Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 46
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Yazarkarımızın Güncel k Ö ş e L e r İ
Yazar Fakir - Temmuz 02 2013 - 09:28:44
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan Öyküleri/Yılmaz Yalçıner
Gollo da yar yolunda öldü desinler...

Yalçıner Yılmaz Şaka gibi...
Ardahan Lisesi ve talebelerinin Harvard Univercıty öğrencilerine muadil yaşantıları olsun.
Kimseler inanır?
"Kadir İnanır."
Dinleyin!
Yaşamda herşeye ihtimalli yaklaşmak doğrusu en uslu yol. Çünki griler de beyazlar da, siyahlar gibi nesnelerin bir çeşiti.
Yargılar ve önyargılar: Yeni yargılar ne sebeple ki düşünülmesinmiş.
Ardahan Lisesi, ilk yıllardaydı. Göle, Çıldır, Posof ve Hanağın öğrencileri bu okula hücum etmişti. Ev falan bulmak " Krallara Mahsus"
Ardahan vilayet yapıldığında bir de bu şey vakiydi.
Kaç ha kaçlık'ta, eçük- çüçük, darığhmış dolmuştu...
Garapanlara...
Mereklere...
Koğhlara...
Öğrencilerin sayısı üç-dört bini bulurdu.
Rahat bulurdu.
Köylerden, nahiyelerden kışacak okula, liseye gençler dökülürdü. Çağların birikmiş potansiyeli, Ardahan Lisesine dayanmış çatmıştı.
Birinci Cihan Harbi hitamında.
Okumak tek kalkınma yoluydu. Herkes çocuğunu okutmak istiyordu.
Açlık ve susuzluk tabiriyle denkleniyordu tahsil yapmak. İnsanlar : " Ya okuyacaksın; ya hayatın kayacak " deyin vasfediyordular.
Topraktan uyanarak, uyanan çiçek gibi...
Gömleğini satıp çol- çocuğunu okutan mı?...
Taş taşıyıp okutan mı?...
Haftanın üç günü aç gezen mi?...
Sokak lambasının altında ev ödevini yapanlar mı?
Manav Binali Gündoğdunun kasalarını ataşa kalayıp ısınarak ders çalışan mı?
Kervan yollarda düzülür!
Yola düşüp en nihayetinde muvaffakiyeti altın bilezik gibi kollarına geçiren bir kuşak, nesil, jenerasyon...
Lise açıldığında halk Kars'a öğrenci göndermemeye sevindi. Masraf haddinden aşırıydı. Kapının önünde okuyacaktı çocuklar. Öğlene yemeğe de gelecekti, kızlar, oğlanlar. Ne güzel.
Liseyi bilen, duyan koştu.
Ardahan eğitim şehri olmuştu. Öğrenciler kiracı, müşteri, mektup yazdıran; " Yegen baban heyrine hele bir el at" olmuştu.
Sorulan: Kimin oğlusun?..
Dinlenilen: Sen ne dersin?..
Baban kerme getirecekti?..
Pağacaz bittimi ki?
Şefiklerin çeşmeden bir kovada bize su getirin oğulcan?..
Kapının kar'ını kürü yavrucan?
İğneci Asiye Halayı çağır! Deden heyrine.
- Üstü açık köylü şahbaz’ın oğluyum.
- Beni neydecen dayı.
- Seneye getirecek.
- Ne vardı ki, zaten.
- Su boruları patlamış.
- Baş üstüne.
- O hala ters biri, başkasını yollayın!
Öğrenci evi kiralamış bir Zerebüklü çocuk, başından geçeni anlatmıştı:
Gece soğukmuş yatamamışlar ertesi günü sınavları cebir dersindenmiş. Tezek istemişler komşudan, sobayı kalamış ve kitabı açmış, okumaya başlamışlar. İçerisi ısınmış, battaniyeye sarınmış bedenleri Antalya plajlarında bedenlenmiş gibi. Terlemeğe başlayınca atlet'i su olmuş. Üşükleri su yoluyla ter olmuşmuş.
Açlık, kıtlık görmüş Ramiz Dede: Bir sepet kerme getirmiş ve:
- Ola! Cırbağalık etmeyesiz. İhtiyacız oldu mu? İstemesez mabalım boynunuza!
Mal bulmuş Mağribi gibi çocuklar kıs,kıs kımıştılar.
Bir güvenceydi bu söz ve destekleri vardı: O da Ramiz Dedeydi.
Arkasından dedenin, çocuklar:
- Seni veren Allaha kurban Ramiz Dede!
- Ha sen yaşa dede, seni çok yaşa dede! demişlermiş.
Tıkkıltı kapıda patladı.
Güm, güm, gümmm!..
Evin kırılmak üzere kapısı ve ikisi kız, beş çocuk ile bir körpe enik, korkuştular.
Zerebüklü öğrenciler, Beberekli hala kızları ile kiralamıştılar evi. Eniği iki, üç gün evele orta bire yazılmış Behzat, Mehrali’nin Han'da ki kancığın balaladığı eniklerden almıştı.
Kulağı kopmuş enik; odanın kırağında zırlayıp acıklanıyordu.
Behzat acımasızlığından yapmamıştı: Bilmediğinden eniğin kulağını çekip kopardı. Köyde dedesi eniklerin kulağını kurda iyi dalsın diye koparmıştı. Hemde nasıl koparmıştı: Sakız gibi sünük itin kulağının ikisi elleriyle tutup eniği fır, fır sabit sardığı kulakların çemberinde dört, beş defa çevirdi mi enik zığıltıyla bir tarafa, kulaklar elde kalmıştı.
Görenek’in pozitifide, negatifi de var. Çocukların göreceği veya görmemesi gereken şeyler vardır diyen Rahmetli Şahin Hoca bu adetleri sevmezdi...
Eniklerin gollo it yapılmaları kısa kulaktan, kısa kuyruktan veya kısa boyluluklarından kaynaklanırdı. Kuyruğu kesme sebepleri it kapıştı mı kuyruğu kaptırmasın içindi. Tali çözümlerdi bu nevi şey. İt kurtcul değilse it'e motor taksan ne yarar sağlayabilir ki.
Kar suyu kollo itin kulağına kaçtı mı? Yandı keten helva gülüm!
Tak tak Tak!..
- Açsaza ola kapıyı!
Çocuklar fısıltı bir avazla:
- Kim o?
- Babanız. Sesimi alamadınız mı?
- Babaaaa!
Adamcağız sıcak sobanın yanına geçti. Rahattan ve ateşin senfonisinden ahenkle doldu. Anasından doğdu, doğalı bir kaç sefer böyle bir dem yaşamıştı. Felekten çalınan da bu ve benzeri gibiydi. Saadet! Bahtiyarlıktı!..
Küçük oğlanın eniğe neleri reva gördüğünü mealen bir bir aktardılar. Çocuk ağzı telis değil ki büzede korlayasın.
Adamın aklına babasının gollo itlerine düzdüğü laf aklına geldi.
Gollo it yaşlanmış ve ağzında diş kalmamıştı. Keftara çıkmıştı ismi.
Bacada buharının dibine altlarına taş çekmiş oturmuşlar. Gollo it kancık iti farketti peşine verdi. Takılmak babından çekemeyen biri: Gollo kancığa ne yapabilir ki. Ağzında diş yok. Bir protez yaptırda belki kancığın hoşuna gider!
Adamın babası içerledi. Birden fikirler aklına adeta damdı:
- Ola bene bak! Dıllo, hele. Gollo heçbişe yapmasa da YAR YOLUNDA ölür’e!
GOLLO YAR YOLUNDA ÖLDÜ DERLER, YA!
GOLLO YAR YOLUNDA ... GOY: "ÖLDÜ" DESİNLER!

Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

HALKLARIN BARIŞA OLAN KARARLILIĞINDAN KİM HUZURSUZ?../Osman Kamacı

Osman Kamacı Bu anlamsız gerilimin bitmesi için ne yapılmalı ve kimler sorumluluk misyonu taşıyarak taşın altına elini sokmalı? Elbette bu konuda akil değilim… Ancak insani yanımın hassasiyetlerine yenik düşerek birilerinin artık yeter demesini şiddetle istiyorum. Çünkü bu meselede bir bütün olarak, yani Türk, Kürt, Laz, Çerkez demeden, hepimize önemli görevler düştüğünü iyi okumamız gerektiği artık kaçınılmazdır. Coğrafyaların cetvelle ölçülerek değişime uğradığı bir sırada, toplumsal sorumluluk özverisiyle ülkemizin birlik, beraberlik ve kardeşçe bir arada yaşaması adına yeni bir sayfa açmanın zamanı gelmiştir artık.
Son otuz yılda yaşanan ve on binlerce gencin adı konmamış bu kirli savaşın bir sonucu olarak daha hayatlarının baharındayken aramızdan ayrılmış olmasına arkamızı dönemeyeceğimiz gibi, yaşanan acılara da gözlerimizi kapatamayız. Çocuklarımız olsun veya olmasın, acılarını yüreğimizde hissettiğimizi inkâr etmemiz mümkün olabilir mi? Bu sebeple, evlerine ateş düşen ailelerin yaşadığı o büyük felaketi vicdan sahibi insanlar olarak nasıl içselleştirmeyiz, sahiplenmeyiz? Eğer aynı havayı soluduğunuz, aynı türküyü söyleyip, aynı şeylere ağlayıp aynı şeylere güldüğünüz yüreklere ateş düşmüş ise, o yüreklere düşen kor ateşlerin kıvılcımları er veya geç, bir gün bizim de bedeninize sıçrayacak, bizi de yakıp yıkacaktır. Yine bu kirli savaşın devam etmesi halinde daha nice gençlerin aynı kaderi paylaşacak olmasının kaçınılmaz olduğu gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir. Başlatılan Barış süreci ile birlikte yaşanan olumlu gelişmeler son birkaç aydır çatışma ve şehit haberlerinin bıçak gibi kesilmesini sağladı. Bu durum Ülke olarak rahat bir nefes almamızı sağlarken, annelerin yaşadığı tedirgin ve korku sarmalından kurtularak, kâbusla uyanma sendrom’undan uzaklaşmasına vesile olmuştur. Başlatılan süreçle birlikte acıların dindirilmesi ve anlamsız hale gelen kirli savaşın bitirilmesi için halkların verdiği destek kartopu misali büyüyerek barışa olan inanç ve kararlılığını ortaya koymuştur. Halklarımızın ezici çoğunluğunun katıldığı bu haklı ve yerinde tespit çok önemli ve dikkate alınması gereken anlamlı bir mesajdır. Elbette bu mesaj ölümlerden, akan kandan ve gözyaşlarından rant elde edenleri huzursuz edecek, sağlanacak iyimser ve olumlu havayı dağıtmak için zaman kaybetmeden akla hayale gelmeyen girişimlerde bulunarak alçakça provokasyonlara yönlendirecektir. Ancak, toplum olarak bu alçaklara karşı uyanık olmalı, oyunlarını bozmalıyız. Bozmalıyız ki, kışladaki kınalı kuzularımız da, dağdaki gençlerimiz de mevzi kaybeden bu karanlık güçlerin oyunlarına kurban edilmesin, analar ağlamasın.
Daha şimdiden düğmeye bastılar. Sağlanmaya çalışılan huzur ortamına karşı nasıl saldırganlaştıklarını ve süreci sabote etmek için nasıl organize olduklarını son günlerde gerçekleştirdikleri eylemleri dehşetle gördük. Önce Cilveözü sınır kapısında Bomba yüklü araçlar patlatıldı. Ardından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde Belediye ve PTT hizmet binasının bulunduğu Yeni Mahalle Cumhuriyet alanında birkaç metre arayla 2 bomba yüklü araç patlatıldı. Dehşet bir manzara… Sanki orta doğuda yaşanan görüntüler seyrediyoruz. Söz konusu ülkelerde sıkça görmeye başladığımız görüntülerin benzerini Reyhanlı’da gördük. Tüyler ürperten görüntülerle kanımız dondu, nutkumuz tutuldu. Bir tek bina sağlam kalmazken, sokaklarda park halindeki araçlar hurda yığını haline gelmiş, adeta can pazarı yaşanıyordu. İnsanlar patlama anında ortadan kaybolan yakınlarını bulmak için feryat figan ve şuursuzca sağa sola koşuşturuyor. Sonuç… 5O ‘den fazla insanımız hayatını kaybederken, yüzlerce insanımız yaralı. Ve ne tesadüftür ki, tam her şey düzelmeye başladı havası hâkim olurken, ardı ardına sivil insanların yoğun yaşadığı yerleşim birimlerine ses getirecek eylemler düzenlendi. Herhalde yaşanan son olaylar bu ülkenin huzurunu istemeyen güçlerin tezgâhı olduğunu söylememize gerek yoktur sanırım. Bugün bunlar oldu, bir daha olmayacak diye sakın rehavete kapılmayalım. Olayların failleri yakalansa bile, işi onlara ihale eden derin güçlerin izini bulmak kolay olmuyor. Bu ihaleyi alanlar tasfiye edilseler bile, yarın ihaleyi üstlenen yeni taşeronlar ortaya çıkacaktır. Bunun için, ülke olarak çok ama çok duyarlı olmak zorundayız.
Burada AKP’nin yanı sıra, başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere, parlamentoda grubu bulunan diğer siyasi partilerimiz MHP ve BDP’ ye de çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Özellikle BDP ve MHP’nin kullandığı dil çok önemlidir. Daha sorumlu ve daha itidalli bir üslup kullanmaları çok çok gereklidir. Toplumun önemli bir kesiminin oyu ile parlamentoda temsil yetkisi alan bu partilerimizin vereceği mesajlar seçmenleri üzerinde büyük bir yaptırım gücüne sahip olduğu gerçeğini göz ardı etmemeleri gerekir. Bu mesele, bütünleşmeyi, kardeşliği ve Demokratik yaşamı esas alan bir düşünce çerçevesindea değerlendirilerek, partiler üstü ve ulusal bir mesele olarak algılanmalı. Bunu bir rant sahası haline getirerek ulusal çıkarları göz ardı etmek sadece ve sadece eli kanlı bu taşeronların arkasındaki karanlık odakların değirmenlerine su taşıyacağını unutulmamalıyız.
Devletin huzur ortamını sağlamak ve akan kardeşkanını durdurmak için Abdullah Öcalan’la başlattığı görüşmeler ve bunun sonucunda gelinen nokta hiç yabana atılacak bir durum değildir. Sonuç almak için sürece olumlu katkısı olanlar kim olursa olsun, dinlenmesi ve sürece dâhil edilmesi gerekiyordu ve öyle yapılıyor. Eğer bugün uygulanmakta olan yöntem yıllar önce ve cesurca yapılmış olsaydı, bu cennet vatan bu kadar enerji tüketmez, on binlerce insanımızın kaybına sebep olmazdı. Her şeye rağmen, bugün gelinen nokta şanstır ve büyük bir fırsat yakalanmıştır. Gelin bu fırsatı halkların barış, kardeşlik ve demokratik bir ortamda eşit haklara sahip birey olarak yaşaması için sağduyu ile kullanalım.

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

SİLAHSIZ, ŞİDDETSİZ VE ASKERSİZ BİR DÜNYA İÇİN EL ELE/Mahmut Alınak

Mahmut Alınak Dünya tarihi aslında sadece yoksulların birbirine kırdırıldığı bir kanlı savaşlar tarihidir. Bugün olduğu gibi insanlığın binlerce yıllık tarihinde savaş meydanları egemenlere değil hep ezilenlere mezar olmuştur. Yoksullar ölmüş, onları kardeş kavgasına süren çapulcular ise semirmiştir.
Kendi halklarını içeride dikenli teller arasında boyunduruk altında tutan diktatörler yoksul gençlerden kurdukları dev ordularla kıtadan kıtaya kanlı fetihlere girişmiş ve dünyayı aç kurt iştahıyla parsellemeye koyulmuşlardır. Kan deryası savaşlar sürüp giderken nice uygarlıklar yıkılmış, niceleri kurulmuştur. Ülkeleri demir yumrukla yöneten tiranlar değişmiş ama halkların kaderi değişmemiştir. Çünkü halkların kendi başlarına buyruk olmalarına egemenlerce hiç izin verilmemiştir.
Binlerce yıl önce olduğu gibi bu gün de dış düşmanlara karşı kurulduğu söylenen ordular –bu tam bir yalandır- içeride halklara karşı amansızca kullanılmaya devam edilmektedir. Halkların en insani istekleri bile kendi orduları tarafından kanla bastırılabilmektedir. Asker yetmezmiş gibi şimdi bir de polislerden ordular kurulmuş ve her tarafı polis terörü sarmıştır. Kısacası ülkeler kendi orduları ve polisleri tarafından işgal altında tutulmaktdır.
Tarihin bize öğrettiği yanılmaz gerçek şudur:
Yeryüzünde ordular ve silahlar oldukça savaş ve şiddet fırtınası dünyada hep cirit atacak ve halklar özgürleşmeyecek! Geçmişten bugüne kadar orduların halklara hiçbir yararı olmamış ve olmayacak! Dahası hep zararı dokunmuştur. Çünkü ordular halkların değil egemenlerin çıkarlarına bekçilik yapmış ve yapmaya da devam ediyor. Lanetli hırsları ile dünyayı kana bulayan ve kendi ülkelerini cendereye alan egemenler emirlerindeki ordularla birlikte kenara çekildiklerinde, halklar arasında savaşmayı gerektiren hiçbir nedenin olmadığı görülecektir.
Ordular kendilerine verilen çeşitli savaş uçakları, tanklar, toplar ve her türlü silahlarla birlikte kendi halklarının sırtında ayrıca ağır ekonomik bir yüktürler. Onlar için harcanan milyar dolarlar yoksulların kanı ve alınteriyle karşılanmaktdır.
Çağımız, halkların özgürleştiği ve kardeşleştiği bir çağ olmalıdır. Bunun yolu da egemenlerin vurucu gücü olan orduların- silahlı kuvvetlerin- tüm dünyada dağıtılmaları ve silah üretiminin -bir mantar tabancası bile kalmayacak şekilde- durdurulmasından geçer.
Her ülkeden halklar dil, din ve renk ayrımı yapmadan el ele verip tüm dünyada orduların dağıtılmasını ve başta nükleer silahlar olmak üzere tüm silahların üretimine son verilmesini istemelidirler. İstemekten de öte söz ve eylemle ısrarcı olmalıdırlar. Silah fabrikalarının kapısına kilit vurulmalıdır. Dünya çapında başlatılacak böyle bir kampanya insanlığa yeni bir çağın aydınlık kapılarını açabilir. Bu hedefe ulaşılması şimdi imkânsız gibi görünse de, çakılacak bir kıvılcım gözleri kamaştıran bir meşaleye dönüşüp dünyayı pençesine alan karanlığı dağıtabilir.
Kişiler arası şiddet de insanlığın ilgilenmesi gereken çok ACİL bir sorundur. İncir çekirdiğini doldurmaz nedenlerle çıkan kavgalarda cinayetler işlenmekte, ağır yaralamalar olmaktadır. Birçok şehirde serseriler bellerinde tabancaları ve ceplerinde sustalı bıcakları ile korku ve terör estirmektedirler. İnsanlığın bu sokak şiddetini dışlayan, kötülüğünü teşhir ve mahkûm eden bir kültür yaratması gerekiyor. Öyle ki, o magandalar insan içine çıkamaz hale gelmelidir.
Biliyorum, bunlar şimdilik bir ütopyadır; sonuçları belki bir asır sonra ortaya çıkacaktır. Dedelerimiz bu çalışmayı kendi zamanlarında, yüzlerce yıl önce başlatmış olsalardı, biz çocukları bugün bunca belâyla uğraşmak zorunda kalmayacaktık. Yarınlarda çocuklarımızın da benzer sorunlarla boğuşmalarını istemiyorsak, daha fazla gecikmeden (dedelerimizin yapamadığını yapıp) bu çalışmayı başlatmamız gerekiyor. Tarih defterine gururla bir not düşebilir, tarihin insan kanıyla dönen çarkını durduracak ilk adımı atan kişiler olabiliriz.
Yazıyı size bir soru ile bağlayayım: Dünya halkları zincirini oluşturma hedefi olan sivil bir inisiyatifin, SİLAHSIZ, ŞİDDETSİZ VE ASKERSİZ BİR DÜNYA İÇİN EL ELE girişiminin kurulmasına ne dersiniz?
Derin sevgi ve selamlarımla
(alinakmahmut@hotmail.com)

Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

Balçığın içine dev bina..

Ardahan Haber Toplam 2 blok 24 dairenin yaplacağı belirtilen inşaatın temelinde balçık çamurlar fışkırmasına karşı çamurun içine temel atılmaya devam ediliyor.
Kura Nehrinin yatağını yanı başında yapılan ve motopoplarla içinde ki balçık suyu dışarı atıldığı görülen bu inşaatın yaşanabilecek bi depreme nasıl dayanacağı şimdiden merak ediliyor.
Son üç yıldır olağanüstü bir yapılaşmanın yaşandığı Ardahan’da yapımına devam edilen bir çok inşaatın şehir imar planına uymadıkları ve gelşi güzel yapıldığı iddialarının ortaya atıldığı bir zaman da Ardahan kent merkezinde geçen Kura Nehrinin yatağının yanı başın da yapılmaya başlanan inşaatın temelininde balçık fışkırmasına karşı dev iki blokun konulacağı öğrenilen binanın temelinin atılmaya devam edildiği görülüyor.
Bu binanın temelinde balçık fışkırdığını görmeyen belediye ve diğer idarecilerin Ardahan'ın çeşitli yerlerinde devam eden inşaatın durumunun da aynı olduğunu görmezden geldikleri ileri sürülüyor.
Birçok inşaatın inşaat izni levhası bile asmadığını belirten Ardahanlılar yapılan inşaatları çevresinde hiç bir önlem almadıklarını da belirtiyorlar.

Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

Ardahan Öyküleri/Yılmaz Yalçıner
HORUS KOHEN

Yalçıner Yılmaz Uzun yıllardır, Oğuz sözcüğünü her yıl içerisinde bayağı bir süre zarfında birkaç kez olmadı bir kez düşünmüşümdür.
Fikir olarak kafamda tartmışım, nedir bu kelime: "OĞUZ" un derinlerde yatan anlamı ne demişimdir.
Kelime ile ilk tanışıklığım. Rahmetli Babaannemin ağzından duyduğum haliyle şöyleydi:
" OĞUZ VAHTINDAN KALMADIR O..."
Oğuz vaktinden kalmalık ilk duyuşumdu. Oğuz'u ben okulda OĞUZ KAĞAN bilmiştim ve öğrenmiştim.
Sigmund Freud MUSA isimli kitabında:
"Eski Mısırlılarda sünnetliydi. Ve Mısırlılar Sina Dağına yakın geldiklerinde Kenan Diyarlı inanışlılarla bir konfederasyon yaptılar, Musanın getirdikleriyle Kenanlıların ellerindekilerle yeni bir sentez oluşturdular.
Eski Mısırlıların diniydi bu ve Kenanlı Din inanışla yeni sentez kuruldu."
Horus kimdir?
"Horus, sıklıkla antik Mısırlıların ulusal koruyucu tanrısıydı. Tüm Mısır Kraliyeti üzerindeki krallıkların bir sembolü olarak genellikle, pschent veya kırmızı-beyaz taç takan şahin başlı adam olarak resmedilir." Vikipedia'dan iktibas...
Eski Mısırdan gelen Hor- Horus ( YUNANCA) Tanrısı Kenan Diyarında Sami Kavimlerin inanışına girdi.
Hanakta Oğuz Yolu vardır. Bunu da orta yaşlarımda öğrendim. Börk'ten öteye giden yol olarak tarif ettiler.
Bazı ariflerden dinlediğim: Mısır'dan tarih evvel beri göç yolları varmış ve Ardahan Diyarı bu kapsamdaymış.
Ben bu konuya Tarihbilimini bulaştırmak istemem.
Bu OĞUZ KAĞAN konusunda ariflerden öğrendiklerimi anlatacağım.
Sami Kavimleri sonradan Sümerlerle Asurlarla temas kurdu. Asurları İran kendilerine benzetti. Buradan Horasan'a geldi Horus Kohen. Horasan'da Kohenler Horus inanışını gah sakladı, gah benzettiler diğer inanışlara. Horus Kohenler Yenisey'e Uralların başı Sibirya'ya kadar götürdüler. Buradaki yazıtlarda KARA kelimesine rastlanıyor ki bu Samiyen kelimedir.
Şimdi "Tez" şu: HORUS KOHEN dönüşmüş olabilir mi?
Kohen kelimesi, etimologların demeleri o; Kağan kelimesi buradan gelmektedir.
Horus kelimesi ise Oğuz'a dönüşmüş müdür?
Eğer bu varitse. Tarihte bir Kopernicus Devrimi yaşanabilir mi? Bu bugün olmazsa yarın olacak gibi.
Zira meriyetteki Tüm Tarih Bilgileri ters duruyor gibi.
Mısırdan başlamış büyük göçleri biz Ortaasyadan başlamış gibi görüyoruz. Bunu tersdüz ettiğimizde Mısır'dan çıkış Ergenekon'dan çıkışın yerini alabilir mi?
İnsan kültürü paralel benzer olayları yaşayacak kadar israfcı olacağını düşünmüyorum.
Tarihtete en az enerji yasası geçerlidir. Bir defa olmuş- bitmiş olaylar vardır ve o varyantlar halinde dillere pelesenk olmuştur.
Arifler dedi ki: Herşeyi de söylememek lazım!
Ne olur, ne olmaz!

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Ardahan Öyküleri/Yılmaz Yalçıner
Ahorizm

Yalçıner Yılmaz 
" Ben AHORİSTİM"
AHIRBİLİMCİYİM...
Ahırbilimcilik ve onun disiplini...
Vaso Minibüsü çalıştırdı. KAMAR'ı tak dedi. Döşüme sırıdım kamar'ı, kodasını yuvasına taktım. Vaso'da yardım etti; eksik olmasın.
Ahıska'dan, Ahılkeleğe bu minibüsle gideceğim. Önceden kafamda oluşturmuştum gezi- tasarımı. Gittiğimce gidecektim: Taaa!.. Çıldır'ın arkasına kadar gidecektim. Çünkü Çıldır'ın arkası Ahılkelek şehriydi: Dedemin köyü Arıklı ile Çıldır'ın arasında bulunuyordu.
Doğa nasıldı? Bunlara bağlı olarak kültür ortamı nasıldı? Merakla kafamda bu ve buna benzer fikirler.
Ahıska'dan ayrıldık Tiflis yönüne doğru gidiyor arabamız. Birkaç köylü yolcumuz var. Vaso'ya laf atayım mı... laflayacağım fakat uygun bir aralıkta iletişim kendiliğinden kurulurdu.
Vaso'nun ne çok ismi vardı: Birisi Vasiliyeviç diyor. Bu Rum'dur dedim. Kendisi isminin Tengiz olduğunu söyledi. Moğol Hakanın ismiymiş adı. Tengiz Vasiliyeviç olarak karşılıkla teyiden anlaştık. Bende ismimi söyledim. tanışmış olduk.
Kadın sigarası ince sigaralardan içti. Vaso tevekkül sahibi insandı. Kalbinin üstünde gömleğin cebine iki cep telefon koymuştu. Gelen aramalara çıkarıp çıkarıp cevap veriyordu. Çağıran müzikler garipti: Mor telefonun (sanırım) CINGIL'I inek böğürmesi: möööö...ydü.
"Nahğır geldi.." dedim. Gürcülerin hepsi gülüştü. Nahır kelimesi Gürcüceymişe. Vaso az Türkçe biliyordu.
"Cep telefonu kalbin üstüne koyma" dedim.
" GULİ PROBLEM..." demeyi: Hal'imle ve hareketle yansıtmayı becerdim. Bu anladı. Batı Avrupa İnsanı elleriyle bizdeki "toprak başına" deriz ya, o tavırla, elleriyle "boşver gitsin" demeğe getirdi. Bende aynı üslupla, ellerimle, vücudumla "olur mu ya..." dedim.
Vaso az-boz Türkçe biliyor sanıyordum: " SİK ANASINI BOŞVER..." demesin mi?
" Kalbe ne'lurmuş canım sen de!"
Kura Nehrini gördüm. Şimdi sağ sağrımızda Ahılkelek'e değin bizle yolculuk yapacak. Benim ne dert olsa? Ben bu manzarayı şimdi görüyorum.
Manzara ise şimdi görüyordu beni? Tek bir manzaranın değişik görünümleriydi bütün gördüklerimiz, böyleyse eğer neydi benim gördüğüm?
O kadar uzun etmeğe macalım yoktu. Ben manzarayı çocukluğumdan beri göresmiştim.
Ya Ahılkelek'in, Ninotsminda'nın bu konuda fikri neydi. Bunu THEMA olarak geliştirmeliyim diye yolculuk boyunca kurguladım.
"Kör'ün istediği bir göz Allah vermiş iki tane göz."
Yolculuğun kudretten temerküz eyleyen bolluğu bu-ydu.
Harika bir Thema ruhumdan baş aşağa, başımdan aşağa.
Yazacaktım!..
Gezi ürün vermeğe başlamıştı:
Rüyalarımızda gördüğümüz, sevdiğimiz diyarların bizim arzumanımıza karşılığı var mıydı? Onlar bize hasret miydiler?
EY ULU TANRIM!
Bu nesi, neyin hicreti, hicret acısı, dağ taş ağlaşerdi: dağ dağa kavuşur, insan insana kavuşsa, dağ insana kavuşmaz mı?
Dağ'ın Görestiği insanlar olmaz mı?
Dağ'ın sevdiği, sevmediği, beklediği, beklemediği miydi?
"İkinin bir olması: Bir'dir. Beyaz tabak kırılır gibi kırılmış ikiye ayrılmış, iki tabak parçası ayrılmış... ayrılmışlar öznesi... bitki hayvan n'lur olsun."
Veya özne insan olsun, herşeyin herşeye gönlün kayması mı?
Hasretlik insandan doğaya olur, doğadan insana hal- hatır sormak olmaz mı?
Nesnelerin taşın, kayanın, günahı, ne halleri hatırları sorulma mı?
İKİ BİR OLUNCA... YÜRÜ EY DAĞLAR DEYİNCE DAĞLAR YÜRÜR! müş.
Hep insanların penceresinden bakmakla "yabancılaşmayı" çözmek şöyle dursun. Nesnelerin hasiretlik çekmeleri bilinmez mi olsun?
" Tutam Yar Elinden Tutam
Çıkam Dağlara Dağlara
Olam Bir Yareli Bülbül
İnem Bağlara Bağlara

Birin Bilir Binin Bilmez
Bu Dünya Kimseye Kalmaz
Yar İsmini Desem Gelmez
Düşer Dillere Dillere

Emrah Der Ki Bu Günümdür
Arşa Çıkan Tütünümdür
Yare Gidecek Günümdür
Düşsem Yollara Yollara..."

Rüyasını görmüştüm... Rüyalar form olarak gerçeğe tam uymaz. Genel form hatlarıyla benzer. Yönler bazen şaşalar. Kütleler andırır andırmaz. Renkler ton veya kroma'yla yakınlaşır şematik lekeler halinde yansır... YANSITAR!
Yüksek dağlar, kel dağlar, keleş dağlar, büyüklükleri, küçüklerin eteğine sarınmış daha küçük dağlar. Ardahan Ovası büyüklüğünde Ahılkelek Ovası, ovayı sarmalamış başı karlı dağlar hele ki çok tanıdık kömürkarası kara toprakkara.
" Ola senin ne işin var burda!"
" Senin ne işin var!
Rüyalardan basıp-gelme sanat akım: Sembolizm: Rüyaların görüşülmesini kem-küm'le kurguladı. İki'yi bir etmekle rüyayı ve tamamlayıcı gerçeği birleştiriyorum dedi sessizce ve mahcupca...
Gerçekle rüya bilinç biçimi olarak birleşiyordu.
Sembolizm Ressamları: Ferdinand Hodler, Gustav Klimt, Odilon Redon, Goya ve William Blake...
Odilon Redon: Gerçekle rüyayı tamamlayıcılıklarıyla SİMBOLLİUM birciliğini tam izah ediyordu. Ama Rüyanın epistemi SÜRREALİZM kadar geniş sayfa açmıyordu.
O ise Sürrealizm sanatçılarına nasip olacaktı.
Sürrealizme geçmezden; özellikle O. Redon üzerinden sembolizmi kapatmak istiyorum. Rodin'in resimlerinde rüyası görülen fenomen'e realizm formlu tasvir yine realist formlarla getiriliyordu. Sembolizme şunu deyip geçelim. Sembolizm rüyasal fenomenlere tasvirsel form getirmiştir.
Kadınlar caddeyi geçtiler, mağazaya dayandılar: "Anacan ey günlerin olsun." deyip dağıldılar aşağıya yukarıya..."
Erkekler konuşuyorlardı: Birinin elinde tek elma, ağzına götürdü: Elmayı ısırdı. Elma yemeyen yiyene: "Baba, benim babam de gidek da!"
Kadınlar ANA ile, erkekler Baba ile hitaplaştılar.
Sürrealizm rüyaları tam destekledi.
Sürrealizm: Rüyaları geleceği ile gelinceye değin çizdi betimledi: Yarın bu olacak dedi. Rüyalar yarına bakma dürbünü muamelesi gördü. Sürrealizm dürbünüyle yarını yarın, yarın gördü.
Soyut Resim: Yarını rüyayla çok yakın gördü. Analitik görmeği bir türlü deneyime indiremedi. Çok a priori kalınca leke form, şekil siluetleriyle soyut kaldı.
Gürcistan'da hep ahor aramışımdır.
Bu ahoru zar-zor buldum. Meğer Sovyet döneminde kentsel dönüşüm gibi bir modern mimari çığrı yaşanmış, sebeb buymuş. Bu ahor'da Sergey yaşıyor. Sizi şaşırtmasın... buranın arsa değeri çok fazla ve çarşının göbeğinde biryer. Önünde ise bir baraka Sergey arkadaşlarıyla kendi yaşam yorumu mucibince arak, çakır içerek yaşıyor. Oğullarına arsayı bırakma niyetindeymiş; Öldüğünde...
Sergey'e barakadan irişip kırışırken geçeyim gideyim diye düşündüm. Turist değil miyim, eee... barakaya yöneldim. Sergey dışarı çıktı. Bunlar kuvvetli içmişler. İki kafadengi arkadaşı barakadan fırlaştı. Sergey kazaktan çıkan gömlek yakaları geri tepen gibi serhoş arkadaşlarını kutuya geri tepti. Pot, mot kırmasınlar diyeydi belki.
Olsun ben kalender meşrepleri severimkiiiiii.
Tanrının çocuklarıyız, hep bir güneşte ipe un sermedik mi?
Ben Sergey'e lafta bulamıyorum. Başaratım bağlandı. Ne soram, ne soram?
Ahor ve ben tam karşıyayız.
AHOR'U SORSANA SERSEM KAFA...
"Dur " dedi, barakaya girdi. Anahtarı, açarı veya... aldı. Beni ahora götürüyor. Kapıyı açtı. Gireyim, girmeyim teredütte kaldım. Kapıyı üstüme kapar, mapar... sa.
Hep bu arketip yok mudur kafamızda?
"İnsanlara güveneceksin oğlum" içimden bir ses: "Okuduğun, yazdığın bu mu senin insanlara peşin- hükümle yaklaşmak"
Ben toprak dam modelinin Gürcistan'da bittiğini belirttim. Ardahan'da toprak damların ahorların hala olduğunu söyledim. Bunu Sergey anladı. Kapıya, söveden çıktık. Toprağı çum keserek dizmişler biz Ardahan'da toprağı toz olarak dam'a atarız. Bunlar çum kesmiş dizmişler. Basma'dan tezek keserik'e kare, kare.... onun gibi kesilmiş çumları yatay üstüste dizmişler.
"Çum" dedim, Sergey "ÇİM" dedi bana Türkçe mi düzeltti, Tanrım!
Ahora kaçarca girdim. Amacım ahordaki isimleri sormak. Ayağımı saltaşlara vurarak:
" İnch anuni" dedim
" Kaldurumi" dedi. Ben bu kez onun Türkçesini düzelttim. "KALDIRIM" dedim.
GÜLDÜ!
Bu ne?
Koz!
Bu?
Gont!
Baga'yı gösterdim. Baga'ya MESURK dedi. Baga'yı tutturamadı.
Ahor'un kavramsal haritasını araştırıyorum.
AHORisttim. AHOR'un şumüllü kavram haritası... çıkartıyorumdu.
Ahor'un ışık alan tepesi, iki kuş sığacak kadar pencere'ye "baca" dedim, değilmiş. Sorduğum kişiler, özgün ismini söyleyememiştiler. Sergey'e sordum...
"AKUŞKA" dedi. Çok sevindim. Yitik bulmuş gibi oldum. Kimilerine çok yalın gelir bu ama kafam rahatladı.
Akuşka'yı işitmiştim. Akuşka artık kayıtedilmiştir.
Ardahan'da Akuşka'yı sordum. Akuşkaya PATGHA'da derlermiş.
Cincar'ı soracağım kapı'ya çıktığım zaman.
Sergey'e iki ineğin bağlandığı yere ne isim verdiklerini sordum. Bunu cevaplayamadı.
Basma'ya Basma diyorlarmış. Kalağa kalak yine.
Cincar EĞİNÇ'miş ve Cincar'ı biz Gürcülerden almışızmış.
Boğa, boğaymış.
İneğe İngilizler gibi KOW diyorlar.
Soyut Ekspresyonistler: Rüya alemden, not yet realised something'lere geometrik formlarla araştırdılar. Zihinsel kavramlarla fenomenlere somutlaşmamış fenomenlere yani noumenlere bir leke, bir amorf, bir yamuk form ya da renk ilineği çizgi ileneği kabilinden baktılar. Tam bir fotoğraf görümü olmadı tabi kompozisyonlar.
Willem de Kooning Sürrealizm resimlerde mekanı zamanı arıtmadı. Olayları çığırından çıkardı. Pollack zamanı mekanı dondurdu. Picasso senkronizmle zamanı başka zamanlarla eşledi.
Rüyalarla sökülüp gelme bu uğraşmalar... hep şu oluşagelen NOUMEN'in doğru dürüst bir algılaması, işidir.
Akılla görmek, oluşlu dünyayı ister istemez dondurduğundan. Esas göreceğimizi göremiyoruz.
Rüyalar... belki rüyalarla görebileceğiz!
BİR GAZETE, BİR BAŞLIK BİR YORUM, BİR HABER

Alper Akçam *Alper Akçam

23 Mayıs 2013 Perşembe gününün Cumhuriyet gazetesinde, 1. Sayfadaki koca başlık, “BELGE BOMBASI” diyor. Reyhanlı’yı bombalayanlar, iktidar sözcülerinin iddia ettiği gibi Suriye istihbaratı değil, Esad’a karşı savaşan El Nusra imiş meğer! Belgeler de bir jandarma görevlisinin telefonundan dışarıya kaçak yapıvermiş.
Seyreyle gözüm! Şimdi başladı iktidardakiler, belgenin ne dediğini değil, nasıl sızdığını tartışmaya. Bunun adı da üzüm yemek değil, bağcı dövmek oluyor elbette.
Sen… Yüzlerce kilometrelik Suriye sınırını yolgeçen hanına döndürürsen… Emperyalizmin eli kanlı paralı askerlerine Beyoğlu’ndan Hatay’a tüm otel ve eğlence yerlerinde olay çıkarttıracak ölçüde kapıları açar, hatta sırtlarını okşarsan olacağı budur! Olan Reyhanlı’da giden canlara olur… Sen de oturur, belgeyi kim sızdırdı, nasıl sızdırdı diye ahkâm keser, iş işten geçtikten sonra sınırda önlem almaya kalkarsın.
Aynı gazetede, ikinci sayfada köşe yazan Emre Kongar’a bakarsanız, ABD uyanmaya başlamış (mış)! “Amerikancı İslam” politikası konusunda bir yavaşlama varmış(mış). Afganistan, Libya, Mısır, Tunus, Suriye deneyimlerinden ders alır olmuş(muş).
Kongar’a göre, ABD geç de olsa hatalarını anlayan, farklı seslere kulak veren bir siyasal yapıya sahipmiş!
Bitiyorum Cumhuriyet gazetemizin ve kimi yazarlarının arada bir depreşen, bu, Batılı gözüyle AKP’yi eleştiren görüşlere yer vererek, (“ya ben demedim mi”) kendi tezini haklı çıkarmaya çalışan tarzına; Batı aynalarda kendini beğene beğene saç tarayışına…
Sorarlar insana, kim yaptı oralardaki o kanlı “deneyimleri” diye…”Siyasal İslam” üzerinden gelişen politikaların arkasında kim var?
ABD ve Batı’yı iki buçuk yüz yıl önceki çağdaş demokrasinin beşiği gibi gören kimi safdiller de o dünyanın dinci politikalar yerine kendi “laik” tarzlarını tercih edeceğini sanıyorken, şimdi parmaklıklar arasında bitmeyecek günler sayıyorlar!
Emperyalizmin huyudur ve birinci işidir, kendi halklarına son derece demokratik ve de “sureti haktan” gülücükler dağıtırken, bizde 12 Eylül 1980 faşist darbesi öncesi ve sonrası katliamlarında, işkencelerinde olduğu gibi, yakın geçmişte tüm Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Yakın Asya’da tanığı olduğumuz, milyonlarca insanı ölüme götüren savaşlar çıkarmak, çoluk çocuk bombalatmak, yürek söken katiller üzerine yatırım yapmak…
Aynı gazetenin 4. Sayfasında BDP Eş Genel Başkanı Demirtaş “Fethullah Gülen konusunda tutucu değiliz” demiş. Henüz kendisiyle görüşmek için randevu almamışlarmış ama…
Bu demek ki, alabilirlermiş de…
Neyi görüşeceklermiş acaba? ABD’nin yüzlerce dönümlük arazilerde kendisini neden besleyip koruduğunu mu soracaklar? Afrika’dan Asya’ya, ABD ekonomik ve politik yayılmacılığına kültürel koçbaşı olmuş gözyaşılı kaset-cemaat-tarikat-okul-dersane- bedava dağıtılan gazete ile kazandığı başarıların sırrını mı öğreneceklermiş?
Bundan kelli, ABD’nin Ortadoğu politikalarında oynayacakları roller için kendilerine de özel bir bakım yeri mi isteyecekler acaba?
Bu arada denk getirip Aptullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp teslim edildiği 15 Şubat 1999 tarihinin, aynı zamanda ABD’nin Körfez-Irak-Ortadoğu doğrudan askeri girişimleriyle Kürt politikasında da yeni bir yol izlemesiyle nasıl örtüştüğünü de sorsunlar…
Emre Kongar’ın yorumu için safdilli bir bakış açısının ürünüdür diyebilmek hoşgörüsünü gösterebilsek de, Demirtaş’ın İlim Yayma Cemiyetleri’nden Komünizmle Mücadele Dernekleri’ne, CİA ajanlarının Türk aydınlarıyla birlikte yazdığı Yeni Forum Dergileri’nden kendi güdümünde NGO (non Goverment Organization- Sivil Toplum Örgütü-) kurdurmalara, çifte pasaportlu, türbanlı Merve Kavakçı’yı ülke ülke dolaştıran ACRFA (Dış Ülkeler Din Hürriyeti Danışma Kurulu)na kadar, emperyalizmin hangi sinsi ve haince oyunlar ardında olduğunu bilmiyor görünmesine ancak “Pes” diyebiliriz.
Kendileri, Reyhanlı patlamasından sonra da “hükümetin yanında yer almak” gerektiğini söylemişlerdi zaten…
Hükümet’in yanı neresi? 51 canımızı yitirdiğimiz Reyhanlı patlamalarından hemen sonra iktidar sözcüleri Suriye istihbarat örgütlerini suçlarken, olayın arkasından Esad’a karşı savaşan El Nusra diye bir örgüt çıkıverdi işte. Bomba yüklenen araçların plakalarına kadar bir ay öncesinden her şey jandarma tarafından biliniyormuş meğer…
Daha çok Reyhanlılar yaşarız, daha çok Memet kanı, ana gözyaşı dökeriz biz…
Kürt yurttaşlarımız insanlık dışı koşullarda günlüğü 25 TL’den çok fındık toplar, hakaret işitir daha.
Kürt beylerimizin ve ağalarımızın keyiflerine ise diyecek yoktur!
Alevere dalevere, Türk-Kürt Memet nöbete diyor emperyalizmin gizli servisleri… Aydınlarımız ise, yol aydınlatacağına mide bulandırıyor ancak…
Emperyalizmi, kapitalizmi her türlü iyi niyetten arınmış bir çıkar, karmaşa ve savaş sistemi olarak tanımayı başaramadıktan, olayları anamalcı milliyet-dil-din kavgalarının dışında bir ekmek, su, hayat mücadelesi olarak göremedikten, kutsal kavramları kullanarak bizi kandıranların foyasını açığa çıkaramadıktan sonra… Daha çook işimiz var bizim!

Yazarlarımızı okuyor musunuz?

Ardahan Öyküleri/Yılmaz Yalçıner
DEDE KORKUT ve TÜRKÇE

Yalçıner Yılmaz Bana anlatılan :
“ Türkçeyi anlamak bilmek için Dede Korkut’u anlamak bilmek lazımdır .”
İkinciyi anlamak ve bilmekte birinciyi anlamak bilmekle denk edilirdir. Türkçe için bu bir denklemdir. Dede Korkut eşittir Türkçe , Türkçe eşittir Dede Korkut . Dede korkut form itibariyle bir çalıp söyler kişidir. Soyut bir semboldür. Almanların böyle bir çalıp söyler'i vardır. Ruslarınsa çalıp söyleyeni İgor-İgor’dur. Kamlar, şamanlar böyledir. Avustralya Şamanları, Afrika Şamanları , Asya Şamanları saymak gerekir. Afrika'da, Cezayir'de tarikat zikirlerinde bu çalıp söyler kişi formu hala vardır. Somut kişi olarak vardırlar. İran’da aşık olarak adlandırılan somut kişiler hala kahvehanelerde çalıp söyler. Gürcistan'da, Irak’ta, Ermenistan’da aktüel ve tarihsel veya soyut sembol olarak vardırlar. Ali Asker, Sayat Novu, Aşuk Şeram bu somut kişilerdir. Batı Gürcistan'da Şavşatlı Ozanlar, Karabağ’da Ali Asker, Tiflis’te Sayat Novo, Narman’da Sümmani, Çıldır’da Aşık Şenlik, Sarıkamış'ta Mevlüt İhsani, Erzurum’da Yaşar Reyhani , Kafkasya’da Aşık Garip ( Soyut kişi ). Keza Türkmenistanda Aşıklar, Borçalıda kadın Aşık Gülperi, Mikail Azaflı, Hasta Hasan, Rusya’da İgor-İgor, Hititler Çağında orta anadoluda Luvi ozanlar olmuştur. Van, Ağrı muhitinde Dengbejler. Çalıp- söyler kişilere örenk teşkil ederler.
Selimli Ozan Şeref Taşlıova, bu model rol ile Dede Korkut'un soyut formasını tek örnekle temsil eder. Çalıp- söyler kişinin , antropolojik kavramsal anlamı şudur: Her dönem, her uygarlık, her coğrafya, somut yada soyut figür olarak dinsel, sivil, soyut-somut bir anlatıcı, aktarıcı, kadın yada erkek olsun yaratır.
Bizim Türkçe'nin Dede Korkut’u da bu evrensel ozan formundan azade değildir.
Yeryüzü coğrafyasında her lisanın bir Dede Korkut’u olmuştur.
Yukarda verdiğimiz hususların hepsine oturmasa da her lisanın bir dedesi olmuştur. Türkçe'nin Dede Korkut’u Türkçenin dedesi olmuştur. İngilizcenin ozanı Shakeaspear olmuştur. Shakeaspear somut kişi ve yazardır. Dede Korkut'sa soyut ve aşıktır. Almanca'nın dedesi Greem Kardeşler kabul edilir. Bunlarsa masalcıdır.

Dede Korkut Türkçeyi inşaa ederken, nerelerde olmuştur.
Mısırda olmuştur, Kuzeyafrika'da, Kenan diyarında, Basra civarında ( SÜMERİSTAN), Asurya’da, Anadoluda, Balkanlar'da, İran’da, Hindistan'da, Çinistan'da, Moğolistan'da, Sibirya'da, Ural- Altay havzasında, Afganistan'da, Soğdya'da, Deşt-i Kıpçak'ta islam çağında / islam öncesinde, Türkçe oluşarak Dede Korkut'u yaratmıştır.
Dede Korkut vücut buldukça Türkçeyi yaratmıştır. Bu olayın gerçekleşmesi ve dönüşmesi bu iki kavramda yatmaktadır. Dede korkut eşittir Türkçe, Türkçe eşittir Dede Korkut.
Dresden Nüshası'nın giriş kısmında Tanrı, Allah kelimeleri birlikte kullanılmıştır. Bugün Modern Türkiye’de eş anlamlı kelimeleri biz de kullanırız. Osmanlı Döneminden kalma 'imkan' kelimesiyle beraber, 'olanak' kelimesini de kullanırız. İhtimal kelimesini, olasılık kelimesiyle karşılarız. "Bir ihtimal daha var oda ölmek bir dersin" güzel bir şarkının ismidir. Fakat her iki kelimeden de vazgeçilmemiştir . Anlaşılıyor ki, devirler tarihte devrilirken, bizzat tarih dediğimiz şey oluşuyor. Tarih : Devrilen eski devrin, yeni devir ile yan yana iç içe olması bir fenomendir.
" Dede Korkut şöylamış: Allah Allah dimeyince işler onmaz. Kadir tanrı vermeyince er bayımaz." Dresden Nüshası giriş kısmı.
Modern çağ sonrası dede korkutlarında ise devrilen devirler bakiyesi/ yenisi yanyana veya tek görürüz.
Bob Marley'in Pasifik Şamanlarından gelme kelime, hal, tavırları kullanması ve bununla beraber Modern Çağ Sonrası sanayii, çevre sorunları temaları şarkılarında çalıp- söyeldi.
Bob Dylan'da devirlerin devrinden sonlanan bakiye ve yeni sembolleri kullanan Evrensel Dede Korkut figürü içinde düşünümeği haletmelidir diye sanırız.
Ayrıca Dilan kelimesini soyadında taşıyarak New York'a değin götürmüş olması, nenesinin Kağızman doğumlu ve burada ölmüş olduğunu belirtelim.
Korkut kelimesini Profesör Abdurrahman Küçük: " Korkut/ Kirkit/ Kirkor/ Kregor..." soyutlamasıyla başka toplulukların örnek aldığını varsaymaktadır.
" Dede Korkut" proplemi destan üzerinden mitoloji veyaefsane'ye sürülmeyecek bir sorundur.
Dede Korkut Destanları Kura/ Çoruh havzasında hala 12 öyküve bir de giriş kısmıyla lisani özellikleriyleyaşamaktadır.
Giriş Kısmında ki kelimeler üzerinden buna şu isbat kelimeleri sunabiliriz.
" Korkut Ata ayıttı: Ahır zamanda hanlık Kayıya dege..."
Ahır kelimesi "SON" eşanlamında kelimedir. Bu havzada hala halkın ağzında konuşulup durmaktadır.
Dresden Nüshasında, giriş kısmında: " Alçak yirde yapıluptur."
Burada ki YALILUPTUR tipinde kelimeler ardahan'da konuşulmaktadır.
"Ahmetgil gidiptir. Hacılar Hac'dan geliptir. " gibi.
Batı Anadolu'da bu form ise şöyle kullanılmaktadır: " Memet bunu bilipdur/ur."
aynı nüshada Dede Korkut drsedenNüshasında "S" harfini "Ş" harfiyle söylemesi, Kura- Çoruh havzasında bugün aynı hal'de söylendiğini isteyen istediği yerde müşahade edebilir.
İSTEMEM = İŞTEMEM
Kura- Çoruh Havzasında Dede Korkut'un mezarı Bayburt'tadır diye inan getirmiş yöre halkı her yıl anma törenleri yapmaktadır.
Bu havzadan Kıpçaklar, Araplar, Romalılar, Persler gelip geçmişlerdir. Ve daha niceleri!.
Havzanın zengin unsurları netice olarak SÜMMANİ, ŞENLİK ve ZÜLALİ'de badeiçim hali zurettirmiştir.
Devirler, devir, devril, devrile, kalan bakiyeler ve onun yanınca, yeniler ekleyerek, yepyeni LOGOSlar inşaa etmiştir.
LOGOS'lar ilhamla elbette bade vasıtası mülhemiyetle vaki kılınmış olmalıdır.
Dede Korkut soyut sembolken; Şenlik, Zülali, Sümmani somut kişilerdir. Çağımıza yakın zamanda ölmüşlerdir.
- GERGEDAN MESELİ-
Giriş kısmında gergedan figürü geçmektedir. Ortaasya'da gergedan bulunmamaktadır. Gergedan Afrikan hayvan olduğu bilim adamlarınca kabul görmektedir. O halde Asyasal Dede Korkut'ta gergedanın işi ne olsun?
Dede Korkut Asyasal değil de Mısır Merkeziyetine bağlı olmasın?
Dede Korkut Teşekkülatında Soğdya'yı merkez saymaya yatkın bilim çevreleri önemsenme olarak Soğdya'yı önsemeleri doğaldddddır.
Soğdya bir dönüm noktasısır. Hepsi o.
Mısır ne ola? Mısır'sa Fİravunizmin Emperyal merkezidir.
Mısır'ın periferiği çok geniştir. BU perşferiden birisi Yenisey'dir. Mısır'ın kaba hatlarla Dede Korkutizm'de emeği çoktur.Bu noktaya dikkat kesilmek bilim açısından gerektir diye düşünürüz.
Bunu bu fikri en azından yaklaşım fikir olarak kabületmekte yara vardır.
Çünkü: Merkez/ çevre diyalektiği; Roma ve çevresi: İskender/ Hindistan diyalektiği olmuşsa, tarihte olmuşsa. Neden Mısır/ Sibirya diyalektiği kapsamında bir Merkez çevre ilişkisi tarihte yaşanmamış olsun?
Türkçeye bir strateji aranmaksa arayış. O Dede Korkut Destanlarıdır.
Dede Korkut eşittir Türkçe.
Son olarak Kam Püre'nin oğlu Bamsı Beyrek Destanıyla yazımıza bitim vereceğiz.
Adı geçen destan'da PAY PİÇME kelimesine rastladık. Bizim Ardahan havzasında PAY BİÇME şeklinde kullanılır.
" Benim yaptığıma bakın. Onun yaptığına bakın. gelin buna bir pay biçin!"
Dede Korkut'ta sosyoloji pek çok ve coğrafya çok ve geçişlidir.
Hak aşıklığı kurum olarak her coğrafyada karşımıza çıkmaktadır.
Yahudilerde, Hazarlarda, Aşık Karani, Aşık İzani, Ahıska Aşıkları olarak, İranda, Acemlerde, Afganistanda Kandaharda Nadirşah'ın götürdükleri Terekemelerde, Peştunlarda, Asuryada, Irakta: Dengbejlerde. Balkanlarda, Magripte.
Anadoluda. Gürcüstanda. Dağıstan Kirkezyan kavimlerde.
Hak Aşuğları bazen kam, bazen Aşık'dır.
Evrensel manada bu kurum ve kişiler K: G. Jung'un o meşhur meseli Kollektif Bilinç veya Arketip'ini - LOGOS- 'u ekpoze eder insanlar olarak kabül etmeliyiz.
Bu hal ve durumu evrensel maksim gibi frame etmemizin yararı bu konuda çalışan bilim adamlarını rahatlatacaktır. Çünkü Dede Korkutizm ve Şamanvari çalıp- söylerler de BU frame Bir PARADİGMA tahakkuk ettirmiş olmaz mı?
Paradigmanın sağladığı olanaklar bilim yapmağa bu konuda sayısız yayr sağlamaz mı?
Kam Püre Destanından...
" ... meğer Beyrek buna bir gömlek bağışlamıştı. Giymezdi.saklardı.Vardı gömleği kana mana batırdı. Bayındır Han'ın önüne getirp bıraktı.
Bayındır Han der;
- Bre bu ne gömlektir?
Beyreği Kara Derbent'te öldürmüşler
İşte delili Sultanım dedi"
" vardılar gömleği Banu Çiçeğe ilettiler. Gördü tanıdı."
Burası H.z. Yusuf'un hikayesine çok benziyor. Benzemiyor kimse diyemez.
Homeros Realizasyonunun bir de Negasyonu olmak gerektir. Veya tersin tersi: Dede Korkut'un Negasyonu: Homeros destanlarıdır.
Batı yer, zamanlar ve devirleri Homer'de varlık bulduğu gibi Doğu dediğimiz ter, zaman ve devirler de Dedem Korkutta nitelik bulmaktadır.
Ariflerce bana anlatılan:
" Doğrusunu Allah bilir!"

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan