Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 49
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Serhatattan Yorumlar
Yazar Fakir - Temmuz 28 2013 - 16:09:43
Yazarlarımızı okuyor musunuz?
ARDAHAN’DA BİR FESTİVAL GÜNCESİ

Sunay Karataş **Sunay Karataş

Bulutların arasından Kars'ın semasına uçakla inerken yemyeşil yaylaların gözkamaştıran güzeliğinde serhat şehrin sıcak yüzlü insanlarının bakışları arasında artık memleketimde idim.
Kars'tan Ardahan'a yolculuk başladı.
Her nekadar devir değişsede teknolojik gelişmeler olsada bizim kılasik Ardahan yolculuğumuz yine değişmemişti.
İki otobüs yolcuyu, bir otobüsle götürme çabasına malesef karşı koyamadık. Koltuk ararlarında çocuklar bagajlar üstüste tam bir rezalleti.
Biz bu memleketin insanı idik her türlü zorluğa katlanırdık ama dışardan festifallere gelen yabancı insanlara bu durumu açıklamak zordu.
Yüzümüz kızara kızara Ardahana geldik.
Nede olsa memleketimiz canımız vefamız taşına toprağına kurban olduğumuz memleketimizdi.
Bir anda zorlu yolculuğu unuttuk.
Açıkça en sıradan insanlarımızın güneşin altında yanmış aşina olduğum tanıdık yüzleri beni oldukça duygulandırdı.
Kuzey Doğu Anadolu Gazetesine uğradım sağ olsun Gazeteci Selmi Hanımın bizi sıcak karşılaması ve ikram ettiği dondurmalarla serinledik.
Dursun Akçam Kültür Merkezine Uğradım.
Gençleri oldukça özverili gördüm.Bizi sıcak karşıladılar.
Ardahan da bütün bilbortlarda Cumurbaşkanının önceki Ardahan ziyareti karşılama afişeri hala duruyordu.
Bütün sokak ve caddelerde doğalgaz altyapı çalışmamları var.
Ama ne hikmetse bir cadede ki bitmiş altyapı çalışması akabinde o yol kulanılabilir hale getirilmiyor.
Kuşkusuz Ardahan’da dönüşüm azda olsa göze çarpıyordu.
"Ama değişim malesef yine yoktu".
Diyeceksiniz hiçmi iyi bir gelişme yok.
Elbete var...
Örneğin Hayvan pazarının şehir dışına çıkarılmış olması. Kura nehri çevresi sosyal dinlenme alanına dönüştürülmüş olması, halk pazarı kapalı alan şeklinde hijyenik ve daha düzenli alışveriş yapılabilir bir hale dönüştürülmüş olması sayılabilir.
Özellikle Karagöl mahlesinde gözle görülür oranda konut yapımı var. Ayrıca Çamlıçatak Ormanın içindeki Ardahan Ünivertesi Kanpüs binaları yerleşkesinin doğru bir planlama olduğunu düşünüyorum.
Özellikle Ardahanın sosyal ve kültürel gelişmesinde Ardahan üniversitesinin payı çok.
Tabi bunlar yeterli değildir.
Ardahandaki kurum kuruluşlar ve STK' lar topyökün sistematik bir bir proğramla Ardahan’ın gelişmesine destek olma konusunda daha özverili çalışmalıdırlar...
Memleketimiz Tarım ve Hayvancılık şehri olması hasebiyle üzülerek arzedeyim çifçilerin durumu çok kötü.
Daha şimdiden Diyarbakır ve İç Anadolu Bölgesinden Ardahan'a saman geliyor.
Dolayısıyla et para etmiyor. Çifçi havanını satamıyor. Çifçi çok zor durumda borç aldıkları tarım araç ve gereçlerini nasıl ödeyeceklerini düşünüyorlar.
Tarım Bakanlığı mutlaka ivedilikle çifçileri teşfik etmesi gerekiyor. Tarım Kredi koperatiflerindeki borçlarını ertelemesi gerekiyor.. Özellikle bu konuya dikkat çekmek isterim Ardahan da Küçükbaş hayvanda çok büyük bir azalma var.
Yetkililerin bu konuya el atması gerekir.
Arı üretimine gelince, yaylalarda her ne kadar arı üreticilerine rastlasanda çoğunluğu dışardan gelmiş işin ticari ve sömürü boyutu ile alakalı üreticiler.
Yakında kafkas arı ırkını da kaybedebileceğimiz risklerİ gözlemledim.
Festivallere gelince Bu hafta Ardahan ilçelerinde festifaller var. Dolayısıyla Bizde Hoçvan Barış Ve Kardeşlik Festivaline davetli idik katıldık.
Öncelikle arz edeyim. Hoçvan halkını çok dinamik coşkulu ve hevesli gördüm. Organizasyon biraz kötü idi.
Platform çadırlara çok uzak kurulmuş ses duyulmuyordu.
Köy çadırlarını beğendim.
Özellikle BDP çadırı ve Gölgeli köyü çadırına buradan teşekkür ederim. Bizleri ağırladıkları için.
Ayrıca Panik Köyü Futbol Takımını şanpiyon oldukları için tebrik ediyorum. Derneklerin bir arada toplanıp örgütlenmesi iyi bir gelişme olarak görüyorum.
Fakat bir konuyu üzülerek mübalasız arz etmek isterim.
Elbete Sayın Miletvekillerimiz ve Sayın Valiimiz ve diğer devlet erkanı ağırlanmalı; fakat oradaki tertip komitesi Vali ve miletvekilleri gittikten sonra dışardan oraya misafir gelen insanlar ilgisiz yanlız bırakmışlardır.
Dolayısıyle misafirler alandan erken ayrılmışlardır.
Ayrıca Festivalleri daha cazip hale getirmek için alışık ve bildik yöntemlerin dışına çıkılmalı.
Örneğin çocuklar için öngörülen bir etkinlik yoktu .
İsterdim ki ordaki yöresel yiyecekleri hazır değil! Orda pişirilirken göreyim.
Bayanlara yönelik bir etkinlikte yoktu..
Dolaysıyla festivallerin daha amacına uygun iyi proğramlanmış ve içi dolu olması gerekir ki katılım daha fazla olsun...
Bu manada tüm Ardahan festivallerini tebrik ediyorum.
Hep birlikte kardeşçe ortak özgür bir yaşam için elele gönül gönüle..
Saygılarımla..

Yazarlarımızı okuyor musunuz?

Tayyip pas verdi, villadakiler şut çekti, klavye kahramanları golü yedi..

Çetin Yılmaz **Çetin Yılmaz

“Hepimiz geziciyiz, hepimiz atanın askerleriyiz,, hepimiz Hrantız, hepimiz Apocuyuz, hepimiz Tayyipciyiz…”
Gezi direnişinin geleceği; geçen zaman, zihniyet ve örgütlenme biçimidir.
Kanımca Türkiye, tarihinde ilk defa böylesi olaylara tanıklık ediyor.
Ne yazık ki anında senaryo üretmede toplumumuzun üzerine olmadığını da görmüş olduk. Yani sürü de biziz, sürüyü yöneten çoban da biziz.
Evet, gezi olaylarında suskunluğumu korudum. Bazı okurlarımdan aldığım maillere cevaben: Bu bir protesto değildi. Çünkü sosyal medyada her şey canlı canlı tartışılabiliyordu. Provoke etmek ya da yanlış bir yolda ilerlemek istemedim.
Peki, Türkiye’mizin halkı, direniş ile nerden nereye geldiler. Herkes bir bedelin direği olarak kendini gösterdi ve göstermeye devam ediyor. Artık klavye kahramanlarını da devrimci olarak görüyoruz. Sadece klavye kahramanları mı? Hayır, tabii ki. Siyasi kanat önderleri kendi evlerinde, ofislerinde, villalarında, boğaz manzaralarında kahvelerini yudumlarken de kahramanlar elbette. Etrafındaki kitleleri sürgün edilme baskısı altındaki polisin ağzına yem olarak gönderen zihniyet devrimciliğini ancak rakı masasında bir kez daha görmüş olduk.
Gezi direnişini de sahtekar klavye kahramanlarını da ileride çokça tartışacağız.
Tartıştıkça da bu direnişin eylemden çok olaylı geçmiş bir “Gezi Şenlikleri”ne döndüğünü göreceğiz.
İşte şenliğe dönüşen direnişin anahtarı:
*Dediğim dedik diyen bir iktidar. Ve bu iktidara herkesin kendi tarzıyla direnmesi. Ve ne yazık ki bu da tek başına yeterli olamamıştır. Diyalektik materyazlizmin temel taşlarından birisi de kendi karşıtına dönmesi değil midir?
*Bir nebze de örgütlü kitleler çatışması gereken yerde bu performansı sergilemişlerdir. Ancak mevcut yerlerde çatışma olmamasına rağmen yerel zeminde çatışma oluyormuş gibi gösterilmesi siyasette algılamanın sıkıntısını göstermiştir.
*Direnişin kuşağı 1980 ve 1990 kuşağıdır. Bu kuşak provakasyonlarca güzel bir şekilde yönetilmeye çalışıldı. Nasıl mı bazen sert eylemler ile bazen de halaylar ile. Ve bu kuşak da bunun hakkını çok iyi bir şekilde vermiştir.
*Ankara daki eylemciler eylemlere doğrudan saldırı bir şekilde girmemiştir. Mevcut yapılan organizasyonlarının bitim zamanında karşılıklı saldırıya geçilmiştir. Ne yazık ki burası da medya ve siyasetçiler tarafından es geçilmiştir.
*İşin garip tarafı da İzmir de sosyal medyada dikkatimi çeken ŞEHİDEME NAMIRIN sloganlarının olması hayatını kaybeden direnişçiler ise ulusal kanatta olduğunun vurgusu yapılmasıydı. Peki ulusalcılardı da neden bu sloganlar atıldı.
*Peki ne oldu da Kürdistan ın Kürtçe türküleriyle batının ulusalcı ve milliyetçi kızları halay tuttular? Bir yandan atanın askerleri, bir yandan da halkların kardeşliğini savunur sloganlarıyla omuz omuza vermeye başladılar. Devrimin kabı derindir, içi de kan ile doludur. Kimi bu kabın için can verir; kimi bu devrim kabın içinde can olur.
Hepimiz biliyoruz ki 80, 90 kuşağının yoğunlukta olduğu gezi direnişinin gençliği de sosyal medyada AKP zihniyetinin gençliği de çok büyük bir sınava tabi tutulmuşlardır. Ve ne yazık ki iki zihniyetin de kazandığı hiçbir şey olmamıştır. Birçok eylemlerimiz var eleştirmesi gereken yönleriyle lakin gel gör ki toplum zihniyetindeki körelmiş bir yumak içerisinde sıkışıp kalmışız.
Yapmamız gereken neyse binler, on binler, yüz binler ya da milyonlar hiçbir sayının önemi yoktur önemi olan tek ve tek talep edilenlerdir ve o taleplerin de yerine getirebilmesi için ister şenlikle ister direnişle talepleri kabul ettirebilmektir.

Yazarlarımızı okuyor musunuz?

Ardahan’da Çocuk Olmak..

Serkan Hanoğlu Dünyanın her yerinde çocuk çocuktur tabiki bu Ardahan içinde geçerli bir kavram ve Ardahan'daki çocukların da her çocuk dibi bir oyun parkında oynamak gibi bir hevesi vardır tabiki bunu da en iyi çocuk sahibi olanlar bilir.
Ardahan'ın her kesiminde oyun parkları bulunamıyor bu da tabiki Ardahan'ın eksiklerinden bir tanesidir. Çocuk işte her yerde çocuktur buda dünyanın tartışılmaz bir gerçeğidir. Bir cocuğun oyun parkını gördüğü zaman onun için dünyalar demek ama birde o dünyayı vermediniz mi o çocuğa yıktınız demektir onun dünyasını kaçınılmaz bir ağlama başlar sonrasında. Bir ebe beyin olarak sizin çocuğunuz ağlıyor ve o çocuğu o oyun parkına götürememek ne demektir bunuda yine çocuk sahibi olan bilir.
Ardahan'da olduğu gibi Kaptanpaşa mahallesinde bir oyun parkı var ve bu oyun parkına çocuklar giremiyor sebebi ise annesi babası bir asker üniformalı olmamasıdır. Buda büyük bir ayrımcılık yaratıyor bunu yetişkinlerden biliyoruz yani yetişkin olanların hepsi bilir askeriye sivil insan giremez ona saygı duyar eyvallah deriz ama bir çocuğun evi o parkla birleşikse ve o çocuk orada oynayan çocukları görüp gidemiyorsa onun içindeki burukluğu bir nebzede olsa anlaya biliyoruz. Şimdi soruyorum kimin gocuğunun bu durumda kalmasına ses çıkartmadan otura bilir.
Bu çocuğun o oyun parkına girmemesindeki sebebp ise şu O sivil biz askeriz. Böyle bir mantık ancak askeriye de olmaması lazım diye düşünüyorum…
Ardahan Öyküleri/Yılmaz Yalçıner
Topal Memi

Yalçıner Yılmaz Çat çat çatırt çıtırtısıyla camın yüzeyinde cırık, kendi izine yetişmeye çalışıyor.
İkiye dörd alanda şimşek gibi çaktı.
Altta merkezinden darbenin peşi vakti cırık, yılan kıvrıntılı güzergah yolu; bir metre boyunda fidan gibi cırık dınkladı kaldı...
"Cırık" kışın avluya suya çıktı. Bidonvari vetra kap'ta su donmuştu, buz bağlamış cam sedefini, kesernen kırar, suyu maşrapaya doldurdu. Dedeye bir maşraba su getirdi.
.... ile kırılan buz; yediği darbe neticesinde determine oluyordu.
.. camekan darbe ile cırılmaya koyuldu, gerçi.
Darbe noktası cam üzerinde belliydi. Tıklayan neydi?
Onu gören olmadı. Göz dediler. Açıklamayı 'nazarın' boynuna yıktılar...
Gece müşterileri, kanakana su içerdi.
Kahvenenin sahibi Mehmet Yeşilyurt, çırağa, su isteyene,
geciktirmeden servis yapmaları yönünde tembihatta bulunurdu.
Göya kahveneyi düşünerekten lafetmek isteyen çırağı tekdiren:
- Oğlum su hayırdır. Hasanettir. Etmeyin, tutmayın, derdi.
Ardahanın ilk kahvenesi: Memi'nin kahvesi.
Mehmet Emi: Memi.
Ziraat Bankasının ilk kayıtlı müşterisi.
Maliyenin birinci vergi müşterisi.
İbad Baycan Ardahanın zengin manifaturacısı.
Mükerrem Derin'in dükkanı onundu.
İktisat bilimi ve Ardahan....
Kobuk yetiştiğinden Ardahan...
ktisat bir, Ardahan iki, Kobuk üç,
İktisat ve Ardahan vede kobuk dört.....
Özel idarenin, işhanının eski yer-i yekanında, o duruyordu. Şimdiki uzam da yok.
Eskiler eski bomboşlukta mevcutludurlar.
Kahvene bir, Camekanı iki, Camekanlı kahvene üç ederdi.
Köylerden mal meydana mozik, düve, inek, öküz, boğa satmaya getiren köylüler camekanı seyir ederdiler.
Büyük camlar Ardahanda ilk defa merağın bakmasına ayna gibi dikilivermişti. Gözünü alamıyordu köyden şehire inen ahali. Ardahana al-ver maksadıyla yaz- kış gelirdiler. Meminin kahvesinde masalarda, sandalyede oturup çay içmeye bayılırdılar. Camekanların arkasında belirip yiten suretleri yoldan bakanları iştahlandırıyordu. " Buyrun! Ne alırsınız!" Herkesin hoşuna gidiyordu. Bu lafda yeniydi, aynı camekanların yepyeniceliği gibi.
Var, yok ve gerçek üç ayrı şeylermiş.
Meme'nin Kahvesinde Şenlik ve İzani atışmışlardı...
Ondan çok buyan gelince.
Ressam bir astteğmen beş çayında kek'in yanında kahvesini içerken Memi Dayı da seyrediyordu. Bir elmayı masada... elmayı açtığı yerde, portakal ve tütün tabağasıyla şöhler grenli kağıda suluboya resmetti.
Bardağa andığımız buzun kırılmasıyla; çırağın intikal ettirdiği sukabından samur fırçasına aldığı damlayla kağıdı çimdiriyordu. Tahtaya şöhleri kalın inşaat bantlarıyla kenarı boyunca yapıştırmıştı. Pamuklu kağıt sulanınca şişip endazesini bozmasın diye.
Sigaraları; ağızlarında çizgimsi tel tel uzanıp ruh gibi gaybe gidiyordu.
Memi Dayı asteğmenin çenesinin altını kesmiş, dinliyor.
Sanatçı asker suluboyanın sanatsal değerini anlatıyordu.
Her yüz ressamın on tanesi ney, ancak suluboyacıdır, dedi.
Memi Dayı tasdik etti asteğmeni.
" Ben.." dedi, Memi Dayı:
- Çıraktan az büyüktüm. Burası yine kahveneydi. Bacağımda romatizma hastalığı amanımı keserdi. Fırsant vermiyor.
Gülcemal gemisi Hopadan seyrüsefer halinde. Fakat yetimim, pul-para lazım İstanbula gideyimde tedavi olayım. Bilmez değilim yolu erkanı.
Bekarım Bedriye Hanımla evlenmemişim. Parayı denkettiğim an, Hopa dan Gülcemal'e mevkiili bindim. Sizin gibi suluboya ressamı bir Rus sanatçıyla tanıştım. Adam Türkçeyi güzel danışıyordu.
Bir suluboya manzara resmini hediye verdi.
Bizim evde duvara asılı, dedi.
Yolun başında büyük çınar ağacı yaşlı.
Krem renkli yol toprağı gösteriyor. Yol birinci tepede daralıyor ve ufaklanıyor. İkinci tepe solmuş mor renk, bağırsalar sesleri işitilmez, oradakilerin. çok uzaklaştırmış mor renk, tepeyi, tepedekileri...
Gök hariç: Tablonun benzi, tablonun içi yeşilin tonlarıyla bezeliydi. Gözü istirahate garkediyordu. Gerçekçi bir resimdi. Şişkin'nin " Yoldaki yaşlı ağaç" resmini andırıyordu eser. Yaşlı ağaç birini bekliyordu ve beklemekten yorgun, ihtiyar düşmüştü.
Memi Dayının yanan evde Rus Ressamın suluboyası yandı.
Ev çok güzel bir evdi. Kafkasya tarzında kerpiç- ahşap iki kat ve badvallı malikaneydi. Dar, uzunlamasına çok odalıydı. Üst kat'a içten merdivenle çıkılırdı.
Yeni sinemadan çıktığımızda evi seyrederdim. Alengirili bina olduğunu anlardık. İçine girer. Tahtaların yanmamış kalaslarına basarak odalardan geçerdik. İkinci katta çocuğun teki düşünce korktuk. Büyüklere sorduğumuzda orayı bir daha gitmememiz için " Cin, peri " var diye önleyici korkutmayla gitmemek üzere gitmememizi garantiye aldılar. Yıkmışlar yeni modern katlı bina yapmışlar. Güzel bir restoran olmuş. ikinci kata iç merdiven koymuşlar. eski binaya bilerek- bilmeyerek nazire yapmışlar. Memi Dayıgilin yanan ev: Hikaye sahibi evdi. Senelerce yıkıntısı seyrettirdi kendini. Ondokuzuncu yüzyıldan kalmaydı. Gezdiğimizde yanmamış kapıları gördük. Çift kanatlı kapı tavana yakın biryerde biterdi. Çakaturalar dökülmüş ve kireçliydi. Söküp götüren çıkmacılar yıllar yılı taşıdılar. Asteğmen kahveleri bitirdi. Kaçıncıyı içti? Tugay komutanı; Meme Dayıya saat beşten sonra askeri personelin Camekanlı Kahvene'de dinlenmeleri için sivile kapatarak servis vermesini teklif etmiş ve anlaşmışlardı.
Asteğmen resmi beğenmedi. Van Gogh marka suluboya çivite benzeyen tabletlerin teneke kapağında renkleri karıştırdı. Koyu renk ortaya çıktı.
Elma, portakal ve tütün tabağı kağıdın ortasında mevcuden vücud bulmuştu. Memi Dayı beğenerek izledi. Ressam haz etmedi. Koyu renkle kapattı resmi. Elma, portakal, tabak namevcut oldu. Bir anda oldu. Gaybe erdi. Yok etti, ressam; varken bir resmi.
Masada elma, portakal ve tütün tabağı mevcut. Üç şey varlıkta var ve gerçek.
Memi Dayı, elini şakağına götürdü.
Var,
Yok,
Gerçek
Üç şey.... Camekan bir, Kahvene iki Camekanlı kahvehane üç......

Yazarlarımızı okuyor musunuz?
Hoçvan..

Yalçıner Yılmaz **Ardahan Hoçvan Tarihçesi..

Hoçvan, Ardahan Merkez’e bağlı eski bir nahiyedir.
Daha sonra Göle’ye bağlanmışsa da 1992 yılında yeniden vilayet olan Ardahan’a köy olarak bağlanmıştır.
Kafkasya ve Anadolu arasında sıkışıp kalan Hoçvan bir sınır bölgesi olmasından mütevellit birçok kültüre ev sahipliği yaptı.
(Urartular, Medler, Persler, Bizanslılar Gürcüler, Osmanlılar…) Ve üzerinde yaşayan her kültürün izlerini barındırmaktadır.
Bölgede yaşanan bu el değiştirmeler bölgenin kültürel ve ekonomik yapısının değişmesinde etkin rol oynamıştır.
Hoçvan köyleri, yaylaları, doğal yapısı, doğal yaşayışı ve festivalleriyle adından sıkça bahsettiren bir bölge olmayı başarmıştır.
Bu nahiyenin geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.
Yörede yoğun olarak koyun ve sığır yetiştiriciliği yapılır.
Ayrıca kümes hayvanları olan kaz ve tavuk yetiştiriciliğide yapılır. Hoçvan yaylalarının bereketlerinden bir başka üretim ise Çiçek Balı’dır. Bu özel bal Türkiye’nin her yerinde aranır, ancak yeterince üretim olmadığından bulunamaz.
Bölgede ayrıca patates,arpa ve buğday yetiştiriciliği de yapılır.

**HOÇVAN TARİHİ
Hoçvan bir sınır bölgesi olması itibariyle, tarih boyunca farklı halkların yerleşkesi olma özelliğini hep koruya gelmiştir.
Sınırların bugünkü kadar keskin bir şekilde çizilmediği pre-modern dönemde farklı kültürlere ev sahipliği yapmış bu yüksek yerleşke aynı zamanda değişik iktidarların tahakkümüne de maruz kalmıştır. Kafkasya ile Anadolu arasında sıkışıp kalan Hoçvan ilk çağlardan günümüze Urartular, Medler, Persler, Bizans İmparatorluluğu, Gürcü ve Ermeni Krallıkları, Selçuklular, Osmanlı İmparatorluğu gibi değişik medeniyetlerin idari hâkimiyetinde kalmış ve onlardan izler barındırmıştır. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında hız kazanan milliyetçilik, ulus devlet, homojenleştirme vb. modern öğeler her yerde olduğu gibi bu küçük yerleşkede de kendini hissettirmiştir. 20. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren, Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasıyla beraber yaşatılan göçler, idari değişiklikler (Köy isimlerinin değiştirilmesi), kültürel ve ekonomik dayatmalar ile bölgenin çehresinin değiştirilmesi amaçlanmıştır. Farklı medeniyetlere ait birçok yapı, çoğu kilise olmak üzere çürümeye terk edilmiştir. Hoçvan kelimesinin etimolojik kökenine dair bu güne kadar herhangi bir inceleme yapılmamıştır. Kelime köken itibariyle Ermenice, Gürcüce ve ya Kürtçe bir kelimeden türemiş olabilir.
Hoşvan kelimesi Ermenicede şehir, köy gibi yerleşim yerleri için kullanılmaktadır. Transkafkasyada ve Doğu Anadoluda sonu avan ile biten çok sayıda yerleşim birimi vardır. Avan, Erivan, Nahçivan, bunlardan bazıları olup zaman içerisinde fonetik değişimlere uğramışlardır. Örneğin; Teryan Angela adlı Ermeni tarihçi Erivan isminin Ari-van dan türediğini, kelimenin anlamının ise Aryenlerin ülkesi olduğunu ileri sürmüştür.[1] Hoçvan kelimesinin de aynı şekilde türediği ihtimaller dâhilindedir. Fakat bu konuda kesin sınırlar çizmek mümkün değildir. Hoçvanın da içinde bulunduğu bölge antik dönemden itibaren Urartular, Medler, Persler, Ermeni ve Gürcü Krallıkları, Bizanslılar, Araplar, Kürtler, Selçuklu ve Osmanlılar tarafından idare edilmiş ve birçok kez el değiştirmiştir. Yaşanan bu idari değişiklikler, bölgenin kültürel ve ekonomik yapısının değişmesinde de etkili olmuştur. Bölgenin demografik anlamda 20. yüzyılın ortalarına kadar çok çeşitlilik göstermesi bu nedenledir. Bölgedeki idari değişikliğin çok sık olması bölgenin değişik isimlerle adlandırılmasına da neden olmuştur. Örneğin ilk çağlarda Ardahan ve Hoçvanı da içine alan bölge Ermenilerce Gugark olarak adlandırılmış, 15 yüzyıldan sonra ise Gürcülerce de Samtskhe olarak adlandırılmıştır. Hoçvana ilişkin en ayrıntılı idari ve ekonomik bilgiler Osmanlıların bölgeye yerleşmesiyle başlar. Osmanlılar, Bizanslıların yüzyıllardır Anadolu?da ve Balkanlarda kullandıkları Tımar sistemini neredeyse hiçbir değişiklik yapmadan uygulamışlardır. Osmanlının ekonomik bel kemiğini oluşturan tımarlara büyük önem verilmiş ve her tımar geliri ayrıntılı olarak kaydedilmiştir. Tımar tahrir defterlerine kaydedilen bu bilgiler bölgelerin sosyoekonomik yapısı hakkında önemli bilgiler içermektedir. Bunlardan birisi de 16 yüzyıla ait Gürcistan İcmal Defteridir.[2] Bu defterde Hoçvan, Küçük Ardahan Livasına bağlı bir nahiye olarak gösterilmekte ve irili ufaklı toplam 66 köyden oluşmaktadır. Köy isimlerinin çoğu Cumhuriyet döneminde Türkçe isimlerle değiştirilmesine rağmen, bazı köyler halk arasında halen eski isimler ile kullanılmaktadır. Bazıları ise zamanla terk edilmiştir. Örneğin Tokuş ve Takyalu zamanla terk edilen köyler arasındadır.. Kürtlerin Transkafkasyaya ne zaman geldikleri tartışma konusudur. Şeddadilerin ve Hazbanilerin 11. ve 12. yüzyılda Kafkasyanın güneyi ve Doğu Anadoluda etkili oldukları bilinmektedir.[3] Ünlü tarihçi Martin Van Bruinnessen 16. yüzyılda Osmanlıların, Kafkasyayı ilhakı sonrasında Karsın kuzeyinde, daha sonraları Çıldır eyaleti olacak Samtskhe bölgesinde yer alan göçebe Kürt aşiretlerinden bahseder. Aynı şekilde Bruinessen, Lynch adlı bir gezginin 1901de kaleme aldığı kitabında Ermeni Platosundaki Kürtlerin, Çaldıran Savaşından sonra Diyarbakırdan bölgeye gönderildiklerine dikkat çeker. Fakat bu bilgi Şeref han?ın Şerefnamesinde yer almamakla beraber, 1665 yılında bölgeyi gezen seyyahlar da, Ermeni platosunda sadece Hıristiyan popülâsyondan bahseder.[4] 18. yüzyılda tımar sistemi Hoçvanda varlığını devam ettirmektedir. Osmanlı arşivlerinde bu döneme ilişkin birkaç tımar becayiş belgesi göze çarpmaktadır. Hoçvan-ı Yurdosan ve Gürizar karyelerinde inhilal olan tımarlar yeni sahiplerine verilmiştir. Bu kişiler Müslüman olup hangi etnik kökenden oldukları belirtilmemiştir. Köylüler üzerinde büyük bir yük olan tımar vergilerine karşı kimi zaman karşı çıkışlar olmuştur. 1780lerde bölgede bulunan Kürt Pirebadili aşireti ve bazı diğer Kürt aşiretleri mevcut sistemden bağımsız hareketlerinden kaynaklı Rakkaya ( Suriye ) sürülmek istenmişlerdir.[5] Osmanlı arşivlerinde bu sürgün ile ilgili belgede Pirebadilli aşireti, Badilli aşiretine bağlı bir aşiret olarak gösterilmiştir. 1878 Osmanlı Rus harbi sonrasında Osmanlı Kuzeydoğu Anadolu (Kars, Ardahan, Artvin ) hâkimiyetini kaybetmiş Çarlık Rusyası bölgede etkili bir rol oynamaya başlamıştır. Hoçvan bu dönemde Çarlık Rusyasının Kars Obslastına bağlı bir şekilde idare edilmiştir. Bu dönemle ilgili bilgilerin çoğu sözlü tarih çalışmalarına dayanmakla beraber bu dönemde gelişen olaylarla ilgili birbirinden farklı yorumlar vardır. Arif Ağa, Beyaz Bey, İzzet Bey 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında bölgede etkili şahıslardır. Bu şahıslar Kürt olmakla beraber, bölge siyasetinde feodal kaygılarla hareket etmiş, kimi zaman Osmanlı ve Rus yönetimleriyle ittifaklar kurmuşlardır. Kürtler bu dönemde bölge demografisinin büyük bir kısmını oluşturuyorlardı. Bu dönem, Hoçvan ve çevresinde Ermeni nüfusunun en fazla olduğu dönemlerden biri olup bölgede Rusyadan göçen Malakanlar da yaşamaktaydı. Beroje Malegin denilen bölge ismini yöredeki Malakan nüfusundan almıştır. Xarziyan ve Alagöz de Malakanlar azımsanmayacak bir nüfusa sahiptiler ve bölgede tarımda kullanılan teknolojinin ilerlemesine ciddi katkılarda bulunmuşlardı. Birinci paylaşım savaşı sırasında patlak veren Bolşevik Devrimi, Rusyanın savaştan çekilmesine neden olmuştur. 1918de Hoçvanı da içine alan bölge Demokratik Ermenistan Cumhuriyetine dâhil olmuş ise de önce Türkiyenin daha sonra da Sovyetlerin işgaliyle gelişen olaylar Demokratik Ermenistan Cumhuriyetinin Sovyetlere bağlanması ile son bulmuştur. Sovyetler Kars ve Ardahanı, devrim sonrası Rusyanın yeniden inşası gibi iç sorunlar nedeniyle savaşılmaksızın Türkiyeye bırakmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra . Ermenice, Rumca ve Kürtçe olan yerleşim yerlerinin isimleri Türkçe kelimelerle değiştirildi. Tüm bu yaşananlardan Hoçvan yöresi de bir o kadar etkilendi. Hoçvandaki tüm köylerde isim değişikliğine gidildi. Kora Beberek, Panik, Pangis gibi isimlerin yerini bayramoğlu Tazeköy, Taşlıdere, Tunçoluk gibi köyler aldı. Hoçvanın 22 köyü mevcuttur, köylere tarih boyunca değişik isimler verilmiştir hoçvan tarihine geçen son hadise ise 1998 yılında hoçvanın marka köyü olan Bayramoğlunda yaşandı internettin doğuşu ile birlikte ardahan ve hoçvanın adını ilk dünyaya duyuran mehmet ali arslan,a köyün adı verildi böylece köy üçüncü ismiyle hoçvan tarihinde yerini aldı Bölge de yaşayan Ermeniler daha cumhuriyet kurulmadan bölgeyi terke zorlandılar. Hoçvanda azımsanmayacak derecede var olan Malakanlar 1960larda Ermeniler gibi bölgeyi terk etmek zorunda kaldılar. Bölgedeki Hıristiyan nüfusuna ait birçok kilise çürümeye ve tahribe bırakıldı. Hoçvanda şu an ciddi bir Kürt Popülasyonu bulunuyor. Senelerdir burada yaşayan Kürtler, sadece politik anlamda değil kültürel ve ekonomik anlamda da bölgede önemli bir güç durumundalar.
1 BAYRAMOĞLU,
2 HASKÖY+XAS,
3 AŞAĞIKURDOĞLU+KURDOĞLİYAJERİN,
4 HACIALİ+HECİALİ
5 TAZEKÖY+BEBEREG+DÖŞELİ,
6 ÇALABAŞ+ÇELEBAŞİ,
7 OTBİÇEN+KIMILİ,
8 NEBİOĞLU+NEBİOĞLİ,
9 ÖMERAĞA+OMERAGA
10 TUNCOLUK+PANİK,
11 BİNBAŞAR+MURKA
12 KÖPRÜCÜK+XESKAR
13 LEHEMLİ +LÊHÊNİYA
14 DAĞCI+TİKOŞ
15 YUKARIKURDOĞLU+KURDOĞLİYAJORİN
16 TAŞLIDERE+PANGİS
17 BEŞİKTAŞ+MICUC
18 ÇAĞLAYIK+ERDEMEL
19 SAMANBEYLİ+SIXIRPET
20 GÖLGELİ+KORGELİ
21 ÇOBANLI+KÊLİK 22 YAYLAKARAKOLU

ARDAHAN KORA KÖYÜ – Köyün Tarihçesi
Devamı Yarın
Köy ardahan merkez Hoçvan bölgesindedir.
Köyün ilk ve orjinal ismi Kora’dır.
Ancak sonradan köye 1 tane daha isim verilmiştir. Bunlardan biri Bayramoğlu’dur köy tarihinde 2 isimle tanımlanıyor.
Ardahan Hoçvan Kora köyü bir sınır bölgesi olmasından mütevellit birçok kültüre ev sahipliği yaptı
– Urartular Medler Persler Bizanslılar Gürcüler Osmanlılar Ve üzerinde yaşayan her kültürün izlerini barındırmaktadır.
Bölgede yaşanan bu el değiştirmeler, bölgenin kültürel ve ekonomik yapısının değişmesinde etkin rol oynamıştır.
Bölgenin uzun yıllar Rus işgalinden kalmasından dolayı Kora köyüde nasibini almıştır.
Bölgede ve köyde o günlere ait izlere de rastlanmak mümkün. Köyde ve bölgede Ermenilerden kalma harabeler varsa da harabeler hakkında yeterli bilgi yoktur.
Kora’nın da içinde bulunduğu bölge antik önemden itibaren Urartular, Medler, Persler, Ermeni, Gürcü Krallıkları, Bizanslılar, Araplar, Kürtler, Selçuklu ve Osmanlılar tarafından idare edilmiş ve birçok kez el değiştirmiştir.
Kora kelimesinin etimolojik kökenine dair bu güne kadar herhangi bir inceleme yapılmamıştır. Kelime köken itibariyle Osmanlıca veya Kürtçe bir kelimeden türemiş olabilir.
Dünya genelinde Kora kelimesinin bir köy isminden ziyade farklı farklı karşılığı ve anlamlarıda mevcuttur.
Tarım ve Hayvancılık bu bölge insanı için önemli geçim kaynağıdır. Köy ardahanın Merkezine uzaklığı 42 km dir.
Köye komşu olan köyler – Hasköy xas- Nebioğlu – Ninbaşar. Murka – Lehimli – Tunçoluk(Panik) – Yaylakarakolu – Ömerağa ve Hacıali köyleridir.

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan