Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 44
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
y O r U m L a R
Yazar Fakir - Kasım 20 2012 - 19:44:54
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Çok Kültürlü Toplumlarda Yaşam

Sırrı Arpaç **Sırrı Arpaç

ÇOK DİNLİ VE ÇOK KÜLTÜRLÜ TOPLUMLARDA BİRLİKTE YAŞAMAK
- Çağımız bilgi çağı
- Çağımız insanlık çağı
- Çağımız bilinmeyen, gizli olan ve salt doğruyu arayıp bulma çağı
- Çağımız sadece yaşadığımız dünyayı değil, uzaydaki yaşamları da merak eden bir çağ.
- Yetişmiş ve bilgili insan gücü
- Araştırmacı, üretken,
- İnsanlık onuru ve öz saygısı çalışan,
- Yaşadığı dünyayı korumaya çalışan,
- Çevreye karşı, hassas, bilinçli ve şuurlu toplumlar ve insanlar...

Peki, neden bazı toplumlar bunu başarmış,
diğerleri başaramamış?
Çağ aynı olsa da!
1. Evrimleşme süreci...(Tarihten dersler almak)
2. Doğru bilgiyi arama – doğrunun ardından gitme...
3. İspata dayalı bilim ve eğitime verilen önem...
4. İnsana değer ve iş gücüne saygı...
5. Üretici ve yaratıcı bilgilere destek...
6. Yeniliklere açık olmak...
7. Ekip çalışmasını desteklemek...
8. Toplumsal / ülküsel / devletsel kalkınma planları – hedefleri ve stratejileri...
Toplumsal kaderleri; yaşadıkları coğrafya, kültürleri, örf – adet ve dini
İnanışlarıyla ilintilidir.
Nice toplumlarda yanlış yönetim, inançların farklı yorumlanması, doymaz kişisel hırs, otorite ve güç egosu, mala mülke tamah ve cehalet yüzünden değerli insanların ve iş gücünün helak edildiği ve insanların açlığa ve kargaşaya sürüklendiği günümüz ve tarih bize hep göstermiştir
Görüldüğü gibi toplumların kaderini belirlemek ülke yönetimi ve ülkeyi yöneten kişilerin sorumlulukları çok önem arz etmektedir.
Tarihte bunun çok acı örneklerini görmemiz mümkündür...(Hitler, Musoluni, Saddam, İran Şahı vs.)
- Bilimsel aydınlanmanın, bilimsel araştırmanın tüm yolu birdir...
- Her şey bir düzen, kanun ve uyum içindedir.
- Önemli olan bu Evrensel kanunların değerini bilmek, onları anlayabilmek ve hayata geçirebilmektir.
- Nedir bu evrensel kanunlar...?
- Yaradılış
- Denge
- Ritim
- Uyum
- Zıtlıklardan oluşan her şey bir denge unsurudur...
“Her şey doğru veya her şey yanlış yoktur”...
“ Her şeyin bir doğrusu ve her şeyin bir yanlışı” vardır...
- Önemli olan yanlışlıkları ayıklayabilmek, doğruların peşine düşebilmektir.
- Doğru zaten birdir...!
İster doğuda olsun, ister batıda, ister kuzeyde, ister güneyde...
Doğruda zaten BİRDİR…!
- Doğru yanlış doğurmaz
- Doğru yanlış yaptırmaz
- Doğru TEKTİR...
Tek olan sadece “TANRIDIR”...
Onun dışında her şeyin bir çifti ve zıttı vardır.
Tanrı kabul ettikten sonra bütün kargaşaların, kavgaların, savaşların, zulümlerin ve cahilliklerin bu kavramın eksik veya yanlış anlaşılmasından çıktığını / kaynaklandığını görmekteyiz.

Halbuki Allah’ın yasası da bir’ dir...!

Bilim adamları, tüm dinleri dikkatlice incelediğinde görülecek olan şudur;
- TANRI; yaratmış olduğu evreni ve dünyayı insan için yaratmıştır.
- TANRI; yaratmış olduğu insanı yüce bir varlık ilan etmiştir... Ona kendi nefsinden lütfetmiştir, onu yaratılan canlıların en değerlisi kılmıştır.
- Adalet... demiştir.
- Dürüstlük – erdem... demiştir.
- Çalışmayı ve iyi şeyler üretmeyi emretmiştir.
- Yoksulu korumayı, kollamayı, fakiri doyurmayı...
- Bilimden ve ilimden şaşmamayı, cehaleti savmayı...
- Doğru söz söylemeyi – kalp kırmamayı
- Fesat, haset ve cimrilikten uzak durmayı...
- Fitne, dedikodu, haksızlık, hırsızlık, kasten cana kıymayı yasaklamıştır.
- Affetme, sabretme, şükretme, alçak gönüllülük yüce gönüllülük istemiştir.
- Kendisine ortak koşmamayı, kendisinden başka hiçbir şeye yönelmemeyi / ibadet etmeyi
- Her şeyin kendisi tarafından var edildiğini ve günü gelince her şeyin kendisine döneceğini...
- Bu dünya hayatının bir sınav yeri olduğunu
- Tüm toplumları farklı yapıda ve farklı dilde yarattığını, hiçbirinin diğerinden üstün olmadığını, hepsinin ayrı özelliklerde birbirleri için sınama unsuru olarak yarattığını...
Öyleyse bize düşen görev ne!!!?
Çeşitli ve inanç sahibi insanları ve toplumları anlayabilmemiz için, öncelikle onların kültürlerini ve yaşam biçimlerini tanımak, her toplumu kendi orijinalitesiyle kabul edip orta noktalarda, fikir alışverişinde ve kültür alışverişinde bulunmak. (Bilim, Sanat, Felsefe, Spor vs)
Dil, din, ırk ayrımı yapmadan yaşanılan topraklarda verimin artması, iş gücünün ve eğitimin, sosyal adaletin kanunlar nezdinde, fikir alışverişinde bulunulmasıdır.
- Kültürleri araştırmak, tarihi gelişimleri ve çıkış noktalarını araştırmak / incelemek / öğrenmek
- Dildeki farklılıkların kaynaklarını incelemek...
- Örf ve adaletin nedenlerini- niçinler ini sorgulamak / araştırmak / incelemek / öğrenmek diğerleriyle mukayese etmek.
- İnanç ve dinlerdeki temel prensipleri kavratmak / ortak noktaları tespit etmek / nedenleri- niçinler i üzerinde düşünmek gerekir.

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
KADINCA/Selmi Yılmaz
Başbakan mı, bakan mı yalan söylüyor?

Selmi Yılmaz Kürt sorunu konusunda gün geçtikçe şahinleşen, yaklaşan yerel seçimler öncesi iyice sertleşen başbakan dün ülke armasında kartal bulunan Almayandaydı..
50 Yıldan fazladır kapısının eşiğinde beklediğimiz ve bir taraftan aralarına girmek için yalvardığımız, diğer taraftan kabadayca ‘Almazlarsa onlar kayıp eder’ dediğimiz Avrupa Birliğinin en büyük kurucularından olan Almanya’nın başbakanı ile birlikte yaptığı basın toplantısına ilginin bir hayli fazla olması ve ard arda gelen sorular sanırım o heybetli başbakanımızı sevindirmemiş, aksine germiştir ki yine bir hayli sertti..
Tabi Almayan’ya giderken bir gazetenin kendisi hakkında yaptığı manşet ve orada ki binlerce insanın protestosunuda katttığınızda başbakanın gülesini bekleyemezsiniz..
Hele hele ki o karşısında toplanan gazetecilerin buradaki gibi soru sormayı bilmeyen, işim aksar, birileri kızar ilanı mı keser korkusu yaşamayan, hükümet vergi ve ssg’yı harekete geçirir beni cezalandırır, KCK, Balyoz Ay Işığı’ndan bir yalancı tanık bulunur evinin kapısı sabah beşte polisçe basılır diyenlerden değil, basın özgürlüğünün olduğu ülkenin gazetecileri olduğunu da bildiğinden olacak ki sayın başbakanımız çok gergindi..
Ve en en önemlisi gelecek soruların bir çoğunun şu an ölüm çizgisine gelen cezaevlerinde ki ölüm oruçlarıyla ve Güneydoğdu da yaşanan Kürt sorununun Bursa’ya kadar sıçradığı yönünde olacağınıda biliyordu..
Bu nedenle hem gerginliğini saklamalı, hemde AA’nın verdiği ve cebine koyduğu bir notu çıkarıp, ‘Cezaevlerinde açlık grevi yok, oradakiler şov yapıyorlar, cezaevlerinde bir kişi ölüm orucundadır, oda gardiyana küstüğü için..’ demeliydi..
Öyle de yaptı..
Ama bu sırada kendisinin bakanı olan Adalet Bakanı tamda aynı saatlerde cezaevlerinde 683 kişinin açlık gerivinde olduğunu söylüyordu.. Ve şiş kepab yemeoiğini anlatıyordu..
Şimdi biz de buradan Almaya’ya bir soru soralım mı?
Evet soralım..
Çünkü rahmetlinin, ‘Bunlar fasa/fiso’ dediği gibi başbakanımızda, şu an ölmek üzere olan insanları şov yapmakla suçluyor..
Öylemi sayın bakan cezaevlerinde bir kişi mi açlık grevi yaparak şov yapıyor?!.

**Kadınlar ve Hakları

Posof ilçe kaymakamının başlattığı ve kurmak için kolları sıvadığı kadın derneğine karşı çıktıklarını öğrendiğimiz kadın derneklerinden hangisinin ne kadar çalıştığına baktığımız da, bu derneklerimizinde Ardahan Dernekleri gibi varlıkları ile yokluklarının belli olmadığını rahatlıkla görebiliriz..
En son olarak Ardahan Belediyesi tarafından kurulan Kent Konseyi’nin Kadın Konseyi’ne toplam yedi kadının katılması, kurulmak istenen, kurulu bulunan derneklerin ne kadar aktif olacağını da gösteren diğer bir önemli durumdur..
Evet kadın derneğinin kurulmasına karşı çıkan erkeklerimizin kurdukları derneklere ne kadar sahip çıkıyorlarsa, kadınlarımızda o kadar sahip çıkacakları zaten başta belli değilmidir..
Bilmiyorum ama erkeğimizin de, kadınımızında hakkını aramadığı bir Ardahan’da olsa ne olur, olmaz ise ne olur dedirten son gelişmeyi Posof’un erkek kaymakamının kadınları düşünüp, kurmak istediği derneğe sahip çıkması gereken Posoflu kadınlardan anlamak daha anlamlı olmaz mı?
Biliyorum ki; Onlarda biz Ardahanlı kadınlar gibi erkeklerimizin ardına sığınıp, gördüğümüz şiddeti ‘Falan ne der, filan ne söyler’ diyerek saklar, dururuz..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan Öyküleri/Yılmaz Yalçıner
Ardahanın dört yanı bülbülbağı..

Yalçıner Yılmaz Albert Bandura'nın sözüdür.
Davranışlar etrafımızı dolaylı, dolaysız belirlemeyle kalmaz, doğayı da belirler.
Değiştirme, etkileme kabilinden belirleme değil.
Doğaya karşı davranmakla değiştirmeyi başlatmışızdır.
Küçük bir taşı kaldırıp fırlatmakta değiştirme, etkileme, belirlemedir.
Toplumsallaşma içinde insan bunsuz düşünülemez.
Bizim anlatmak istediğimiz ne?
Davranışlarımızın sinerjileri veya enerjileridir, belki.
Davranışlarımızın etkisiyle çiçeklerin açması, gülmesi, dağ'ın; taş'ın neşelenmesidir.
Edward Munch'ın Çığlık tablosunu bilirsiniz.
Eşsiz yapıtta: Fon ve figür malumunuz;
Ellerinin arasına almış başını ağzını cırarcasına,
Çığlık, çığlığa bağırıyor.
Adamın konuşlandığı köprü ve nehir bir de arkadaki gök, dağ zeminin diğer unsurları ağzı cırık adamın dışında; fon dediğimiz şeyi meydana getirir.
Figür bir insan olarak özne ve davranıştır.
Ağzı cırık adamın etrafındaki herşeyse çevre'dir.
Bağrış çığrış'ın ardından izlediğimiz her nesne; yılgınlık ve gerginliğin boy'dan ayna'da poz veriyor tartışmasız.
Cırılan adamı resimden çıkaralım, aynı çevreye, fon'a Bruno Amadio'nun, ağlayan çocuk'unu monte edelim. Resim bu sefer tüm unsuruyla başlar ağlak olmaya...
Fötürlü dede resmi vardı masaya şarap şişesini koymuş sağ elinle sıkıyor şişenin boğozunu...
Sarhoş Dedeyi çıkarmayıp suje diye bıraksak; tablo çakır keyiflikten ağzı kokar...
Allah aşkınıza; hatırlayın! Veresiye veren'le, peşin satan'ın resmini, dükkanların duvarına asardılar. Peşin satanı, veresiye satanın dükkan'ına koyalım. Fareler boşalmış kasadan, önünden tırıs kaçıyor. Semiz patron şövalye yüzüğü parmağında ağzına puro'yu vermiş. Dudakları kulağında... birazdan yıkılmış dükan güler mi? Gülmez mi?

Davranışlar dışardaki alemi belirliyor.
İnanmayan var mı?
" _ Heyt!.."
Teori, neredeyse bastığı nağrayı gene basacak.
Varın inanın yoksa nağrayı gine basacak!.. Pir-i Fani'nin bir ihtiyar'ı, Hallefendi; Kayabaşında tam mezbaha'ya yüzbar kale'nin o başı; duvar'ın dışı dibinde ikindi güneşi ve taşların gölgesini şemsiye yapmışlar, açmışlar, altındalar ve hoş sohbet kılıyorlar, estağfurullah muhabbet eyliyorlar!
Şöylemesine bir dem kurmuşlar:
Sözlerden dem vuruyorlar.
Davranış biliminin özünü dem'liyorlar:
DALAY LAMA'NIN SÖZLERİNDEN...
_ Düşünce güzel ola; güzel düşünce söz'e bürünür. Sözcükler iyi'ye evrilerek davranış kılınır. Alışkanlık'la taçlanan söz'ün dönüşümü karakter'dir. İyi karakterimiz; iyi kader'imiz olur. Kaderimizse yaşamımızdır!..
_ Oğul, oğul etme eyleme dünya malına güman eyleyip onurunu bir pul'a değişme!..
Taşın dibinde pusan yaşlı amca'nın kanı kurudu. Laf'ın hepsini dinlemişti. Adamcağız oracıkta yığıldı. Hangur- hüngür, hüngürdüye, hüngürdüye ağladı. Koca adamı; kadın kısmısı " Boş beşik " filminde ağlamıştı; o ağlak'a benzettim. Ağlamanın kaşı, gözü olmazdı ama bu salya sümük mendil foşurtaması onun gibi kadardı.
_Ocağın sönmeye
_Kapın kapalı kala
_Kadın dalında gele
_Gavurun okuna rasgelesin
_Ellerin teneşirden döküle
_Kulağına kurşun ağa
_Gözüne duman gele
_Sürüm sürüm sürünesin
_Gidişin ola gelişin olmaya
_Gurbetten gara haberin gele
_Karnın doymaya Yüzün gülmeye
_Dullara duvaksız gidesin.
Kaç söz söylenmiş sayalım!
Oniki söz, oniki asır da her yüzyılda sarfedilmiş, cümleler'in kendileri kayalardan vadiye asılı salınmış gözünmez kalemlerle, gözünmez yüzeylere yazılmış.
Fanilerin Pir_i Mugan'ı böyle eyledi söylemi:
" _ Bin ikiyüz sene'den söküneyler bed asıl sözleri görün!
Nice kağşamış kalmış; geğerek kirlenmiş hele bakın!
_ Yaşamımızı bedleştiren kaderimizse karakterlerin alışkanlıkları davranmış sözlerin kötülüğünden düşüncelerin ilk kötü dedikleri tetiklemiş zaar ve işte çevrenin hali yüz yılların bin iki yüz sene sonra ki kokuşmuşluğu.
Öylece; kayanın dibinden Ziyo çıktı: " Ağzını " Geğe, geğe "
_ Ne diyelim Dada? İyi diyelim iyi olsun! Allahı seversez, tatlı yiyelim, tatlı konuşalım.
Baklava kutusunu; uzatarak herkese ikram etti...

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ateşin Kızı/Rodi Baz

Ardahan Haberleri Derin, derin iç çekerdi Çıldır gölü
Buz keserdi Kura Nehri
Ve ben
Ayyaşların sesiyle çağırırdım seni
Kimse anlayamazdı
Ayaklanırdı ergenliğim
Düşlerim sen ve ben
Susamış bir orman gibiydi kokun
Kokunu duyar yangınları kuşanırdım

Önümü keserdi her gece devriyeler
Gözlerimde aralardı seni
Susardım
Uluyarak gelirdi tanklar
Ve ben, şarkı söylemeyi unuturdum

Devriyeler kuşkulanırdı
Adını söyleyemezdim
Bulutlar kucaklaşırdı
Ben git diyemezdim
Ay göğsüme inerdi…uyuyamazdım
Gök yüzüne yakarır, Yağmurlara dururdum
Çünkü sen sudan bir hayattın
Yangın yerlerine ancak Sen erken varabilirdin…

Sen ve ben
bir birine yapışık ikizler gibiydik
Sürüklenirdik ayak uçlarımızdan
Dökülürdü kanımız
Düşerdi aynasına yıldızlar
Kan donup ayna kırılırdı
Çıkardık gök yüzüne…
Bulutlara tutunur kanatlanırdık
Övünürdük aşk bizden biri diye

Sana kayıp bir cennet yaratmıştım yalancıktan
Sen huri olurdun ben zebani
Üzülmezdim hiçbir şey düşmese de payıma
Cehennemi yakıştırırdım kendime

Gün boyu sessizlikti bütün sevinçlerin
Tıpkı kıyıda unutulmuş bir sandal gibi
Suyun çılgınlığı kamçılardı seni
Sallanırdın bir o yana bir bu yana
Böğürtlen kokusuna bulardın aşkımızı
Uyutmazdın beni
Ben o yaşadığın yerde halbuki
Güneşle hıçkıran acemi bir şahindim
Ve o vakitler sen
Aşk ağrılarıyla filiz vermiş
bir ağacın dallarını süslüyordun
olgunlaşan kalçan
gülüşün, gözlerin

Henüz yakmamıştı kimsecikleri
ben yanmıştım

Dilinle konuşuyordu bütün uçurumlar
Bu yüzden ben kanatlanırdım
Metal bir aydınlık çakılırdı anlıma
Yine de aldırmazdım
Tıpkı avuçlarını heceleyerek kollarına bakan
Yaralı bir gerilla gibi
Yitirdiğimi sandığım adını sayıklardım
Ben yanardım
Yüzün aydınlanırdı…

Bir evliya kapısıydı yüzün
İyileşirdi kapında çocuklar
Musa İsa Muhammed
Soğuk yüzü gibiydi gezegenlerin
Söz kanatınca ısınırdı yürekleri
Oysa bir yüzün güneş
Bir yüzün dünya
Bir yüzün ay’dı senin
Seni ancak bir hançer unutturabilir bana
Bu yüzden
Ne zaman karanlıkta bir hançer parlasa
Boynumdan öpülürüm

Korkma zaman aşımına uğratmayacağım
Vakti geldiğinde anılar bana yolculuk eder
Bulurum seni
Buğday kokusuna sarılır
Yatarız bir akşam üstü sere serpe

Şimdi yorgunum
Titriyorum,kırçıl sakallarımla Yürürken sokaklarda
Gördüğüm taşlara oturuyorum üç beş adımdan
Pek çokları gibi belki yitiktir yüzüm
Ama; hasso bir ondörtlü’dür yüreğim

Er yada geç
Yüreğimin arzuladığı kente,Taşıyacağım kokunu
Çünkü; geçip giden bütün zamanların Tapınağıdır
Büyülü kent ARDAHAN
Ona ahdettim seni
Onda tanıyacaksın beni.
II
Sınırsız bir sınırdaydık
Müthiş bir sesle uyandı çocuklar
Tepeciler intişarda
Çok uzaklarda
Ama çook uzaklarda
Bir kurt uludu
Sen vurulmuştun…

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
MESELE CHP'NİN BAŞI DEĞİL, CHP'NİN KENDİSİDİR...

Ardahan Haberleri **CHP ile ilgili yorumda bulunan Hoçvanlı iki yazar ile internet üzerinde polemiğe giren yine bir Hoçvanlı olan CHP Merkiz İlçe Başkanı Nehir Ziya Alpaslan CHP’ye yönelik eleştirilere cevap verdi.. Daha önce gazetemizde yayınlanan; ‘ KILIÇDAROĞLU, ETNİK KİMLİĞİNİ BİR SUÇ YAFTASI GİBİ BOYNUNDA TAŞIYOR’ ve ardından gelen ikinci yazı ve Alpaslan’ın yazarlara cevapları..

Sayın Nehir Ziya Alpaslan sahiden de çok ilginç değerlendirmelerde bulunmuşsunuz.
Bence CHP'nin başına bizim için siz hiç kimseyi getirmeyin çünkü mesele CHPnin başı değil, CHP'nin kendisidir.
Bize illede bir şey beğendirmek istiyorsanız CHP'yi değiştirin bu hepimiz için hayırlı olur.
Rodi arkadaşımızın CHP üzerinde bir değerlendirme yapması bence de yersiz ama bir farkla o da şudur; bana göre mevcut CHP Rodi arkadaşımızın bu değerlendirmesini de hak etmiyor.
Sadece son bir haftada TBMM de çıkartılan iki tezkeredeki yaklaşımı CHPnin nasıl ırkçı ve Kürt düşmanı oladuğunun açık göstergesidir.
Böyle çapsız bir siyasete eleştiri yazısı yazmak bence zuldür.
Akşam söylediğini sabah unutan bir siyasete eleştiri yazmaya gerek yok ama Rodi yazmış oldu sizde sığ diyebileceğimiz bir şekilde cevap verdiniz.
AKP'ye neyi diyememişiz, bu sitede AKPyi öven tek bir köşe yazısı bulamazsınız...
Önemli bir yanılgınız var, Kemal KILIÇDAROĞLU sadece bir vekil değil o aynı zamanda Cumhuriyeti kuran Partinin genel başkanıdır. Yani bir Mehmet Şimşek ile Mehdi Ekerle aynı işleve sahip değil.
Biri piyon diğeri oyun kurucu ikisinin sorumlulukları aynı düzeyde değildir...
Ancak eşleştirirken haklı olduğunuz bir yan var; hem AKP içindeki KÜRTLER hem de KILIÇDAROĞLU statükonun Kürdistanda örgütlülüğünün devamı için devlet tarafında kullanılan Kemalizmin ulusal sağ ve ulusal sol unsurlarıdır bu rollerinden dolayı benzeşiyorlar.
Bizim için devlet şudur: "DEVLET AMED'de AKP'li, DERSİM'de CHP'lidir" olay bu kadar nettir.
Düşüncede sığlık siyasetten darlık demektir, ne yazık ki bu darlığa çok çabuk düşmüşsünüz. CHP Ardahanın partisimidir ki siz insanları doğduğu yere davet ederek siyaset yapmayı öneriyorsunuz.
Metropollerde bu işler sizce neden olmuyor...?
Mesala siz; Gürsel Tekine Göle'ye gel hele senin ne işin var İstanbul'lar da diyormusunuz ya da Kılıçdaroğluna gel Dersim'de belediye başkanı ol senin ne işin var İsatnbulda diyormusunuz tabiiki diyemezsiniz, çünkü bu çok saçma bir öneri olur...
Her insan istediği yerde siyaset yapar bunda bir sakınca yok buna eleştiri getirmek zekice bir davranış değil.
Siyasetin nerede yapıldığına değil siyaseti nasıl yaptığına eleştiri getiriseniz bence daha verimli olur...
Ayrıca Kürtlerin önemli bir kısmı CHP'yi sevmez bu kesime sosyalit Kürtlerde dahildir. Sizce Kürtler neden CHPyi sevmez, gıcık olduklarından mı yoksa başkaca nedenleri mi var...
İşte o nedenlerden bazıları....
KOÇGİRİ...ZİLAN... AĞRI... DERSİM...SASON...ALİ ŞER... ZARİFE...SEYİD RIZA...BESE...ŞEYH SAİD...size birşeyler hatırlatıyor mu?
Uludere ne ise 33 Kurşunda odur...
CHP tüm bu saydıklarımın toplamıdır...
Kürtler bu olayların sorumlusu CHP zihniyetine neden düşmanlık yapmasın?
Kürtler salak mı katillerine kucak açsın?
Cumhuriyet tarihi oradadır CHP'nin sorumlukları ve pratiğide oradadır açar bakarsınız Kürtler için sevinecek ne var o pratikte..

**Nehir Ziha Alpaslan’ın açıklaması..

Ardahanda oturupta metropelde yaşayan bir yazar tarafından dikkate alınmak ve cevap verilecek kadar değerli olmak elbetteki hoş birşey teşekkür ediyorum mahir bey.CHP li olmak yada olmamak sizin tercihiniz.Ama CHP yide bu kadar eleştirmek te biraz insafsızlık.İsyanlardan bahsetmişsiniz hasbelkader o zaman CHP hükümetmiş tek günah keçisi o olmuş.Acaba o zaman hükümet başkanı siz olsaydınız nasıl bir yol izlerdiniz onuda bilmiyorum.Gerçi unutulan bu devletide kuran o zaman CHP bunun içinde belki bir saygıyı hakediyor diğe düşünüyorum.Neyse bilinmeyen unutulan CHP de siyaset insan üzerine yapılır.Din dil mezhepçi bir kafa yapısıyla siyaset yapılmaz.Uludere de katledilen 34 vatandaşımız için içimiz ne kadar yanıyorsa bu savaşta ölen her bir birey içinde içimiz o denli yanıyor bu yanmakta göstermelik değil.kameralar karşısında ağlamıyoruz. Gönül isterdiki şimdiki suçlamaları yaparken CHP ye Deniz baykal ve arkadaşlarının 1989-1990 larda kamoyunda deklare ettiği kürt raporuna azda olsa destek olsaydınız bu sorunlar çözülmüştü.Evet Kürtlerin çoğunluğu CHP yi sevmez (ben hariç sevmişim işte).Sizde bilirsiniz biz kürtler dinimize çok düşkünüz.Din olsunda varsın ekmeğimiz aşımız olmasın.Cennet bizi bekliyor.Şeyhler hocalar vb.bizden çıkanlar ve bunların yaptıklar tek şeyde dini kullanarak insanları uyutmak bahsettiğiniz isyanların çoğuda din elden gidiyor diğe yapılan isyanlardır mahir bey.Sonuç olarak İslam ülkelerinde ve yaşadığımız coğrafyada özellikle biz kürtlerin yaşadığı yerlerde kan ve gözyaşı eksik olmaz olmasınada imkan yok.Bizler din dil ırk üzerine siyaset yaptıkça ve bunu körükledikçe bu coğrafyada ne kan ne gözyaşı biter.Türk ve Kürt olarak insan sevgisini ortaya çıkartmadığımız sürece her şeye töre dini açısından bakarsak dini getiripte siyasetin içine sokarsak ve geçmişi ile CHP yi yargılarsa Başbakan gibi biz barışı kardeşliği daha çok bekleriz Mahir bey..

**Rodi bey sizin için kimi getirelim CHP nin başına beğendiremiyoruz sizlere.İnönü hain Ecevit yetersiz Baykal kürt düşmanı Kılıçdaroğlu ırkçı peki ne yapcağız yada şöyle sorayım siz hiç CHP ye oy verdinizmi son 15 yıldır.Oy vermediğiniz bir partiyi eleştirmeniz ne derece doğru.Yada hükümette olmayan iktidar olan bir partiyi eleştirmeyipte Chp yi eleştirmek ne derece doğru sizce.Bence sorun sizin kafa yapınızda içinizde Öğle bir CHP düşmanlığı varki bu düşmanlık beyninizi karartmış bir öfkeye dönüşmüş.Akp ye diğemedikleriniz,akp de olan kürt vekillere ve bakanlara söyleyemedikleriniz (ister korkunuzdan ister danışıklı olduğunuzdan)CHP ye yönlendiriyorsunuz. Bu da çok yanlış birşey. Umarım bir gün Hükümetteki kürt vekilleri ve bakanlarıda bu şekilde eleştirirsiniz. Bu arada siyaset yapmak istersenizde sizleri doğup büyüdüğünüz (doyduğunuz değil)doğduğunuz yerde siyaset yapmanızı bekleriz.Metropollerde olmuyor bu işler. Saygılar
Nehir Ziya Alpaslan/CHP Merkez İlçe Başkanı

Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
**SİZDE BİR REKLAM VERİN BİNLERCE İNSANA ULAŞIN ..
Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
**YAZILI HABERLERİMİZİ ARDAHAN TV'DE İZLEYEBİLİRSİNİZ..
Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Gelen insan seyirci yığınına takılıp kalıyor.Seyredenler yarım ay biçiminde anfitiyatroda , anfitiyatro seyircileri gibi dizilmişti.

Havzer ’ in dükkanının önü ana baba günü ...Tek kişilik bir oyun var. Yeni mahalleden Hamit Efendinin oğlu Esat oynayacaktı , bu dramayı.

Esat , Havzer Demirci ’ nin dükkanının camına onun adını , soyadını ve künyesini yazacak . Havzer ’ in köylüleri; Tazeköylüler karıştırıp başka dükkanlara gidermişler. " Yanlış" gittikleri kişiler de " Hee, biz bıyıksız Havzeriz" deyip uyandırmazlarmış.Tazeköylülere köyden talimat verenler " Havzer , Tazeköylüdür. Bizim köylüdür ondan alışveriş yapın " dermişler. Talimat verenler birde emare belirtmeden geçmezlermiş. "Havzer ’ in bıyığı yok ! İkincisi Havzer ’ in şapkasının tereği kırıktır."
" Sarı çizmeli Mehmet Ağa. " Esat milletin ilgisinden , seyrinden gayet memnun . Yazısını yazmaya başlamıştı bile. Babası Hamit Efendi kurumlu kurumlu sigarası müştüğünde Raşit Tırpancı ’ nın oradan bakıyordu. Sazaralı Nimet Hoca da rakibini garajdan seyrediyordu. Ardahan da iki tabelacı varken şimdi üç tane olmuşlardı.
Nimet Hoca ,Necati Bey ve Esat ... Üç kişilik murakabe ve rakipler ... Nimet Hoca tabela yazmanın yanında müthiş portreler de çiziyordu.Üç tane portresi Ardahan’ da çok konuşuldu. Avukat Halis Özdemir’ in ,Avukat Ali Avşar’ın,Tapucu Şerafettin’in . Bu üç portre (tablo) çok sahiciydi.Yağlı boya resimler o denli canlıydı ki, otur konuş! Şimdi ise Esat çıkmıştı.
Esat İzmir de bir sanatkarın yanında yazı yazmanın tüm hünerlerini öğrenmişti. Ustası yabancıydı " Jakson Usta" hiçbirşeyi esirgememişti. Nimet Hoca öğretmenlikten gelen hayırhahlığından dolayı bu genç ile iftihar etti. " Ne güzel , memleket çocuğu bir meslek şinas , hayta olmamış. Toplumsal itibara sahip. Keşke diğer gençlerde bir meslek sahibi olup , okuyup iş güç sahibi olsalardı. " Öğretmen milleti doğuştan iyilik severdir. Tanrı onları böyle yaratmış,öyle olmalarını istemiş. Neylersin ?
Necati Beyin de Esat’ tan haberi vardı . Ardahan da yeni bir yazı sanatkarı peyda olmuş. Necati Bey Celil Başaran ’ların damadıydı . Sanatcı ruhlu ,içine kapanık , nezaketli bir beyefendiydi.Kendi stüdyosunda fotoğraf çekerdi .Kompozisyonları basma kalıp değildi. Yorum katardı , yorumlardı. Güzelliğin kurallarına karşı duyarlıydı. Güzel nedir ? Kendi kendine sormaz da değildi, hani. Gül nesnesi ile gül resminin güzellliğini kıyaslardı , düşünürdü . " Pervane gibi yakar adamı,fazla düşünmemeli " deyip ; tefekkürü keserdi.
Sen yanmazsan
Ben yanmazsam
Biz yanmazsak
Karanlıklar nasıl çıkar aydınlığa.
Esat bantları çekti , yazı metnini Havzer’ den aldı .Kardeşide boyaların ağzını açmıştı . Tiner fırça takımını çantadan çıkardı . Bezde vardı , çok lazım oluyordu .
Kontur fırçası eksikti fakat onu da maharetle kontur atarak hallediyordu. Yoruluyordu,bir yerden artık fırça edinmeliydi.
Esat : Havzer abi senin adın Abuzer değilmiydi ? Kütükte Havzer ’ dir.Eseet !
_ Abi tam olarak şunu mu yazacağız ? "Havzer Demirci Bilumum Gıda ve Bakkaliye Kars Cd. No: 27 "
Ustası " Önce bütünü göreceksin , Esat " demişti .
_ Bütün nedir ? Jakson Usta.
_ Bütün geometrik şekildir.Çerçeve kare ise bütün karedir. O karenin ortası da merkezdir. Merkezi kullanacaksın , merkezden başlayacaksın. Merkezdeki boşluğu kare ile üçgenle , daire ile dolduracaksın. Merkeze koyduğun şeklin dört yanı boşluk eşitliği ile örülü olacak ona da dikkat !
Esat işin ilmini almıştı. Jakson Usta buna akademik bilgi derdi.Ardahanda da buna "İşin fendi " derler. Sazaralı Nimet Hoca da resmi ve grafiği Artvin öğretmen Okulunda öğrenmişti. Ne okuldu , ne hocalar vardı ! Nimet Hoca : Şükrü Hocanın damadıydı.Sınıf öğretmeniydi. Sanata bulaşmıştı bir kerre. Bir yerlere ulaşmak istemiyor değildi. Bir yol haritası olsaydı n’olurdu ,n’olmazdı ? Allah bilir. Sahi her insan yaşamına kendimi karar verir . Neden , sorumluluğunu üstlenmez o halde.
Taş yerinde ağırdır. Aşık Şenlik Suhara’ yı çıksaydı . Şenlik olurmuydu ?
Sümmani Narman ’dan ilim ilim yitseydi. Kendisi ve Narman aşığı olabilirmiydi ? Çobanoğlu biraz murattır bir okadar da Kars ’tır.
Taş yerinde ağırdır.
Taş yerinde cevahirdir.
Taş yerinden oynarsa sakıt olur.
Bir sanat İkilemidir bilirsiniz . Yer be yerellik mi , çepe çevre evrensellik mi? Aha burada olmadan orada olunmuyor.Aşık Veyselin gücü , Ahmet Kaya’nın özgünlüğü yer be yerellikten geliyor.Sonra , ahırında da evrensellik..
Nimet Hoca Almanya’ya gitti.Necati Bey’de İstanbul’a yerleşti. Çocukları orta yaşa gelmiştir nerdeyse. Necati Bey yazı yazmakta çok mahirdi.Performans deniyor günün paradigmal değeriyle. Onun eserlerini nasıl görebiliriz diyenlere : Ağabey Balcı’nın dükkanının kepenkleri üstünde olan tabelaya bakmalarını salık veririz. Dar ,uzun bu tabela Necati Bey’ in olsa gerektir. Yavruağzı renginde ki fon da mavi harflerle menevişlenmiştir. Harfler gölgelidir. resim vardır. Arı resmi ,kovan figürü sol espastadır. kovandan arılar çıkıyor... Tabela da resmetmek zordur."Haşim Avşar oğlu Mecit Avşar Manifaturası" Tabelası da Mecit amcanın dükkanının önünde duruyor ,bu yazın görmüştüm. O da Harikulade bir çalışmadır.Her iki tabelanın Necati Bey’ e ait olduğunu sanıyoruz. Değilse bile " Güzel" ne kaybeder şanından.Nesini eksiltebilir katre deryanın.
"Çirkin sen burda dur.Güzeli buldum buldum bulamadımsa.."
"Güzele ,güzel demem güzel benim olmayınca."
"Güzel eskisede güzeldir. Sen bil yeter ki."
Güzelin şansımı m’ola ?
Esat bir saati artıktır çalışıyor. sağ elinde fırça öbüründe bez. Üzüm kasasında ağzı açık boyalar sarı,beyaz,siyah,kırmızı ve mavi. Rötuşları yapıyor Esat . Yazı bitti sayılır. "kubbe" şemasında " Demirci ticaret........" Yazının cezbiyeti büsbütün ortaya çıktı.Esat imzasını attı. Tarihi düştü. Alkış koptu, tebrik edenler , öpenler.
O esnada iki kişi itişmeye başladı ,birbirlerine:
_ İnsan evladısın oyanı geç . Öbürü de ,
_ Esas insan evladı sensin . demiş .Akıllı bir amca da " Bu lafta birşey yok iyi bir mana taşıyor.." diyerek ikna etti.
Hamit Efendi Esatın gözünü öptü.Oğluda babasının elini öptü. Hamit Kişi :
_ Esat ,sen bizi sevindirdin Allahta seni sevindirsin ,oğlum.Hamit kişi göz yaşlarını içine akıttı." Dost var, düşman vardı." El ayak çekildi.Kalabalık kalmadı.Dağıldı.
Havzer Emi ,Esatın hesabını ödedi. Çay söylemişti . Cengiz Vural sıcak çayı getirdi. Kendine de getirmişti .Başladılar çayları HORTLATMAĞA ,hortlata hortlata
lezzetle içtiler. Çayın lezzeti ,içenlerin iştehası, çayın iştahla içilme sebebi çay suyu idi . KUNZUT ’ un suyu ,ondan çay bal şeker gibiydi. Mehendisin de emeği vardı ocakta o bulunuyordu.
Yıllar " Rüzğar gibi geçti."
Arada yıllar kaldı.
Şair der ki ;
" ..: Yıldızlar mı uzak,
Gençliğim mi,
Yoksa memleketim mi?"
İhtiyar bir Ardahanlı da demiş ki:
" _ O ki vakıt gitti ,gelmez
O ki ,Ardahan da değilim.
O ki Ardahan uzakta.
Dünya ne’luğ eder!"
DÜNYA NELİK EDER ARDAHAN OLMAYINCA !
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Aydınlardan Çağrı..
Ölüm Oruçlarını Durdurun!

Ardahan Haberleri **Ardahanlı sözde Aydırnlar tıksıra dursunlar ülkedeki Aydınlar hareket geçtiler..

**"Bir Nesli Yok Edecekler"
Yaşar Kemal'in de aralarında bulunduğu aydınlar, cezaevlerindeki ölüm oruçları ile alakalı Başbakan'a çağrıda bulundu.
Aralarında 1996 yılındaki ölüm orucu sürecinde arabuluculuk yapan Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli ve Mehmet Bekaroğlu'nun yanı sıra Murathan Mungan, Yıldız Ramazanoğlu, Mustafa Alabora, Fatma Gök, Gençay Gürsoy'un da bulunduğu aydınlar, cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine ilişkin basın toplansı düzenledi.

Yaşar Kemal, yaptığı konuşmada, daha önce yaşanan açlık grevlerini hatırlatarak, "Daha önceki açlık grevlerinde tüm yetkililer ve hükümet sorumluydu. Bu sefer de sorumlular. Bugün açlık grevleri tutanların oğulları, babaları da bu mücadelede taraf olacak, bir nesli yok edecekler" dedi.

"Şevket Kazan’da GREV YOK DEMİŞTİ"

Prof. Dr. Gençay Gürsoy ise, "Sayın Başbakan 'Açlık grevi diye bir şey yoktur. Bunlar şov yapıyor' diyedursun, cezaevlerinde çok ciddi sağlık sorunlarıyla yüz yüze gelmiş bir aşama yaşanıyor.
Bundan bir süre önce 150 imzalı bir bildiriyle gelecek günlerin vahameti konusunda siyasi iktidarı, sorumluları uyarmaya çalışmıştık. Bugün artık bu uyarının da ötesine geçeceğimiz bir döneme girmiş durumdayız.
Bundan yıllar önce 1996'da yine bir siyasi figür, aktör, dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan cezaevlerindeki açlık grevleriyle ilgili olarak, 'Böyle bir şey yoktur, bunlar cezaevlerinde yiyecek stoku yapmışlar, gizli gizli yiyorlar' diye bir ifade kullanmıştı. Bu cezaevinden, o dönemdeki açlık grevlerinden 12 ölü çıktı" dedi.

"40. GÜN ÇOK KRİTİKTİR"

Gazeteci Aydın Engin de, 1996 ve 2000 yıllarındaki açlık grevlerini en yakından izleyenlerden birisi olduğunu ifade ederek, "40. gün çok kritik bir gündür. 40. günden sonra adım adım çok kritik bir noktaya yaklaşılır.
O da şu, anason kokusu duyulmaya başlar soluklarda ve önce açlık grevinde olan duyar. Anason kokusunun duyulmasının bir tek anlamı vardır, bedende geri dönülmez sakatlıkların, Korsakoff dediğimiz hastalığın bir adım öncesindeyiz. O yüzden 'Şov yapıyorlar, yiyip içiyorlar, kuzu kebap çeviriyorlar' şeklindeki ahlak dışı söylemler, galiba hapishanelerden tabutların çıkması, eğer tabut çıkmazsa, Korsakoff hastalığına yakalanmış yaşayan ölülerin çıkması için çanak tutuyorlar demektir" diye konuştu.

"ÖLÜMLERDEN SORUMLU OLACAKLAR"

Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu da, "Doğrusu ben kendimi çok yorgun hissediyorum, ne söyleyeceğimi bilemiyorum" diye başladığı konuşmasını, "Her şey söylendi, şimdi işin başında olanlar, yetkililerden adım atılmasını bekliyoruz. Sayın Başbakan, iktidar partisinin bazı yetkilileri, hepimizi rahatsız eden, hatta aklı başında insanlar nasıl böyle konuşurlar dediğimiz açıklamaları oluyor" dedi.
İlkesel olarak ölüm oruçlarının siyasetin aracı olarak kullanılmasına karşı olduğunu belirten Bekaroğlu, "Siyasi talepler diye yapılmayacak şeyler değil, çok basit talepler. Zaten tecrit dediğimiz şey 14 aydır devam eden bir olay, rahat bir şekilde kaldırılabilir. Sayın Başbakan siz insansınız, Müslümansınız, nasıl böyle konuşursunuz? İnsanlar 3 ay evvel yedikleri yemekten, efendim 'Cezaevlerinde besleniyorlar, şov', ölümler üzerine konuşuyorsunuz, nasıl böyle söyleyebilirsiniz?" diye konuştu.

"TARAFIMI BELLİ ETMEK İÇİN GELDİM"

Yazar, şair Murathan Mungan da, "60'a yakın kitabın üzerinde imzanız olması çaresiz, doğru ve güzel dillendirebileceğiniz anlamına gelmez. Bugün aydın, yazar, şair olduğum için değil yurttaşlık bilgisine ve hayat bilgisine sahip olduğum için buradayım, Bizler yani kendilerini ifade etmek konusunda daha şanlı olan insanlar, kendilerini ifade etmek konusunda şanlı olmayan kesimlerin, kitlelerin, ezilenlerin, insanların, her kesimden mağdurun sesi sözü olmak zorundayız" dedi.

"TEKRAR YAŞAMAK İSTEMİYORUZ"

Gazeteci Yıldız Ramazanoğlu ise, 2000 yılında yaşanan ölüm oruçları sürcini hatırlatarak, "Bu travmayı biz bir daha yaşamak istemiyoruz. Biz yaşarken oluyor herşey ve elimizden hiç bir şey gelmiyor, çaresizleştiriliyoruz. Buraya en çok da şunun için geldim, safımı belli etmek için. Yaşamdan, adaletten, eşitlikten yana tarafımı göstermek için geldim" diye konuştu.

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan