Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 50
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Ardahanlının Yorumları
Yazar Fakir - Kasım 28 2012 - 04:09:48
EĞİTİMLİ TOPLUM SOSYAL TOPLUMDUR/Osman Kamacı

Osman Kamacı Bir ülkede bilim ve teknik alanında elde edilen bir başarı varsa, bu o ülkenin eğitime verdiği önemi ortaya koyar.
Buda gösteriyor ki, eğer bir ülkede Bilim ve Teknik alanında gelişme sağlanmak isteniyorsa, eğitim için sağlıklı bir alt yapının yanı sıra güçlü yatırımların yapılması da zorunludur.
Bir milletin eğitime verdiği önem, aydınlık bir geleceğe olan inancını yansıtır. Eğer eğitim alanında gösterdiği çabalar yetersiz ve olumsuz bir grafik çiziyor, bireyler hurafelerle donatılarak yetiştiriliyorsa, o milletin temsil edebileceği kimlik bellidir… Dışa bağımlılık. Kısacası, eğitime sağlıklı yatırımlar yaparak teknolojisini geliştiren ülkelerden ihtiyacı olan teknolojiyi satın almaktan başka hiçbir seçenekleri yoktur. Eğe bir milleti ekonomik gelişmişlik düzeyinden dolayı yeterli görebiliyorsanız, bunun eğitim noktasında bir kıstas teşkil etmediğini de kabullenmeniz gerekir. Çünkü bölgesel dengelere bakıldığında, ekonomik yapıdan ziyade, eğitim amaçlı alt yapısını bir bütün olarak tamamlayan ulusların alan başarıları daha çok ön plana çıkmaktadır. Bölgesel ekonomilerin gelişmişlik düzeyleri oransal olarak hangi noktada olursa olsun, eğer eğitim alanında aynı paralelde gelişme gösteremiyorsa, bunun toplumsal zeminde başarı getirdiğini kabul etmek güçtür. Çünkü ekonomik gelişmeler hiçbir zaman tek başına eğitim alanındaki başarıların tetikleyicisi olamaz. Oysa eğitim başarı derecesi yüksek toplumlarda ekonomilerin pozitif yönde nasıl etkilendiğini daha somut örnekleriyle görüyoruz. Eğitim alanında gelişen ve buna bağlı olarak elde edilen bilimsel başarılar bölgesel ekonomilerin hareket alanını genişleten ve ulusal temelde toplumsal refahı beraberinde getiren bir realite olduğunu hiç kimse inkâr edemez. Bu durum motoru çalıştırmak için gerekli olan yakıt misali gibidir. Aracınız var, ama yakıtınız yok. İç donanımı ve lüks oluşuyla piyasanın en iyi aracına sahip olsanız da, eğer gerekli olan yakıtınız yoksa aracınızı bir metre hareket ettiremezsiniz. Motorun araca enerji pompalaması için yakıt nasıl olmazsa olmaz bir güç ise, ülke ekonomileri de iyi alınmış bir eğitimle paralellik sağlıyorsa anlam kazanır. Sanayileşen toplumlarda bilimsel çalışmalar ışığında geliştirilerek ortaya çıkarılan önemli projelerin uzman kadrolarla nasıl hayat bulduğunu Almanya, Japonya, Çin, Kore ve İsrail gibi gelişmiş ülkelerin Bilim ve Teknoloji alanlarında elde ettikleri başarılarla ortadadır. Dönün bu ülkelerin geçmişlerine bakın. Göreceksiniz ki, bugünü yakalamak için önemli eğitim kurumlarına ve bilimsel çalışmalara büyük yatırımlar yaparak devrim niteliğinde reformist hareketler gerçekleştirmişlerdir. Bilim ve teknolojiye yapılan devrim niteliğindeki o yatırımlar bugün hedefledikleri yerlerde olan bu ülkelerin adeta kaderini değiştirmiş, Dünyaya teknoloji satan ülkeler durumuna getirmiştir. Bilim ve tekniğe verdikleri önemle teknolojik gelişmeleriyle baş döndüren bu ülkelerin başarıları tamamen eğitime verdikleri önemin eseridir. Çünkü ulusların sadece ekonomik gelişmişlik seviyelerle bir yerlere gelemeyeceğini, sağlam ve özlü bir eğitimle nitelikli ve donanımlı beyinlerin üniversitelerde yetişmesiyle kalkınmanın daha kolay gerçekleşebileceğinin farkına vardılar. Fotoğrafı daha iyi analiz etmemiz için, tam tersini yapmakta direnen, yer altı ve yerüstü kaynaklarını kullanmasını beceremeyen Afganistan, Somali, Filistin gibi örneklerini daha da çoğaltabileceğimiz geri kalmış toplumlara dönüp bakmakta fayda vardır. Bu ülkelerin geri kalmışlık ve sefaletin pençesinde olmalarının asıl sebebi, bilimden, teknikten ve teknolojiden yoksun olmalarıdır. Bu alandaki eksiklerinden dolayı öz kaynaklarını kullanamaz, dışarıya bağımlı halde varlıklarını sürdürmeye mahkûm durumdalar. Aydınlanmaya ve eğitimli bir nesil yetiştirmeye niyeti olmayan bu guruptaki ülkeler hiçbir zaman içine hapsoldukları karanlık çemberlerin dışına çıkamıyorlar, çıkamazlar. Çünkü eğitimsiz ve ilkel toplumları ikna etmek, kandırarak kullanmak çok kolaydır. Sanırım burada Paul Richter’in “Ekmekten sonra eğitim, bir milletin en büyük ihtiyacıdır,, sözüne sığınmak en doğrusudur.
Osman Kamacı  Karanlığa mahkûm edilen, eğitimden, bilim ve bilimsellikten uzaklaştırılmaya çalışılan o toplumlar, hep birilerinin hegemonyası altında kalarak köleleştirme siyasetiyle varlıklarını sürdürmeye terk edilirler. Onlara asla balık yakalamanın yöntemleri öğretilemez, onlara hazır balık sunulur. Çünkü balık yakalamanın teknikleri öğretilirse bir gün denizlerde balıkların kalmayacağı gerçeğiyle karşı karşıya kalacaklarını çok iyi biliyorlar. Bu sebepledir ki, eğer bir ülke kalkınarak gelişmek istiyorsa, her şeyden önce gelecek kuşaklarına çok kaliteli ve sağlıklı bir eğitim vermek zorunluluğuna sahiptir. Yine bu sebepledir ki, eğitim, sadece toplumu geliştirmek ileri götürmekle değil, insanların yaşamlarını daha olumlu, daha kaliteli sürdürmesi için de çok gerekli bir ölçüdür. Mustafa Kemal Atatürk’ün “ Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder,, vecizesinde eğitimin ulusal anlamda ne kadar önemli olduğunu daha objektif görmemizi gerektirmez mi?
Sonuç olarak, bir ulus ve bu ulusu bir araya getiren Şehir, Kasaba, Köy ve Mezra’yı var eden bireyler topluluğu, eğer bir Piramit örneğiyle tepeden en alt noktaya kadar, kaliteli ve nitelikli bir eğitim müfredatı sonucunda aydınlatılabilirse, güzel şeylerin olmaması için hiçbir neden kalmaz. Durup dururken eğitim, bilim ve teknik gibi konulara neden vurgu yapmaya çalıştığımı merak edenler olabilir. Merakları gidermek adına buna bir açıklık getirmek istiyorum. Bir süre önce Ardahan’a yani kendi memleketime yapmış olduğum bir ziyaret sırasında bu konuyla ilgili çok önemli ve çarpıcı izlenimler edindim. Şu kadarını söyleyebilirim ki, son ziyaretimde edindiğim izlenimler hem baş döndürücü, hem Ardahan’ımız için sevindirici izlenimlerdi. Ardahanlı öğrencilerimizin son Lisans Yerleştirme Sınavında ( LYS )Türkiye iller arası başarı sıralamasındaki yerini hepimiz çok iyi hatırlarız. Bu durum bir Ardahanlı olarak bizleri ne kadar üzdüğünü ise hiç anlatmaya gerek yoktur sanırım. Her şeye rağmen şunu çok iyi gördüm ki, Ardahanlı öğrencilerimiz ve onları geleceğe hazırlayan fedakâr öğretmenlerimiz bu zinciri kıracak, ulusal genel başarı sıralamasındaki yerimizi değiştirerek, seksenli yılların başarı ruhunu yakalayacak noktasındadır. Bir ön görü olarak şunu söyleyebilirim ki, birkaç yıl gibi kısa bir sürede Ardahan’ın azimli ve zeki çocukları önemli başarılara imza atacaktır. Bundan hiç kuşku duymuyorum. Duymuyorum çünkü ben bu ışığı gördüm ve buna inandım. Bu inancımdan dolayı yazının başlığını “Eğitimli Toplum Sosyal Toplumdur,, olarak belirttim.
Bir sonraki yazımda bu iddialarımı destekleyen konu ve nedenlere açıklık getirerek sizlerle paylaşacağım…
osmankamaci@hotmail.com

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan Öyküleri/Yılmaz Yalçıner
KEMAL KAYA

Yalçıner Yılmaz "O ki; Halit Bölüğün barakaydım. Halit Bölük kurudu. Ben kurudum. Dalıma baktım: Babam."
Yusuf anlatıyor; Kültür Müdürlüğün bahçesindeyiz.
Öztürkler Kasap'ın kaldırımda oturuyordu. Metin Onay benle yukardan gelerdik. Metin Abi, Yusuf Ziya Kaya'ya bir merhaba diyeyim dedi.
Yusuf'u otuz beş sene vardır temiz görmediğim. Onu en son belki burada: ŞENOGİLİN kasabın yerinde; Eski Sinemanın çöplüğünde çin çin oynarken görmüştüm.
Eski Sinema, Eski Özel İdarenin taş bina, onlarda bizle sohbet etti. Ve nice eski çocukluk arkadaşlarımız değilse de: arkadaşlarımızın anıları oradaydı.
Başlamışız sohbete, Yusuf ırgattan hızlı zoğ gitmişti.
Ne bende ne Metin Onay'da laf almak niyetimiz oldu.
Söz onun ağzına pek güzel yakışıyordu.
Hisli... ilginç delikanlı Yusuf'a.
"Balıklar elimde gırnaba dalanmış. Gırnapta asılı üç balık fidandı.
Siz hiç Ardahan soludunuz mu? O sabah saat dörtte kalktım.
İskender Bakkaldan almıştım: Misinamı.
Kumluğa doğrusun doğru...
Halilefendi haşdorada yüzüme esintisi değmediyse namerdim.
Sabah öyle... bağ böyle, bostan böyle.
Oltamda talihinin anası vardı... Üç baluk; sarı baluk, asılıydı. "
Yusuf Ziya Kaya: Kemal Kaya'nın oğludur. Yusuf'tan büyük iki erkek kardeşi daha vardı. Yusuf Ziya aktifti. Hareketliydi. Enerjisi kendini aşıyordu. Böyle çocukları tanımak ve yönlendirmek her öğretmen istemiymiş Avrupada.
Avukat babası Kemal Kaya, Yusuf'u anlıyordu: Mizacını, kişiliğini, hiperaktifliğini, aşkın enerjisini, aniden yeşermiş çocuksal gelişimini.
Yusuf hızlıydı ve çok iyi yaşamaktaydı...
Yusuf'a yakın bir örnek bulmak istiyorum.
İstiyorum ki Yusufu iyi idrak etsin, idrak eden.
Sıradışı çocuklardan biri Toulece Lautrec'dir. Enerjisi boyunu aşmıştır. Bellide bir ekonomik seviyede olmalıdır bu enerjik çocukların.
Lautrec ailesinin desteğiyle mizacının, sıra dışı ruhunu dinleyerek Fransız sanatı ve dünya resim sanatında özel bir resim tarzı oluşturdu.
Ben Yusuf'a kendinin Ardahan şiirlerinde değme aynı payeyi biçerim.
Yusuf'u Touluse Kontu Lautrec ile aynı sanatsal bohemyada kadeh kaldırmaya davet ederim.
Meniydim, Lautrec'ti, Yusuftu, Bahattin Sural'dı, Kadir Işık'tı, Metin Onay'dı...
Birde Yusuf'un bu şiiriydi:
Diyerem demerem:


ARDAHAN ÖZLEMİ


Beter özlemişim ben Ardahan'ı

Zarif'i, Tello'yu, bir de Seyran'ı,

İt vuran Mehmet'i, bir de Bayram'ı,

Ağam bırak Ardahan'a gideyim.


Ay yıldızdan ovasına bakayım,

Bir uzanıp, tabyasına çıkayım,

Kartopu sökeyim, teten yakayım,

Ben bu sene Ardahan'a gideyim.


Hayal meyal otuz sene önceyi,

Gülistan halayı, Tevrat neneyi,

Kars köprüsü ile Cinlidere'yi,
Ağam ön ver Ardahan'a gideyim.


Tırpanı sallayıp, çayır biçeyim,

Yemlik toplayayım, kobuğ sökeyim.

Cincarıözledim, çorba içeyim,

Godo, etme, Ardahan'a gideyim.


Meydanda su içem, doyumu 5'e,

Bir misina atam, belki ilişe,

Ekinler biçilmiş kalmayım kışa,

Ben bu sene Ardahan'a gideyim.


Ot yananda, uzun Umut koşardı.

Zülküf emi nezarete işerdi.

Rahmetli Korosman sessiz içerdi.

Onlar için Ardahan'a gideyim.


Eğer bele olduğunu bileydim,

Keşke tarlaları icara vereydim.

Andır kalsın, kara ile geleydim,

Godo bırak Ardahan'a gideyim.


Eğer yollamazsan, burada kalırsam,

Hani hastalanır, bitap olursam,

A bu meymenetsiz yerde ölürsem,

Godo, at kamyona, Ardahan'a gideyim.


Siz hiç Ardahan soludunuz mu?
Baban goru hiç soludunuz mu?
- Begim bir arz-uhalim var deyim mi?
- Yusuf Ziya Kaya
- De be babacığım de!
Yusuf'ta oracıkta.
Yaşlı, kararmış güneş altında kara bu ihtiyar adam.
Halis Özdemir'e gitmişti.
Kemal Kaya'ya tafşırmıştılar köydeki

cemaat: Halis Özdemir'e gitmişti oysa kara adam!
Siz Kemal Kaya mısınız? demişsede; Halis Bey, he o benim dememiş miydi kararmış adama, sarı Halis Bey.
Halis Bey adamın dilekçesini bayağı bir paraya yazmıştı.
Ve dilekçe direkten dönmüştü. Köylüye hayır etmemişti.
Etmezdi hayır ki, bunu bütün Ardahan: Etmez diye dedi.
Hukuku; Kemal Kaya gibi; kimseler bilmezdi.
O dilekçeyi ferman tavrı yazardı.
O ipten adam alırdı.
Kemal Kaya hakkaten güçlü kuvvatlı avukattı.
Edip Çanakçı geler. Belinde piştoyu. Kemal Kaya'nın hane-i malikine resmen iki gülle sallamadı mı. Jandarmanın ordaydı evi. Jandarma zaten gelmişti. Tutanak tuttu. Polis mahalli idi bunu Kemal Kaya zabta geçirtti.
Efendim meselede ne? Mesele Deli Beyce'nin yeri, iki katlı bir Rus terkedilmişiydi karaya kalsın, kime yar olduki.
Edip Bey'in de kamusal taşınmazlara karşı aşırı ilgisi diyelim, o vardı. Kolleksiyon yapıyordu gibi, gibi, gibi...
Kemal Kaya Toplumcu demokratlığından ve hocaları toplumcu profesörlerin aşlamaları neticesi. Kamu malını korumak ilkesini hep benimsedi ve ona uydu.
Yahu! Kemal Bey habervermekli dilekçesi Milli Savunma Bakanlığına yazıldıya. Edip Bey'in adamları postahanadan Edip Bey'e postalı mektubu habarverdilerdi.
Yar ki kurban yar! Dünya olaydı o dünya olaydı. Baba oğula orayı bağışlamazdı. Kemal Bey medeni mücadelesinde gene mücadelesindeydi: Ardahanlı bırakır mıydı beyler küskalaydı.
Kristalde barışılmış ve kadehler Melek Görgün'ün bacakları adetten adeta: DİKİLMİŞTİ.
Üçür!
Üçürmer misin!
Kemal Bey, Edip Çanakçı ve diğerleri üçerdiler: Cam cama, can cana...
Mücadele başka. medeni münasabet başkaydı.
" Kemal Kaya Milli Savunma Bakanlığına tak gitmiş: Bakanlığınızın böyle şöyle bir metrüken yeri var, sahap çıkın demişti. Daha n'oldu bitti, gerisini bilmiyorum."
Yusufun bu sözüne, biz Askerlik Şubenin olduğu yeri söylediğine kanat getirdik.
Şükür bişe olmamıştır diye ikrar verdik.
ÜÇÜRMER MİSİN?..
"- Helbet üçüren parasını verür!"
- Ola! Ola can bu akşam üçür naolur!
Gece Kristal'in üçmüşlüğü ile parlement mavi renk geceyledir.
Melek Görgün yoktu yalan söyledim.
Kadın mor, en mor dip'de: hesaplar dipkoçanla evvel ezelde...
" -ÜÇÜR"
" -ÜÇMERİM"
" -ÜÇMER MİSİN? AL SENE ELEYSE!"
" -Ederim etmerim babam paraya konuyu getirmer. Halit Bölüğe balığı on liraya behpazar etmiştim. Halit Bölük babamı görünce barakaya kaçtı. Babam bana sat dedi. Babamada aynı fiyata vermiştim. Limon aldı Halit Dayıdan, onunla beraber filede ekmek vardı. Anneme götürdüm evleye balık salatayla haphazırdı..."
Yusuf demer mi? Hayran hayran dinliyoruz: Bendim, Eski Sinemanın ruhuydu ve daha eski şeyler vardı. Orayı heç açma babamcan!
Nedür ki, yaniki de?
" -... 'eğer sual eden olursa...' böyle bir şarkı radyoda çalıyordu. Bugün gibi hatırlıyorum. Meseleyi para almağa getirdim. Babam ders verdi bana: Sende benim limon para mı ver? dedi. Evin parasını, elektiriğin, suyun ve bilumum herşeyin, onların parasını istedi.
Bu bir dersti. Bana babalık sanatının güçlüğüne dair bir ders vermişti."
Halis Bey'in Ben Kemal Kayayım dediği ve dilekçe yazdığı köylü:
" _ Kominis Kemal Kaya'ya gittim dilekçemi yazdı. Şu kadar paramı aldı. Neticede davaya dilekçe melhem olmadı. Begim sen kimsin? dedi. Kaç para istersin?"

Kemal Kaya rahmetli:
" -Hele yazalım dilekçeni, Mahkemeye takdim et. Eğer sonuçtan mennun kalırsa bir golop yoğurt getirirsin!" dedi.
Bu iş: Belediye ve mal davar'ın kaybolmasıyla ilgili bir şeydi galiba.
Köylü kapının süvesindeydi. İçeriye taraf boru sesiyle sesetti:
" -Begim Belediya hökümat mıdır?"

Kemal Kaya:
" - Yok, yok Belediye Kızılay gibi birşeydir" dedi.
Köylüamca anlamış gibi:
" - He ele miymiş." dedi.
Kemal Kaya rahmetli Şavşattan gelmiş bir ailenin çocuğuydu. Bilgiye önem veriridi. Kardeşi Selahattin Bey gibi ticareti tercih etmedi. Selahattin Bey Multimilyonerdir. O da vefat etmiştir. Allah rahmet etsin. Yaylacık köyünde oturmuşlardır.
Kamal Kaya istanbul hukuk mezuudur. Çok iyi eğitim almıştır. Kasım Tırpancıların gazetecilikte yetiştirme babında emeği olduğunu Kasım Abi kendisi söyler.
Ardahanı her zaman sevmiş ve geliştirmiştir.
"Yusuf Ziya makalesi" vardır ki meşhurdur. Günü gelince meraklılarına anlatırım.
Ardahanı karşılıksız sevmiş ve terketmiştir.
Ardahana kırılmasına rağmen Ardahanı oğlu Yusuf gibi sevmiştir. Yusuf Ardahandan ayrılınca Üsküdar Lisesine kayıt olur. Yusuf melankolizm derecesinde Ardahanı arzulayınca Kemal bey Yusuf'un halini anlar. Her yaz Ardahana gönderir.
Yusuf bir Ardahan severdir ve Ardahanı anlamış sanatçıdır.
Ardahan der ki: Nur içinde yat! Kemal Bey!

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
APE FEZO’NUN ARDINDAN/Uğur Çelik

Fevzi Yılmaz Çocuktum!
12 Eylül sonrasının Karagöl mahallesinde yaşayan, ayakkabı boyacılığı yaparak büyüyen, büyümeye çalışan 8-9 yaşlarında bir çocuktum.
Sıradanlaşmış günlük yaşamım içinde;babası esnaf olan arkadaşımın yanına uğramıştım. Belirgin üzüntüm ve mutsuzluğum dikkatini çekmişti. Nedenini sordu. Benim gibi insanların fazla olduğu etnik kimliğimden dolayı hakarete uğramadığım bir yerde yaşamak isteğimden bahsettim.
Bana dönerek : -Peki en çok Kürt nerede yaşıyor biliyor mu sun? diye sordu
- Bilmem dedim.
-Diyarbakır da! dedi. Orada herkes Kürt dedi.
Şaşırmıştım.
Ve devam etti ;
- Burada da Fezo amca var! Dedi göğsünü şişirerek.- Ardahan da ki Kürt lerin amcası, koruyucusudur o!
- O şu anda burada olmadığı için bize, bizim gibilere böyle kötü davranıyorlar dedi durak sayarak.
- Ama merak etme yakında geri gelip, onlara gününü gösterecek dedi. Büyük bir hiddetle.
O an öğrendiğim bu bilgilerin etkisiyle donmuş kalmıştım. Hem heyecanlanmış, hem şaşırmış, hem de farklı bir düşünce dünyasını aralamıştım.
Aradan uzun yıllar geçti. Şunu bugünde rahatlıkla da söyleye bilirim ki; o günün koşulların da Fezo adı, Kürtler ve yörede bilinen adıyla Fezo ye Hite adı sadece benim ve arkadaşımın çocuk yüreğine su serpmiyor, o gün Ardahan da yaşayan tüm mazlumların yüreğine su serpiyordu.
Çünkü Fezo amca her zaman mazlumun, fakirin, ezilenin, gelir dağılımında en altta bulunanların yanında yer alıyor, onların mutlu ve adaletli bir yaşam kurması için mücadele ediyordu.
Aradan uzun yıllar geçti demiştim.
Fezo amcayla tanışmak, ellerinden öpmek, yaşamını öğrenmek, nasihatlarından faydalanmak bana da nasip oldu. Onu gözlemlemek yaptığı şeylerden ders çıkartmak ve daha da önemlisi onu anlamaya çalışmak benim için çok önemli bir süreçti.
Zaten ömrü de hep insanlara hizmetle geçen bir insan tanıdım. Birileri rant kavgasında büyük payı alırken o her zaman yaptığı tercihlerle hizmeti seçmişti. Yaşam mücadelesinde ailesi de onun yolunu sürdürerek hep hizmetler sektöründe yer aldılar.
Fevzi Yılmaz’ı var eden en önemli faktörü; Gururu ve kişiliği olarak görüyorum.Onun her zaman arkasında duran, destek veren ihtiyaç duyduğuna omuzlayan ailesi, kardeşleri ve kısmen de arkadaşları nı da anmak istiyorum.
Aksi durumda bir insanın bu kadar cesur olmasını, fedakar olmasını,tanımadığı insanlar için mahpuslarda yatmasını ve yaşam riski almasını adlandıramıyorum.
Kendimce anlatmaya çalıştığım bu yiğit insanın aynı zamanda çok zarif ve yufka yürekli olduğunuda belirtmeden geçmek ona yapılacak en büyük haksızlıktır bence.
Onun yersiz yurtsuz, Ardahanlılar arasında Deli Celil olarak tanınan bir muhtaca yer vermesine, her gün onun yemeğiyle ilgilenmesine, kendisi orada olmadığı zamanlar da çocuklarına Celil’i doyurma talimatı vermesine ve her hafta Celil’i elleriyle yıkamasına yaptığım tanıklığı ömrüm boyunca unutmayacağım ve herkese örnek olası için anlatacağım olaylardan birisidir.
Onun için çok şey söylenebilir, anlatılabilinir mutlaka!
Ama bunların içinde bence en önemlisi; Eğer bugün Ardahan da Göleleiler, Hoçvanlılar ve hele hele hergün Mutruf olarak hakarete uğrayan Yenimahalleli Kürtler yaşıyorsa bunun en temel sağlayıcı kişiliklerinden biridir Fevzi YILMAZ..
Kesinlikle abartmıyorum.
İnsanlar, hele hele köşebaşlarını tutmuş olan bazı belengazlar mutlaka sürgün kararlarını ve bunun önüne tek başına dikilen Fezo ye Hite yi hatırlarlar.
Her ne kadar o günleri unutmak isteseler de mutlaka hafızalarında yer etmiştir o sürecin olayları.
(Gerçi zihniyet değişmediği için yakın geçmişte de benzer olaylar yaşanmıştı.
Kaderin cilvesi ya ; bu seferde Fevzi YILMAZ’ın çocukları ve yeğenleri direnmiş, olayların farklı noktalara sürklenmesini önlemişti)
Bu söylediklerim orta yaş kuşağının altındaki gençler için abartılı gelebilir.
Ama orta yaş kuşağının üzerindeki Ardahanlılar söylediklerimi eminim çok yetersiz bulacaklardır.
Aslında onu tanıma şansına sahip olan bizler kayıp bir kuşağın temsilcisi olduğumuzdan, gelecek kuşaklara bu kişiliği anlatmak en büyük görevimizdir bence..
Fezo amca için susuzların susuzluğu giderebileceği bir çeşme yaptırmak, Fezo ye Hite çeşmesi adını vermek bence sevenlerine, üzerlerinde emeği olanlara düşen en büyük görevlerden biridir.
Onu bir daha rahmetle anıyorum.
Rehma Xade lı ser de da qet qem nebı! ( Allahın rahmeti üzerinden hiç azalmasın)
ugurcelik1​974@mynet.c​om

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
TÜRKİYE'DE KÖY ENSTİTÜLERİ/Kazım Arıcı

Kazım Arıcı Osmanlının yıkılış dönemlerinde Anadolu coğrafyası egemen ve sömürücü güçler tarafından işgal edildiğini artık bilmeyen kalmamıştır. Anadolu halkı yoksul, cahil ve perişan bir durumda idi. Ordularımız dağıtılmış elde avuçta hiçbir şey kalmamıştı. İşte bu aşamada birçok yurtsever ve kahramanlıkları ile bilinen insanlarımız bir araya gelerek bir çıkış yolu aranıyordu. Osmanlı ordusunun içinde yetişmiş bütün bu olup bitenlere seyirci kalınamayacağı düşüncesi ile gizlide olsa Anadolu ya geçip Anadolu da ki unsurları bir araya getirerek bir kurtuluş savaşı açmak için büyük Atatürk 19 mayıs 1919 da Samsuna ayak bastı. Bütün bu olup bitenleri satırlara sığdıramayacağım için işin özünü ortaya koymak durumundayım. Diğer yurt sever paşalarımızla Kazım Karabekir gibi bir araya gelip bütün bu yoksulluk ve çaresizliğe rağmen kurtuluş savaşımız başlamış oldu. Küçük azim ve gayret sayesinde dünya devletleriyle çarpışmış ve Anadolu muzu yabancı unsurlardan yüz binlerce evladımızı kaybederek kurtuluş savaşımız kazanılmıştır. Bu büyük başarı küre-i arzımı da görülmemiş olaydır. Bu uğurda kanını dökenlere başta Mustafa Kemal olmak üzere bütün kurtuluş ekibimize Allah'tan rahmet diliyorum.
Ancak Atatürk ün dediği gibi savaşlar kazanılır, savaşların en büyüğü cehaletle savaştır. Bu zor savaşı kazanmak için çareler aranıyordu. Emir verdi büyük adam çare bulun dedi bu arada büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç uzun araştırmalardan sonra bir çare ortaya attı. Nüfusumuzun büyük çoğunluğu o zamanlarda köylerde yaşamakta idi. Toprağa yerleşmiş cemiyetin kökleri olan bu insanlar cahil yoksul ve çaresiz bırakılmışlardı. İşte bu insanlara aydınlanmayı götürebilmek için Köy Enstitüleri diye yurdun 22 bölgesinde bu aydınlanma okulları kuruldu. Buralara alınacak öğrenciler köyden olacaktı. Bunlar okuyacak öğretmen olacak kendi babasına kardeşine köylüsüne eğitim götüreceklerdi. Nitekim köy enstitülerinin 10 yıllık kısa ömründe büyük başarılara imza attılar. Bölgemizde de Cilavuz köy enstitüsü Ağrı,Kars,Artvin,Erzurum İllerine hitap etmekte idi. Ben içinden geldiğim için buradan toplanan öğrencilerle büyük dayanışma , sevgi ve saygı ile birbirimize kenetlenmiş idik.
İlk mezun olarak 1944 yılının 11. Ayında cilavuz ilk mezunlarını veriyordu. Mezun olurken okul müdürümüz Halit Ağanoğlu bir salonda bizlere şöyle sesleniyordu. O Halit Ağanoğlu ki kendisini saygıyle anıyorum. Büyük bir eğitimci, konuşmacı ve vatanseverdi. Diyordu ki; evlatlarım ilk mezunum sizlersiniz canımdan can koparıyorsunuz. Sizleri ben köylere savaş eğitimcisi olarak gönderiyorum. Gittiğiniz köylerde büyük yokluklarla problemlerle karşılaşacaksınız. Güvencim odur ki size verdiğim eğitim ışığında aklınızı ve sabrınızı kullanarak her işin üstesinden geleceğinize kesin gözüyle bakıyorum. Yolunuz açık gönlünüz aydınlık olsun evlatlarım. Bu sahne karşısında ağlamamak için kendini zor tutan insanları gözümle görüyordum.
Ardahan a ilk mezun olarak Ali Sakarya, Mahmut Öztürk, Osman Şanal, Kurban Güngör, Mehmet Çakıcı, Niyazi Çankaya, Rahim Eren, Kazım Arıcı, ve Asker Kirman Ardahan köylerine dağılmıştık. Her geçen yıl sayılarımız artıyor. Büyük bir birlik olarak eğitime devam ediyorduk. Diğer köy enstitülerinde bilim ve sanatta ödül alan arkadaşlarımız çoktur. Cilavuz köy enstitüsünde ise Dursun Akçam ve Ümit Kaftancıoğlu yapıtları ile üne kavuşmuşlardır.
Dursun Akçam'ın onlarca yapıtlarını okuyacak olursak köyümüz ve köylümüzün ananelerini acılarını sevinçlerini birebir bulabilirsiniz. Dursun Akçam'ı kaybettik. 12 eylül mezaliminde çok işkenceler çekip yurt dışında yaşamaya mahkum etmişlerdi.
Ümit Kaftancıoğlu'nu da zalimler katlettiler. Bu iki Yurtseverimizi saygı ile anıyorum. Ve şöyle bağlamak istiyorum. Köy enstitülerinin kapatılışının 62. Yılındayız. Zamanın siyasilerinin zalimce ve gaddarca yaptıkları bu katliamı köy enstitüsü mezunları olarak unutamıyoruz. Bunun içindir ki onların çocukları ve torunları köy enstitülerinin ideallerini yaşatmak için Türkiye de 20 İlde yeni kuşak köy enstitüleri derneğini kurmuşlardır. Yayın organlarından imece de çok değerli akademisyenlerin yazıları çıkmaktadır.
Netice olarak şunu diyorum ki; köy enstitüsü mezunları ve onların çocukları bu eğitim kurumlarına ilgi duyan insanların sayesinde Türkiye de çok önemli Atatürk ilke İnkılaplarına dayalı aydın bir kesim yaratmışlardır. Onların hayatta kalanlarına saygı duymakla birlikte hayatta olmayanların ruhları şad olsun diyorum.

KAZIM ARICI
CİLAVUZ KÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNU THK ARDAHAN ŞUBE BAŞKANI

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
ANA DİLİMİZ/Mehmet Avşar

Kürt Dili Tanrının insanlığa sunmuş olduğu olduğu kutsal bir olgudur dil. Dilini kaybeden kişiliğini, karekterini kaybetmiştir, artık o insan, insan dan artakalmış bir şeydir.
Halk arasında şöyle bir inanış var; ''Anadiller ziyaret gibidir, anadillere kalkan elleri Allah felç eder.'' denilmektedir.
Ana kucağı kadar sıcak, ekmek kadar helal, su kadar azizdir anadiller.
Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan diller var Dünyada, bu dilleri koruma altına almak için Unesco ve Harvard Üniversitesinin de desteğiyle, Ardahan Üniversitesi Rektörü Ramazan Korkmaz bu konuda bir çalışma başlatmıştır.
Geçenlerde kendisiyle yaptığım röportajda Korkmaz,'' Anadiller dünyayı süsleyen çiçekler gibidir,her dilde gizli birçok zenginlik bulunmaktadır. Bütün ana diler kutsaldır. Dilleri koruma altına almak bütün insanlığın görevidir.'' dedi.
Anadiller için söylenmiş çok güzel sözler var, Türk ve Dünya edebiyatında işte bunlardan bazıları;
Bir ulusun bütün yönetimi bana bırakılsaydı, ilkin dilini düzeltirdim. Çünkü, dil düzgün olmayınca söylenen anlaşılmaz ve yapılması gereken yapılmadan kalır, böyle olunca töreler ve sanat geriler, adalet yoldan çıkar, halk çaresizlik içinde kalır. İşte bundan dolayı söylenmesi gereken başıboş bırakılamaz. Bu her şeyden önemlidir.
Konfüçyüs
Ana dille uzanan el, namusa uzanmıştır.
~ Cemil Meriç ~
Dilini kaybeden bir millet, herşeyini kaybetmiş demektir.
~ Peyami Safa ~
Bir ülkenin kanunlarının çiğnenmesinden sonra en büyük suç, dilinin çiğnenmesidir.
~ Walter Lanoor ~
Millet, edebiyatı olan topluluktur.
~ Balzac ~
Bana mükemmel bir lisan ver, sana büyük bir millet teşkil edeyim.
~ Leibniz ~
Kendi dilini tam olarak bilmeyen, başka dilleri de bilemez.
~ Bernard Show ~
Herhâlde münevver bir insanın, anadilinden en az 30.000 kelime bilmesini zaruri bulurum.
~ H. Saadettin Aral ~
Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.
~ Ludwig Wittgenstein ~
Bir kimsenin ne söylemesi gerektiğini bilmesi yeterli değildir; nasıl söyleneceğini bilmesi de gerekir.
~ Aristo ~
Dil, insanın karakterinin bir parçasıdır.
~ Bacon ~
Bütün dilleri ana dillim gibi görüyorum. Hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum.
**SABAH GAZETESİ İL TEMSİLCİSİ/05414757500

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan Öyküleri/Yılmaz Yalçıner
Tabanı kırık ayakabı-

Yalçıner Yılmaz İti sıçırtmamışım, yeni ayakkabımı çalsınlar.

Ayakkabını yatanda baş ucuna koydu. Yastığın kırlentine kundurası sürtündükçe kırlent boyandı.
Sabah uyandığında kırlentin berbat olduğunu anası görmesindi; görüp güne bir gündemle günü günün ahengini mahvetmesindi, kırlenti alel acele tersyüz etti.

Yorgan yokuştan kayarak halının üzerine çullanmıştı. Yorganın yüzü naylonumsu kumaşla astarlanmıştı.
Koşata varanacak yastık, kırlent yatak yüng yatak hepsi yüngdü, kırlentler kaztüyüydü birsade.
O oda ters taraftaydı. Cümle kapısına demek istedim.
Gece çok soğuk olmuştu. Kapılar: feleği şaşmıştı.
Kırlent salona çıktı diğer odalar ve mutfak, banyo hepsi salona gelirdi, ısınırdı.
Burası ısı dağıtım merkeziydi. Evin hanereisi Kudbettin Dayı evi planlamıştı.
Şimdiki gibi; az önce söyledikleri söyler söyler ve söylerdi.
" Sıcak salon eşikten sonra dış avluya söz çattıramazdı.

Anamdan doğdum doğalı fizik yasalar diye tutturmuşlar bu söylemi. Bu fizik yasası söylemi söyleyenler: Fizik yasası uyarınca eksi bilmem kaç derece gereğince ölümallah savukluğa salonun sobalığı etki etmezmiş falan. " Kubdettin Dayı bunu söyledi. Söyler söylemez yeni sözüne geçti.

O yeni sözünü birtaraf edelim.
Kırlent adamın koltuğualta yapışmıştı. Suç ortaklığı yapıyordu desem ne olurdu ki? Kırlent’in bildiği, kendi insiyatifidir.
Ayakkabı bir çift kunduraydı. O parayı pul sayıp almıştı. Her işte çalıştı, güzden iki ay al, kışın iki ay’ını karıştır: Toplamı sıfır olmayan ay beher sayı say! Denildiği gibi sayının düz çıkması lazımdır.
Toplamı sıfır çıkan sayı ile toplamda sıfır çıkmayan sayılar: İlki siyah ve beyaz gibi... ikincisiyse siyah beyaz ve gri gibiymiş!
Bereketli paraymış kunduraya saydığı para. Niye ayağına geçirmeden evden çıktı? Kundura verilen parayı karşılıyordu.
İngiliz demişliği: Ucuz ayakkabı alacak kadar zengin değilim!
Kırlenti ayakkabı yerine almış. Çarşıya vardığında koltuğualta kırlentin kikerdiğini gördü. Cin vurdu başına çıktı.
Garson başına bitmişti. Ayakkabı yerine ayağına karı pilacı giydiğini söyledi garson.
- Çay getirem abi içirsin? dedi.

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Sizde bir reklam verin, binlere ulaşın ..
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Sizde bir reklam verin, binlere ulaşın ..
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Sizde bir reklam verin, binlere ulaşın ..
Sizde bir reklam verin, binlere ulaşın ..
Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Sizde bir reklam verin, binlere ulaşın ..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
**SİZDE BİR REKLAM VERİN BİNLERCE İNSANA ULAŞIN ..
Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Sizde bir reklam verin, binlere ulaşın ..
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
EĞİTİM PANELİNDE DEVRİMCİ AKP STATÜKOCU DERNEKLERİMİZİ YERLE BİR ETTİ…/Yusuf Şit

Yusuf Şit Ardahan Kültürevi tarafından düzenlenen eğitim panelinde bölge derneklerinin soruna ve bölge sorunlarına siyaset kadar vakıf olmadıklarını, bu anlamda siyasetin çok çok gerisinde olduklarını gördük. Panelde şok üstüne şok yaşadık… Atalay'ın şahsında karşımızda bir milletvekili değil, halkı örgütleyen, halkın sorunlarına sahip çıkan bir devrimci gördük…
Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, KİSİAD Başkanı Süreyya Cinik ve Esenyurt Bld. Bşknı Kadıoğlu'nu dinlerken STK'larımızın bölgeye, bölgemizin ve ülkemizin sorunlarına bir siyasetçi kadar vakıf olmadıklarına şahit olduk. Atalay halkı temsil eden bir vekil olarak konuşurken STK'larımızın sorunları tespitte ne kadar geri olduklarını ele aldıkları sorunun asıl kaynağını dahi bilmediklerini, siyasetin çok çok gerisinde oldukları gerçeği tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı.
Atalay, sistem tıkanmıştır. Kral çıplak değil çırılçıplaktır. Şu anda pansumanlarla idare ediyoruz derken, sistemi çözemeyen derneklerimizinde patır patır dökülüşünü ve çıplaklıklarını gördük.
İktidar partisi (AK PARTİ) temsilcilerinin sorunları tesbit ve çözüm programlarının STK'ların çok çok önünde olduğunu gördük. Tek kelime ile Prof. Orhan Atalay yaptığı tesbitlerle hepimizi şoke ettiği gibi, devrimci bir iktidarla karşılaştık… Ve Atalay'ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi…

**KAİSİAD BŞK. Süreyya Cinik, STK değil, STK'cılık oynuyoruz…

Cinik, STK'larımızın izledikleri yol ve yöntemle sorunları bırakın çözmeyi kendileri soruna dönüşmektedirler. Özelde Ardahan'ı genelde ülkemizi ilgilendiren bir sorunda bölge STK'ları önce kendi aralarında sorunu tartışıp sorunu tüm detayları ile kamuoyuna taşımalıydılar. Kendi aralarında görev bölümü ve dağılımı yapmalıydılar. Ben yaptım, ben ettim mantığı ile hareket ediliyor. Ben yaptım-ettim mantığı ile toplumsal değil kişisel çıkışlar yapılmaktadır dedi. Bu da her alanda bölgemize zarar veriyor. Eğitim gibi bir konunun en az iki gün süren bir sempozyum şeklinde yapılması ve STK'lar tarafından detaylı bir şekilde tartışılması ardından kamuoyuna taşınması gerekiyordu.
Cinik bu temel gerçeklere değindikten sonra yaptığı konuşmada, Ardahan Kültür Evi'nin Ardahan'ı çok güzel temsil ettiğini söyledi. Bölge derneklerinin ve Ardahan Kültür Evininde her zaman sıklıkla yaptığı yukarda belirttiğimiz önemli eksikliklere de vurgu yaptı. Derneklerin böyle yaparak bölgeye ve bölge sorunlarına bir çözüm üretemediklerini belirtti.
Ardahan'ı ilgilendiren genel bir sorunda bir derneğin kalkıp ben yaptım, ettim mantığı ile kendini tüm STK'ların yerine koymasını ve bölge STK'larını boşa çıkarmasını anlayamıyoruz. Bir Organizasyonu bu şekil yapmak, gel, görün, git mantığı ile sorunlara yaklaşmak, bu yaklaşımlarla sorunlar çözülmez.
Ardahan'a hizmet etmek isteniyorsa öncelikle derneklerin bir araya gelip konuyu birlikte müzakere etmeleri, tartışmaları, görev dağılımı yapmaları, kimin ne konuşacağı önceden belirlenmeli, birlikte hareket etmeleri şarttır.
Bütün bu aksaklıklara rağmen bölgemizin büyük tüm STK'ları Ardahan'ı ilgilendiren önemli bir sorunda Ardahan Kültürevi'ne desteklerini sundular. Yalnız bırakmadılar. Ve yukarda KAİSİAD Başkanı Cinik'in ifade ettiği şekilde Kültür evini uyardılar…
Ardahan Dernekler Federasyonu gibi tüm yönetimi ile bu toplantıya destek veren Hoç-Fed toplantıya desteğini sundu ama toplantının bu şekil yapılmasını sessizce protesto etti. Toplantı bitmeden alandan ayrıldı. Geçmişte Kura Nehri örneğinde olduğu gibi ben yaptım ettim, öbür derneklerde gel-görün -git mantığının, toplumsal sorunlara olaylara çok sakat bir bakış açısı getirdiğini, bölge derneklerinin bu hastalıklarını yenmesi lazım dediler.
ARDAHAN İL DERNEKLERİ DÖKÜLÜYOR…
Toplantıda dikkatimizi çeken bir diğer konu ise Ardahan il derneklerinin çökmüş halleri:
Kartal Ardahan Derneği, bu derneğimiz son bir iki yıldır tamamen Ardahan ve Ardahan STK'larından kopmuş. Ortada yok…
Beykoz Ardahan Derneği, Sarıyer Ardahanlılar Derneği, Sultangazi Ardahanlılar Derneği birer karabatak gibi bir görünüp bir kayboluyorlar. Ardahan'ın 6 tane il derneği var. Birbirlerini doğru dürüst tanımıyorlar. Birbirlerinin etkinliklerinden haberleri yok. Ve biri etkinlik yaptığında ya öbürünün haberi yok; yada canı isterse katılıyor.

**Bu yazının devamını stemizin sağında bulunan ve diğer yazarlarımızında yazı/yorumlarının bulunduğu EN YENİ MAKALELERDE okuyabilirsiniz..

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan