Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 44
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Adam Kalmadı..
Yazar Fakir - Şubat 02 2013 - 18:55:52
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan’da Adam Kalmadı
Rize ve Bingöl’den Adam Getirip Vakıf Kurdular!

Arvak Sivil toplum Örgütçülüğünün yerlerde gezdiği Ardahan STK’larının arasına yeni katılan bir vakıfın yönetim kuruluna adam bulunamayınca Rize ve Bingöl’den yönetim kurulu oluşturuldu.
Kısa süre önce kuruluşu gerçekleşen Ardahan Eğitim Vakfının yönetim kurulunu incelediğimizde biri RİZE, diğeri BİNGÖL' lü iki yeni hemşerimizin olduğunu görüyoruz.
Bu vakfın yönetim kurulunu diğer dernek ve vakıflarla karşılaştırdığımızda doğrusu ilginç geldi!
''Böyle bir yapılanmanın nedeni, Türkiye nin eğitimdeki sıralaması olabilir mi?'' diye incelediğimizde geçmiş ÖSYM sonuçlarında Ardahan 81, Rize 70 ve Bingöl 68'inci sırada görülüyor.
AREV' in Yönetim yapılanmasında bu üç ilin eğitim sıralaması baz alınarak böyle bir yapılanmaya girişilmişse eğer buna diyecek söz yok.
Ayrı kültürlere sahip insanlar olsalar da temenni ederiz ki, ortak bir kaderi paylaşıp dayanışma ruhunun ortaya koymaları güzel bir şey…
Malum, 'süt içip ağzı yananın, ayranı üfleyerek içmesinin taktir edersiniz ki, bir nefes fazla vermekten öte zararı olmaz..!'' bazı şeylere şüpheci yaklaşmakta yarar var… Geçmişe bakınca insan ister istemez ''bu tür yapılanmalar sağlıklı olabilir mi?' diye düşünüyor!
Bu soruya şimdilik verilecek cevap henüz erken olsa da geçmişte bu örneklerden biri kuzeyanadolu bölgesinde yer lan ve sosyokültürel yapıları itibariyle birbirinden farklı olmayan Kars- Ardahan-Iğdır kısa adı ile ister istemez KAI vakfı akla geliyor..!
Bu vakfın bugünkü durumu ortada… Bizi kötü belleyenler varsın bildiklerinden şaşmasınlar. Dilerim biz yanılalım.
Gelelim AREV' in kendi ifadesi ile neler yapmak istediklerine!
AREV, ''Eğitim İçin Yola Çıkıyoruz''başlıklı yazısında''Türkiye genelinde, ekonomik durumu iyi olmayan öğrencilere; Diyerek şöyle bir izahat yapmakta olduğunu görüyoruz.
AREV, ''eğitim-öğretim, sağlık ve sosyal-kültürel alanlarda maddi ve manevi destek vermek, eğitim kurum ve yurtlarının fiziki yapılarını çağdaş eğitim sistemine uygun hale getirmek için çalışmalar yürütecektir.’ diyor.
AREV misyonunu izah ederken, ''şehrimizin gelişmesi ve kalkınması, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğe en iyi şekilde hazırlanması ve topluma kazandırılması için çalışmalar yapacak ve projeler üretecek; tüm Ardahanlılar arasında sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda bir dayanışma ve beraberliğin sağlanmasına vesile olacaktır. diyor ve ekliyor..
''Şehrimizin eğitim alanındaki sorunlarını çözmek, genç fidanlarımızın daha iyi şartlarda ve daha donanımlı, nitelikli yetişmelerini temin etmek, sadece onların değil hepimizin geleceğini ilgilendiriyor. Bu şehir bizim ve şehrimizin yarınları için sorumluluk almak, bugünden çalışmaya başlamak hepimizin görevi. AREV, tüm Türkiye'yi şehrimiz için eğitim seferberliğine davet ediyor.
''Eğitim için güç birliği'' Diyen AREV en son birkaç noktada izahat getirmiş;
· "Geleceği okutuyoruz" ilkemiz doğrultusunda eğitimli, çalışkan, yetenekli, kültürlü, ileri görüşlü bireyler yetişmesini sağlamak.
· Ardahan'ı eğitim, sağlık, kültür alanlarında gelişmiş iller seviyesine ulaştırmak.
· Çocukların eğitim ve sağlık sorunlarıyla ilgili çözüm olabilecek projeler üretmek,
· Eğitmenlerin barınma sorunlarıyla ilgili projeler üretmek,
· Kurumsal yapıların, bireylerin ve medyanın desteği ile projelerimizi Türkiye genelinde duyurmak.
· Bölgedeki eğitim sorunlarıyla ilgili kamuoyunda duyarlılık oluşturmak. Diye izah edilmekte.
Tüm bunlara bakınca insan ister istemez düşünüyor..!
Eğitim için yola çıktığını beyan eden sizler; ''tüm Türkiye'yi şehrimiz (Ardahan) için eğitim seferberliğine davet ederek, 'Kurumsal yapıların, bireylerin ve medyanın desteği ile projelerinizi Türkiye genelinde duyurmak. İstediğinizi'' söylüyorsunuz.
Bizde bu çağrıya dayanarak 7 yıldır yerel anlamda verdiğimiz kararlı mücadelemize istinaden size gazeteci, yazar, eleştirmenin ne olduğunu izah etmek istiyoruz..!
Dilerseniz size konuyu daha iyi kavrayabilmeniz için yaşanmış bir hikâyeden örnek vermek isteriz… Belki gerçek gazeteciliğin ne olduğu daha iyi anlaşılır..!
Solcu, ayni zamanda Karl Marks'ın arkadaşı gazeteci Swinton, 1880'lerde New York Times'ta yazıyor.
Gazete bir Yahudi tarafından satın alındıktan sonra düzenlenen toplantıda, davetli gazeteciler basının onuruna kadeh kaldırmak üzere onu kürsüye çağırıyorlar.
Swinton elindeki kadehiyle kürsüye çıkıyor. Çıt yok.
Ve o tarihi cümleler dökülüyor bir bir ağzından...
"Dünya tarihinin şu anına dek, Amerika'da 'Özgür, bağımsız basın' diye bir şey olmamıştır. Bunu siz de biliyorsunuz biz de..." diye başlıyor sözlerine...
"Hiçbiriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. Bunu yapmaya kalktığınızda yazdıklarınızın basılmayacağını önceden bilirsiniz, çünkü: Çalıştığım gazete bana düşüncelerimi özgürce yazmam için değil, tersine yazmamam için bir ücret ödüyor. İçinizde benzer biçimde benzer ücret alan başkaları da vardır.
Düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi biri, sokakta başka bir iş arıyor olacaktır. Çalıştığım gazetemin herhangi bir sayısında düşüncelerimi apaçık yazmaya izin verseydim, 24 saat dolmadan işimden atılırdım.
Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine ve iktidara dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de…
Öyleyse şimdi burada 'bağımsız, özgür basının (!) şerefine (!) kadeh kaldırmak' saçmalığı da nereden çıktı? Bizler, sahnenin arkasındaki zengin adamların ve emperyalistlerin oyuncakları, kullarıyız.
Bizler ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız... Onlar ipleri çekiyorlar ve biz dans ediyoruz. Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız, hepsi başkalarının malı...
Bizler entelektüel fahişeleriz."
Not:
Swinton toplantıyı şaşkın bakışlar arasında terk eder. Gazeteden istifa eder ve kimseden para almaksızın "John Swinton's paper" diye tek yapraklı bir gazete çıkartmaya başlar.
Bize gelince!
Biz kimsenin tekelinde ve herhangi bir beklentisi olmayan, başıma buyruk, hedeflediğim uğurda bağımsız mücadele veren, sorgulayan bir gazeteyiz… Tek hedefimiz var oda Ardahan'ın sosyo/kültürel- sosyo/ekonomik anlamda gelişmesine katkı sağlamak. Bunu başarabilir miyiz'e gelince!
Bu bir mücadeledir, önemli olan bu yolda sekter olmadan yürüyebilmek… Gerçek gazeteci Yağcı-Düzenbaz-Üçkâğıtçı-Haramzade değildir.
Şüpheci ve eleştirmendir, devamlı takip eder, sorgular... Sorgularken bir tek amacı vardır!
Toplum adına söz verilip, hedeflenenin gerçekleşip gerçekleşmediğini takip eder, bilmek ister, artılarını-eksilerini topluma aktarır.
Gerçek gazeteci bunu yaparken bağımsızdır, birilerinin emri ile hareket etmediği gibi kimsenin boru zancı lığını da yapmaz, olduğu gibi yaşar…
Bu özelliklerimizi dikkate alıp almadığınız bizim için hiç önemli değil ancak, şunu söyleye biliriz ki, biz yanlış varsa eleştiririz, hem de acımasızca ancak, iyi şeyleri takdir etmeyi de biliriz… Buna söz vermişiz, döneklik yapmak bizim karakterimize ters bir durumdur.
Yakında AREV' i kamuoyuna tanıtmak amacı ile biz hariç tüm Ardahanlı aktivistler ve STK'lara bir davetiniz olduğunu biliyoruz… Buna istinaden yukarıdan aşağıya izah ettiklerimize istinaden AREV Başkanı İlter AVŞAR Kardeşimize tek bir soru sormak istedik..!

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Çıldır Gölü’nün kenarına bir havuz ve tesis yapılamaz mı?

Çıldır Gölü **ORTASINA BİR VAPUR KONULAMAZ MI?

Kışları üstü tamamen donarak doğal bir buz pisti alanı haline gelmesine karşın Kış Olimpiyatları programına alınmayan Çıldır Gölü’nün turizime kazandırılması konusunda bugüne kadar ciddi bir adım atılmazken, bu yönde getirilen önerilerde dikkat alınmıyor.
Aydınlık Gazetesi’nin yazarının etrafında bir havuz ve tesisin yapılmasını önerdiği Çlıdır gölünün ortasına İstanbul İDO’dan alınacak bir vapurun demirletilebileceği ve Göle Restoranto yapılabilececğıi önerimizde bugüne kadar dikkate alınmamıştı.

**Orda bir göl var uzakta!

Olimpiyatlar bittikten sonra tarihimizin en kalabalık kafilesi ile katıldığımız halde beklenen madalya sayısına ulaşılamadığı herkes tarafından kabullendi.
Madalya sayısı yüksek olan ülkelerin sporcularının uzun süreli yükseklik antrenmanı yaptıkları bilinmektedir.
Bu konuda geçte olsa bizde de bir yükseklik antrenmanı merkezi kurulmak isteniyor. Erzurum’da yükseklik antrenmanı için yeni bir ihale genel müdürün imzasına değin geliştirildi, imza atıldı. Büyük bir olasılıkla 3 ay içinde başlatılacak. Öncelikle şu soruyu sormak gerekir:
Neden Erzurum?
Bu konuda siyasi bir ayrımcılık var mı? Kış oyunlarında bütün tesisler Erzurum’a yapılırken yaklaşık 100 Km. yakınında, dünyanın Alplerden sonra en kaliteli karına sahip Sarıkamış’a neden çivi çakılmadı? Erzurum’a suni kar yağdırıp Üniversite Kış Oyunları’nın açılışı yapılırken Sarıkamış’ta metrelerce kar vardı. Sporcu kişiliği ve sporculuğun verdiği disiplinle insan ayırımı yapmayacağına inandığım Faruk Özak‘ın daveti üzerine gidip açılışı yerinde izlemiştik. Şimdi, Erzurum’da yapılan binaların sağlam olmadığı söyleniyor. Sağlam olmayan bir binanın içine havuz yerleştirilecek. Havuzun içine tonlarca su konulacak ve binanın statiği iyice bozulacak. Üstelik şehir merkezinde bir havuz...

Peki, Erzurum’un biraz kuzeyinde, Doğu Anadolu’da Van’dan sonra ikinci büyük göl olan Çıldır Gölü’nün kenarına bir havuz ve tesis yapılamaz mı? 122 Km kare ve denizden 1959 metre yükseklikteki bu kusursuz doğa harikası neden değerlendirilmez? Bulgaristan’da 1600 metre yükseklikteki küçücük bir göl dünyanın yükseklik antrenman merkeziyken Çıldır Gölü neden Kafkas ve Balkan ülkelerinin uğrak yeri olmasın? Çıldır Gölü sadece yüzme için değil kürek, kano ve diğer su sporları ve hatta bütün spor dalları için eşsiz bir merkez olur. Üstelik Çıldır Gölü 15 Aralık ile 15 Nisan arası yani altı ay donmakta, üzeri bir metreye yakın buz ile kaplanmakta. İstiyorsanız burayı doğal buz sporları merkezi de yapabilirsiniz.

Bunu yapmıyorsunuz, yaptıklarınızı da yanlış yapıyorsunuz, sonra da yüzmede madalya bekliyorsunuz, hiç olur mu? Siz madalya almanın koşullarını hazırlıyor musunuz? Yükseklik antrenmanı yapmak istiyorsanız ya Fransa’ya veya Bulgaristan’a ya da Afrika’ya gideceksiniz. Fransa Font Romeu’daki merkezi dışa kapattı, sadece kendi sporcuları için hizmet verecek. Bu durumda Afrika’ya gidilecek. Çıldır’da yükseklik antrenmanı merkezi olmaz mı, olmazsa neden?

Üstelik Çıldır Gölü’nde yükseklik antrenmanı için bir proje çok önceleri bakanlığa sunuldu. Ayrıca Çıldır Gölü’nün kenarında zamanın Turizm Bakanı İlhan Aküzüm’ün başlattığı sonrasında Spor Bakanı olan Fikret Ünlü‘nün tamamladığı 48 yataklı şahane bir tesisi de var. O tesis Ardahan Üniversitesi’ne verildi ve geçen Temmuz ayının başında gittiğimde yenilenmiş halinde aile dostumuz, akrabamız Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Korkmaz ve Kafkas ülkelerinden gelen konuklarıyla birlikte olmuştuk.

Günümüzde uzun süreli ve bilimsel yükseklik antrenmanı yapmadan başarılı olmak çok zordur. Yüksekte oksijenin az olduğu ortamda çalışmaya alışan vücut, oksijeni çok olan yarışma ortamında daha büyük bir başarım gücü (performans) üretebiliyor. Dünyanın en zor yarışlarından biri olan Fransa Bisiklet Turu’nu tam 7 defa kazanıp sarı mayo giyen ABD’lı sporcu Lance Armstrong “benim başarımın bütün sırrı yükseklik antrenmanı yapmakta. Her gün Alpler’in yüksek tepelerinde 100 km. pedal çevirdiğim yerlerden bırakın rakibim olan bisikletçileri kamyonlar bile geçmiyordu” diyor. Spor bilimcileri dinlemiyorsunuz bari işin pratiğinden gelenleri dinleyin.
**METİN TÜKENMEZ

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Satılık ikinci el kelepir hayaller

Rodi Baz Evet insanoğlunun doğasında var, hayal kurmak insanoğlunun en
büyük özelliğidir. Yaratıcılığı da bu özelliğinden gelir. Bu yüzden
ayakta durur, bu yüzden hayata sımsıkı sarılır, bu yüzden kavga
eder, bu yüzden sever…
Hepimiz öyle değil miyiz?
Ama gelin görün ki, herkesin ayrı ayrı hayalleri var. Kimisi daha
büyük ütopik hayaller kurarken, Kimisi daha küçük daha mütevazı
hayallerle idare eder...
Hayaller o denli çekici ve kıyıcıdır ki, kişiyi hayalleri uğruna ölüme
bile götürür.
Hayal en ulaşılmaz sevgilidir!
Onsuz bir hayat asla düşünülemez…
Hayaller de kendi içinde büyük farklılıklar gösterir. Bu da hiç
şüphesiz kişinin yaşadığı coğrafya, sosyal ve ekonomik, siyasal
koşullara doğru orantılıdır.
Düşünsenize; siz ABD’nin zengin bir semtinde doğmuşsunuz,
yoksul mahallelere arabanızla bile yolunuz düşmemiş, nasıl bir
hayal kurardınız acaba?
Yada yoksul bir Afrika ülkesinde doğmuşsunuz. Hayatta kalmak
için tek seçeneğiniz var: ölmek, öldürmek…
Peki siz nasıl bir hayal kurardınız?
Yada parça parça bölünmüş, kıyılmış dili kültürü yasaklanmış bir Kürt'sünüz
Siz nasıl bir hayal kurardınız?
Bu öylesine farklılık gösterir ki, siyasetçinin, köylünün, işçinin,
memurun, sanatçının, Askerin, bürokratın, gerillanın, kapıcının,
bilim insanının, iş adamının, sanayicinin, her kesin ayrı ayrı
hayalleri var. Ulaşmak istediği bir son nokta var.
Peki, ya kiralık katillerin, ya işkencecilerin?
Onların ulaşmak istediği son nokta nedir?
Bu soruların ne yazık ki, tek bir cevabı yok…
Bir kısır döngü gibi görünen bu arayış, aslında biz farkına
varmadan bizleri daha büyük hayallerin peşinde sürükler…
Bir silah tüccarının hayallerini düşünsenize, bir siyasetçinin, yada
bir sokak satıcısının, bir maden işçisinin yada… yada bir özgürlük
savaşçısının…
Peki ya bir bilim insanının, ya bir sanatçının?
Bu soruların ne yazık ki tek bir cevabı yok…
Peki ya hiçbir maddi çıkar gözetmeksizin dağlara çıkan bir
gerillanın hayalleri?
Sakine ve Arkadaşlarının hayalleri...????
Sanırım dünyanın en pahalı hayallerini onlar kurmuşlardı…
Çünkü hayallerinin tam karşılığı hayatlarıydı...
Bu yüzden her kes bu hayalleri kurmaya cüret edemez.
Onların hayallerinin tam olarak karşılığı Nirvana’ya ulaşmaktır.
Peki ya yerinden, yurdundan, toprağından koparılarak, büyük
şehirlerin, varoşlarına atılmış gençlerin hayalleri?
Hayalleri en karmaşık, en ütopik, en ucuz, en kullanılmış hayaller
onlarındır.
En büyük servetleri de budur.
Hiç sıkılmadan her gün
yeni bir hayal kurabiliyorlar.
Bu konuda en şanslı olanlar da galiba bu kesimler olmalı.
Onlar, istediklerine ulaşamayınca da, daha ucuz ikinci
el hayallere yönelmeye başlar.
Daha önce başkaları tarafında kullanılmış, ucuz, kelepir hayaller…
Unutmayalım ki, başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulu hayaller,
başkalarının mutluluk hayalleriyle yıkılır…
Ama biz her şeye rağmen, güzel bir dünya için hayal kurmaya
devam edeceğiz…
İnsanların hayalleri yıkmak hayatları yıkmakla eşdeğerdir.
Başkalarının hayallerini yıkarsanız, hayatlarını da yıkmış olursunuz.

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Hangisini Yazam Fakir Bey?

Ardahan Haber Bir derdim var idi o da bin oldu.
Memleketimin dağına, bağına da kurt çakal doldu.
Bir zamanlar memleketin sahipleri birer birer yok oldu.
Ne hallere kaldık
Fakir Bey?
Bir zamanlar benim memleketimin ağaları beyleri vardı.
Onlar o memleketin üzerine asla gölge düşürmez, arşa taşırdı Fakir Bey!
O memlekette yürekli yiğitler vardı.
Kavga ederdi ama yine kardeşçe değerlere sahip çıkar,
sağcısı da solcusu da haksızlıklara karşı çıkar, savunuculuğunu yapardı.
Şimdi ne hallere kaldık
Fakir Bey?
O memleket ne başkanlar, ne valiler, ne vekiller gördü. Onure etti, gurure etti ve de törenlerle uğurladı ama rencide etmedi. Bir zamanlar medeniyetler şehri konan göçen olurdu. Şimdi yöneticileri Ardahan sevdalılarına neredeyse vize uygulayarak tanımama ümmetine sığınarak ancak misafir olarak gelebilirsiniz demiş Fakir Bey.
Olur mu böyle? Tabi ki olmaz. Biz o memleketin çocuklarıyız. Orada doğduk, büyüdük.
Ne olduk?
Ne olmadık?
Düzenin rahatlığına uyduk belki de gurbete gittiysek hata mı ettik? Ne sizden başkanlık ne de vekillik istedik. Niye rahatsız olduk? Soruyorum size Fakir Bey!
İstanbul'da o kadar ilçe, belde var ki olsak orada oluruz.
Ne size yük ne de dert oluruz.
Olsak ancak size onur gurur oluruz.
Öyle değil midir Fakir Bey?
Biz federasyon olarak tabi ki sizinle kalbimiz atar, yücelir. Destek olmak anlamında coşar, çoğalır.
Tanımayanların canı sıkılır.
Saygı duyanlar da elbette ki övünür.
Öyle değil midir Fakir Bey?
Yazı yazsak okumazsınız, gece düğün yapsak katılmazsınız, şenlik festival yapsak tanımazsınız, ölü cenaze töreninde bulunmazsınız, biz sizi tanırız siz tanımazsınız.
Öyle değil mi Fakir Bey?
İki vekili var ikisi de başka bir garip; biri gider gelmez, birisi de yatar kalkmaz. Halkının sorunlarına da hiç ortak olmaz. Ardahan'ın ağır yükünü onlar taşıyamaz. Hele zavallı halkımı onlar ümmetçilikten asla kurtaramaz.
Hangisini yazam Fakir Bey?
Ben yazarım, sakın kızma bana Fakir Bey.
/ Her sefer de başka bir şey yazarım.
/ Şiir bilemesem de mani dizerim
/ Tekerleme söyler nara atarım.
/ Ben yazarım sakın kızma Fakir Bey!
Selam olsun diyarımın halkına, selam olsun yolda kalmış kardeşime, selam olsun yürekli devrimci yoldaşıma, kızsan da yazarım Vali Bey! Saygılarımla…
Şemsettin Şenel
ARFED Eğitim Sekreteri

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Kırmızı kafalılar ve kırmızı burunlular..

Rodi Baz Dostlarımız arkadaşlarımız ısrarla soruyorlar; Neden artık yerel gündeme ilişkin yazılar yazmıyorsunuz?
Evet haksız da sayılmazlar.
Çoktandır yerele ilişkin birşeyler yazmadık. Aslında son zamanlardaki gelişmeleri dikkatle izlediğimizde, yazmanın boynumuzun borcu olduğuna bir kez daha kanaat getirdik.
Sivil toplum örgütü olarak geçinen STK görünümlü, güdümlü bir çok dernek ve onların türevleri, gelebilecek eleştirilerin önünü almak için şeytanın aklına gelmeyecek üçkağıtçılıklar yapmaya başladılar.
Kimileri bazı "Gazeteci"leri (!) yönetimlerine koyarak, veya cümle kurmaktan aciz bazı kimseleri "gazeteci" diye topluma yutturmaya çalışarak eleştirilerin önünü almaya çalıştıklarına tanık oluyoruz.
Bunları öylesine pohophluyorlar ki, bir süre sonra bu sayın "gazeteciler" kendilerini büyük birer "değer" olarak görmeye başladılar.
Oradan buradan bir kaç şey çalarak, eklektik cümleler kurarak "gazeteci"lik yaptığını sanan bazı kimseler her fırsatta bizi karalamayı da ihmal etmiyorlar. Bunun bizim kulağımıza gelmeyeceğini sanıyorlar!
Bütün mesele; dernek ağalarını eleştirmeyen, sürekli pohpohlayan, göklere çıkaran burnu kırmızı bir "özel basın" yaratmak...
Böylesi kişiliklerin "basın" tarihin her döneminde var olmuştur. Bu 'Rındık ile Çındık'lara verilen görev belli.
Bu ahmaklar Arya Haber'i etkisizleştirmek ve budamak için yönetmimizdeki yazarlara kadar el atma cüretini dahi gösterdiler. Akıllarınca kafa kola alacaklardı...
Gelelim bizim bölge basını olarak çizgimize: Biz arya haber yönetimi olarak başından beri devrimci-yurtsever çizgimizden asla taviz vermedik. Başta Hoçvan festivali olmak üzere, Açlık grevleri ve Kürt tarihinde kara bir sayfa olarak anılan YİBO'lara kadar bir çok konuda rolümüzü oynadığımıza her kes tanıktır.
Biz bütün eleştirlerimizi derneklerimizin ve STK'larımızın tarihsel rollerini oynamaları için teşvik etmek için yaptık. Asla düşmanlık yapmadık. İyi şeyler yaptıklarında ise her zaman yanlarında olduk. Yaptıklarını değil, yapmadıklarını eleştirdik.
Bu dernek ağaları ne yaptılar, Türkiye'de yer yerinden oynarken onlar arkadaşlarımız hakkında "kamuoyuna zorunlu açıklama"lar yapmaya başladılar. İşte biz o noktada onlara sorduk; Siz toplumu ilgilendiren konularda neden bu kadar hızlı değilsiniz? Gücünüz bize mi yetiyor?
Bölge STK'sı iddiasında olan bazı federasyon ve kültürevleri, insanlar açlık grevlerinde ölüm sınırındayken onlar kadeh tokuşturuyorlardı. Kürt sorunu, savaş onların umurunda bile değildi. Bırakın açlık grevlerine ilişkin açıklama yapmayı, açlık grevlerine katılan insanları ziyaret etme cesaretini dahi gösteremediler. Biz onlara da eleştirilerimiz yaptık. Onlar da sonunda yönetimlerine gazetecileri aldılar. Amaç; gelebilecek eleştirilerin önünü almak için sürekli yanlarında gezdirecekleri kiralık çantacılar bulmak... Eğer gazeteci arkadaşlarımız bu ucuz yöntemleri farkedip tepkilerini ortaya koymazlarsa, sadece burunları değil kafaları da kırmızı olacak. Ve biz o zaman mecburen onlara "kırmızı kafa" demek zorunda kalacağız...
Artık her kesin basını olduğuna göre iş tamam. Bizim ağalar bölgeyi uçuracaklar!
Peki sevgili "gazeteci" arkadaşlar, siz yönetiminde bulunduğunuz dernekleri eleştirecek cesraeti kendinizde buluyor musunuz?
Yoksa siz eleştirdiniz de biz mi duymadık?
Baltayı ayağınıza vuracak kadar gözükara mısınız?
O zaman yaptığınız bir eleştiriyi gösterin?
Yok...(mu?)
Olmaz tabi, çünkü insan baltayı ayağına bilerek vurmaz da ondan...
Ya şu YİBO'lar konusunda hiç bir araştırma yapmadan cumburlop kafaüstü giren yurtsever, "aydın"cıklarımıza ne demeli?
Ya şu "aydın" yazısına imza atan, göklere çıkaran "Kürt filozoflarına" ne demeli?
Neresinden tutarsan elinde kalan bu rezil gidişata biz sessiz kalırken, onlar yerinde durmuyor. Buradan bu sayın bayları ve çantacılarını uyarıyoruz: Aklınızı başınıza alın! Gazeteci olma iddiasında iseniz biraz vicdanlı olun. Kendi torbanızda size ait olacak sözünüz olsun. Başkalarını karalayarak, arkasından konuşarak gazeteci olunmuyor.

**Yıkılmış Köprülere Benzer Ayrılıklar

Ah sen firari kız
saçlarında yıldız
gözlerinde vurgun
hüznümü bilerdin.

Aşkımızı alıp yazlık mekanlarda
transparan düşlerle onarırdın.
Sızardı her bir yerlerinde sevda-MIZ!
Yaralanırdım

Halbuki kimliksiz bir son savaşçıydı aşkım
Yine de kuşatılmış bir mezra suskunluğuyla
Öylece bakardım ardından
Bir tek sen bilemezdin.

Bir yürek fırtınasıydı benimki
Faili meçhulde eşgalim
Kendimce vurulurdum
Bir tek sen duyamazdın

Ah ulan kahpe dünya
Vuruştuk mayısın on sekizi,
eylülün on ikisi…miydi takvimler
Yıkılmış köprülere benzemişti ayrılıklar
Geçilmiyordu...

Sen orada, ben burada
Karanlığımı alırdı ay
seyre gelirdi cümle alem
Bir tek sen göremezdin.
**Rodi Baz

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
KÜRT MESELESİNDE EVRİM Mİ KANSIZ DEVRİM Mİ?

Kürt Meselesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hayret verici çalımının gölgesinde süren Devlet-Öcalan görüşmesi -bana ümit vermese de- tereddütsüzce desteklenmelidir. Desteklenmelidir, çünkü anlaşma sağlanırsa hiç değilse savaş duracak ve artık gençler ölmeyecek. Bir de cezaevlerindeki binlerce insan dışarı çıkacak. Sadece bu iki nedenle de olsa görüşmelerin mutabakatla sonuçlanması için taraflar adım atmaya teşvik edilmelidir.
Peki, bu görüşmelerden Kürt meselesinin çözümünü beklemeli miyiz? Birçok nedenle bu hayal ne yazık ki gerçekleşmeyecek. Diyelim ki görüşmeler sonunda anayasaya tüm etnik kesimleri (Kürtleri) ve farklı kültürleri ifade eden bir madde konuldu, mahkemelerdeki Kürtçe savunmalar Türkçe olarak tutanaklara geçirildi, köylere eski adları verildi. Ve bu aralar hiç sözü edilmeyen ama Başbakanın şiddetle karşı çıktığı daha ileri bir şey yapıldı, Kürtçe eğitime geçildi. Bu halde Kürt meselesi çözülmüş ve Kürtler özgürleşmiş mi olacak?
Örgütlü, örgütsüz pek çok Kürt'ün bu soruya evet cevabı vereceği bir sır değildir. Hatta bunlar şimdi çoğunluktadır. Türklerin neredeyse tamamı da, E daha ne istiyorsunuz diyecek. Bu çevrelere TRT 6 örneğini vermekle yetineceğim. TRT 6, Kürtleri ne kadar özgürleştirdiyse bu değişiklikler de o kadar özgürleştirecek.
Meseleye milliyetçi bir gözlükle (Kürt milliyetçiliği gözüyle) bakacak olursak sözü edilen bu "haklar" yeter. Yeter, çünkü Kürt kimliği kabul edilmiş olacak ve Kürt seçkinleri ile Türk seçkinleri, ülkeyi Kürt ve Türk halkı adına birlikte yönetecekler. Ne de olsa milliyetçilikte egemenlerin-seçkinlerin çıkarları esastır.
Peki, Kürt seçkinleri bu düzende Kürtler adına ülke yönetimine katıldığında- ki istenen budur- Kürt halkı özgürleşmiş olacak mı? Bu soruya verilecek cevap evet ise, o halde Türk halkının mutlu ve özgür olduğunu ve cennet bir hayat geçirdiğini kabul etmemiz gerekir. Devlet; Meclisi, yargısı, eğitimi, askeri, polisi, istihbaratı, bayrağı, milli marşı, belediyeleri, nüfus ve tapu daireleri, kısacası tüm kurumları ile Türklük etiketi taşıyor. Devletin tüm uzuvlarından adeta Türklük fışkırıyor. Gel gelelim Türk halkı kendi etnik adını taşıyan bu kurumlarda ikinci sınıftır ve hiçbir rolü yoktur. Buralarda esamisi bile okunmaz. Devlet gerek gördüğünde gözünün yaşına bakmadan kamçısını onların da sırtında şaklamaktadır. Meydanlarda hak arayan Türk işçisi, memur, esnaf ve gençliğinin uğradığı gazlı, coplu saldırıları televizyonlarda boy boy izlemekteyiz.
Egemenler tarih boyunca nasıl ki dini kullanmışlarsa, milliyetçiliği de öyle fütursuzca kullanmışlar ve kullanmaya da devam ediyorlar. Böyle olduğu içindir ki halklar binlerce yıldır kendi etnik adlarını taşıyan devletlerin boyunduruğu altında yaşamaktadırlar. Uzağa gitmeye gerek yok: İşte komşu İran, Irak, Suudi Arabistan, Suriye, Bulgaristan, Yunanistan halklarının yaşadıkları esaret! Türk halkı da bu halklarla benzer bir durumdadır. Bu nedenle -sözü pek edilmese de- Türk halkının da Kürtler ve diğer halklar gibi kurtuluşa, özgürlüğe ihtiyacı var.
Siyasetin şifrelerini az çok okuyabilen biri bu hükümetin de kendinden önceki tüm hükümetler gibi Kürt meselesinin radikal-kesin çözümünü tarihe havale edeceğini görür. Böyle sürerse gelecek on yıllar ne yazık ki bugünkü gibi yine kanlı bir miras devralacak.
Sözü fazla uzatmadan yazının başındaki soruya tekrar gelecek olursak.. Kürt meselesi bundan sonra nasıl bir seyir izleyecek, evrimle mi yoksa devrimle mi çözümlenecek? Elbette ideal olan evrimle sonuçlanmasıdır. Evrimle gelen çözüm sancısız, hasarsız, doğal ve kendiliğinden gelen mutedil çözümdür. Keşke bunun imkânları ve zemini olsa. Örneğin yapılacak bir referandum, çözümün en basit, yumuşak ve en kestirme yoludur. Fakat devletin ve hükümetin kapıları bu tür çözümlere sımsıkı kilitlidir. Görünür Kürt siyasetlerinin de zaten böyle bir projesi, talebi, hedefi ve pratiği yoktur. Olsa da devlet ateş çemberi siyasetiyle cevap verecektir. Sonuç olarak evrimle çözümün koşulları mevcut değildir.
Geriye kansız devrim yolu kalıyor. Bunun hem yerelde ve hem de dünyada koşulları ve dinamikleri vardır. Eksik olan Kürt siyasetindeki proje ve istektir. Görünür Kürt hareketlerinin çoğu ümitlerini devletle yapmayı düşledikler müzakere ve anlaşmaya bağlamışlar. Yukarıda da belirtildiği gibi Öcalan/ Kandil ve hükümet arasında anlaşma sağlansa bile Kürt meselesi çözüme kavuşmayacak. Sorun kangrenleşerek bir kez daha ertelenecek. Ama hiç değilse gençler ölmeyecek ve cezaevlerinin kilitli kapıları açılacak. Bu da büyük bir şeydir.
Sonuç olarak -bugün gündemde olmasa da- düğümü çözecek olan kansız bir devrimdir. Su ve hava kadar ihtiyaç var böyle bir devrime. Kürtlerin, Türklerin ve diğer kardeş halkların devlette ve ekonomide ortaklaşa iktidar oldukları demokratik bir devrim. Barış, kardeşlik, zenginlik ve sevinçler dolu görkemli bir iktidar…
Av.Mahmut Alınak/alinakmahmut@hotmail.com

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
HOÇVAN VE HALK OYUNLARIMIZ

Hoçvan Oyunları Ardahan Merkeze bağlı yirmi bir köyden oluşan dili, kültürü, tarihi geçmişi, akrabalık bağları ile yuvamızdır Hoçuvan.
Kısır Dağı eteğinden aşağılara doğru serpilmiş köyler az farkla birbirinden ayrıt edilir. Kısır Dağı tepesine çıktığımızda her bir köyün görünümü bambaşkadır.
Kars yolu yılan gibi (Pangis'ten, Sakaltutan'a) ortasından uzanır Hoçuvan'nın. Her bir köyün yüzlerce büyük -­küçükbaş hayvanı pek çok köyün arıları, her çeşit kümes hayvanları, yaylaları, meraları, çayırları, at sökmez tarlaları, güzün kurutulan kaz etleri,tulumlara bastırılan çeçil peynire doyum olmaz.
Doğası bin beşyüz çiçeği barındırır,ilaç yuvasıdır Hoçuvan'ım.
Düğünlerde ana dili Kürtçe söylenir türküleri, manileri, çeşit çeşit halk oyunları ( Keçuke, pencurye, koçeri, sernıg,l açin,Temır ağa, Lorke, govend ) var.
Cenazelerde kadınlar özgürdür Kürtçe ağıtlar yakar..
Yirmi bir köy tek yürek olur acı ve sevinçli günlerinde. Dertleri, çözümleri aynıdır Hoçvanlının.
Kendi aralarında farklılıklar yoktur.
Sevecendir, hoşgörülüdür farklılıklara.
Kiziroğlu terekeme kirvesidir, Damal Türkmeni kardeş, Posof Lazı sevilenidir.
Misafire kapısı açık,dostluk bağları güçlüdür.
Örnek bir toplumdur, değerlerine bağlıdır. Ana dilinden, kültüründen, demokrat ve direngen kişiliğinden ödün vermedi. Yasaklara rağmen tüm değerlerini nesilden nesile aktarmasını ve yaşatmasını bildi.
Nufüs çoğalması, geçim sıkıntısı, batıda gelişen sanayıleşme göçe zorladı Hoçvanlımı.Yavruyu anadan ayırmak gibi.
Hoçuvanlı Hoçuvan'dan ırak da olsa birbirine alışık, çevresiyle barışıktır. Acı ve sevinçleri paylaşmasını bilir.
Her halk gibi değerleriyle varlığını sürdürür.
Ortak değerler yok olmaya başladığı zaman parçalanma olur, birliktelik sağlanamaz, varlığını sürdüremez; dil, kültür, tarih gibi. Biz İstanbul'da yaşayan Hoçvanlıların köy dernekleri, kültür evleri kurma, Hoçvan Dernekler Federasyonu gibi sivil toplum örgütlerine sahip olma, Hoçvan medyası, acı-sevinci birlikte paylaşma gibi birliktelik çabalarımızın hepsi önemli ve değerlidir. Toplumsal değerlere katkı sunmak önemlidir.
Ama toplumsal değerlerden birşeyler aşındırmak, yok etmek birlikteliği bozar. Bu kültürel bir kimliğmiz halk oyunlarımız ise derinden yara alır Hoçvanlım. Halk oyunları diğer sanat dallarından farklı olarak ait olduğu toplumun orijinal karekterini taşıyan fertlerin müşterek duygu,düşünce davranışlarını sergileyen kültürel bir kimliktir.
Bedensel ve ruhsal gelişimde önemli bir faktör olarak karşımıza çıkar. Birlikte oynamanın avantajı ile kişiye kaynaşmayı,beraber hareket etmeyi, paylaşmayı ve kendini ifade etmeyı öğretir.
Halk oyunları ait olduğu toplumun kültür değerlerini yansıtır. Düğünlerimizin neşe kaynağı halk oyunlarımız varlığı yokluğu tartışılır hale gelmış, Halk oyunlarımız Hoçuvan'ın kültürel bir kimliğidir. Hoçvan yöremize ait onlarca halk oyunu ve uygun türküleri mevcut.
Konuya dikkatleri çekmek, yoğunlaşmak için bir kaç örnek verelim.
KEÇUKE
PENCURYE
KOÇERİ
Keçıka me pıçuke
Pencuryé luryé luryé
Mılla bine mıla mıla bine
Runiştiye ser quçıke
Ha delaliyé luryé luryé
Wan siyrana kine kine
Ne bere ne çıçıke
Pencuryé rakın pé ye
Mila bine mila bine
Amano keçıke
Ha delaliyé rakın pé ye
Çeké ser wan keleşine
Bugün İstanbul'da hangi düğünümüzde Hoçvanlı birden fazla yöresel oyununu oynamış?
Hangi sanatçımız Keçuké, Pencuryé, Koçeri gibi değişik oyunlarımızın türkülerini söylemiş, biz Hoçuvanlılarda oynamışız? Metropollerde yaşayan genç nesillerimizin halk oyunlarımız ve türkülerimizden haberleri yok.
Kültürel bir kimliğimiz, düğünlerimizin neşe kaynağı oyunlarımız ve türkülerimiz yok olmanın eşiğide. Düğünlere sevinçleri paylaşmak, eğlenmek için gideriz. Sevindiğimi hissetmiyorum. Her düğünden üzülerek ayrılıyorum. Hoçuvan'da düğünlere sevinerek gideriz, düğün bitmeden ayrılmak istemeyiz. İstanbulda tam tersi yaşanır. Takı kuyruğu sıkıştırılır bir an önce eve dönülür. Düğünler sıkıcı gelir.
Peki sormazlar mı takı için mi geldin?
Hoçuvanlıyı sevindiren coşturan, düğünü güzelleştiren halk oyunlarımızı sel kapmış, yel almış. Hoçuvan'ın tek halk oyunu kalmış. Govend ya yavaş ya da biraz hızlandırırız. Bazen de tek kalmış oyunumuzun yerine dans ya da Kol Bastı oynarız.
Yaşlılarımız bilmez, gençler ve çocuklara oynatırız. Kendi yöresine ait oyunu oynayamayan başka yörenin oyununu hiç oynayamaz. Bu da başka yörenin insanlarına saygısızlık olur. Kendisini ve oyunu gülünç duruma düşürür.
Kendi yöresine ait oyunları oynadıktan sonra yeterli ve doyurucu gelmezse dans, Kol Bastı, Misket, Horon, Zeybek de öğrenmeye çalışırız..
Asker Demirbaş'ın kulakları çınlasın. Her bir Hoçuvanlı iyi tanır. İyi bir Dengbéj, davul-zurna ustasıdır. Hoçvan'ın ne kadar halk oyunu varsa oynar, türküsünü de söyler. Esker'ın çalışmalarını yıllarca izledim. Güçlü ve yeteneklidir. Düğünlerde zurnayı arkadaşı, davulu Esker çalardı. Bir oyun uzun süre çalınıp oynandığı zaman alay konusu olur Hoçuvan'da.
Çeşit çeşit oyun sırayla oynanırdı. Değişik oyunlar Hoçuvanlıları çoştururdu, sevinçleri kat be kat artardı. Her Hoçuvanlının düğününe sanki aylarca çalıştırılmış Halk oyunları ekibi getirilmişti.
Asker Demirbaş'ın sanatçı, oyuncu, öğretici, gözlemci yönleri güçlüydü. Okullarda yetişmemişti. Murka Köyünde atasından, babasından, o köyden bu köyden toplayarak kendi kendini yetiştirmişti. Asker bir örnektir. Yüzyıllar boyunca Halk oyunları geleneği böyle devam etmiş, nesilden nesile aktarılmıştır.
Asker zurnacı arkadaşı ile oyuncuların arasında çalardı. Oynanan oyunun bozulmasına izin vermezdi; uyum sağlamayanları anında uyarırdı. Unutulan bir oyunda hemen davulu sağ omzuna çeker, sol elindeki küçük tokmağıyla baştaki oyuncunun elini tutardı. Oyun kuralına uygun oynatılana kadar halay başından çıkmazdı. Oyun kuralına uygun oynandığında davulu sağdan sola ortalar, sol elinde ince tokmak tık tık, sağ elindeki kalın tokmak güm güm inerdi davula.
Metropollerde halk oyunlarımızın oynatılması, yaşatılması yükü en başta sanatçılarımızın omuzlarındadır. En fazla görev ve sorumluluk onlara düşer. Atalarımız, dedelerimiz, Apé Askerler imkansızlıklar ve yasaklara rağmen bu güne kadar taşımışlar. Şimdiki imkanlarla halk oyunlarımız daha da güzelleşir ve gelişir. Bu iş yalnız sanatçılarımıza da bırakılmamalı. Tüm Hoçuvanlı elini taşın altına koymalı. Hoçuvan Dernekler federasyonu, Köy Dernekleri, Kültür evleri, Hoçuvan medyası, aydınlarımız, tüm Hoçuvanlılar geleneksel halk oyunlarımızı yaymak ve yaşatmak hepimizin görevidir.
http://www.hocvanhabergazetesi.com

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan