Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 43
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Ardahan'dan En Son Yorumlar
Yazar Fakir - Ağustos 26 2012 - 17:34:01
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
BİR ARDAHAN FOTOGRAFI/Nejdet Kanbir

İhanet Nejdet Kanbir
13.08.3012
Fotograf kelimesi, Yunanca ışık anlamına gelen "photos" ve yazı anlamına gelen "graphes" kelimelerinden oluşmaktadır. Yani ışıkla yazmak anlamına gelmektedir.
Gelin bizde, aklımızın ışığıyla bir yazı yazalım ve Ardahan'ın bu günkü halinin bir karesine bakarak, bu karenin bize anlattıkları üzerinde biraz kafa yoralım...
İl olalı 20 yıl olmuş; 1992-2012. Merkezi idare atadığı mülki idare amirlerinden, kaymakamlara 2 yıl görev veriyor ilçelerimizde. 10. valimiz de gitti; ortalama 2 yıl ediyor.
4 yıl da bir vekil seçimi, 5 yılda bir yerel idarecilerimizi seçiyoruz; ortalama her siyasetçi 2 merkezi idarenin atadığı mülki idare amiriyle çalışyor.
Herkeste bir memnuniyetsizlik, her alanda yakınma.
Bu satırları yazan da seçilmiş biri; 40 aydır İl Genel Meclisi Üyesi. 13 yıldır "geriye göç"le doğduğu yere dönmüş ve 14 yaşından beri ülke ve dünya hakkında meraklanan 50 yaşında, merağı da kaygısı da artmış biri. Biraz da sinirleri bozulmuş biri.
Niye "sinirleri bozulmuş" diyorum? Sizin sinirleriniz hala sağlamsa bu soruya verilecek cevabın sizin için bir önemi yok! Şayet sizinde sinirleriniz bozuluyorsa, cevaba ihtiyacınız yok!
Küçük bir il olmanın avantajları ve kolaylıkları çok olmakla birlikte, herhangi bir sorun daha yakıcı hissedilmektedir. Hele hele durmuş-oturmuş bir il olamamışsanız, işler, kişilere bağlı yürüyorsa ve kurumsallaşmasını tamamlamamış ise, bu 'kişiye bağlılık' daha çok hissettiriyor kendini. Kurallar-ilkeler iki dudak arasında, kişiler arasındaki hukuka-samimiyete bağlı yürümekte ve bu ilişkiler iyi ise sonuç kişilerin istediği gibi, değilse kavgalı-gürültülü süreçler yaşanıyor. Ve sonuçlardan etkilenen toplum oluyor. Sonucu yaratanlar ise egolarının derdinde gibi görünüyor. Toplum da bunlara hiçbir şey yapamıyor, ola ki 'yakınmak' dışında...
Göçün getirdiği güçsüzlüğün yetişmiş insan profilinde oluşturduğu olumsuzluk, bu güçsüzlüğün en önemli kısmıdır. Ekonomik yön daha sonraya kalıyor bence.
Toplum, kendini temsil edenleri, elindekine bakarak seçiyor ve ne yazık ki parti örgütlenmeleri, siyaset kurumu bizim ilimizde, daha çok uyanıkların mevzilendiği alanlar olmuş. Siyaset kurumularının bu geleneksel zaafları; aday belirleme bu olumsuz yüklemle yüklenmiş olarak sahneye çıkıyor ve oy kullanmadaki ilkesizlikler-ilkelliklerle; hısım-akraba, eş-dost, yaparız-ederiz vaadleriyle şekillenen bir siyayet sahnesi toplumu temsil edecekleri vitrine diziyor.
Denilebilir ki; "her yer böyle değil mi?" Doğrusu ben bilmiyorum, çünkü, seçimli siyasetle ilk bu ilde yaşarken tanıştım ve içine girdim. Eğer her yer böyle ise vay ülkemin ve insanlığın haline! Ümitsizim o zaman...
Bizde, kurumsallaşamama-kurumsallık alışkanlığı olmayan bir yönetim yapısınının başarısızlığını besleyen yerel nedenler, biraz da bu siyaset kurumunun kurumsallaşamama, toplumsallaşamamasından olsa gerek.
Gözlemlediğimiz olumsuzlukların birinin adı da seçilmiş-atanmış çelişkisi!
Atanmışlar ilimize gelince, genel olarak idalist genç mumur-bürokratlar-idareceler-mülki idare amirleri; hevesle başladıkları görevlerinin ortalama bir yılında ili-ilçeyi-insanını-görevini ve görev alanını anlama-tanıma ve nasıl daha başarılı olacağını kurmakla geçiriyor.
Ve bu arada, başta biz seçilmişleri, toplumun kanaat önderlerini, sivil toplum temsilcilerini, toplumun, gözü-kulağı-ağzı olması gereken yerel basın mensuplarını ve faaleyetlerini, bu yollarla da toplumu tanıyorlar.
Bir de bakıyoruz ki ikinci ve son yıllarını, "zaman nasıl geçecek, ne zaman tayinim çıkacak, ne zaman kurtulacağım" havasında ve idaellerini yitirmiş, hevesleri kaçmış, kısır çekişmelerden bıkmış, kişisel menfaatlerle üzerine gelenlerden nefret yüklenmiş, gününü doldurmakla, rutine uymakla geçiriyorlar.
En idealisti bu olan atanmışların, bir de keyfi tutumlara sapanları oluyor tabi. Bu ise işin tuzu biberi oluyor tabir yerinde ise!
Bu keyfiliği besleyen seçilmişlerin tutumlarındaki olumsuzluklar ve yerel bürokratların kurduğu ahbap-çavuş ilişkilerinin, yabancı bürokratlardaki yansımaları, basının misyonunu unutmuş hali oluyor. Toplum ise hala bir yerlerden medet umuyor...
VELHASIL BİZE BAKIP POZİSYON ALIYORLAR; bizde bazen kızıp "zülfünün teli" demek varken, "saçının kılı" diyoruz ve bunu derkende öyle bir tonla söylüyoruz ki, saça da kıla da bunu taşıyan başa da incitici davranabiliyoruz.
Kendimi de dahil ettiğim bu olumsuz tabloda, son bir söz söylerken, muhataplarının anlayacağı birkaç cümleyi kurmadan bitirmeyeceğim.
Son valimizin veda gecesinde bende birkaç söz söyledim. Yanımda oturan benim gibi bir seçilmiş Ardahanlı da birkaç söz söyledi, eleştirmeye yeltenen bir kaç cümle kurdu ve sonunda, bizim gibi iyi dileklerini ve 'bardağın dolu' tarafını dillendirenlere kullandığı tabirle, sonunda 'yağcılık' etti.
Neydi bu ve neden bir gazeteciye, "herkes yağcılık yaptı" demek ihtiyacı duydu bu Ardahanlı?!
40 aydır tanışıyor olduğumuz bu arkadaşın, tek bir satırını görmedi Ardahan, eleştiri adına. Niye 'son dakika golü' gibi bir tutum sergilenmeye çalışıldı, yarım yamalak?
Gelene mesaj, kalanlara gösteriş adına gidene çıkışmak hoş olmamıştır!
Adab-ı muaşeret, orada bulunmanın gereği, bir insanın çabalarının sizde bıraktığı olumlu etki varsa onun gereğini yapmaktır. Yok, var idi ise memnuniyetsizliğiniz, derlerya "memnuniyetsizliğinizi bize, memnuniyetinizi dostlarınıza anlatın", işte böyle bir tutumla, daha görevi başında iken 'bardağın boş tarafını' Ardahanlının gözlerinin önüne serecektiniz ve toplum sizden feyz alacaktı. Son valimiz Sayın Mustafa Tekmen Beyefendinin başarısının eksik kaldığı tek alan var ise Özel İdare'nin kurumsallaşması sürecidir ve Özel İdare işleridir. Bu idarenin karar organı da İl Genel Meclisidir ve bu arkadaşımızda Nejdet Kanbir gibi bu meclisin üyesidir.
Bu alanda da tamamen başarısız demek doğru değildir. Yapılanları hakka niyetle teslim etmek gerekir. Ancak diğer işler açısından çabasının olağanüstülüğünü bizzat bilen, yaşayan biri olarak vicdan ve akıl gözüyle söylüyorum ki, inkar etmek hakkaniyetli bir tutum olmaz.
Nejdet Kanbir'in bu husustaki eleştirileri, bir çoğu kırıcı da olduğunu sonradan kendisininde üzülerek farkettiği eleştirileri Ardahanlılarca bilinmektedir.
Kırıcı eleştirilerimizin bedelini de ödüyoruz tabi, 3 ay ceza bir aldık, 1 yıl ceza bir aldık, iki davamız ise sürüyor 3'er yıllık. Madalya saymak ta var ama 'suç'la övünmek hoş değil.
Bizi, İlimiz-İlçemiz için yapılan yanlışlardan dolayı üzenleri dava ettiğimiz de olmuştur. Ama, "bunların kazınılması lazım" yaklaşımından dolayı, soruşturmasına izin verilmeyen bürokrat ve idarecileri, biz de affettik, ders çıkarmaları adına. Milli Eğitim İl Müdürü, Bayındırlık İl Müdürü, eski İlçe Kaymamamınız hakkındaki adli müracaatlarımızı öyle sonlandırdık; bizim toplumumuza yaptıkları yanlışları, başka yerlerde tekrar etmemeleri dileğimizi kendilerine söyleyerek, çünkü sormuşlardı "vahiymi geldi" diye...
Eleştiri, her insana lazımdır. Kendini düzeltmenin yaşı da makamı da yoktur. Biz de bir gün belki kırıcı olmadan, insanları çevreleriyle, aileleriyle birlikte düşünerek eleştirmeyi öğreniriz ümidiyle, gidenlerin arkasından şöyle diyelim; Sayın Valim Mustaf Tekmen Bey, sizi zaten ayrıldı değil mekan değiştirdi sayıyoruz, Sayın Kaymakamım Cevat Çelik Bey, siz gönlümüzün beklediği Kaymakamdınız, öyle oldunuz, öyle ayrıldınız, Sayın Valim Sedat Bey, sizin vakalet imzanızın sizin olmadığını anlamlandıramayacak kadar kızmıştım bayındırılık müdürüne sizi kırdım ama aklıma en yakın düşünceleri sizden duydum son dönemlerdeki diyalogda, iyi ki Meclis Başkanı bizi buluşturdu, yoksa sizi hep 'olumsuz' hatırlayacaktım, sayın Hanak Kaymakamımız Adem Çelik Bey, hem beni tanıyordunuz, ben tanımadan, bana kırgın; ama elimi havada koymadan merhabamı alıp, tanışma cümleme "tanımadığınız insanlara yazı yazıyorsunuz ama" diyecek kadar yumuşak kişiliğinizi görünce, acaba "o olayın arkadısında başka ne vardı" dedirttiniz ya, bu da bir kazanç benim için, kendimi sorgulamak adına... Gidenlerden sizleri yakın tanıdım, yolunuz açık olsun. Gittiğiniz yerlerde idaellerinizi yitirmeyin lütfen ülkem ve insanlık için...

*Ardahan İl Genel Meclisi Üyesi

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
SİYASET KARNESİ/Sunay Karataş

Sunay Karataş Son zamanlarda ülke gündeminde bulunan konular ile alakalı oldukça derin çelişkiler yaşanmaktadır. Hükmet politikalarında da bu duruma paralel çelişen olgular gözlenmektedir. Yenidünya düzenin bir parçası olan Yeni Ortadoğu projesi ve bununla birlikte Arap Baharı neticesinde insanlığa verilen zarar ve tahribatlar ortadadır. Dolayısıyla insanlık kendisini bu kaybetmişlikten hipnoz olmuş durumdan maalesef kurtaramamaktadır.
En son Suriye süreci insanın içini acıtmaktadır. Amerika seçim süreci için gerçekleştireceği pratik olgularını ötelemektedir. Stratejisini müttefikleri vasıtası üzerinden hunlarca uygulamaktadır. Suriye halkları birbirleri ile savaştırılmakta tam da Amerika ın istedikleri olmaktadır. Kamuoyuna Bir hafta Suriye hükmet ordusu övülmekte, bir hafta muhalifleri böylece savaş psikolojisini insanların bilinçaltına yerleştirmektedirler. Ve böylelikle kamuoyu savaşı meşru bir yöntemmiş gibi algılamaktadır. Oysa hiçbir omurgasız neden savaşı meşru sayılamaz!... Daha düne kadar o ülkelerde huzur ve güven vardı. İlişkiler normaldi! Peki ne oldu da insanlık bu hale geldi.Kapitalist sistem sömürü ile beslenmektedir.Artık sömürü yöntemleri değişmektedir.Kendi öncelikleri üzerinden dünyanın bütün kaynakları üzerinde tasarruf yapıyorlar ve onları kendi emelleri için kullanma emelleri güdüyorlar.Tabi bu süreçte bunları tek başına yapmıyor.Artık eskisi gibi ülkeleri işkal etmiyorlar.Sadece Ülkeyi yöneltenleri kendi saflarına katarak " Ülkeyi yöneten benim kontrolümde ise o ülke benimdir mantığını güdüyorlar".Böylelikle kapitalistler emellerine kolay ulaşıyor.Dünyanın kaynaklarını kendi çıkarları için kullanıma açıyor.Duyarsız insanlık ta bu olup bitenleri seyretmektedir.Ne acıdır ki!... Türkiye deki muhafazakâr çevreler bile sırf hükümet muhalifleri desteklediği için; Suriye hükmet yanlısı olan binlerce Müslüman'ın ölümünü meşru görmektedir.
Türkiye gündeminin de dünya gündeminden aşağı kalır yanı yok. Hükmet en mühim konularda aşırı çelişkiler yaşıyor. Söylem ile pratik uygulamaları birbirini tutmuyor. Özellikle dış politika konusunda açıkça zaaf yaşıyor. Amerika ın tavrı konusunda oldukça kapalı çekinceleri var ama bir yerde de buna karşı koyamıyor. Türk askerinin Irak'a gönderilmesi ve yabancı ülke askerlerinin Türk topraklarında bulunmasına ilişkin tezkerenin reddedildiği süreç Türkiye tarihinin önemli geçmişte önem arz eden günlerinden biri idi.Bu günlerde tekrar konuşulmaya başlandı.Amerika'nın Türkiye ilgili tasarruflarını bu çerçeve ile bağlantılı yapması aleni biliniyor.Strateji açısından NATO kop setine bağlı olarak beli kurumlarda oldukça zor süreçler yaşatmaktadır.Hükümet bu kartı bile, bile süreci pozitif hale kendi lehine çevirme çabası içinde görülüyor.Örneğin askeri çevrelere sizi aklıyorum diyor geri dönüyor kendi tabanına bunları cezalandırıyorum diyor.Yıllardır Çağdaş medeniyetler seviyesine çıkma ve ittifak kurma süreç söylemlere bakılırsa iler tutar yanı olmadığı görülüyor.Daha içerde sosyal demokrasiyi kural ve çerçeveleri ile inşa edememiş, Adalet,eğitim ,sağlık gibi öncelikli konuların bilimsel ve nitelikli sürdürülebilir çaba ve gayretleri kısa vadede çözüm gibi görünse de BİLİMSEL , NİTELİKLİ ve DONANIMLI yaklaşımlar yok sayılarak, sadece piyasacı mantık üzerinden çözümler üretildiği için uzun vadede problem olacağı aşikar.
Özelikle" Kürt sorunu" kambur olarak önünde durmaktadır. AKP'nin Kürt sorununu çözme iradesi ve programı yok gibi görülüyor. AKP Kürt nüfuslu oyları nasıl İslam sentezi üzerinden kendi saflarıma katabilirim ve bir yandan da Kürt siyasetini etkisizleştiririm rolü yanında içerde iyi söylemler söylerken, sahada ise olağanüstü durumlardaki en acımasız güvenlik yöntemlerini uygulamaktadır. Özelikle seçilmişlerin gözaltında olması halkın seçme iradesini yok saymaktadır.
Dolayısıyla ortak yaşam adına bütün halklar birbirlerine saygı duyarak temel haklar konusunda bir irade oluşmasına siyasileri zorlayabilirse ancak sorunların çözümü noktasında da bir ivme kazanılabilir. Özellikle yeni anayasa çalışmalarında bir dayatma olmadan gerçekten ortak yaşamı kolaylaştıran bir hukuk anlayışı hâkim olursa süreç normalleşecektir. Artık Türk ve Kürt anneleri barış olgusunu yüksek sesle söylemelidir.
Gittikçe adalet duygusuna olan güven kaybolmaktadır. Tutuklu milletvekilleri durumu, tutukluluk sürelerinin uzaması CUMUK ile çelişmektedir. Yeni anayasa çalışmalarında uzlaşma komisyonlarının olmasına rağmen karşılıklı önceki deneyimlerden kaynaklanan samimiyetsizlik önyargısı bulunmakta. Cumhurbaşkanı kim olacak beklentileri ve siyasetin gelecekle ilgili belirsizliği teşkilatları bunamış durumdadır.
Muhalefet ise siyaset üretme konusunda oldukça çelimsizler. Muhalefet partilerinin öncelikleri çeliştiği için önemli konularda siyaset üretemiyorlar. CHP ülkenin mevcut sorunlarına bakış açısı esasen değişmiş değil. Usulen bazı revizeler yapsa da hala ulusal vesayet anlayışı içindeki bakışını değiştirememiş görünüyor. MHP de siyaset üretemiyor. Alışıla gelen milliyetçi söylemlerinin dışında bir şeyler üretemiyor. BDP zaman, zaman siyaset üretme çabası olsa da özellikle Kürt sorunu ve ülke barışı konusunda söylemleri dışında gözle görülür inisiyatifler alamıyor. Muhalefet partileri meclis içinde ortak noktalarda birlikte siyaset üretme hüneri gösteremediği için sorunlar yumağı gittikçe büyüyor.
Ekonomideki dar boğaz sıkıntılı geçiyor. Gerileyen büyüme rakamları. Ekonomi çevrelerinin süre gelen teşvik beklentilerinin gecikmesi yüksek sesle dillendiriliyor. İşsizliğe paralel istihdamda ki ani düşüş ve büyüyen cari açık ekonominin riskli bir dönemde olduğunu gösteriyor.
Sonuç olarak dışa bağlı kalmadan ülkemizdeki sorunları siyaset üstü bir yaklaşım sergileyerek çözme konusunda irademiz olacak mı? Yoksa sorunların nitelik ve nicelik durumuna bakıp öteleyecek miyiz?

Mutlu bir gelecek temennisiyle,
sunaykarataş75@gmail.com

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
DİNİ SOHBETLER

Dini sohbetler ***Yalan Söyleme***

Yalan herkesçe ayıplanan bir davranıştır. Ama anne baba çocuğun hayal gücüyle yalanı birbirinden ayırmalıdır. 3-5 yaş arasındaki çocukların hayal güçleri çok zengindir. Hayali olaylar, hikayeler masallar anlatırlar. Anlattıkları şeylere kendileri de inanırlar. Hatta bazı çocukların hayali arkadaşları bile vardır. Anne baba bu durumu tam doğru değerlendiremezse, çocuğun yalan söylediğini sanarak paniğe kapılır. "Benim çocuğum çok yalan söylüyor" diye psikoloğa getirilen pek çok sağlıklı çocuk vardır.
Çocuğu yalana yetişkinlerin çelişkili tutumu iter. Çocuklar yalana çok duyarlıdırlar. Anne veya baba kendi yalanına çocuğu ortak etmemelidir. Çocuk bu tür yalanları anne babaya karşı kullanır.
Çocuk sık sık yalan söylüyorsa bu önemli bir durumdur. Anne baba ile çocuk arasındaki güven sarsılmış demektir. Çocuk anne babanın beklentileri kendi gücünü aştığında ya da ceza korkusuyla yalana başvurabilir. Yalan söylediği için çocuğu zorlamak, dövmek sakıncalıdır. Çocuk gerçeği söylemekten korktuğu için yalana başvurabilir. Ya da yaptığı şeyin yanlış, yapılmaması gereken bir şey olduğunu bildiğinde yalan söyler. Böyle durumlarda çocuğun yalan söyleme sıklığı ve dozu dikkate alınarak bir psikologdan yardım istenmelidir.

***Çalma (Hırsızlık)***

Anne babalar çalma karşısında sert tepki gösterirler. Üçyaşındaki çocuk sormadan alınmaması gerektiğini bilir. Yine de beğendiği bir şeyi cebine koymaktan kendini alamaz. Böyle durumlarda en doğru yol çocuğu korkutmadan, dövmeden, alınan şeyin mutlaka geri verilmesidir. Çocuk gereksiz yere suçlanmamış, davranışı da onaylanmamış olur.
Okul çağındaki çalmaların üzerinde önemle durulmalıdır. Çalma önemli bir ruhsal sorundan ileri gelebilir. Kendine güveni olmayan çocuk ilgi çekmek için hırsızlık yapabilir. Çalma, bazı durumlarda da bir yardım çağrısıdır. Çocuk çalarak ailesine "benim farkıma yarın" demek istemektedir. Sevgi eksikliği ile çalmanırı arasında bir ilişki vardır. Anne, baba yoksunluğu çeken çocuklarda çalma davranışı görülür. Çocuk sevildiği, benimsendiği duygusu iyice yerleşinceye kadar çalmaya devam eder.
Anne babalar çalma karşısında soğukkanlı davranmalıdır. Dövme, ayıplama, yüzüne vurma, arkadaşları arasında rezil etme çok tehlikeli yöntemlerdir. Ilk çalmada anne baba ve okulun bağışlayıcı ama duyarlı olması çok önemlidir. Çalma çocuk için çok hassas bir konudur. Böyle bir davranışa hiçbir zaman boş verilmemeli, bir psikoloğa danışılmalıdır.

***Saldırganlık***

Saldırgan çocuk, ruhsal sorunlarından dolayı çevresiyle uygun ilişkiler kuramaz. Kavgacıdır. Büyüklere karşı gelmeye eğilimlidir. Öfkesini kontrol edemez. Durmadan sorun yaratır. Çocuğun saldırganlığı süreklilik gösterir.
Saldırganlık doğuştun getirilen bir dürtüdür. Kontrol edebilir ya da olumlu yollara kanalize edilebilir. Çocuk başlangıçta sal*dırganlığını açık olarak dışa vurur. Bebek, istekleri engellendiğinde öfke nöbetleri gösterir. Yaş ilerledikçe isteklerini ertelemeyi ve beklemeyi öğrenir.
Her türlü saldırganlığın engellendiği ortamlar çocukta gerginlik yaratır. Uygun yollardan saldırganlığını boşaltmasına izin verilmeyen çocukta bu saldırganlık dışa yönelir. Dayağın olduğu bir evde yetişen çocuk da kardeşini veya arkadaşlarını dövecektir. Saldırgan çocuk temelde güvensiz, doyumsuz ve sevilmediğine inanan çocuktur. Kendine özsaygısı azdır. Dürtülerini kontrol etmeyi öğrenememiştir. Böyle çocukların anne babaları ya çok sert ve hoşgörüsüz, ya tutarsız davranışlar içinde, ya da gevşek bir disiplin anlayışına sahip olabilmektedirler. Bu çocuklar, öfkelerini kontrol etmekte zorluk çekerler. Saldırgan çocuk, ailedeki dengesizliğe ve ayartıcı çevre koşullarına bağlı olarak suça yatkınlık kazanabilir.
Anne babanın olumsuz tutumu saldırganlıkta önemli rol oynamakla beraber, tek neden değildir. Çocuğun organik olarak etkilendiği durumlarda da saldırganlık tepkisi ortaya çıkabilir
(Alanur Özalp, Uzman Klinik Psikolog'dan alıntıdır.)

Zübeyir HOCA

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan