Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 54
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 5 Gün Gelmedi
abdullahank 107 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 201 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 223 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 232 Gün Gelmedi
admin 234 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 235 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
y o r UMLAR
Yazar Fakir - Aralık 06 2012 - 21:21:47
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
BİR YAVRU KEDİYİ ANLAYAMAMAK/Osman Kamacı

Osman Kamacı Elimde bir fincan çayla, bir tabak kahvaltılık, kuruldum pastanenin caddeye bakan ön masalarından birine… Bakındım sağıma soluma… Masalar kısmen dolu ve herkes ya kahvaltı etmekle meşgul, ya da derin sohbet içerisinde. Aldırmıyorum. Günlük gazetelerin olduğu masadan birkaç tane alıyor, başlıyorum değer verdiğim köşe yazarların makalelerini satır satır okumaya.
Bir taraftan günlük gazetelere göz atıyor, diğer taraftan henüz buharı tüten çayımdan höpürdeterek yudumlamaya çalışıyorum. Gazetelerin baş sayfaları büyük puntolarla manşetler atılarak işgal edilmiş durumda. Haberlerin altında devamı falan sayfada, filan sayfada gibi dipnotlar kullanılarak davetkâr bir üslup kullanılmış. Açıyorum sayfaları belki iç açıcı, iyimser bir şeyler bulurum umuduyla… Güzel bir hava var. Güneş insanın içini ısıtan kaliteli ışınlar yaymakta… Bu güzel günün ruhuna uygun şekilde devam etmesini çok istiyor, çayımdan bir yudum daha alıyorum. Hiç olmazsa bugün karamsarlık istemiyor, adeta soluklanmak istiyorum. Soluklanmak istiyorum çünkü bu ülkede öylesine hızlı, öylesine baş döndürücü bir şekilde gündem değişiyor ki, takip etmek ve hızına yetişmek neredeyse imkânsız. Her gün Doğu ve Güneydoğuda yaşanan çatışmalar ve buna bağlı olarak henüz hayatlarının baharında olan ana kuzusu fidanların yürek yakan ölüm haberleri. Kocaları ve aileleri tarafında şiddete maruz kalan kadınlar ve hemen her gün işlenen namus cinayetleri. Hiçbir ilgimiz yokken bir anda sınır komşumuz Suriye ile yaşadığımız sinir bozucu gerginlik ve Cezaevlerindeki yüzlerce tutuklunun uzun süredir insani taleplerden dolayı sürdürdükleri açlık grevleri ve Hükümet yetkililerinin yaşanan süreç karşısında kayıtsız kalarak hiç bir şey yapamaması... Gazeteler sanki ortak yayına geçmiş gibi her gün bu ve benzer haberlerle dolu. Sadece haberler farklı sayfalarda basılarak farklılık varmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Aslında hiç birinin bir diğerinden farkı yok. Bu kadar moral bozucu haberlerin yanında hiç mi güzel şeyler olmuyor derseniz? Haklarını yemeyelim, mesela birkaç gün önce Ülkede adeta bayram havası vardı. Papatyalar açmış, renga renk tablolarla baskılar hazırlanarak okurlara şeker tadında bir haber servis edilmişti. O gün ne mi olmuştu? O gün kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Türkiye’nin Kredi notunu BB’den yatırım yapılabilir seviye olan BBB-‘ye yükseltmişti. Bu haberin gazıyla ülkede ne kadar ekonomist varsa hepsi bir anda ortaya çıkmış, gazete ve televizyonlarda ulusal dirilişimizi ilan eden yorumlarda bulunmuştu. Bu heyecan bir anda ayağımızı yerden kesmiş, Milli duygularımızı kabartarak, günlerce bulutların üzerinde gezinmemizi sağlamıştı. Bir mutlu olduk, bir mutlu olduk, sormayın gitsin. Allah Fitch’ten razı olsun. Fakat Fitch bizi nereye kadar mutlu edebilirdi ki… Çok değil, birkaç gün sonra, yani bugün kendi gerçeğimize döndük ve gündemin değişmesine yine engel olamadık. Siirt’te yaşanan askeri uçak kazası ülke’de adeta şok etkisi yarattı. Siirt’te düşen askeri uçak ve bunun sonucunda 17 fidanın hayatını kaybedişini gazeteler yine manşetlere taşımıştı. Askerlerin adları ve memleketleri sıralanmıştı, gözlerimizin içine bakan masum fotoğraflarıyla. Bakamıyorum tebessüm eden gözlerine, hayatlarının baharında aramızda ayrılan fidanların… Çünkü İçim acıyor ve o cesareti kendimde bulamıyorum. Kendimi bir an hayatını kaybeden o askerlerin babaları yerine koyuyorum. Aman Allah’ım dayanılır gibi değil, darbe yemiş cam bir vazo gibi her tarafım param parça…
O an gazeteleri topluyor, bir kenara koyuyorum. Bugün elimden geldiğince acılardan ve karamsarlıklardan uzak kalmaya karar veriyorum. Kahvaltı yapamayacak durumda olsam da, çayımdan vazgeçemiyorum. Bir yudum bir yudum derken, bir anda kucağıma atlayan bir yavru kediyle karşı karşıya kalıyorum. Önce ne yapacağımı bilmez halde tereddüt geçiriyor, onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum. Ancak bunu yapamıyor, masumiyetine yenik düşüyorum. Kısa bir şaşkınlıktan sonra ona odaklanıyor, ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyorum. Daha yavru denecek kadar çok körpe, tüyleri bir bulut kümesi kadar gri ve yumuşak. Belli ki üşümüştü. Kim bilir belki de çok acıkmış ve benden onu doyurmamı bekliyordu. Bir ara patilerini üzerinde gezdirerek dizlerimi yoklamaya çalıştığını hissediyorum. Sanırım onunla oyun oynamamı istiyordu veya ben öyle algılıyorum. Ellerimi yumuşacık tüyleri arasında gezdirerek niyetini anlamaya çalışırken, o tepkisiz ve çekingen davranıyor. Bakışlarındaki ürkeklik oyun oynayacak halim mi var der gibiydi. Oturdu dizlerime, kırk yıllık bir dost gibi. Belki dökecekti içindekileri, ne var ne yok her şeyi, kim bilir. Bir süre elimdeki bardağı dudaklarımın arasına alışımı ve höpürdeterek yudum yudum içişimi seyretti. İki safir parçasından farksız gözleriyle sanki gözlerimde bir şeyler arıyordu. O bakışlardaki etkileyici esrarı çözemiyorum. Bir şeyler anlatmak için büyük çaba gösterdiğini görebiliyordum… Ancak dayanılmaz bir çaresizlikle sadece bakışlarına karşılık verebiliyordum. Sanırım bu onun beklediği şey değildi. Bakışlarına cevap vermem bile onun için hiç bir şey ifade etmiyordu. İncecik ve bir Kuğu kadar zarif boynu üzerindeki minicik başını her hareket edişinde adeta beni neden anlamıyorsun sitemini haykırıyordu. Duygusal bir durum oluşmuş, ne söylemek istediğini anlamak için merak sendromuna yakalanmıştım. Elimi yeniden daldırıyorum bir bulut kümesi kadar yoğun ve gri tüylerinin arasına. Gezdiriyorum parmaklarımı minicik gövdesi arasında. Sanırım onu anlamaya çalıştığımı hissedebiliyordu. Her okşayışımda küçük tınılarla mırlamalarda bulunarak sanki derdini kusuyordu. Önümdeki tabaktan bir lokma uzatıyorum, oralı bile olmuyor. Tepki olarak öyle bir bakış fırlatıyor ki, hayal kırıklığına uğramış gibi dizlerimin üzerinden kalkmaya çalışıyor.

**‘’Peki, söyle derdin ne? diyorum.

Başlıyor aynı tınılarla mırlamaya. Kısa sürede çok şey anlattı veya en azında anlatmaya çalıştı. Belki ailesini bulmasına yardımcı olmamı ve ser sefil olmaktan kurtarmamı bekliyordu. Ancak yaşadığımız kısa duygu yoğunluğuna rağmen, ne o derdini anlatabildi, nede ben onu anlayabildim. Son defa gözlerime baktı ve aynı hızla üzerimden atlayarak gözden kayboldu. Kim bilir, belki de kendisini anlayabilecek birilerini bulmak ve umutlarını sürdürmek için başka masalar dolaşacaktı, günler ve haftalarca…
İşte o an yine yalnız kalıyorum, katlayıp bir kenara attığım gazeteler ve ruhumu parçalayan duygularla baş başa…

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan Milletvekili Başbakan’a Ne Söyledi?

Levent Gültekin AK Parti’nin Kızılcahamam kampında Başbakan Erdoğan ile Ardahan milletvekili Orhan Atalay arasında bir tartışma yaşanmış.

Gazeteler böyle yazıyordu.

Başbakan ile milletvekilinin arasında geçen diyaloga değineyim, sonra söylemek istediklerime geçeceğim.

Orhan Atalay AK Parti’nin son dönemde ‘milliyetçiliği’ esas alan üslubunun bölgede büyük sıkıntı oluşturduğunu ve tamiri zor yaralar açtığını söyleyince, Başbakan Erdoğan soruyor: “Kimin üslubu?”

Atalay cevap veriyor: "Özellikle sizin vurgularınız ve son dönemde benimsediğiniz üslup"

Bu cevap üzerine Başbakan “Neyi kastediyorsun?” diye üsteleyince Orhan Atalay da her konuşmada meseleyi tek bayrak, tek devlet, tek millet söylemine taşıyıp buradan varılan milliyetçilik temasının bölgede oluşturduğu olumsuzluklara dikkat çekmiş.

Bunun üzerine de Başbakan Erdoğan “Eğer şikayetçi oldukların bunlarsa, bu vurgulara devam edeceğim. Milliyetçiliğin ne demek olduğunu biliyorum” mealinde bir şeyler söylemiş.

Sanırım bu tartışma, 15 dakika kadar karşılıklı soru cevap şeklinde devam etmiş.

Belirtmeden geçmeyeyim. Orhan Atalay’ı yakından tanırım. Esaslı adamdır.

Bu tartışmadan sonra Orhan Atalay ile konuştum. Yazılmasını istemediği için ayrıntıya girmeyeceğim. Geçtiğimiz hafta Ardahan’daydım. Ne demek istediğini, esasında neye itiraz ettiğini, hangi sıkıntılara dikkat çektiğini de yakından gördüm.

Şimdi gelelim bu tartışma üzerinden benim söyleyeceklerime.

Başbakan Erdoğan’ın son dönemde batıdaki ‘milliyetçi’ reflekslere sahip seçmenin sempatisini kazanmak için benimsediği üslup, konuşmalarındaki vurgular bana Kürtlerin hassasiyetlerini gözetmekten vazgeçtiğini düşündürtüyor.

Milliyetçiliğin Kürtler tarafından nasıl algılandığı ortadayken, Türkiye’nin bütünlüğü için çabaladığını söyleyen birinin ‘milliyetçiliğe’ vurgu yapmasının akılla mantıkla alakası olmadığı kanaatindeyim.

Esasında vurgulama ihtiyacı duymak da sorunlu.

Başbakan Erdoğan “tek bayrak”, “tek millet”, “tek devlet” diyerek bu değerleri koruduğunu, bu konuda tavizsiz olduğunu bunları tartışmaya açarak göstermeye çalışıyor.
Bazı değerler hiçbir şekilde masaya getirilmez, tartışma konusu yapılmaz. Bunların vazgeçilmezliğine vurgu yapmak, onları bizatihi tartışma masasına getirmekten başka bir işe yaramaz.

İtiraz edilen bu değerlerin kendisine ve içeriğine değil, bizatihi bu değerlerin sloganik hale getirilerek siyasete malzeme edilmesinedir.

Geçmiş yıllarda “devletin birliği”, “bayrağın yüceliği”, “milletin bütünlüğü” denilerek Kürtlere yapılan baskı ve zulümler ortada. Hiçbir hassasiyet gözetmeden, içi boş, sığ, anlamsız ve yüksek bir ses tonu ile bu kirletilmiş sembolleri yeniden ön plana çıkarmak bu yarayı deşmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Başbakan Erdoğan Kürtlerden ne istedi?

Başbakan Erdoğan geçtiğimiz hafta grup toplantısında “artık sıra sizde, bir şeyler yapın”diyerek Kürt halkını PKK’ya karşı ayağa kalkmaya çağırdı.

Ne yapacak halk? PKK ile devletin yerine kendisi mi savaşacak? PKK’ya boyun eğmemek, isteklerine karşı çıkmak bu kadar kolay mı?

Kaldı ki bu halk 2002’de, 2007’de, 2011’de AK Parti’ye verdiği oylarla zaten ayağa kalkmadı mı?

2007’de AK Parti’ye Batman’da yüzde 47, Bingöl’de yüzde 71, Bitlis’te yüzde 58, Diyarbakır’da yüzde 40, Malatya’da yüzde 66, Urfa’da yüzde 60, Van’da yüzde 53 gibi yüksek bir oy vermiş

AK Parti’nin Türkiye genelinde oy ortalamasının yüzde 47 olduğu bir seçimde ortalama yüzde 55 oy veren Kürtler, bu destekle PKK’ya başkaldırıp Başbakan Erdoğan’a “biz senin yanındayız” demiş olmuyor mu? Daha ne yapsınlar?

Tablo böyleyken, hala halktan PKK’ya direnmesini istemenin mantıklı bir tarafı var mı?

Batıda konfor içinde yaşayanların doğudaki halktan silahlı örgüte karşı daha cesur olmasını istemesi komik kaçıyor.

Öğretmen, kaymakam, asker, siyasetçi onlarca insan PKK tarafından kaçırılmış ve devlet olarak hiçbir şey yapmıyorsun.

Durum bu, buna rağmen “Kürtler PKK’ya başkaldırmalı” demenin neresi gerçekçi?

PKK ile bölge halkının arasına çizgi çekmeyi başarmak hassasiyet ve toplumun hassasiyetini iyi yönetmeyi gerektirir.

Sanırım Başbakan Erdoğan yaptığı yol, köprü, havaalanı, hastane ve maddi durumu iyileştiren icraatların yeterli olduğunu ve bundan dolayı da Kürtlerin kendisine minnettar kalacağını düşünüyor.

Haksızlık etmeyeyim. Doğu gerçekten bir şantiye gibi. Gerçekten de 50 yıldır yapılandan daha fazla yatırım yapılmış. Fakat bu icraatların ‘hamasi’ bir söyleme feda edilmesi gerçekten üzüntü verici

Başbakan'ın Kızılcahamam’da söylediği “Bu kadar yatırım yaptığımız halde bölge halkını yanımıza çekemedik, demek eksik kalan şeyler var” cümlesindeki gibi bütün bunlar yetmiyor.

Başbakanın göremediği bir olgu var. Yol, köprü, hastane gibi maddi icraatlar onur, kişilik gibi manevi yaraları ne yazık ki tedavi etmiyor.

Vicdanlarda, yüreklerde oluşan acıyı ve buna bağlı meydana gelen öfkeyi otoyol yaparak dindiremeyeceğini görmesi gerekiyor.

Başbakan Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü gerçekten dert ediyorsa, etrafındaki yalaka takımına değil, cesaretle gerçekleri yüzüne karşı söyleyen çalışma arkadaşlarına kulak vermeli.

Başkanlık hayali için hem idam isteyenleri hem de müzakere diyenleri memnun etme hayaliyle Türkiye’nin bütünlüğünü bu amacına kurban etmekten vazgeçmelidir.
Levent GÜLTEKİN

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Gölgeli Derneği tamam sıra Ardahan'da!..

Ardahan Haberleri '**İlyas Yıldız

Dışı seni yakar, içi beni'.
Dış görünüşe aldananlara hitaben söylenen bir söz.
Hani sık sık içi boş dernekçilik anlayışından bahseder dururuz ya, işte bunlardan biride Gölgeli derneğidir…
Kimine göre son derece güzel etkinliklere imza atmış bir dernek profiline hâkim olsa da işin aslı pekte öyle değil aslında…
Gölgeli Derneğinin kuruluş sürecini ve bugüne kadar olan çalışmalarını bilen bilir.
Bu konuda çok yazıp çizdik…
Her ne hikmetse bu dernekte söz sahibi olanlar, körle yatan şaşı kalkar misali bir müddet sonra onlarda aynı telden çalıyorlar.
Son kongrede yakın çevremizden bir umut yönetimine talip olarak önerdiğimiz insanlar dahi süreç içinde bize karşı oynadılar!..
Bunların son günlerde açlık grevlerine karşılık dernek yönetiminin duyarsızlığından dolayı düştükleri komik durumdan bahsetmek istemiyorum tabii!
Gölgeli derneğinde inat ve kibirle yönetimde söz sahibi olmaya çalışanlar, süreç içinde umduklarını bulamayınca söz ettikleri eğitim meselesinde, seçime endeksli siyasal vurgun peşine düştüklerine şahit olmaktayız!
Evet, aldığımız duyumlar bu yönde.
Yakın zamanda kurulan ve kısa adı ARVAK olan Ardahan Eğitim Vakfına gelmeden önce Gölgeli derneği ile ilgili anlatacaklarım daha bitmedi!...
Gölgeli Derneğinin son halini mi merak ettiniz?
Hastanın durumu pek iç açıcı olmadığı kulaktan kulağa dolaşmakta!..
Dernek, kurulduğu günden beri basit bir inadın ve çirkin bir kibir in eseri olmaktan öte bir türlü yol alınamadı… Bunun vebali tüm Gölgelilerin olduğu kadar aynı zamanda başından beri bu derneğin yönetiminde olanlarındır…
Söylediklerimizi ya biz anlatamadık ya da yönetimde rol alanların işine gelmedi ve sonuç ortada…
Burada istenen menzili alamayanların şimdi yine eğitimi baz almak koşulu ile Ardahan'ın geneline göz koydukları söyleniyor.
Anlayacağınız Gölgeli tamam sıra Ardahan'da!…
Bu arada Ardahan'ın son yıllardaki eğitim durumu malum…
Öte yandan CHP içerisinde dikiş tutturamayanların çareyi sosyal projelerde aradığı da…
Ama burada da işler oldukça zor!
'Neden?' diye sorarsanız iki cambaz bir ipte oynamazda ondan!..
Bir yanda Gürsel Tekin, diğer yanda Mustafa Sarıgül… Bizim imamlarınsa durumu malum!
Aslında eğitim bahane.
Kurulan vakıfla seçime endeksli arayışların olduğu besbelli ortada…
Bu durumu düşününce ister istemez Aziz Nesin'in o inanılmaz güzel hikâyesi geliyor akla… 'Du bakali ne olicek?'
'Eğitim nedir Bunlar biliyor mu?' Diye sorarsanız, 'siz biliyorsanız söyleyin' demek en kolay cevap olacak!
Bana sorarsanız bunların derdi eğitim değil yaklaşmakta olan yerel seçimler… Bu söylediklerimi mutlaka bir yere yazın.
Bunların Eğitimle alakaları olsaydı Gölgeli Eğitime Destek Derneği adı ile Cami yaptırma derneği gibi çalışmazlardı.
Bazen düşünüyorum acaba ben mi farklıyım diye ama durum ortada.
Gelelim ARVAK'a!
İlk duyduğumuzda doğrusu Ardahan için sevindirici bir gelişme olarak algıladık… Ancak dışarıdan gelen duyumlar ve ilgili şahsiyetlere bakınca kazın ayağı öyle olmadığı kesinleşiyor ne yazık ki!
Gürsel Tekin ve Mustafa Sarıgül'ü sorarsanız ikisi de okeye dönüyor..
Bunların CHP de çoktan işleri bitmiş…
Bu işler için entelektüeller lazımdı oda Gölgelide çok maalesef…
Toplumun dibine vuranlar her zaman olduğu gibi kendi meşrebinde yer alıyorlar.
Dernekçilik şimdi FIRAQ'lara kaldı!..
İşin şaşılacak bir yönü daha var aslında!
GLADYO'nun başı malum... Onu belirtmeye gerek yok!
Ardahan adını çağrıştırmasına karşılık kurucuları, Ekşioğulları- Bingöllüler ve birde örümcek tabir edilen birkaç kişi…
İşin aslı tüm bunlar bir plan çerçevesinde yürüyor...
Gürsel Tekin'e gidip makamında 1000TL'lik hediye yaptıranların belki bir bildikleri vardır kim bilir!
Bekleyip göreceğiz sonucu..
Önemli Not:
Bu yazının yaınlandığı gün içerisinde şahsımı arayan Vakıf Başkanı Sayın İlter AVŞAR'la 30 dakikaya yakın bir telefon konuşması gerçekleşti. Konunun kendisi ile alakalı bir durum olmadığını izah ettik.
Taktir edersiniz ki, yarım bırakılmış bir sosyal girişimde olduğu gibi bu vakfın ehli olmayan müteşebbislerin elinde yara almamasıdır dileğimiz. Ele aldığımız bu yazıda devamlılığın sağlıklı bir şekilde Ardahan Eğitimi için sürmesidir gayemiz. Yapmış olduğu girişimin Ardahan'ın yararına olduğuna inanıyoruz.
Sayın İlter Avşar'ın iyi niyetine inanıyoruz. Gürsel Tekin'le ilgili soz konusu hediyeyi dile getirmemiz önemsenecek bir durum değildir. Kaldı ki, Hediyenin mahiyetide söz konusu değildir... Konu ile alakalı gerekli ve yeteri açıklama daha sonra ayrıntıları ile ele alınacaktır. Ayrıca Sayın İlter AVŞAR'ın mütevazi duruşundan dolayı teşekkür eder, başarılarının devamını dileriz.

**ARDA-FED Başkanı Doğruyol’dan Falsolar!...

ARDA-FED Bşk. Doğruyol; ''Emekli Abilerimiz Köye Gitsin''
Ardahan için herşey tamam göz taramasımı başladı sorusuna Güven Doğruyol'dan cevap; ‘’Çok kolay yolu var, sizin gibi emekli ağabeylerimizin Ardahan'a ikamet alması ve köyüne geri dönmesi lazım!..’’
‘’Çok kolay yolu var, sizin gibi emekli ağabeylerimizin Ardahan'a ikamet alması ve köyüne geri dönmesi lazım.’’
Ardahan Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Güven Doğruyol, Facebook üzerinden yaptığı duyuru ile Avrupa Göz Hastanesi ile yapılan anlaşma gereği Ardahan Derneklerinde Pazar günleri Ücretsiz Göz Taraması yapılacağını duyurmuş.
İfade edildiğine göre, muayene sonucu tedaviye ihtiyacı olanlar Evlerinden Servisle alınıp tedavi sonrası tekrar evlerine bırakılacak ve muayene ücreti alınmayacakmış.
Bu hizmete ihtiyacı olan bütün Derneklerin facebook üzerinde yapılan çağrının altına bilgilerini yazabileceği gibi, örgütlenme Sekreteri Engin Mehmet Aydemir’in 0555 965 60 73 No telefonundan da kayıt yaptırabilirler diye bir açıklamayada yer verilmiş.
‘İyi bir sağlık hizmeti olarak öngörülebilir belki. Ancak, sosyal güvencenin toplumun tüm katmanlarına yayıldığı bir çağda böyle bir hizmetin verilmesinden önce daha sağlıklı bir örgütlenme için ne yapılabilir?' Bunu düşünmek lazım kanımca... 'Ardahan yeniden ilçe olma yolunda emin adımlarla ilerlerken, bu sefer Kars'a mı yoksa Iğdır'a mı bağlanır bilinmez!’ Diye bu düşüncemizi bu çağrının altına iliştiriverelim dedik.
''Her şeye anında karşılık vermekte üstüne olmayan ARDA-FED Sayın Genel Başkanı Güven Doğruyol, soyadına yakışır bir yolda mı gelin siz buna karar verin!'' Dedik.
Güven Doğruyol’un verdiği cevap aynen şöyle!
‘’Çok kolay yolu var, sizin gibi emekli ağabeylerimizin Ardahan'a ikamet alması ve köyüne geri dönmesi lazım!..’’
Evet, benim gibi gençliği ve çocukluğunun en güzel yılları hayatın tüm çilesini omuzlayarak İstanbul, yetmedi dünyanın birçok büyük kentlerinde geçen ve sonunda azda olsa ömrünün geriye kalanını huzur içinde tamamlaması gerekenler, emekli olduktan sonra Ardahan’a gidecek!
Güven Doğruyol ve benzerleri ise Ardahan adına metropolde kaz ve kuş geceleri düzenleyerek.
Neymiş Ardahan'ı ve Ardahanlıları temsil ediyorlarmış!
Her hizmet tamam eksik olan göz taramasıymış gibi bu tür göz boyamalarla beni ‘Ardahanlıları’ temsil edecekler!
Emekli insan ne yapabilir köyde?
Tarım ve hayvancılık desen bükülen belle mi yapacak?
Hadi diyelim adam tutsun ama oda yok, eli biraz ekmek tutan gençlik İstanbul gibi metropollerin yolunu tutuyor…
Bence önce sen ve senin gibi dernek ve federasyon başkanları göz taraması vb. göz boyamalarla uğraşacağınıza gençliği nasıl Ardahan’da tutabilirimin çaresine bakın Sayın Doğruyol.
İşinize gelmeyince yaşı kemale ermiş, beli bükülmek üzere olan ve ömürlerinin sonuna doğru biraz olsun huzur içinde ölümü bekleyen emeklileri köye gönderme teklifinde bulunmaktansa başka alternatifler sunun bu insanlara’da sizlere gerçek dernek, federasyon başkanları desinler.
Yok, öyle dava Sayın Doğruyol!
Ben ömrümün bitmesine az bir zaman kala köye gidip ne yapacağım söylermisin?
Ha… Şimdi aklıma geldi!
Kusura kalma yaşlılığın verdiği ağırlıkla biraz geç algılıyor olabilirim!
Emekli olduktan sonra köye gideceğim ve 6 ay boyunca yapabileceğim tek iş kışın 8 ay boyunca idaremi yapabilmek adına kaz yetiştireceğim…
Ve sonra sen ve senin gibi dernek ve federasyon başkanları bu kazları kışın toplayıp İstanbul ve benzeri metropollerde Rakılı-Sazlı- Sözlü Kaz ve Kuş geceleri düzenleyecek öylemi?
Havanızı alırsınız siz bundan sonra.
Sizi gidi köylü kurnazı dernek başkanları sizi… İşinize gelmeyince emekli olan ağabeylerinize, ‘’Köye gidin’’ demek bu kadar basit mi?

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan'da Manda (Camuş) Yetiştiriciliği Yapılabilir

Ardahan Haberleri Manda eski zamanlarda Anadolu'nun simgelerinden biriydi. Peki, ne oldu da bu kadar sayıları azaldı?
Yaklaşık olarak 35 yıl öncesinde, Anadolu'nun su bakımından zengin toprakları bir hastalık yüzünden kurutulmak zorunda kaldı. Bu hastalık, sıtma eradikasyonu idi. Amik Ovası, Sultan Sazlığı, Ereğli gibi çoğu alan bu hastalık yüzünden kurutuldu. Mandalarda sulak arazilerde yaşayan bir hayvan olduğu için sayıları büyük ölçüde azalmış oldu.
Manda, etinden, sütünden ve derisinden faydalanılan çok bereketli bir hayvandır. Eski kasaplar manda eti de kesip pazarlardı. Yoğurdu ise mucizevîdir ilaç gibi her köşe başında satılırdı. Her yörede gücünden de faydalanılan manda günlük hayatın vazgeçilmez bir yaşam simgesi olmuştu. Çok iyi hatırlarım, yıl 1960'lar… Ardahan ve Karsta hayvancılıkla uğraşan her evde mutlaka 3-5 mandanın varlığı aklıma gelir… Zaman içinde bu gelenek bitme noktasına geldi. Oysa mandanın nerelerde yetirttirilebileceği konusunda edinilen bilgileri değerlendirdiğimizde kuzeyanadoluda bu işin çok iyi bvir gelir kapısı olacağı mutlak
Afyonkarahisar manda sayısının en yüksek olduğu illerin başında gelir. Hala manda yetiştiriciliği devam ettirilmektedir. Yalnız 1 yıl kadar önce 150 bine yaklaşık manda var ise, bugünlerde manda sayısı 10 bine kadar azalmıştır. Türkiye genelinde 1 milyona yakın manda var iken, bugünlerde bu rakam 60 bin civarındadır.

**YETİŞTİRİCİLİĞİ
Yapılan araştırmalar şunu göstermiştir. Manda çok zahmetli ve ilgi isteyen bir hayvan değildir. Ortalama bir manda 30 sene yaşayabilir, üremesi ise, ineklerden çok daha kolay. Manda yetişirciliği için gerekli olanlar, sulak alan ve manda için özel bir besin olduğu göz önüne alınırsa kuzeyanadolu iklimi manda için ideal bir iklimdir.
Sulak alandan kasıt herhangi bir göldür… Kura çayı boyunca suyun devir daimi sağlanmak suretiyle bu iş için yapay göller oluşturulabilir. Çünkü mandalar, derileri kalın olduğundan sık sık serinleme ihtiyacı duymaktalar. Sadece bu koşulları sağladığınızda siz de çok kolay bir şekilde bu işi yapabilirsiniz.
Şunu unutmamak gerekir ki, mandanın yediği besinler ne kadar kalitesiz de olsa, size çok kaliteli et olarak geri dönmekte. Ayrıca sütü, yaklaşık %10 yağ oranı ve tadıyla çok aranan bir besindir.
Türkiye'de baş göstermiş et krizinden sonra manda yetiştirme çok cazip görülmekte. Türkiye'de bu işi modern şartlarda yapan herhangi bir çiftlik dahi yok. Ayrıca devlette iyi koşullarda kredi imkanı sağlamakta. Fırsat ayağınıza kadar gelmiş durumda. Değerlendirip değerlendirmemek size kalmış.

**BESİ ÇİFTLİĞİ NASIL
KURULUR?
Para Dergisi'nden Ersan Çıplak'ın araştırmasına göre, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. M. İhsan Soysal, "Manda yetiştiriciliğine ilk kez girecek yatırımcılara başlangıçta 50 sağmal hayvanla bu işe başlamaları öneriyoruz" diyor. Sağmal mandaların piyasadaki satış fiyatı ise süt verimliliklerine göre 4 bin ile 7 bin TL arasında değişiyor. Manda, Türkiye'nin hemen her bölgesinde yaşayabiliyor. Hatta sığırların beslenemediği eğimli, yetersiz kaba yem alanlarında bile yaşamlarını sürdürebiliyorlar ancak mandanın derisi güneşe karşı daha hassas. Bu nedenle güneş tepedeyken çamurla sıvanması ya da suya girmeleri gerekiyor. Soysal, sulak alan ya da çamurlu göllerin şart olmadığını belirtiyor. Çünkü modern yetiştiricilikte bu ihtiyaçlar suni olarakta sağlanabiliyor.
Bir manda barınağında yemlik, yem yolu, dışkı yolu, manda yatakları, yem deposu ve süt muhafaza bölümlerinin bulunması gerekiyor. Bina tavanının ahşap ve alçak olması öneriliyor. Zemininse tuğladan yapılması daha sağlıklı bulunuyor. Çünkü beton yataklarda hayvanlar enerji kaybedebiliyor.

**HAYVANA DA TESİSE DE DESTEK
Aslında Türkiye'de neredeyse tüm çiftlik hayvanları için tarımsal destekler yıllardır var. Ama nedense Mayıs 2008'e kadar manda yetiştiricileri hiçbir teşvik kapsamına alınmamış. Ancak mandacılık yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalınca alarm zilleri çalmaya başlamış…
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın hayvancılık destekleri kapsamında bu yıl başından itibaren anaç manda başına 300 TL hibe veriliyor. Manda desteğinden yararlanacak yetiştiricilerde üretici örgütleri, kooperatifler bölge veya il üst örgütleri gibi herhangi bir kuruluşa üye olma şartı aranmıyor.
Ancak Ekim 2011'de başlayacak manda ıslah çalışması projesi verilecek hibelerden yararlanabilmek için manda birliklerine üye olmak gerekiyor. Bu yeni uygulamayla manda başına 500 TL hibe verilecek. Ancak iki destekten aynı anda yararlanma şansı yok.
Anaç hayvan başına yapılacak ödemeler 200 başa kadar yüzde 100, 200 baş ile 500 baş arası için yüzde 50?si, 500 baş ve üzeri içinse yüzde 25?ine karşılık gelen tutarın ödenmesi suretiyle uygulanıyor. Bu uygulama İstanbul, Tokat, Amasya, Afyonkarahisar, Balıkesir, Bursa, Samsun, Düzce, Bitlis, Sivas ve Diyarbakır olmak üzere 11 ilde geçerli.
Manda yetiştiricilerinin süt ve süt tozu ile yem desteklerinden de yararlanma imkanı var. Bu desteklerin dışında sıfır faizli, 2 yıl geri ödemesiz kredi desteği söz konusu.
Öte yandan, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) tarafından yürütülen Kırsal Kalkınma Programı'na mandacılıkla ilgili yatırımlar da dahil edildi. Buna göre kurulacak tesis yatırımlarının yarısı hibe yoluyla desteklenecek.

ÜRETİCİ SAYISI ARTIYOR
Manda yetiştiriciliği konusunda projeler geliştiren, çiftlik kurmak isteyenlere ücretsiz bilgi desteği sunan Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü Manda Yetiştirme Şubesi'nin yetkililerinden Mustafa Küçükkebapçı, "Son günlerde doktorlar, inşaatçılar, tekstilciler bizleri arayarak manda yetiştiriciliği konusunda bilgi almak istiyorlar. Ayrıca eskiden manda yetiştiriciliği yapan ama daha sonra bırakanların da tekrar mandacılığa başladığını duyuyoruz" diyor.
Marmara Bölgesi'nde mandacılık yapan girişimcilerden biri de Ahmet Gıcır… Balıkesir'e bağlı Balıklı Köyü'nden manda yetiştiriciliği yapan Gıcır, çiftliğindeki manda sayısını 200'e yükseltmiş. 25 yıldır mandacılık yapan Gıcır'ın birkaç yıl önce sadece 80 mandası varmış.
Manda kaymağı üretenlerin sayısı azalınca bu işin kıymete bindiğini söyleyen Gıcır, devletten aldığı teşvikler sayesinde işini büyüttüğünü vurguluyor. Hala geleneksel yöntemlerle manda kaymağı üreten Gıcır, bu ürününün tamamını Balıkesir'deki işletmelere satıyor.

**İSTANBUL'DA 260 MANDA ÇİFTLİĞİ VAR
Son dönemde manda yoğurdu ve kaymağına ilginin artması Tekirdağ çevresindeki üreticileri harekete geçirmiş. Tekirdağ Saray'a bağlı Güngörmez, Sefalan, Ayvacık, Bahçeköy, Aksicim ve Balkaya köylerinde 50 civarında üretici bulunuyor. Bu köylerdeki manda sayısı ise bini geçmiş.
Bu bölgedeki üreticilerden Hasan Orman, "Mevsimine göre günlük 1-2 ton manda sütü işleyebiliyoruz. Son zamanda yoğurda çok talep var" diyor. Marmara'daki önemli merkezlerden biri de İstanbul… Halen Eyüp ve Arnavutköy'de irili ufaklı 260 manda çiftliği bulunuyor. Bu çiftliklerde üretilen ürünlerin tamamı İstanbul piyasasına sunuluyor. Ancak henüz aralarında kendi markasıyla yoğurt veya kaymak üretebilen herhangi bir işletme yok.

BAFRA'DAKİ MANDA SAYISI 13 BİNİ BULDU
Kızılırmak Deltası, bir dönemler Türkiye'nin en büyük manda nüfusuna sahip bölgesiydi. 2008 yılı itibariyle bu bölgedeki manda sayısı 8 bine kadar düşmüştü. Ancak bu dramatik düşüş, AB fonları tarafından desteklenen "Manda Sevdası Projesi" ile son buldu.
Samsun'daki Damızlık Manda Yetiştiriciliği Birliği, Doğa Derneği ve On Dokuz Mayıs Üniversitesi tarafından yürütülen bu proje kapsamında manda ıslah çalışmaları yapıldı. Yaklaşık 3 yıl süren projeyle bölgedeki manda sayısı 13 bine yükseltildi. Samsun Damızlık Manda Yetiştiriciliği Birliği Başkanı İsmail Metin, bölgedeki durumu şöyle anlatıyor:
"Bafra ilçemiz sınırlarına dahil Kızılırmak Deltası, 57 bin hektarlık alana yayılıyor. Burada irili ufaklı 22 göl ve 12 bin hektar sulak alan var. Yani bölgemiz manda yetiştiriciliği için çok uygun. Manda sayısındaki artış buradaki girişimcileri harekete geçirdi. Şu sıralar manda sütü, yoğurdu ve peynirini kendi markalarıyla piyasaya sunacak firmalar kurulmaya başladı."
Bafra'daki manda yetiştiricilerinden Dursun Karabulut da 2 yıl önce sadece 40 olan manda sayısını bu yıl 100'e çıkarmış. Şimdilik elde ettiği sütün kilosunu çiğ olarak 3 TL'den satıyormuş. Karabulut, "Manda sütüne çok talep var. Bu yüzden hayvan sayısını artıracağız. Ayrıca modern bir süt işleme tesis kurarak ambalajlı, markalı yoğurt ve kaymak üretmeye hazırlanıyoruz" diyor.
Türkiye'nin ilk ve tek manda ürünleri markası: Amanda
Afyon Kocatepe Üniversitesi "Amanda" adı altında Türkiye'nin ilk markalı manda yoğurdunu birkaç yıl önce piyasaya sunmuştu. Üniversite, şimdi de manda sütünden mozeralla peyniri, yoğurt, ayran ve kaymak üretiyor.

**Mozarella peyniri üretebilirsiniz..
Türkiye'de manda ürünleri deyince akla hemen kaymak ve yoğurt geliyor. Çünkü başka türlü değerlendirme şansı henüz bulamamışız. Oysa İtalyanların manda sütünden yaptığı mozarella, normal peynirin 3-4 katı pahalıya satılıyor.
Manda eti için de benzer bir yanlış kanaat söz konusu. Bu da genelde etlerin 25 yaş ve üzeri mandalardan geldiği önyargısından kaynaklanıyor. Oysa mandanın eti sığıra göre daha az yağ içeriyor; düşük kolesterol ve kalori değerlerine sahip. Buna karşılık daha fazla protein ve minerala sahip olduğu belirtiliyor.
İşlenmiş manda derisinden kemer, koşum takımları, gön gibi dayanıklı ürünler elde edilebiliyor. Boynuzlarından ve tırnaklarından kolye, küpe, bilezik, broş, küllük, askılık gibi takı ve aksesuar ürünleri üretiliyor. Ayrıca mandalardan çok kaliteli gübre elde ediliyor.
Türkiye'de manda yetiştiriciliği en çok Samsun, İstanbul (Eyüp ve Arnavutköy), Afyonkarahisar, Çorum, Bitlis, Tokat, Balıkesir, Muş ve Diyarbakır'da yapılıyor…

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
KONUK YAZAR - Mahmut Alınak

Sırrı Arpaç 'Mezar tipi hücrelerimiz güneş almayacak şekilde dizayn edilmiştir. Güneşsizliğin ağır tahribatını öğrenmek için doktor raporlarına bakmak yetecektir'
“Devlet bizi darağaçlarında asarak değil F tipi mezarlıklarda çürüterek öldürüyor” diye yazıyor, Tekirdağ 1 nolu F tipi cezaevinde yatan ağırlaştırılmış müebbetlik mahpuslar.
Türkiye ’de idam cezası kalktı ama adı konulmamış ölüm cezaları daha da ince metotlarla devam ettiriliyor. Bunun nasıl yapıldığını gelin Tekirdağ 1 nolu F tipi Cezaevi’nde yatan ağırlaştırılmış müebbetliklerle düşünsel bir yolculuğa çıkarak görmeye çalışalım. Mahpusların Tekirdağ İnfaz Hâkimliği’ne yolladıkları 26 sahifelik dilekçeden işte bazı satırlar:
“Cezaevinde yatacağımız sürenin karşısında ölünceye kadar diye yazmaktadır. Yani, seni asmıyorum ama cezaevinde öldüreceğim… Abdullah Öcalan ’ın 40-50 yıl sonra çıkacağı korkusu yasaya damgasını vurmuş ve böylece siyasiler infaz dışı bırakılmıştı. Ziyaretçilerimiz de bizimle birlikte cezalandırılıyor. Anne ve babanla birlikte görüşemezsin, iki çocuğun varsa ikisini aynı anda kucaklayamazsın.
Kapatıldığımız hücrelerde iletişimsiz, üretimsiz, sosyal ilişkisiz, tecrit edilerek tek kişilik bir yaşam sürmekte. Tüm bunlara ilaveten adım atacak yeri olmayan, hareket edilemeyen, havasız, güneşsiz, nemli, daracık bir tabutluk, mezar. Yattığımız ranzanın kenarında 75 X 75 cm’lik plastik bir masa ve bir sandalye. Masa fazla yer kapladığı için hücrede yürüme zorluğu. Bu masaların daha ufak masalarla değiştirilmesi talebimiz yıllardır kabul edilmiyor. Ölünceye kadar burada yaşayacaksanız hücrede yürümek için sihirbaz olmanız gerekecektir. TV ’yi 1-2 metreden seyretmek zorundasınız.

Beton duvar

Günün 21 ya da 23 saati kapalı hücrelerde boğucu bir havasızlıkla sarılmış haldeyiz. Demir kapı devamlı kilitli, pencerenin önünü sekiz metre yüksekliğinde beton bir duvar kapatıyor. Bir nefeslik temiz havaya hasretiz. İçeride sirkülasyon olmadığı için bir sigara içildiğinde sigara dumanı bir bulut gibi hücrenin ortasında asılı kalıyor. Bunun için çoğu zaman hava havlu ile temizlenmeye çalışılır. Hava almak için pencereye yapışılıp derin nefesler alınır.
Hücrelerimizin zemini ve duvarları beton olduğu için yaz kış sürekli nem var. İçerideki kokular ve toz hücrenin duvarlarına yapışır. Bütün bunlara bir de tuvaletin nemini ve kokusunu ekleyin. Sayım için hücremize gelen gardiyanlar içerideki havasızlıktan rahatsız olurlar, bazıları iğrenip burun kıvırır, bazıları da farkında olmadan burnunu tutar. Bizler o havasızlığı, o nasıl olduğu bilinmez kokuyu yıllarca soluyarak ömür tüketiyoruz.
Yazın ve kışın beton zeminin tuvalet tarafında sürekli beyaz bir küf ürer. Bu küf metan gazı benzeri bir koku üreten bir mantardır. Kışın tüm bu olumsuzluklar üç beş kat daha ağırlaşır. Nefes almakta zorlandığımız günler daha da çoğalır, tüm o küflü bakterili kokular ciğerlerimize yapışıp kalır. Böylece biz farkında olmadan ciğerlerimiz çürümeye başlar.
Yaşamın kaynağı olan güneş, bilimin canlılar için vazgeçilmez dediği güneş bize yasaktır. Mezar tipi hücrelerimiz güneş almayacak şekilde dizayn edilmiştir. Güneşsizliğin ağır tahribatını öğrenmek için doktor raporlarına bakmak yetecektir.
Banyoyu tuvalet taşı üzerinde yapmak zorundayız. Banyo yaparken hücreyi devamlı su basıyor. En belalı olanı ise, daracık tuvaletteki lavaboda bulaşık yıkamak. El yüz bile yıkanamayan ufak lavaboda bulaşık yıkamak için türlü cambazlıklar yapılmak zorundadır. Bulaşıkların konulacağı bir yer olmadığı için altı yıldır tabaklar yıkanırken mutlaka yere, tuvalet taşına düşer, onlarla yemek yenir. Neyin hijyenini, sağlık koşullarını anlatalım…
Havasız, nemli, kokulu ortam, tat ve koku alma duygusunu bozuyor. Dar alana bakan gözler bir zaman sonra bozuluyor. Ancak bunlar içinde sağlık açısından en ağır tahribat yapanı sese karşı duyarlılığın artmasıdır. Damlayan su sesinden bile rahatsız olursunuz. Uzun süreli hücre yaşamında kulak çınlamaları, ses patlamaları gibi rahatsızlıklar artmaktadır. Annenizin, çocuğunuzun fotoğrafını başucunuza asmanız yasaktır.
Bisküviden pasta yapmak yasaktır. Karton ve mukavva ile el işleri yapmak, boya kalemleri ve daksil yasaktır. Akla hayale gelmeyen yüzlerce yasak…
Yaşam biçimi
Yüzlerce, binlerce gün birbirinin tekrarıdır. Giderek yaşamın tüm renkleri silinir, yok olur. Yaşam koşullarının sınırlılığı beyin faaliyetlerini de köreltiyor. Kısa süre sonra astım bronşit, buna bağlı kalp hastalıkları, romatizma, eklem ve kas ağrıları, diş dökülmeleri, görme bozuklukları, kulak çınlamaları, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, algıda güçlük, hafıza kaybı, uykusuzluk, düşünceyi toparlayamama gibi rahatsızlıklar baş gösteriyor.
Hücre, dünya cezaevleri tarihinde geçici bir cezalandırma uygulaması iken, bizim için bir yaşam biçimine dönüştürülmüştür...”
Salkımsöğüt ağacı
F tipi mezarlıklarda ölüme terk edilen mahpusların bazı bölümlerini yukarıya aldığım dilekçesini okurken, düşüncelerim beni alıp sık sık birkaç hafta önce Kars’taki evimizin önündeki salkımsöğüt ağacını binler halinde istila eden yabani arılara götürdü. Güneşli bir öğle vakti yağmur yüklü siyah bir bulut gibi kanatlanıp vızıltıları ile ortalığı velveleye vererek, gelip salkımsöğüt ağacının üstüne kondular. Öldürücü oldukları için tedirgin olduk, onları kaçırtmak için ateş yakarak ağacı dumana boğduk, fakat hiç istiflerini bozmadılar. Sonra ağaca ilaç sıktık, yine de umurlarında olmadı. Telaşla İl Tarım Müdürlüğü’nden ve arıcılardan yardım istedik: “Eve topluca saldırabilirler, yuvalarını bulup dağıtmanız gerekiyor” dediler. Bir sabah gün doğarken kalkıp uzun uzun çevreyi araştırdım ve karşı komşumuzun bahçe duvarının içinde kurdukları yuvalarına ulaştım. Akşam karanlığında yuvanın ağzını bir parça alçı ile kapatsam onlardan kolaylıkla kurtulacaktık. Bunu yapmayı düşündüysem de gönlüm onları yuvalarında ölüme terk etmeye razı olmadı. Kendimi katil gibi hissedecektim. Şimdilik bize dokunmuyorlar. Kışa doğru çiçekler tükenince acıktıklarında saldırırlar mı bilmiyorum. Bildiğim tek şey, yaşamımız için bir tehdit oluştursalar da onlar gece derin uykularındayken yuvalarının ağzını kapatmayacağım.
Bazen salkımsöğüt ağacına yaklaşıp onları seyrediyorum. Aile ilişkileri tam bir eşitlik, dayanışma, hak tanırlık ve adalet üzerine kurulmuş. Birlikte yaşamanın paha biçilmezliğinin farkında olarak -bedenlerinde taşıdıkları öldürücü zehre rağmen- iç ilişkilerinde birlik ruhunu zedeleyecek her türlü taşkınlığa, saldırganlığa ve bencilliğe uzak duruyorlar. Yaşamlarını insanlara nanik yaparcasına sükûnet içinde geçiriyorlar. Yabani arılar böyle bir yaşam sürdürürken insanların insanlara yaptıklarına akıl sır ermiyor.
**Radikal

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABERardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABERardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABERardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABERardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABERardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABERardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABER ardahan ARDAHAN ardahan haberleri ARDAHAN HABERLERİ ardahan haber ARDAHAN HABERard
Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan