubat soruşturması kapsamında ifade vermeye davet edilmesini yorumlayan Taraf Genel Yayın Yönetmeni, köşesinde "Her firavunun bir Musa'sı var", Musa'lar da Firavun olmasın artık" yazdı.

**İşte Altan'ın köşesinden o yazının çok çarpıcı bir bölümü:
"Generallerin hiçbir zaman hesap vermeyeceklerine inandıkları günleri hatırladım.
Zorbalıklarını.
Kürtleri sokaklarda her gün vurup öldürdükleri zamanları.
Dindarları, sırf dindarlıkları belli oluyor diye ezip acılar çektirdikleri günleri.
Aradan yıllar geçti.
Şimdi dindarlar iktidarda.
Kürtler ise hâlâ acı çekiyor.
O yara hâlâ kanıyor.
Devlet, Kürtleri sindirmek için her yolu denedi.
Türklerin hafızası o günleri belli ki hiç kaydetmemiş ama Kürtlerin hafızaları o günleri hiç unutmadı.
Kürtçe konuşmayı bile yasakladılar.
Yasaktı sokakta Kürtçe konuşmak.
Kürtçe şarkı söylemeyi yasakladılar.
Ahmet Kaya, "Kürtçe şarkı söyleyeceğim" sözünü hayatıyla ödedi.
Çocuklarına Kürtçe isim koymayı yasakladılar.
Kürtler, çocuklarına Türkçe isimler koymak zorunda kaldılar.
Her şeyi denediler, sadece Türklerle Kürtlerin eşit olacağı bir toplum kurmayı denemediler.
Bu ülkenin Müslüman dindarları, ezilmenin, horlanmanın, "ikinci sınıf" insan muamelesi görmenin, istedikleri hayatı yaşayamamanın, "eşit olmamanın" acısını biliyorlar.
Çocukları "başlarını örtüyor" diye başlarını örtmeyen çocuklarla onları aynı okullara almadılar.
Bugün bile bu "yasak" resmen kalkmış değil.
Acıyı, aşağılanmayı, "eşit sayılmamayı" yaşamış Müslüman dindarlar bugün nasıl Kürtlerin acılarını anlayamıyor?
Çocuğu "başını örttüğü" için okula alınmayan biri, çocuğu okulda "anadilini" öğrenemeyen birinin derdini nasıl anlamaz?
Senin çocuğuna başörtüsünü yasak eden, Kürdün çocuğunun da "anadilini" okulda okumasını yasak etmişti.
Neden şimdi gidip Kürtlere karşı "senin" yasakçınla birlikte duruyorsun?
Başını örtmek de hak, çocuğunu anadilinde eğitmek de hak, neden hakkın yanında değilsin?
Bugün sorgulanan generallere baktığınızda hissettikleriniz benzer duygular.
Birileri "biz sizden daha üstünüz" diyorlardı.
Gün geldi, devran döndü, Müslüman dindarlar iktidarı kazandı, şimdi onlar Kürtlere "biz sizden daha üstünüz" diyorlar.
Kimsenin kimseden daha üstün olmadığı bir gün gelmeyecek mi bu ülkeye?
Askerî vesayete niye karşı çıktık?
Niye hep birlikte mücadele ettik?
Eşitsizliğe tahammül edemediğimiz için değil mi?
Bugün niye bu eşitsizliği sürdürüyoruz peki?
Bugün temsilcileri iktidarda olan dindar insanların "geçmişi", çektikleri acıları hatırlamalarını istemek çok mu haksızlık?
Neden o acıları Kürtlere çektiriyorsunuz şimdi?
Neden başka "mazlumların" yanında durmuyorsunuz?
O generallerin zulmünden herkes payını aldı.
Bugün Kürtler hâlâ aynı zulmün kurbanı.
Darbeciler zalimdi, insafsızdı, "firavundu", onlar artık yoklar, teker teker yakalanıp yargılanıyorlar, peki, "firavunlar" yoksa neden hâlâ mazlumlar var?
Bitsin artık bu firavunluk dönemi.
"Her firavunun bir Musa'sı var", Musa'lar da Firavun olmasın artık.

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan