Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 37
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 5 Gün Gelmedi
abdullahank 107 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 201 Gün Gelmedi
atlantis 222 Gün Gelmedi
baris dursun 223 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 232 Gün Gelmedi
admin 234 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 235 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Yormular 75
Yazar Fakir - Temmuz 17 2012 - 13:13:38
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Asi bir devrimci kadını uğurlarken…/Yücel Çiftçi

Yücel Çiftçi Sevgi Evgin (Göyce), babası ve annesi tarafından yörenin en tanınan ailesinden geliyordu. Hatta babasının dedesi İsmail Ağa hem ekonomik hem de yörede etkin bir otorite olarak yerel derebeyiydi. Bu konumuyla aile ilişkileri doğal olarak katı ve sarsılmaz kurallarla örülüydü. Böyle bir ortamın havasını soluduğu yıllarda lisede devrimci öğretmenlerinin yol göstericiliğinde devrimci düşüncelerle tanıştı.
Sevgi, üniversite yıllarında artık dünyaya sosyalizm penceresinden bakarak devrimci çabalarla örgütlülük ilişkilerine dâhil oldu. Edinilmiş statüsüne, onu bu süreçte en çok engelleyen ve yoran gelenek kuşatmasına rağmen o, devrimci tutarlılığı ile kendi statüsünü oluşturuyordu.
Ardahan’da devrimci mücadele klasik bir seyir izlemiyordu. Bir yanda militan mücadele en keskin yanıyla sürerken, diğer yanda yöre halkıyla iç içe olmak esas alınmış, halkın etinde kemiğinde hissettiği sorunlara, bizzat katılımları sağlayarak çözüm arayış ve pratikleri sürdürülüyordu. İlk defa hamallar örgütlendirilerek HAMAL-DER kurulmuştu. Yerel zorbaların köy meralarını işgal ederek Celepçilere satmalarına karşı köylü direnişleri örgütleniyordu.

NEREDEN NEREYE?
O dönemde TÜSİAD’ın Ecevit hükümetine karşı ülke genelinde yarattığı mal sıkıntıları halkı bezdirmiş, karaborsacılığı azdırmıştı. Deviriciler; kurdukları ‘Adil Dağıtım
Komiteleri’ aracılığı ile malların karaborsa satışını engellenmiş, eşitlik ilkesinden hareketle esnafın gerçek satış değerinden halka satışını sağlayan tutumlar geliştirilmişti. Birkaç köyde köylü tarafından ortak kullanılan çayırlar ve topraklar, buraları kendi tasarrufunda kullanan buyrukçu zenginlerinden kurtarılarak, köylünün komünal kullanımına kazandırılmıştı. Köylünün ürettiği sütü, süt sanayinin zımni ‘desteğiyle’ köylüden yarı fiyatına alan zavotçulara karşı direnişler örgütlendirilerek sütlerin rayiç bedellerle satılması sağlanmıştı. Sivil faşistlerin saldırganlığını zayıflatıcı, onları destekleyen güçlerden soyutlamaya destek olması düşüncesinden hareketle bir yöntem olarak, merkezinde devrimcilerin olduğu ve merkez sağ partiler ve CHP’nin de yer aldığı ‘Huzur ve Barış Komitesi’ kurulmuştu. Bu durum hem devrimcilerin halk nezdinde meşruiyetini yaratmış hem de saldırganlığın dolaylı destek kanalları tıkatılmıştı.

**VE DEVRİMCİLER ‘ÇÖZÜM ADRESİ’ OLDU!
Türkiye’de sadece iki büyük kentte kurulmuş kadın dernekleri varken Ardahan’da, Ardahan Kadınlar Derneği (AKD) örgütlendirilerek kurulması sağlanmıştı. Var olan öğretmenler derneğinin güçlendirilmesinin yanında memurların dernekleşmesi ve örgütlendirilmeleri hayata geçilmişti. Bir dizi ilişkinin kitlelerle ortak örülmesi, o küçük kentte 1978 1 Mayıs’ın coşkulu kutlamasını sağlayan faktör olmuştu. Kitlelerle kurulan diyalogun örgütlü hale dönüşmesini yaratmış olmanın katkısını ve içten desteğini, hain kurşunlara hedef olan devrimci arkadaşımız Çetin Bay’ın cenazesinde ortaya koyduğu fiili destek ve katılımı ile ispatlamıştı.
Yücel Çiftçi Devrimciler ayrımsız olarak, yoksul halk ve kitleler nezdinde sorunun çözümünde adil ve hakkaniyetli davranan iktidar nüveleri olarak algı oluşturmuşlardı. Öylesine ki; insanlar aile içi meselesinden, tarla sınır davasına, köyler arası yayla davasından, sülaleler arasındaki davaların insani ve adil çözümü için devrimcilerden destek istenir konuma gelmişti. Hatta bir başkasına sorununu anlatan birine diğeri, “Sen en iyisi derneğe git” diyerek Ardahan Kültür Derneği’ni çözüm adresi olarak gösterir erginliğe ulaşılmıştı.

**DEVRİMCİ DAYANIŞMA… BU KEZ OLDU!
Türkiye de diğer bölgelerdeki devrimciler arasında görülen kavgaların yaşanmaması için iradi inisiyatif geliştirilmişti. Ortak sorunların çözümünde hatta sivil faşistlerin fiili güçlerini etkisiz kılmada en üst düzeyde devrimci dayanışma örneği sergileme becerisi geliştirilmişti. Bu durum; Ardahan devrimci mücadelesini ileriye taşımada en özgün tarzı yaratmış, sürecin devrimci örgütlenişi aşamasında sol arasında dostluk, dayanışma ve yakın olma-saygılı davranma kültürünün bugüne dek süren meyvelerini verdi.

**KENTTEN DAĞA KURULAN ‘SEVGİ’ BAĞI!
Sevgi arkadaşımız, böylesi bir kavganın içinde bir militan sorumluluğuyla bu sürecin içinde fiilen yer almış ilişkinin olumlu boyuta taşınmasında emeği olan bir devrimciydi. Kendi deyimiyle “Ardahan devrimci mücadelesi beni hayata bağlayan ikinci annem gibidir” sözü çoğumuz için geçerli olan bir slogan oldu. Sevgi, sıkıyönetim ve 12 Eylül faşist cenderelerinden geçmişti. 1982’de Ardahan’a gelmişti. Eski ilişkiler üstünden dağ kadrolarıyla ilişki kurmayı başarmıştı. Karşılaştığımızda 12 Eylül’ü farklı alanlardan değerlendirme şansını yakaladık. Örgütsel dağınıklığı yaşadığımız o evrede dağ dünyasının kentlerden en sağlıklı bilgi edinme kaynağına ulaşmıştık. Bizlerin halen kırda varlığımızı sürdüren kopan ilişkilerin örülmesi ve yeni sürece uygun ilişki geliştirme çabasında olmamız onda kırılan ve dağılan güvenin yeniden yaratılması duygusunu oluşturdu. Sevgi, kentlerdeki durumun zorluğunu, örgütsel yapıların dağıldığını, ağırlıkla birey hukuku üstünden yaşamı sürdürmek ve korunmaktan öte ilişki olmadığını aktardı. Hatta “herkes kendi başının çaresine baksın” uyarısının “kendisini yaraladığını” anlatırken “…ama ben sizlerin dağlarda hayata tutunduğunuzu biliyordum. Onun için canımı buralara attım” demişti.
Biz Sevgi’ye; somut durumumuzu aktardık. Kars-Ardahan-Artvin hattında ancak Şavşat, Ardanuç ve Ardahan hattı üzerinde tutunabildiğimizi, çok sayıda arkadaşlarımızın yakalandığını, teslim olduğunu, çatışmalarda vurulduğunu, yaralandığını veya öldürüldüğünü aktardık. Ayrıca büyük bir grubun bizden ilişkisiz Rusya’ya geçtiğini ama geri gönderilirken çoğunun yakalandığını, üç kişinin yurtdışına çıktığını aktardık. Ayrıca Artvin bölgesinin 12 Eylül’de yüksek bir katılım ile direniş göstermiş olması, faşizmin yükleme yaptığı bölge olmasına neden oldu. Ve çözülen ilişkiler de sıkıntı oluşturduğundan hayatta kalan bütün kadroları Ardahan’da konumlandırmamızı zorunlu kılmıştı. Doğa ve fiziki koşullar Ardahan’ı cazip kılmasa da sıkıyönetim öncesi halk ile kurulan ilişkilerin kadrolarımızı taşıyabileceğine güveniyorduk. Ayrıca bir önceki yıl hiç kadro kaybı vermeden Ardahan ilişkileri bizi taşımıştı ve güvenimizi yenilemeye yardımcı olmuştu. Sevgi bu durumdan heyecan duydu. Kendisi için aile ve siyasi koşulların bütünü ile zorluğuna rağmen ısrarla bu sürece katılma direncini gösterdi.

**KUŞATILDIK…
Sevgi ile daha önce güvendiğimiz köylerde aile örgütlenmesini biraz daha öne çektik. Bizim ev sığınakları oluşturmak için bilgi, beceri ve insan samimiyetini olgun düzeyde tutan yetenek geliştirmiş kadro olmanın yararını görmüşlüğümüz vardı. O amansız saldırılardan, her türlü tehdit, saldırı, taciz ve şiddete rağmen halkın, sahiplenici sarmalıyla hayatta kalabilmiştik. Sevgi ile önümüzdeki süreci, bilinen ve çözülen ilişkiler dışında ilişkiler kurmak ve onları örgütlü kılmak, var olan kadroları korumak ve bizi görmelerinden olumlu etkilenenlerin saflarımıza katılmasını sağlamak için ortamı uygun kılma adımlarını atmaya başladık. Bu arada Ardahan benzeri bir ilişki örmek isteği ile Artvin bölgesine giden arkadaşların başarıya ulaşmayan hamleleriyle yakalanmalar etrafımızı iyice daraltmıştı. Sevgi’nin aramıza katılması ve kadın olması iletişimi onun üstünden daha seri ve sağlıklı geliştirmemizi sağladı. Abartmadan söylersek başarılı da oluyorduk. Yeni geliştirilen ilişkilerin konumunu ve durum değerlendirmesi yapmak için Ardahan’ın Çıldır ilçesinin Ağıllı (Hamaş) Köyü’nde kaldığımız bir aile evine gelmiştik. Sevgi, evin Mahir isimli çocuğuna ders çalıştırırken ben de ev sahibi ile günlük haberlerin değerlendirmesini ve ev sahibinin o gün kentten gelmesinden kaynaklı gelişmelerin bilgisini alırken, bu arada evin kuşatıldığını köpeklerin havlamalarından fark ettik. Ev sahibine gerekli tembihlerde bulunarak çok önce hazırladığımız sığınağa indik. Gerekli kamuflaj yapıldı. Seslerden evin arandığını duyuyorduk. Sığınağın olduğu bölüm aranırken ev sahibi ile yetkilinin konuşmalarını net bir şekilde duyabiliyorduk. Uzun ve inatçı aramalardan sonra kısa bir sessizlik oldu. Daha sonra evin içinde yoğun sesler geliyordu. Susmayan köpek ulumalarından aramada sonuç alamadıklarından evde karakol kurduklarını düşündük. Sabah oldu ve gün tekrar akşam saatlerine döndüğü halde ev sahibinden hiç ses seda çıkmayınca ev halkının uzaklaştırıldığını ve evi tamamen kuşatanların teslim aldığı kanaati bizde hâsıl olunca ilerleyen saatlerde bu duruma ait çözüm düşünmeye yoğunlaştık.

**SON KARAR: MERMİLERİN HAKKI VERİLECEK!
Bizim için gecenin geç saatinde sığınaktan çıkıp alanı terk etmek fikri uygun geldi. Çünkü dışarıdan yardım almadan uzun süre kalamazdık. Bu minvalde risk alacaktık. Bu kararımızı yeni olgunlaştırmıştık ki, büyük gürültü patırtılarla sığınağın bulunduğu bölümün camları kırılarak ve adımız anılarak, etrafımızın kuşatıldığını, kurtulma şansımızın olmadığını söylüyorlar ve teslim olmamızı istiyorlardı. Bu işte ev sahibinden bilgi aldıklarını anladık. O aralıkta Sevgi’ye “içeriden yeni çıktın sen teslim olabilirsin. Ben elimizdeki silah ve merminin hakkını vereceğim” dedim. Sevgi “benden bunu isteme, birlikte direneceğiz” dedi. Bu karar üstüne sığınaktan çıkarken sığınağın bölümüne girdiklerini gördük. İlk çatışma başladı. Biz avantajlıydık çünkü alana biz hâkimdik. Çok uzun sürmeden karşı tarafı binanın dışına sürdük. O an benim aklıma gelmemişti ama slogan atmayı ve marş söylemeyi Sevgi başlatmıştı. Kış olması nedeniyle ses dalgaları dışarıda çok yankı uyandırıyordu. (Sevgi için başsağlığına gelen ve adının İlker Orhan olduğunu söyleyen biri “ben o zaman çocuktum, ama sizin sloganlarınızı ömrüm boyunca unutmayacağım” dedi. İçimden “devrimciler böyle yaşatılıyorlar” diye düşündüm.) Öylesine yoğunlaşmışız ki, elimizdeki merminin bittiğini Sevgi söyleyince anladım. “Ben torbanın birini düşürdüm, gidip bulmaya çalışayım” dedi ama bulamamıştı. Biz geçen zamanın farkına varmadan iki buçuk saatin geçtiğini tutanaklardan öğrendik.

**VEDA ZAMANI..
Yaşamımda iki insanın korkusuzluğundan korktuğumu hatırlıyorum. Bunlardan birinin o çatışmada Sevgi’nin olduğunu gördüm. İşkence konusunda o benden tecrübeliydi. “İşkence zor bir sürece gebedir ama bunu göze alacağız” diyerek bana karar almada kolaylık sağlayıp yol gösterdi. Yakalandığımız andan itibaren hak ettiğimiz saygıyı gördük. Ta ki Kars siyasi şube, yani işkencehaneye dek; üst bir yetkili sanki üzüntülü bir haldeymişçesine “sizi ayrı yerlerde ağırlayacağız” dedi. Sevgi ile birbirimize sarılarak moral veren sözler ettik ve ayrıldık. Ve Sevgi’yi yıldızlara uğurlarken, Avcılar’da Eğitim-Sen’in önündeki törende çiçeklerle donanmış acısını bile gülerken verebilmiş o resmine bakarken “Bu anlatımlar, söylenenler seni anlatmada eksik kalıyor, üzülme… Bilinmeyenleri ben anlatırım” dedim.

Sevgili yoldaşım… Şimdi bu sözümü tuttum. Gözün arkada kalmasın. Senden önce gitmiş olan tüm dostlara ve ikimizin ortak silah arkadaşlarımızdan Çetin’e, Orhan’a, Menderes’e ve o küçük Semra’ya selam söyle olur mu?

Bilgi Notu : Sevgi Evgin (Göyce) Artvin’de yakalanmamıştır. Benim Artvin Dev-Yol davasından yargılanmış olmamdan kaynaklı olarak Sevgi o davaya dâhil edilmiştir.

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Yazıyorsam Sebebi Var/Fakir Yılmaz
Çıldır Ardahan’ın Değil mi?

Fakir Yılmaz Ardahan 1992 Yılında vilayet olurken ilçesi Çıldır'ın 9 köyünü çalan, ardından Kars-Tiflis-Bakü Demir yolunu kapan, bu yetmezmiş gibi Çıldır Yukarıcanbaz köyüne kurulacakken, SERKA'nın proje yardımıyla da (!) bölgeye büyük canlılık getirmesi beklenen Lojistik Merkezini kapıp, sınırları içinde bulunan Mezra'ya yaptıran Kars'ın
Çıldır Gölü'nün Ardahan'ın olan bölümünün %50'sini de alıp, tamamen göle sahip olmaya çalıştığını duyduğumuz şu günlerde dikkatimi bir şey çekiyor.
Gerçi bu dikkat çekici durum Ardahan'ın vilayet olmasından bu yana ilçelerine gerektiği gibi sahip çıkmadığı yönünde ki bir dizi haberim ve yorumlarımla daha öncede gündeme getirmiştim..
Ancak asıl dikkat çekilmesi 50 yıldır bir türlü gümrük kapısı açılmayan, Göle', Hanak, Posof'ta ki gibi Cezaevi ve Askeri Şubesi ardından Damal ilçesinde ki Adliye gibi Adliyesi kapatılmak istenen Ardahan'ın 2. sınır ilçesi Çıldır'a Ardahan'ın bakışıdır..
Bu ilçede günlerdir yaşanan huzursuzluğu görmezden gelen Ardahan merkezin diğer ilçelere olduğu gibi Çıldır'a da karşı olan duyarsızlığıdır..
Adliyeleri de kapatılan Çıldırlıların çıldırdığı şu günlerde Ardahan'da ki siyasi partiler, STK'lar, basın, aydınlar, ileri,g eri gelenlerden ses yok..
Gerçi neye var ki diyeniniz olacak ama bu son yaşananlar insanı daha da çıldırdıyor..
Göle'de TİGEM, Halk ve İş Bankası Şubeleri, Cezaevi, Askeri Şube, Posof'ta Askeri Şube, Cezaevi, Damal'da Adliye, Hanak'ta bir beldenin (Ortakent),Askeri şube ve Cezaevi kapandığı zaman ses çıkarmayan Ardahanlılar daha öncede Kars'ın Ardahan'dan aldığı 9 köyü, Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu, Lojistik Merkezi'ne de sahip çıkmamıştılar..
Erzurum'un İl sınır levhasını Göle'nin ortasına dikmesinde de 'bana ne' diyen Ardahanlıların buradaki vilayet olma sorumluluğunu çok merak ediyorum..
Ya bunlar yaşanırken Ardahan'ın büyüdüğünü, geliştiğini söyleyenler..
Heyyyy Ardahanlı..
Biliyor musun gidenler başkasından değil, senden gidiyor haberin var mı?
Varsa o zaman haydi CHP, MHP, BDP, DSP başta olmak üzere herkes ayağa önce Çıldır adliyesini kurtarmaya..
0.535.418 32 58-fakiryilmaz323@hotmail.com

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
KADINCA/Selmi Yılmaz
Moldova bölünmüş, parçalanmış yok mu olmuştur?!.

Selmi Yılmaz **Moldova veya resmî adıyla Moldova Cumhuriyeti, Doğu Avrupa'da yer alan Ukrayna ile Romanya arasında kalan bir ülkedir. Başkenti Kişinev'dir. 1991 yılında SSCB'nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanmıştır. İçinden Prut ve Dinyester nehirleri geçmektedir. Dinyester nehrinin doğu kıyısını bir şerit halinde kapsayan bölgede tek taraflı bağımsızlığını ilan eden de-facto bir cumhuriyet olan Transdinyester bulunur. Moldova, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Dünya Ticaret Örgütü, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Bağımsız Devletler Topluluğu, Karadeniz Ekonomik İşbirliği ve diğer uluslararası organizasyonlara üyedir.
**Gagavuzya: Moldova Cumhuriyeti'ne bağlı bir özerk devlet. Ülkeye ismini veren "Gagavuz"lar Oğuz Türkü kökenlidir ve Gagavuz kelimesinin Gök-oguzdan türediği düşünülmektedir. Poul Wittek'e göre Gagavuz kelimesi Anadolu Selçuklu Hükümdarı II. İzzeddin Keykavus ile bağıntılıdır.

**Bu iki alıntıyı Vikipedi’de aldım..

Çünkü sanırım bu gidişle bizim Türki Cumhuriyetlerini Ardahan’a bağlayacak olan Çıldırlı Ardahan Üniversitesi’nin Rektörünün daveti ile Çıldır’a gelen Gagavuz Özerk Devleti Cumhurbaşkanı’nın Ardahan ve Çıldır’a geldiğini öğrenince merak edip araştırdım..
Çünkü işin içinde 30 yıldan fazladır süren iç çatışmaların ve akan kanın durması için özerk isteyenlerin. terorist sayılıp, hapislere atıldığı bir ülkenin vilayetine başında Özerk kelmesi olan bir Cumhurbaşkanı geli yordu.. Ve Ardahan’a gelen Gagauz Özerk Bölgesi Cumhurbaşkanı Mihail Formuzal’ın gelişi öncesi aptığım araştırmada, özerkliğin hiçte öyle, denildiği gibi Moldova’yı veya başka bir ülkeyi bölünüp, parçalamadığı, Çin dahil her hangi bir ülkeyi yok etmediği gibi, tam aksine daha demokratik, daha özgür ve herkesin kendisini, kendi anayasasıyla yönettiği bir anlayış olduğunu bir kez daha anladım..

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Hesler üzerine ince düşünceler../Öztürk Polat

Yücel Çiftçi Doğa katliamlarının her geçen gün daha da vahşileşerek arttığı günümüzde HES Projeleri (Hidroelektrik Santralleri) doğa katliamının gerçekleştirildiği en güçlü silah olarak kullanılıyor. Bir Hidroelektrik Santrali yapımı için binlerce ağaç, yüzlerce dönüm tarım arazisi, onlarca endemik bitki çeşidinin yanı sıra tatlı su canlılarının türü de yok oluyor. İnsan hayatını dengeleyen doğal unsurların yok edilmesi ile birlikte tabiat döngüsünün temeline dinamit koyuluyor.

Anadolu'nun birçok deresini esir alan HES Projeleri; her ne kadar kamu yararına yapılan yatırımlar olarak görülse de ülkemizde uygulanan neo liberal ekonomi politikalarının bir ürünü olarak ülkenin doğal kaynaklarının patronlara peşkeş çekilmesi kapitalistlerin kasalarına yüklü miktarda döviz girişinin en kestirme yollarından biridir.

Kapitalizmin esir aldığı ülkelerde; endüstrileşme ve teknolojinin gelişimine bağlı olarak elektrik enerjisinin kullanımı giderek artmaktadır elektrik enerjisinin kullanımın artmasının sonucunda insanlar, hayvanlar ve bitkiler, kısacası tüm çevre elektromanyetik kirlenmenin etkisi altında kalıyor. Elektromanyetik kirlilik: Diğer çevre kirliliklerinin aksine gözle görülmemesi ve etkilerinin hemen ortaya çıkmamasından dolayı sinsice ilerleyen bir virüstür.

Daha fazla kar elde etmek güdüsüyle insanlığa saldıran Kapitalizmin garantör finansman kaynağı olan Hidroelektrik Santrallerinde de üretilmesi düşünülen yüksek KW'lık voltajın ana trafo merkezlerine nakil edilmek üzere gideceği güzergâhlarda yerleşim alanları içinde kalan köy, mahalle ve evlerin üzerinden geçiyor ve geçtiği yerleşim merkezlerine Manyetik Radyasyon saçıyor. HES'lerin yüksek gerilim hatlarından yayılan Manyetik Radyasyon insanlarda kan kanseri riskini yüzde yüz artırmaktadır.

İnsan sağlığını yok etme noktasında zararları nedeniyle Belçika ve İspanya gibi kimi Avrupa ülkelerinde lisansları iptal edilen, yapımı durdurulan Hidroelektrik Santrali Projelerine ülkemizde uygulama yöntemi olarak mevcut hükümet tarafından ayrı bir misyon yüklendi
HES Projeleri Hükümetin uyguladığı Kürt coğrafyasını insansızlaştırma politikası gereği Fırat'ın ötesinde enerji kaynağı yaratma kisvesi adı altında stratejik bir silah konumunu alıyor. Öyle ki: Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde tarım ve hayvancılık alanında hayati öneme sahip olan Dicle, Zap ve Munzur gibi akarsuların üzerine kurulan HES Projeleri kuruldukları coğrafyayı insandan arındırma aracıdır. 12 Eylül Anayasasının "73. Maddesinin" dayatması sonucu 5 ay 5 günlük zorunlu askerlik görevimi kısa bir süre önce tamamladığım Hakkâri'nin Çukurca ilçesinde, örneğine tanık olduğum projeye göre: Zap Suyunun üzerine kurulması düşünülen ve halen inşaat aşamasında olan HES Projesi Kazan Vadisinin girişine yapılarak Kuzey Irak Sınırı ile Türkiye Sınırının kesiştiği, güzergâhın sular altında kalmasıyla birlikte Çukurca'nın kimi köylerinin Kuzey Irak ile irtibatının kesilmesine yol açacağı düşünülmüş ve bu vesile ile Zap vadisindeki bazı köylerin boşlatılması hedeflenmiştir. Tıpkı Munzur Vadisinde olduğu gibi devlet bir dönemler silah zoruyla boşalttığı köyleri strateji değiştirerek Akarsuları kullanarak boşaltmayı amaçlıyor.
Cumhuriyetin kurulduğu 1920'li yıllardan bugüne değin Kürt, Ermeni, Süryani, Arap, Alevi ve sistemin ötekileştirdiği halkların yaşadığı coğrafyada devlet politikası haline gelen asimilasyon ve dejenerasyon dayatmaları bölge halklarının direnci sonucu başarısızlığa uğradı. Devlet elinden kimliğini, dilini, kültürünü alamadığı, köylerin üzerine bombalar yağdırmasına bu yolla binlerce Kürt Köyünü boşaltmasına karşın, binlerce Kürt yurttaşını faili meçhul cinayetlerle hayattan koparmasına rağmen insansızlaştıramadığı Kürt Coğrafyasını aynı coğrafyaya hayat veren Akarsularla boşaltmaya karar kılmış bir kere.

Devletin Kürt Coğrafyasına yönelik bu yeni projesi daha önceki süreçlerde uyguladığı bütün yok etme projeleri gibi başarısızlığa uğrayacağına yönelik umudum hiç eksilmiyor. Çünkü önce asimilasyon politikaları, ardından silahlarla, tanklarla, bombalarla ellerinden dilleri, kültürleri, kimlikleri, toprakları ve yaşam hakları alınmak istenen Kürtler daha önceki yöntemlere karşı gösterdiği direncin aynısını devlet tarafından suyla uygulanan insansızlaştırma stratejisine karşı da gösterecektir.
opolat@hotmail.com

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan