Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 36
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
Yazarlarımızın Yorumları/Yazıları
Yazar Fakir - Aralık 05 2013 - 08:03:14
Yazarlarımızı okuyor musunuz?

YAKLAŞAN YEREL SEÇİMLER BAĞLAMINDA ANALİZLER
ARDAHAN CHP VE METE ÖZDEMİR
-2-

Nejdet Kambir **Nejdet KANBİR

İKİNCİ BÖLÜM : 'İCRAATIN İÇİNDEN...'
Bu yazının ilk bölümü yayınlandıktan sonra, gerek medya aracılığıyla ve gerekse yüz yüze veya telefonla aldığımız olumlu ve olumsuz tepkiler oldu. Bunlardan en rahatsız edici olanı, “kişisel husumet” değerlendirmesidir.
Nejdet Kanbir’in, kamusal işlere ilişkin olanın dışında, Mete Özdemir’le bir husumeti olamaz. Ancak Mete Özdemir’in, Nejdet Kanbir gibi birinin hakkında olumsuzluklar yaymak ‘görevi’dir. Bu tür kamu personeli, benim nezdimde, zararlı unsurdur. Kamudan el çektirilmesi gerekir. Değil idareci, sıradan bir görev bile bu tür insanlara verilmemelidir. Çünkü derler ya, “ bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu da bir ülkeyi kurtarır.” Mete Özdemir, kamuda, bir atın nalına, güvenilerek çakılacak bir ‘çivi’ bile değildir, çürüktür, ‘nalı’ tutmaz… Kişisel davranışlara ilişkin ise yazının sonunda birkaç örnek sunacağız, davranışlar Mete Özdemir’indir, biz ‘oyun’ bozarız, ‘oyun’ kurmayız. Kişisel olarak sevmesek te doğruyu takdir etmeyi gerekli görürüz.
İl Genel Meclisi üyesi seçildiğim 2009 Nisanın ilk günlerinde, Çıldır Kaymakamı Önder Çan, İlimdar Bey ve bana, mealen şöyle bir cümle kurdu, "İlde benim üç adamım var, Genel Sekreter, Milli Eğitim İl Müdürü ve Bayındırlık il Müdürü. Bunlarla iyi geçinirseniz Çıldır'ın her işi yapılır." Ben yeniydim, ama İlimdar Bey ikinci dönemdir seçiliyordu ve bu cümle söylenirken İL GENEL MECLİSİ BAŞKANI idi. İçime oturdu, aklıma kazındı... Bir ilçe kaymakamının ADAMIM dediklerinin hepsinin konumu kendisinden yüksek ve üstelik İl Genel Meclisi'nin kararlarını uygulamakla yükümlü bir memur, bu MECLİSİN BAŞKANININ yanında söylendiği gibi, başkasının ADAMI! İkisi gitti, sonuncusu da gitti mi, kendisi gibi adamlarından da kurtulacağız Önder Çan'ın.
Tabi ben Mete Özdemir'i yeni tanımayacaktım. 2000 yılında Köy Hizmetleri İl Müdürü iken, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nden bir talebimiz olmuştu, Arazi Toplulaştırma ve Sulama Projesi Demonstrasyonunu talep etmiştik.
2009’da seçilince daha yakından tanıdık. Şimdi bu tanıma süreçlerinden bazı ‘İCRAATLARI’ sizlerle paylaşacağım. Tabii ki bizden daha yakın ve ayrıntılı tanıyanlarda vardır. Örneğin; 1999 seçimlerinde hangi partinin koridorlarında idi, (unutulanlara hatırlatalım; DSP) bunun getirisi ne oldu? 2002 seçimlerinde nasıl bir tutum sergiledi? 2004 yerel seçimindeki (DYP) adaylık sürecinde neler yaşandı, sonuç ne oldu? 2007 seçiminde ne yaptı ve 2008’de nasıl İl Öze İdaresi Genel Sekreteri oldu? 2009 yerel seçiminde kime çalıştı... vs. vs.
Yakından bakın, nerede bir ışık görse oraya koşan bir Mete Özdemir görebilirsiniz.
Önce Kısa Bir Yakın Zaman Hikâyesi
2009'un sonlarına doğru, Çıldır Kaymakamı Önder Çan'ın, Hanak Kaymakamıyla tartışmasından kaynaklı olumsuz haberlerin ulusal basına yansıması ve Çıldır-Dallas benzetmesi manşetlere konu olması üzerine, ben tavrımı kamuoyu önünde açıklamıştım. Haliyle Önder Çan'ın 'adamlarından' olan Mete Özdemir, bu tartışmalı ortamda, Önder Çan'ın yanında yer almış, mülkiye müfettişinin soruşturması ve akabinde yürütülen valilik soruşturmaları safhasında, zamanın milletvekili Saffet Kaya da mesai saatinden sonra, akşamın bir saatinde ve makamda Önder Çan'ı ziyaret ederek tarafını ilan etmiş ve korumaya almıştı.
Saffet Kaya'nın Çıldır Kaymakamı Önder Çan'ı desteklemesinin ardında yatan neydi?
İki nedenden bahsedilebilir. Birincisi, Ö. Çan'ın Manisalı oluşundan ve Bülent Arınç'a olayın yansıtılmış ve destek istenmiş olmasından dolayı, ikincisi ise ve bizce gerçek neden, Ö.Çan'ın "adamlarına" Saffet Kaya'nın 'borçlu' oluşu!
Nasıl bir borç bu?
2009 yılının yaz sonlarına doğru, zamanın Ardahan Valisi Selim Cebiroğlu, benim de bulunduğum, (üyesi olduğum) bir İl Encümeni toplantısında, 1999 yılında Ardahan Valiliği (Vali Ayhan Nasuhbeyoğlu dönemi) hesaplarına, sınır ticaret fonundan giren 17 milyon doların akıbetinin bilinmediğini ve bu hususu araştırmak için Defterdarlıkta 3 kişilik bir ekip oluşturulduğunu anlattı.
Bu günden itibaren hızlı bir süreç işledi. Fısıltı gazetesinin söylediklerine göre, Saffet Kaya, Defterdarlıkta bu ekibin kurulmasının duyulmasından, yaklaşık 20 gün sonra İç İşleri Bakanına birkaç fotoğraf göstererek Vali hakkındaki isteğini sıraladı ve "gereğinin yapılacağını" öğrendikten sonra, akabinde bir eğitim toplantısını bahane edip, basın açıklaması yaparak valiye çattı. Çok çekmedi vali merkeze alındı. Kamuoyu da valinin merkeze alınmasını, bu açıklamaya, dolayısı ile eğitimdeki başarısızlığa bağlamış oluyordu. Oysa arka plan başkaydı...!
Neydi bakanın önüne konan fotoğraflar? Yine fısıltı gazetesine göre, biri Batum'da çekilmiş bir fotoğraf, diğeri Kars Susuz'da meydana gelen trafik kazasının fotoğraflarıydı! Vali Cebiroğlu, Batum'a, ( rahmetli Zakir Özyılmaz'ın, Gürcistan'dan kömür getirme projesi bahanesiyle ve daha önce ön görüşmeler yapmış olan Zakir Bey'i götürmeden) Mete Özdemir'le birlikte gitmişti ve Susuz'da kaza yapan arabanın direksiyonunda Vali Selim Cebiroğlu vardı ve yanındaki misafirinin ismi olmasa da kimliği hakkında epey laf ediliyordu ve araç Milli Eğitim İl Müdürlüğü'ne ait araçtı, sokaklarda, fısıltı gazetelerinde insanlara bunlar söyleniyordu, bizde böyle duyuyorduk. Gerçek mi, uydurma mı? Bunu teyit etme şansım yok… İsmi geçenler açıklama yaparsa öğrenmiş olacağız…
Selim Cebiroğlunun merkeze alınmasıyla ilgili ilk yazıyı Mustafa Küpeli, Siyasal Birikim Gazetesinde yazdı. Ben, hem yazarını aradıktan sonra Vali Cebiroğlu'nu da aradım ve makalenin bilgisi dahilinde ve doğru olduğunu doğrulattım. Kimse de bu yazıyı tekzip etmedi.
(Burada iki hususta not düşüp, ayrıntısını sonraya veya araştırması için okura havale edelim;

1- Bu, Sınır Ticaret Fonu kaynaklarının ‘kullanılmasında’ 1998 yılında Vali Ayhan Nasuhbeyoğlu , İl Emniyet Müdürü Şeref Erbaş ve Milli Eğitim Müdürü Kemal Sucu tarafından kurulan AKGEV’in (Ardahan Kalkındırma ve Geliştirme Vakfı) işlevi ne olmuştur. ( Sahi bu Vakfın MERKEZİNİ-YERİNİ-BÜROSUNU-ATÖLYESİNİ BİLEN VAR MI?, NİYE TOPLUMUN GÖZÜNDEN IRAK BİR YERDE? ) O gün yönetiminde kimler vardı, bu gün kimler var ve oraya nasıl geldiler? Ve son soru, Vakıf giderleri sayılırken şöyle bir madde ve ilk madde, “Vakıf başkanlığınca uygun görülen tüm giderler” (http://akgev.org.tr/akgev-hakkimizda.php ) konulan bir vakfın Ardahan’ı mı yoksa vakıf başkanımı kalkındırıp geliştirecektir? Saffet Kaya için dağıtılan halıların, bu vakfın halı şirketiyle ilişkisi neydi? Bu şirket Mete Özdemir için de halı üretecek mi? Adres : http://akgev.org.tr/akgev-yonetim-kurulu.php ilgilenenlere sunulur... ve DUYURULUR, METE ÖZDEMİR VAKFIN BAŞKANIDIR, diğerler yönetim kurulu üyelerini vs. merak eden, İLİŞKİLERİNİ MERAK EDEN verdiğimiz adrese baksın.
2- Birde ilgililer ve ilgilenenler, Valilik binasının bodrumunda faaliyet gösteren YEMEKHANENİN KİMLERİN YÖNETİMİNDE VE NASIL DENETLENDİĞİNİ, İl Özel İdaresi personelince çalıştırılan bu yemekhanenin İl Özel İdaresi ile nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu araştırsınlar…)

Konumuza Geri Dönelim
Şimdi 'kankaların' desteğe ihtiyacı vardı. 'Ekipten' böyle yardımlar almış olan Saffet Kaya'nın desteği gerekiyordu. Ahde vefa denen neydi ki yoksa? İki kaymakamdan birini tercih etmesi gayet manidar olan Saffet Kaya, Önder Çan'ı gece denilecek bir saatte ve makamda ziyaret ederek, yeni valiye de mesajını veriyordu ve etkili oldu. Ön incelemede tespit edilen tüm soruşturmalık işler, ön incelemeyi yapan Vali Yardımcısına ve baskıyla yaptırılan soruşturmada bir bir aklandı... Tam bu sırada da Ö. Çan'ın tayini çıktı... Peşine Bayındırlık İl Müdürü gitti, onun peşine de Milli Eğitim İl Müdürü... Peşine 'Ticaret Dünyası' konum kaybetti, şimdi sırada F. Köksoy'un konumunu kaybetmesi gündemde ve atak yapmak lazım... Faruk Köysoy, aday yapılsa ne olur? Ekip için daha iyi olur, her iki 'suyun başını' da 'ekip' tutmuş olur böylece... İyi ilişkiler, kim olursa olsun sürer gider... Topluma iki parti seçeneğinden başkası söylenmiyor ya, ha o parti, ha bu parti kazansın değişen bir şey olmaz kendileri açından... Hatta Faruk Köksoy aday olur ve kazanır ise, Mete Özdemir, geri gelir ve İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği görevine daha havalı devam edeceğini düşünür. Mete Özdemir kazanır ise de Faruk Köksoy asıl işinin başına döner en azından. Toplum ise, kendisi için yapılması gerekenlerin yapılmasını, bir dönem daha bekler o kadar...!
Gelelim İcraatlardan Örneklere:
1- Yakıt Tüketimindeki Kontrolsüzlükle Mücadelemiz;
İl Özel İdaresi 2009 yılı Denetim Komisyonu'nda bende yer aldım. 30 sayfalık komisyon raporundan bir örnek vereceğim. Akaryakıt ve makine bakım onarımına harcanan miktar yaklaşık 2 milyon 500 bin Tl kadardı. Yapılan iş 98 Km stabilize yol olarak raporlanmıştı. Bu yapım işinin 18 Km kısmı Çıldır ilçesiydi ve biz bu yolu Köylere Hizmet Götürme Birliği olarak ihaleyle araç kiralayıp, ihaleyle yakıt alıp, Özel İdarenin Greyder ve Silindirine de, yakıtını biz vererek bu yolu yaptırmıştık. Araştırdığımızda tüm ilçelerde Özel İdarenin hiç bir işi yapmadığını tespit ettik.
İ. Özel İdaresi Kanununa (5302) göre, raporda suç unsuru olacak tesbitler varsa, Meclis Başkanı tarafından Cumhuriyet Savcılığına verilmesi düzenlenmiş olduğu ve raporda açıkça buna atıfta bulunulduğu halde, bir gazetede rapor yayınlanmaya başlayınca savcılık harekete geçti, ancak şöyle bir karar verdi; "Valilik incelemesi sürdüğünden ve Meclis Başkanı tarafından savcılığa suç duyurusunda bulunulmadığından soruşturmaya yer olmadığına karar..." Meclis Başkanı İlimdar Senem’di!
Valilik incelemesinden bir şey çıkmadığı gibi Meclis Başkanı tarafından da suç duyurusunda bulunulmadı. Biz ısrar ettikse de İlimdar Senem, "savcılık olaya bakıyor, rapor ellerinde" diyerek direndi.
Ben müracaat ettim ve Savcılık, "... maddesi gereğince bir işe ikinci kez bakılmaz" mealinden bir red kararı verdi... Olay örtbas edildi.
3 yılı aşkın süre kendimizi paraladık, meclis kararları aldırdık, ancak 3 yıldan sonra akaryakıt sayaçlarının numaratörleri alınmaya başlandı ve uygulamada çok başarılı olunmasa da hiç yoktan iyi bir iş programı yapıldı. 2012 yılının Denetim Komisyonu'nda da çalıştım ve büyük mesafe kat edildiğini gözlediğimi yazmasam haksızlık etmiş olurum. 'Hanlık' davranışlarına bir miktar dizgin gelmiş oluyordu...
(Yine bir kısa not düşelim; 2012 denetim komisyonu raporu ve rapor eki (şerh raporu) Meclis Başkanı dışında kuloğlunda yok! Meclis üyelerine bile verilmiyor, niye acaba? Varsa bir olumsuzluk ve öneri, ilgililer bilecek ki düzeltme olsun, yada varsa hukuki bir sıkıntı gereği yapılsın. Niye saklıyor İl Genel Meclisi AKP’li Bedrettin Çakıcı? Belki de CHP Damal İl Genel Meclisi üyesi Ali Cerge’de vardır. Çünkü Bedrettin Çakıcıya oy verip Meclis Başkanı seçtiren CHP’li üye olarak ve benim yazdığım şerhe imza atan olarak, Çakıcı kendisine, hatıra olsun diye imzasını ve diğer raporu vermiştir. Bilemeyiz, açıklarsa öğreniriz. Ali Cerge’den de alsa alsa İlimdar Senem alabilir bu raporu. Çünkü Cerge, Senem’e, kendi deyimiyle Gülcemal Fidan’ın emanetidir. Kırmazlar birbirlerini…!)
2- Göllerimizin Kıyı Kenar Çizgisinin Yapılması Tartışmaları;
İlimdar Senem, 2004-2009 döneminde Çıldır Gölü Kıyı Kenar Çizgisi için epey uğraş vermiş ve başarılı olamamış. Bunu bana anlattığında, konuyu araştırdım ve çok gerekli bir husus olduğunu ve her iki göl içinde (Çıldır ve Aktaş Gölleri) gerekli olduğunu gördüm. Mete Özdemir, yalnızca Çıldır Gölü Kıyı Kenar Çizgisinin hazırlatılması için 900.000. Liraya ihtiyaç olduğunu söyleyip bütçe istiyordu. Yani işi ihale etmek istiyordu. Yani firmalarla görüşmesi tamamdı!
İşi, Mete Özdemir'in planını ve beklentisini bozan bir Özel İdare çalışanı mühendisimizin, üniversiteden hocasıyla görüşüp, yeni bir öneri getirmesi oldu. Bu hoca masrafları karşılığı ve teknik eleman desteğiyle ve sanırım (Cors) cihaz temini durumunda işi, ayrıca ücret talep etmeden, kısaca 40-50 bin Liraya yapılabilirliği yönünde önerisi oldu.
İlimdar Senem Meclis başkanı iken ve ilk yıl içinde cereyan eden bu çelişki, Senem ile Özdemir'in arasındaki en önemli çelişki oldu. Kaynağı bu çelişki olan ciddi bir bağrışma yaşandı. Tartışma bilgisi bize ulaşınca, biz meclis başkanını desteklemekle birlikte, Mete Özdemir’e de olumlu tavsiyeler ve telkinlerle aynı çizgiye gelmesi gerektiğini söyledik. Bir daha da ciddi bir çelişkileri gözlenmedi...
Bozulan plan üzerine İl Özel İdaresi iki alet alıp, kendi personeli vasıtayla Kıyı Kenar Çizgisi çalışmasını 60 bin lira civarında bir maliyetle her iki göl için gerçekleştirmiş oldu. Bu maliyetin önemli kısmı olan 40 bin Lira civarındaki aletler de demir başa kaldı. Kıyı Kenar Çizgisi çalışması, kısaca; göl sularının ulaştığı en yüksek seviyenin, göl kenarının tamamında koordinat olarak belirlenip haritasına-plana işlenmesidir. Bu yapıldığında imara açmanın ilk ve önemli adımı atılmış demektir. Ve bu iş Mete Özdemir'in mesleği olan HARİTACILARIN yapacağı bir iştir. Özdemir, çok iyi bildiği ve kendi teknik personelimizin yapabileceği işi, ciddi bir para karşılığı dışarıya yaptırmak istiyordu. Bizim için anlaşılır bir dururdur. Ancak, anlamak kabul etmek, onaylamak demek değildir. Bunu gösterdik, engel olduk, engel olanlara destek olduk. Böylece Mete Özdemir, bir büyük ihaleyi yapamadı...
3- Hukukuz Davranışlara Karar Organlarının Alet Edilme Girişimlerine Bir Örnek;
2010 Yılının Haziran ayı olsa gerek. İl Daimi Encümen Toplantısına gelen bir teklif, ildeki birçok kum ocağına ciddi parasal cezalar ve kapatma cezası uygulanması isteğiydi. Ben muhalif kaldım. Çünkü bu görev, hem Kabahatler Kanununda açık tarif edildiği şekliyle ve hem de Maden Kanunu ve ilgili yönetmeliği gereğince Mülki İdare Amirlerinin göreviydi. Encümen alet ediliyordu. İl Valisi bu toplantıda yoktu. Oyunu bozduk. Kimse bir kuruş para cezası ödemediği gibi kimsenin ocağı da kapatılamadı. Maksat firma sahiplerini kapılarına dizmek olanlar, olayı Mülki İdare Amirine yansıttıklarında bu dizilmeyi başaramayacaklarını bildiklerinden, asıl yansıması gereken yere taşımamış, "yanlış" karar almış olacak olan Encümen üyeleri üzerinden iş tutmaya çalışıyorlardı. Mimarı Mete Özdemir olan bu planını da bozmuş olduk.
4- Kişisel İlişkilerin, Kurumsal Davranışlara Tercih Edilmesine Bir Örnek;
Haliyle ilişkilerimiz iyi gitmiyordu. Bir gün İlimdar Senem, bir konuyu, meclise taşımak yerine, Mete Özdemir'e öneri olarak götürüyor. Sonrasını, kendisi bana, bende Meclis Toplantısında üyelere yansıtarak, "üzerimizden politika yapılmasına" tepkimizi göstermiştik.
Öneri üzerine, önce "hayır" diyen ve olumsuz yaklaşan M. Özdemir'e, İ. Senem; "sen de Nejdet Kanbir gibi mi düşünüyorsun?" diyerek manevra çekince, manevrayı yutan M. Özdemir; " O, öylemi düşünüyor, o zaman senin dediğin olsun" kabilinden öneriyi kabul ediyor.
Böylesi bir tutum, ne Meclis Başkanına ve ne de İl Genel Sekreterine yakışacak bir tutum değildir. Meclis kararıyla Genel Sekretere görev verilir ve Başkan da Meclis adına bu işlerin yapılıp yapılmadığını takip edebilir, etmelidir de. Ama gelin görün ki, kişisel ilişkiler, kurumsallığın önünde yürüyen bir yapıda olan Ardahan İ.Ö. İdaresinde işler böyle yürümüş yıllarca... Hala tam anlamıyla kurumsallaşmanın oturduğundan söz etmek imkânsız. İdarecilerin ve İl Genel Meclisinin bu yönde ciddi adımlar atması gerektiğini düşünüyorum. Bu husus tek taraflı rayına oturtulacak bir husus olmadığı gibi, bireysel çabalarla, olumsuz kurumsal tutumların düzelmesi mümkün olmamaktadır. Hala birçok işimiz kör topal ve keyfiyetle yürümektedir. Yatırım programları-İş programları ve birçok meclis kararının gereği sürüncemede kalmakta ve unutulmaktadır.
5- Asıl Görevinden Uzaklaşan, İhale ve İnşaat Seven Özel İdare Davranışına Bir Örnek; MÜZE!!!
Zamanın valisi Mustafa Tekmen Bey, 2009 yılında, Ardahan Valiliğinde daha bir ayını doldurmadan, İl Kültür Müdürlüğü Üzerinden, İl Özel İdaresi talebi olarak, Rasim Bey Konağı veya Kongre Merkezi diye bilinen tarihi binayı Kültür Bakanlığından Ardahan İl Özel İdaresine, "KENT MÜZESİ" olarak kullanılmak üzere TAHSİSİNİ talep ediyor.
Daha etrafındakilerin ismini dahi bellemeden, gelir gelmez önüne konan bu teklifi imzalayan İl Valisi, binayı, tahsisle devir alıyor. Ve yaklaşık 2 milyon Lira civarında bir maliyetle Özel İdare tarafından onarılarak-restore ediliyor. Genel Sekreterlik restorasyon-onarım için ihaleye çıkıyor. İlk ihale, bir telefon ihbarı "yapıldı" denilerek iptal ediliyor. Sonuçta 3-5 Km yol onarımı için kavga eden İl Özel İdaresi Karar Organı olan İl Genel Meclisi kararıyla da yapılan aktarmalarla, KENDİNDEN BAŞKA BİR ESER SERGİLEMEYEN, CİCİ BİCİ İLE DOLDURULAN BİR MÜZEMİZ olmuş oldu. Kültür Bakanlığından müze kurmasını talep etmek yerine, bu maksatla değerlendirilecek binayı, para harcamak, hem de şaibeli ve ciddi meblağlı para harcayarak, esersiz müze olarak kendisini sergiliyoruz. Dileyen gidip gezebilir, halka açıktır... Birde aşıklarımıza...
6- Mete Özdemir'i Plan Ve Önerisi ile Başlayan ve CHP Gurubunu da Bölen, İlimdar Senem’le İlişkilerimizi Bozan En Önemli Tartışma: Konkasör Tesisinin İptali Süreci;
15-16 Mart 2010'da Ankara'dayım. Kura Nehri taşıyor ve bir yurttaşımız hayatını kaybediyor. Bu yüzden tarihi unutmuyorum. Birkaç iş için kurumları dolaşıyorum. Devlet Malzeme Ofisinden Meclis Başkanını arıyorum. Konkasör Tesisi ile ilgili görüşmemi aktarıyorum. Stratejik Plana ve 2010 yatırım programına koymuş olduğumuz bu işle ilgili bilgi aktardığımda, Mecliste, Başkan İlimdar Senem'in odasında İl Valisi Sayın Mustafa Tekmen ve Genel Sekreter Mete Özdemir'de bulunuyor. Uzaktan selamlaşıyoruz. Konu o ortamda tartışılınca Mete Özdemir bir öneri getiriyor. Öneri doğrultusunda 5 kişilik bir heyetle, böyle bir tesisi inceleme kararı alınıyor. Heyette, Meclis Başkanı, Genel Sekreter 2 Meclis Üyesi ve bir makine mühendisi personelin yer almasına karar veriliyor. Çağrılan Meclis Üyelerinden Ömer Yılmaz heyete katılıyor, ancak Yunus Baydar katılmıyor. Her halde bilinen ilk çift sayılı heyet yola çıkıyor. Evlere şenlik, bir sürü resimle bezenmiş OLUMSUZ ve oy birliğiyle 'hazırlanmış' GAYRİ RESMİ bir rapor ortalıkta dolaşmaya, akabinde bu tesisin alımının iptali yönünde program değişikliği teklifi İl Genel Meclis gündemine girmeye başlıyor. Başlıyor dedik, çünkü aylarca, meclis red kararı verdikçe, bu kararın hangi kanuna aykırı olduğu belirtilmedikçe tekrar gündeme alınamayacak bir karar tekrar ve tekrar meclis gündemine alınarak nihayetinde iptal ediliyor. Bu tartışmalarda İlimdar Senem'in yanında yalnızca iki CHP'li Meclis Üyesi, Damallı üyeler Ali Cerge ve Binali Özek yer aldılar. İptal kararının alındığı toplantıya kadar AKP gurubu da iptale karşı durdu ve sonunda onlarda pes etti, Hanaklı CHP'li üyeler Yüksel Yılmaz, O. Necmi Aydın, Posoflu CHP üyesi (Rahmetli) Zakir Özyılmaz ve ben direnmeye devam ettik ama malum sayımız yetmedi.
Verilen bir öneri ile (yönlendirmeyi kimin yaptığını doğrusu hala merak ederim) bu kalemdeki ödenek, ASFALT PLENT TESİSİ kurulması için kullanımına karar veriliyor. Takip eden, 2011-2012 yıllarında toplan harcaması, bu konkasör bütçesinin 3 katına çıkan Plent Tesisi için alınan mıcırın maliyeti, konkasör kurarak üretilecek mıcırın 7 ila 10 katı arasında bir fiyata tedarik ediliyor. Metre küpü 3 ila 5 lira arasında olacağı hesaplanan mıcırı 35 liradan alarak ve yer yer 100 km üzerinde bir mesafeye yama malzemesi taşınarak yapılan işin vicdan ve akıl onayından geçirmek herkesin kendine kalmış. Biz halen yanlış yapıldığının, Plent Tesisinin de mobil-seyyar tesis olarak kurulması gerektiğinin doğruluğunu savunmaktayız. Mete Özdemir, her iki karardan da son derece memnun oldu. Epey iş ihale edildi... Plent Tesisi, bina ve çevre düzenlemesi, mıcır alımı işleri...
7- Herkesin Bir Sevdiği 'İş' Vardır Elbet!
Akçeli işleri ve müteahhitlerle görüşmeleri çok sever Mete Özdemir. Öyle sever ki, tüm ilin kamu kurumlarının ihalesini Özel İdareye yaptırmak için çırpınır dururdu. Bir encümen toplantısına, ihale programı almak için teklif geldi. Kaynağı oydu ve ildeki kamu kurumlarının ihalesini yapmak için gerekçelendirilen teklife itiraz etmiştik ve diğer kurumlara sadece, ihale hazırlığı aşamasında yardımcı olmak ve İ.Ö. İdaresinin ihalelerini yapmak için program alınmasına karar verildi. Gelin görün ki, KİK (kamu ihale kurumu) üzerinden tüm işler yapılabildiği halde, tüm ilin kamu kurumlarının ihalesi yine Özel İdare tarafından yapılır hale geldi. Ve iş üretmesi gereken mühendislerimiz bu birimde, hala heder edilmektedir. Eser M. Özdemir'indir.

8- Değerlendirmek mi Rant Üretmek mi?
Müteahhitleri ve yatırımcıları çok seven M. Özdemir, 2012'de yeni vali gelir gelmez hemen ataklarına başladı. İlk olarak Valilik binası önündeki İ. Ö. İdaresi arsasını KAT KARŞILIĞI modeliyle müteahhitlere vermek istedi. İl Genel Meclisi bunu reddetti. Vali bey bu işe biraz bozuldu doğrusu. "Hiç para harcamadan Özel İdareye mülkiyet kazandırılacaktı." Hatta Vali Yardımcılarından birisi, konu ikinci kez görüşülürken, Meclisi ikna etmek için gönderildi. Mete Özdemir yetmemişti, Meclis yine ikna olmayınca, bu yardımcı çok kaba bir sözle, Merkez Köylere Hizmet Götürme Birliği üyesi İl Genel Meclisi Üyelerine çıkış yaptı. Yazık ki yeterince cevabını alamamıştı. Konuyu bilen bilir, “Botaş boruları” üzerinden bir cümle kurulmuştu. Sadece hatırlatalım diye yazıyoruz, bilen bilir...
Bizim itirazımız, bu yerin ranta dönüştürülmesi girişimini fark etmemizin yanında işin yasal dayanağının yanlış olduğuydu. İl Özel İdarelerinin arsalarını KAT KARŞILIĞI müteahhide vermenin hukukunun bulunmadığındandı. Bu olayda Meclis, sağduyulu davranmış ve Mete Özdemir'in planını bozmuştu. Ama o kolay pes etmezdi... ( Ki bu konu Mecliste görüşülürken, bir müteahhit yakınının-oğlunun mecliste olduğu görüldü-yani işin üstlenicisi de hazırlanmıştı-oğlu babasına müjde vermek için Meclis toplantısını izlemesi için çağrılmıştı-oyun bozuldu.)

9-Rant Girişimlerine Devam Ediliyor...
Şu anda, İl Genel Meclisi binasının karşısında bulunan ve mülkiyeti İ. Ö. İdaresine ait olan yere Halk Eğitim Merkezi binası yapılmaktadır. Bu yere Halk Eğitim Merkezi yapılmaması için, Halk Eğitim Merkezi binasının Şavşat Yolu üzerinde bulunan eski Süt Toplama Merkezi olan yere yapılması ve burasını, sırasıyla, Önce, Ardahan Belediyesine uzun süreli tahsisi, sonra Belediye üzerinden özel sektöre geçirilmesi planlarını deşifre ettik. Doğrusu bu yönde CHP gurubunu ikna etmek için İlimdar Senem ile yapılan görüşmeyi tesadüfen gördük ve bu teklifi İlimdar Senem de kabul etmedi. Aracıyı eli boş göndererek üzdü! Aracı 'ticaret dünyası' idi. Konu Kent Konseyinde bile dillendirilmişti 'ticaret dünyası' tarafından. Halk Eğitim Merkezi inşaat ihalesi yapılmış olduğu halde, İl Valisi nezdinde de girişim de bulunuldu ve fakat kabul görmedi. Konu böylece kapandı, Meclis tartışmanın dışında kaldı. Mete Özdemir'inde hayali yarım kaldı, Faruk bey ve başka ilgililerinde...
10- Çıldır Şantiyesinin Yatakhanelerini Öğrencilere Kıymayan İdare, Merkez Şantiyesini, Bir Yabancı Şirket İçin Kıymakta Gözü Kara Davranıyor:
Bir gün Meclise ilginç bir teklif geldi idareden. Konuyu izah etmek ve idarenin teklifini savunmak ve Meclisi ikna etmek için, arayınca bulunmayan Mete Özdemir geldi. Konu, bir firmaya 5 yıllığına kiraya verilmek üzere, İ. Ö. İdaresi merkez şantiyesine ait iki adet deponun kiralanması için meclis kararı istemiydi. Meclis, konuyu gelecek aya bıraktı ve komisyona havale etti. Komisyon olumsuz görüş bildirdi ve meclis red kararı verdi. Mete Bey'i üzmüş olduk. Ertesi ay yeniden teklif geldi, yine red edildi...
O da bizi üzmek için, üç yıldır Ardahan Üniversitesine tahsis edilen ve kendisinin direnerek boşaltmadığı Çıldır şantiyesinin tahsisine ilişkin kararın kaldırılması için, İl Valisi aracılığıyla Rektör'e, şifahi istek ilettirdi; "Çıldır Şantiyemizi iade etseniz, kullanmıyorsunuz...", cevaben; "zaten devredilmedi, yararlanamadık... olur.."
Meclisi epey meşgul eden ve Çıldır kamuoyuna yalan haber ve dedikodu yayılarak karalama vesilesi yapılan bu hususta bizim arzumuz, iki katlı olan bu binanın üst katının, yani yatak hanenin Çıldır Meslek Yüksek Okuluna devrinin yapılması, garaj ve yazıhanenin şantiye hizmetine devam edebileceği yönündeydi. İkna edemedik. Tahsisin iki yıllığına ve yatakhane ve kantinin tahsisi şeklinde değiştirilmesine ilişkin teklifimiz, oy çokluğuyla red edildi. İlimdar Senem'de red yönünde oy kullandı. İki oy kabul, bir çekimser, on bir red oyu ile red edildi. Halbuki 2010 yılının Mart ayı toplantılarında öneri hazırlamam hususunda İlimdar Senem bana ihtiyacı aktarınca, eski Milli Eğitim İlçe Binası ile beraber burasının tahsisi için, ikimizin ortak imzasıyla önerge hazırladım. Önerge kabul edildi ve Milli Eğitim İlçe Müdürlüğü binası kısa sürede teslim edildiği halde, (şu anda da ÇMYO burasını yurt olarak kullanmaktadır) İlimdar Senem bir buçuk yıldan fazla meclis başkanlığına devam ettiği süre zarfında şantiye binasına ilişkin kararın gereğinin yapılmamasına seyirci kaldı. Bizim çabalarımız ise sonuç vermedi. Mete Özdemir'in direncini aşamadık.
2012 ortalarında bu şantiyede, şofben patlaması sonucu hasar meydana gelmişti ve patlamanın sabahı olay yerine gelen İl Valisi Sayın Mustafa Tekmen'e, Genel Sekreter vekili Yaşar Dursunoğlu Bey'in de yanında, ben, burasının ARÜ'ye tahsisli olunduğunu ve onarıma para harcamadan devredilmesinin uygun olacağını hatırlattım. Hatırlattım diyorum çünkü bu tahsis kararının altında bu valimizin imzası vardı ve konuyu zaten biliyordu. Vali Bey, "patlamayla ilgili tahkikatın ayrıca yürüyebileceğini, ama devrinde uygun alacağını" beyan ettiler. Her nasılsa devir yine gerçeklemedi ve buraya, hızlı bir şekilde ve Valinin olmadığı bir toplantıda, encümen Başkanı Mete Özdemir olan bir toplantıda, usulsüzce sözlü bir öneriyle gündem oluşturularak İl Encümeninde ödenek aktarıldı ve onarım yaptırıldı. ilimdar Senem'de bu toplantının yapıldığı gün Encümenin seçilmiş üyesiydi ve olumlu oy kullandı. Mete Özdemir'de, dediğimiz gibi İl Encümenin bu oturumda başkandı ve ordaydı. Kararın altında oy birliği ve her ikisinin de imzası mevcut. ( İl Encümeni Karar No: 24, Tarih: 26.06.2012)
2012 yılı Denetim Komisyonunda çalışırken bu husustaki dosyayı, yazılı olarak istemiş olmamıza rağmen doysa komisyona verilmedi. Konuyu 2012 Denetin Komisyonu raporun şerhine yazdık. Takibi, kanunen, raporun gereğinin yapılmasına ilişkin husus Meclis Başkanın yetkisindedir ve maalesef takipsiz kalmaya, hala devam ediyor. Ama 2010 yılının Mart ayında ARܒ ye, ÇMYO tahsis edilen bu binanın tahsisi tamamen kaldırıldı ve bu konuda yalan, yanlış ve iftira dolu bir habere Meclis Başkanı kaynaklık etti. Biz cevabını kürsüden verdik.
Burada, ÇMYO’na yurt yapılmasına ilişkin bir konuya, az da olsa değinmeliyim; Çıldır Yüksek Öğrenimi Geliştirme Derneği kurucuları arasında yer aldım. İlk kongreye davet dahi edilmedik. Habersizce, belirli bir çevre yönetim oluşturdu. Hiç itirazımızda olmadı. Herkes gönüllü çalışılacak bir işte yarışabilir. Hoşumuza gitti. Gel gör ki, bir yeni yetme başladı politik maksatlı ve kimisi reklam ve yağcılık dolu, kimisi karalama için yazılar yayınlanınca, beklenen katkı sağlanamadı. Yurt ihalesi sonrası basına yansıyan eleştirileri de buna eklersek, gelinen durumun normal karşılanması gerekir. Yoksa bu yurdun şimdiye kadar bitirilmesi sağlanmış olurdu.

10- Çıldır Özelinde ve Nejdet Kanbir Girişimlerinde Başarıya Engel Olmak İçin Yapılanlardan İki Örnek:
1- Çıldır'dan Aşıkşenlik Kasabası güzergahından Yukarı Canbaz'a kadar olan yolumuzun Karayolları Ağına alınması için Meclis Kararına dönüşen Önerimize destek için Sayın Mustafa Tekmen Valimizin göndereceği yazıyı, ne yazık ki Mete Özdemir yazmış. Genel Müdürlük, konuyu Erzurum Bölgeye sormuş. Bölge Müdürü, bu emrivaki yazıya kızarak, Canbaz İstasyonunun DLH tarafından yapılacağı, ilgili yazıda söylenen 5 Km kısmının, bizim istediğimiz yönde değil de, Senger Bölgesinden Kars yoluna bağlanmasını uygun görmüş ve talebimize olumsuz bakmış. Konuyu bana yansıtan Bölge Müdürlüğü Etüt Proje Baş Mühendisi Gökhan Bey'in uyarısı üzerine, bölge nezdinde, bazı belgeleri de sunarak yaptığımız girişimler Bölge Müdür Yardımcılarının, uzun uzun anlattığımız hususlarda bizi haklı bulmaları ve Gökan Beyin, en az bizim kadar konuya hakim ve taraf olması, tabir yerinde ise topu direkten döndürdü. Gökan Bey, yıllar önce 15 yıla yakın Ardahan'da Karayolları Şube Şefliği yapmıştı. Dostluğunu, haklı bulduğu bir hususta esirgemedi. Hala müteşekkirim. Mete Özdemir, bir-iki ortamda, bu yol için "Nejdet Beyin Yolu" tabirini kullandı. Eh ne diyelim...
2- Çıldır Adliyesinin Yeniden Açılması hususunda Meclis Kararına dönüşen ancak bir vali yardımcısının imzasıyla iki ay peş peşe uygun bulunmayıp geri gönderilen Önerimize destek için yeni gelen Sayın Valimiz Seyfettin Azizoğlu ile ön görüşme yaparak ilgili metni kendilerine verdim. Uygun gördüler, sonra yeniden Meclis Kararı aldık. Ve kendileriyle ilk görüşmemizde sözünü aldığımız üst yazı, Mete Özdemir tarafından mahvedildi ve (ayrıntısını yazmak ayıp geliyor) meclis kararı eklenmeden gönderildi, hala bir sonuç almış değiliz... Aktaş Kapısının bu süreci hızlandıracağına inanıyorum. Bu kararı ve üst yazıyı ekleyerek bir yazı eşliğinde bu kez ben Adelet Bakanlığına talebi yenileyerek ilettim, yakın zaman önce Bakanlık tarafından HSYK'ya, bu hususun yazıldığını, telefon görüşmesiyle öğrendim. Ümidimizin gerçekleşeceğine inanıyorum. Mecliste yaşanan hasetlikleri ve partizanlıkları buraya yazmayacağım. Ayrı bir konu. Bu daha sonra yazacağım ve Ardahan’a verilen zararın arkasında yatan hasetliğin kaynağını da analiz etmeye çalışacağım. Ancak kısaca bir ipucu verecek olursak; ilgisizlik bilgisizliği, bilgisizlik körlüğü, körlük toplumsal faydayı görememeyi ve hasetliği besliyor. Her parti gurubunun da, yerine göre bir ön çekeni oluyor ve bazı üyeler bu ön çekenlere bakarak irade beyan ediyor. Bazen de her iki parti bir birine bakarak irade oluşturuyor. Komik şeyler de oluyor; eller yarım kalkıyor-iniyor, kalkmıyor, bir işaret veya fark etme ile hızla kalkıyor vs. vs. Düzgün duran insanların iradeleri, guruplarının dışına düşseler de kararlara yansıyor. Ardahanlı seçmen, seçtiklerine gelip Mecliste bakmıyor, bari şu adreste kararlara baksınlar isteriz: http://www.ardahanozelidare.gov.tr/default_B0.aspx?content=398

3- Aşıkşenlik İlköğretim Okulunun 2011 yatırım programına koyulması sürecinde CHP’li İl Genel Meclisi Başkanı İlimdar Senem, Mete Özdemir, Milli Eğitim İl Müdürü Şemsettin Görgülü, Bayındırlık İl Müdürü Vedat Çiftçi, öyle bir işbirliği yaptılar ki, sanırsınız ölüm kalım savaşı. Gazetecileri Meclise çağıran CHP gurubu toplu basın açıklaması yaptılar, Nejdet Kanbir’i karaladılar. Dileyen videoyu izleyebilir. http://tv.arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/Yerel-Mecliste-Kavga--videoizle231.html Sonuçta ihtiyaç olan okul yapılamadı. Şemseddin Görgülü, makamında bu konuya ilişkin yaptığımız bir görüşmede, Mete Özdemir yanındayken, “ben Nejdet Kanbir’e siyasi rant olacak işi yapmam” diyecek kadar pervasız ve politik tutum takınınca, ben öncelikle Mete Özdemir’e yönelik, “Genel Sekreter, okulları İ.Ö.İ yapıyor, sen yapıyorsun, bu ne diyor senin yanında, senin cevabın ne?” dediğimde, taşta ses varsa, M.֒de de ses vardı. Beni bilerek tahrik eden Ş. Görgülü’ye gereken cevabını usulünce verdik.
Ancak bu okul, Bayındırlık İl Müdürünün valiyi yanıltması dolayısıyla da yetersiz büyüklükte ve özellikte yapıldı. 2011 de yapılan ve 2012de hizmete giren bu binanın yetersizliği ortaya çıkınca tekrar bir okul ihtiyacı çıktı ve 2013’te benzer bir bina daha yapılmaya başlandı. Kim zarar etti? Utanması gerekenler kimler?
Olayın kişisel yönü aranacaksa, bize karşı takınılan tavırların, kamuya verdiği zararlar, esirgenen faydalar ve fikrimizden duyulan rahatsızlıklar olduğu görülecektir. Yetersizliklerini örtmek için, yeteneksizlerin dedikodu üretmeleri memlekete zarar veriyor.
Kim olursa olsun, kötüye ön vermek toplumsal zarara yol açmaktır. Bu fark edilince geç kalınmış olunabilir. Şöyle bir söz okumuştum; “çamurda göğe çıkar, ayağında bir kuşun…” Siz alet olmayın yeter. Çünkü kötü, yakınınız olursa ve siz onu hoş görür ve hatta korursanız, unutmayın size de söz getirir. Vebal, önemli bir husustur… Biz CHP’lileri ve CHP yönetimini uyarmayı, bildiklerimizi paylaşmayı sorumluluk bildik. Gerisi bizim değil, onların işi… Hani denilecek ki, “solcu biri sol bir partiyi niye eleştiriyor?” Bilse iyiliği için…

Devam Edecek: Konu Başlığı: Ardahan AKP ve Faruk Köksoy
BOZ AYI MUCİZENİN ADI/Osman Kamacı

Osman Kamacı  Haziran’ın son günleriydi ve köydeki herkes günlük işlerini bitirmek için hummalı bir koşuşturma içindeydi. Haftalar önce ekilen tarlalar bir karış boy vermiş, uçsuz bucaksız otlaklar, çorak ve kurumuş samani görüntüsünden sıyrılarak renk renk çiçeklerin serpiştirildiği zümrüt yeşiline bürünmüştü.
Ahali de bu telaş yaşanırken, Cemşit her zaman olduğu gibi yine seher vakti koyun sürüsüyle köyü terk etmiş, yemyeşil otlaklarda doyurmaya çalışıyordu. Cemşit aynı köyde yaşayan yetmişli yaşlarda, kendi halinde bir adamdır. Dile kolay, kırk yıl dağlarda aralıksız dolaşmıştı. Koyun sürüsü peşinde bir ömür tüketse de, özgürce dolaştığı dağlardan ve bütün güzellikleri içinde barındıran eşsiz doğa tutkusundan bir türlü kopamamıştı. Daha genç bir delikanlıyken komşu köyden akrabasının ortanca kızı Hatice’yi kaçırarak onunla hayatını birleştirmiş, bu beraberlikten ikisi erkek, biri kız olmak üzere üç çocukları olmuştu. Zaman öyle çabuk geçiyordu ki, çocukların nasıl büyüdüğünü bile anlamamıştı. Büyük oğlu Ahmet üniversiteye girmeyi başararak diğer kardeşlerine örnek olmuştu. Çocukların bu başarısı herkes tarafında takdire değer bulunurken, ilerlemiş yaşına aldırmayan Cemşit kırk senedir yaptığı çobanlık mesleğini bir türlü bırakamamıştı. Bunun sebebi, çocukların okumasını sağlamak ve hayata daha iyi bir yerden başlamasını sağlamaktı. İşin özü, bu bir babanın fedakârlığıydı aslında. Kavurucu yaz sıcaklarında bunalıyor olsa bile bunu sorun yapmaz, koyun sürüsünün peşinden o dağ senin, bu vadi benim dolaşır, ah demezdi. Çobanlık yaptığı onca yıl hastalıktan telef olanlar dışında koyunların bir tekine bile zarar vermemiş, sahiplerine hep eksiksiz teslim etmişti. Sürüyü köyün çevresindeki meralarda otlatma gibi bir alışkanlığı olmasına rağmen, kırk yıl sonra bundan sıkılmış, daha uzak ve daha gümrah meralara gitmeye karar verdi. Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra yeşilin bol olduğu bir su birikintisinin kenarına varmış, hayvanların taze yeşillikten ve suyun lebi derya olduğu yapay gölden yararlanmasını sağlamıştı. Güneş ışınlarının dik geldiği saatlere denk gelen bu yolculuk Cemşiti de, hayvanları da çok hırpalamış ve yormuştu. İlk defa geldiği bu sarp dağların bakir ve zengin bitki örtüsü onu çok heyecanlandırmıştı… Nasıl heyecanlandırmasın ki, hayvanlar burada daha iyi besin alacak, daha bol süt vererek kilo alacaklardı. Ancak bir daha buraya gelmek istediği takdirde, uzak ve riskli olduğu için hayvan sahiplerini ikna edemeyeceğini de çok iyi biliyordu. Bir an genç olmadığını hatırladı ve bu saat’ten sonra macera peşinde koşmanın kendisini aşacağına karar vererek bu fikrinde vazgeçti.
Uzun bir yolculuğun ardında yorgun düşen hayvanlar buna aldırmamış, bitki örtüsüne hücum ederek iştahla otlamaya başlamıştı. Onların kıtlıktan çıkmış gibi önlerine çıkan bütün yeşillikleri silip süpürme isteği Cemşiti çok keyiflendirmişti. Yürüdüğü onca yoldan sonra o da yorgun düşmüş, Haziran sıcaklarının bunaltıcı etkilerinden korunmak için yakındaki kayalıklara doğru aheste aheste yürümeye başladı. Biraz olsun soluklanmak için gölge yapan bir ağaç veya bir kayalık, artık neresi olursa olsun fark etmezdi onun için… Çevreyi kolaçan ederken kayalıkların içine doğru uzanan bir oyukla karşılaştı. Biraz yaklaştı, biraz daha derken farkında olmadan ilk adımını içeriye sarkıtmıştı. Mağaranın giriş kapısından içeriye doğru başlayan loş ışık kırıntıları ilerledikçe daha da koyulaşarak kayboluyordu. Cesaretini toplayarak daha fazla ilerlemeye çalışsa da, yalnız olduğunu hatırlayarak bu maceradan vazgeçti. Aslında buraya gelmeden önceki tek düşüncesi, bir süre dinlendikten sonra tekrar sürünün başına dönerek onları karanlık çökmeden köyün yakınlarındaki meralara indirmekti. İçerisi çok serin ve ferahtı. Bu serinlik bunaltıcı sıcaklardan sonra çok iyi gelmiş, derin bir oh çekmesine yetmişti Cemşit’in... İlk defa gördüğü mağarayı dolaşarak gündüz gözüyle anlamaya çalıştı. Meraklı bakışlarla her tarafı inceledikten sonra yorgunluk belirtilerine yenik düşmeye başlamış, dizleri artık onu taşıyamaz hale gelmişti. Buna daha fazla direnemedi ve yanına kadar geldiği bir kaya parçasına sırtını dayayarak oracıkta uyuyakaldı. Öyle bir uyumuştu ki, saatler geçmesine rağmen uyanamamıştı. Ancak saat’ler sonra ve büyük bir şaşkınlıkla uyanmıştı. Güneşin kızgın ışınlarından kaçarak sığındığı mağaranın serinliği bütün yorgunluğunu gidermiş, takatsiz düşen dizlerine adeta derman olmuştu. Yaslandığı kayanın bir kenarına bıraktığı Gürgen ağacından asasının baş tarafından kavrayarak doğrulmaya çalıştı. Doğrulmaya çalışıyordu, ancak yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu anlaması uzun sürmemişti. Biraz dinleneyim derken saatlerce uyumakla meraya yayılan hayvanları yırtıcılara karşı savunmasız ve sahipsiz bıraktığı yetmiyormuş gibi, şimdi daha büyük bir sürprizle karşı karşıyaydı. Tam üç karış kadar önünde gövdesinin üzerine kalkmış ve yüzüne karşı tıslayan kocaman bir Engerek yılanıyla göz göze gelmişti. En ufak bir hareketinde bu melun yaratığın dişlerinde muhafaza ettiği keskin zehir zerreciklerini damarlarına enjekte edeceğini bildiği için doğrulmak üzere olduğu yerde kıpırdamadan öylece kalakaldı. Bir süre birbirine odaklanmış iki hasım gibi pür dikkat bakışıp durdular. Engerek yılanın pek bir sıkıntısı yoktu. Hiç beklemediği anda karşısında bir av bulmuş, son vuruşu yapmak için acele etmiyordu sanki. Savunmasız bir durumda yakalanan av durumundaki Cemşit, acaba ne yapsam da bu beladan kazasız belasız kurtulsam diye çaresizce kıvranıp duruyordu. Yaşadığı bu kâbus kan ter içinde kalmasına yetmiş, alnında boncuk boncuk oluşan ter damlacıkları biraz önce üzerinde uyuduğu dev kaya parçasında ıslaklıklar oluşturmaya başlamıştı. Zavallı adam’ın bu dehşet karşısında sanki dili tutulmuş, sesi çıkmaz olmuştu. Hiç hesapta olmayan bu olay adeta reflekslerini köreltmiş, soluk almasını zorlaştırmıştı. Avcı kendinden emin bir şekilde kuyruğunu sallarken, hışırtıya benzer sesler çıkararak avının dikkatini dağıtmaya çalışıyordu. Bundan büyük huzursuzluk duyan Cemşit “buraya nereden geldim,, diye kendine lanetler yağdırarak, bir mucizenin gerçekleşmesi için bildiği ne kadar dua varsa sıraya dizmeye başlamıştı.
İçine düştüğü bu beladan kurtulmak için birkaç senaryo düşünebiliyordu, fakat senaryoları hayata geçirmek için düşünmek bile yetmiyordu artık. Tüm umutların tükendiği bir sırada beklenmedik bir gürültü koptu. Mağaranın içinde korkunç bir yankı oluşmaya başlamış, ardı sıra yayılan ses dalgaları büyük bir sarsıntıya neden oluyordu. Gözlerini kırpmadan pür dikkat Yılanı takip eden Cemşit, yankılanan bu gürültü karşısında bir kez daha şok geçiriyordu. Zaten loş olan mağaranın içi beklenmedik bir anda karanlığa gömülmek üzereydi. Kulakları sağır eden homurtular karşısında Yılan’ın tedirginliği gözden kaçmıyordu. Bu ürkütücü ses, devasa cüssesiyle mağara kapısından girmeye çalışan bir Boz ayı’nın heybetli haykırışıydı. Kararlı duruşuyla Cemşiti teslim alan Engerek’e doğru ilerleyişi Cemşit’in kurtulma umutlarını biraz olsun artırmıştı. Beklemediği bir anda ortaya çıkan bu davetsiz misafir karşısında bocalayan Engerek isabetli bir karar vererek teslim aldığı avını kendi haline bırakarak, kocaman cüssesiyle üzerine doğru gelen Boz ayıya dönmüştü. Ayının her adım atışı sarsıntıyla hissedilmesi, korku rüzgârları estiriyordu. Aradaki mesafe kapandıkça yılanın tedirginliği de artmaya devam ediyordu. Bir süre sonra pes etti ve pozisyon değiştirerek irili ufaklı kayaların arasına dalarak gözden kayboldu. Biraz önce karşısında soğuk terler döktüğü Engerek ortada kaybolunca, Cemşit Boz ayıyla baş başa kalmıştı. Sıranın kendisine geldiğini düşünen zavallı adam, bugün yaşadığı talihsizlikler ne zaman son bulacak diye kıvranırken, her tarafı zangır zangır titremelerle sarsılmaya başlamıştı. Cemşit’le baş başa kalan Boz ayı anlaşılmaz bir şekilde sessizliğe bürününce mağaraya yapay bir huzur yayılmaya başlamıştı. Biraz önce sergilediği saldırgan davranışlarından vazgeçerek uysal bir kediye dönüşmesi Cemşit’in yaşadığı kâbuslara son verir gibi görünse de, korkularını ortadan kaldırmamıştı aslında. Bir Azrail gibi karşısına dikilen Engerek’in ortalarda görünmemesi Cemşit’i adeta yeniden oksijene kavuşturarak, kalp ritmini normal değerlere taşımıştı.
Ön ayaklarını indirerek gövdesini dört eşit noktaya yayan Boz ayı son kez Cemşit’in gözlerine baktı ve ilgisiz bir şekilde mağaradan çıkarak bir daha ortalıkta görünmedi. Cemşit gözlerine inanamıyordu. Bu yaşanan bir mucizeden başka bir şey olamazdı. Boz ayının mağarayı terk etmesiyle birlikte kendini öyle bir dışarı atmıştı ki, sanki içeride büyük bir basınca maruz kalarak fırlatılmıştı. Dışarıda bol oksijen ve rahatsız edici bir sessizlik vardı. Gözün alabildiği kadar geniş otlaklarda hiçbir hareketlilik görünmezken, koyun sürüsünden de, çoban köpeği Çomar’dan da bir iz yoktu. Neredeyse karanlık çökmek üzereydi ve sanki yer yarılmış, her şeyi içine almıştı. Hiçbir yerde yoklardı. Bir süre Çomara seslendi, bağırdı çağırdı… Ancak ne gelen vardı, ne de seslenmesine bir cevap… Artık bu dağ başında daha fazla beklemenin anlamı yok diye düşündü ve zifiri karanlığa kalmadan köye ulaşmaya karar verdi.
Saatler sonra köye vardığında, koyunların Çomarla sağ salim döndüğünü duymuş ve ilk defa böyle bir durumla karşılaşan köylülerin hayatında endişe duyarak dağ bayır demeden onu aramaya çıktığını öğrenmişti. Yaşadığı bu kötü deneyim sonrasında büyük bir mahcubiyet duymuş, önemli bir karar almanın artık kaçınılmaz olduğuna inanmaya başlamıştı. Kim ne söylerse söylesin, dinlemeyecek ve bir daha kesinlikle çoban olmayacaktı Cemşit. Bütün köy devam etmesini istese de, ilk defa böyle bir hadise yaşadığı halde bunu gurur meselesi yaparak, almış olduğu kararını uyguladı ve o günden sonra bu mesleği bir daha yapmamak üzere maziye gömdü. Bu olaydan sonra Cemşit bir daha ne dağlara çıktı, ne de kırlarda gezindi. Herkes gibi oda bir kaç hayvan besleyerek babadan kalma bir iki tarlasını ekmeye başladı. Ve geçte olsa hayatında yeni bir sayfa açmış, kendini emekliye ayırmış oldu.
Köylüler mi?
Onlar daha genç bir çoban buldular ve onunla anlaşma yaparlarken, hayvanlarını kendi meraları dışındaki uzak bölgelere götürmemek şartıyla el sıkıştılar…

Yazarlarımızı okuyor musunuz?

GÖLE DERNEĞİ’NE SİTEM,
GÖLE’Lİ GENÇLERE SELAM OLSUN..

Nejdet Kambir **Sinan Şimşek

**Sinan ŞİMŞEK

Toplumsal birlikteliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde,Göle Derneği her geçen gün yeni tartışmaların odağı haline geldi.
Hiç kuşkusuz bunda yeni yönetimin aciz ve başına buyruk tavrı etkili olmuştur.
23 yıl önce büyük bir heyecanla kurulan Derneğimiz,mevcut yönetimin kişisel tercihleri ile derneği yönetme anlayışı ve Gölelilerin bu duruma sessiz kalması ile maalesef zor günler yaşamaktadır.
Ciddi tartışmalarla göreve gelen Ertekin Baysan ve yönetimi, derneğin tamamen işlevsiz hale gelmesinde önemli rol oynadılar.
Tabi bundan önceki yönetimlerinde eksiklikleri oldu fakat hiç birinin etkisi bu kadar belirgin düzeyde olmamıştı.
Bülent Sarıtaç döneminde 32 köy derneğinin bir araya gelmesiyle Göl – Fed kurulum aşamasına gelmişti.
Geldiğimiz noktada ise şu anda Göle Derneği bırakın 32 köy derneğini bir araya getirmeyi, kendi yönetim kurulunu dahi toparlayamaz hale gelmiştir..
Bu duruma maalesef büyüklerimiz de sessiz kalarak destek olmuşlardır.
Oysaki mevcut yönetimin bir an evvel yapması gereken,olağanüstü kongre kararı almasıdır.Bülent Sarıtaç’ın Chp Esenyurt İlçe yönetimine seçilmesi ile başlayan tartışmalarda, kamuoyu oluşturmaya çalışan ve çığırtkanlık yapanlar,aynı özveriyi mevcut yönetim için maalesef göster(e)miyorlar.
Bülent Sarıtaç kişisel tercihi yada oluşturulan kamuoyu baskısı ile Göle Dernek Başkanlığından istifa ederek aktif siyasete atıldı.
Fakat aynı durum mevcut yönetim tarafından uygulan(a)madı.
Mevcut yönetimin içerisinde bazı arkadaşlarımız meclis üyeliği için başvuruda bulunmuş, fakat dernekteki görevlerine de devam etmekteler..
İstifa etmeliler mi – etmemeliler mi ? Bunuda kamuoyuna bırakıyorum.ç
Eğer, mevcut yönetim kongreye kadar devam etmek istiyorsa, bir an evvel ciddi anlamda bir Göle birlikteliğini oluşturmalılar.
Bunu yaparken de Göle’li aday adaylarını ve Göle halkını bir araya getirerek, bir güç oluşturmaya çalışmaları gerekmektedir.
Çünkü; Bir araya gelerek güç oluşturamayan topluluklar, örgütlü yapılara yada siyasi partilere değil, kişisel olarak hareket edip kendi doğruları ve hayata bakış açılarını dayatan bireylere teslim olurlar.
Ya güç haline gelerek, gücü ve güçlüyü siz oluşturacaksınız yada kendinizi köleleştirerek, birilerinin emrine gireceksiniz.
Aslında bunu çok düşünmeye de gerek yok..

**GELELİM GÖLE GENÇLİĞİNE..

Derneğimizde bu sorunlar yaşanırken, birkaç genç arkadaşımızın bireysel çabaları ve istekli çalışmaları ile Göle Gençliği oluşmaya başladı.
Benimde başından beri takip ettiğim ve desteklediğim bir oluşum.
Tek yapmak istedikleri, Göle’Göleli gençlerin bir araya gelerek siyasi,sosyal ve ticari anlamda bir güç haline gelerek ortak hareket etme çabasıdır.
Belli bir olgunluk, samimiyet ve birikimden sonra da Göle Derneğinin Gençlik Kollarını oluşturmak için Göle Derneğine aktif katılım sağlayacaklar.
Bu katılımla birlikte Derneğin, eğitim, kültür ve sosyal yardımlaşma - dayanışma gibi konularda daha etkin ve tüm Gölelilere hitap edebilecek bir noktaya gelebilmesi ve yönetimlere de ciddi çalışma ortamlarının sağlanabilmesi için bir çaba içerisine gireceklerdir.
Eğitim düzeyleri, iş tecrübeleri, hayata bakış açıları ve her şeyden önemlisi de kendilerine olan öz güvenleri ile bunu başaracak güç ve kararlılıktadırlar.
Tabi bütün bunlardan bahsederken, bizlere de büyük görevler düşüyor. Genç arkadaşlarımızın, kendilerini ifade etmeleri noktasında katkılar sunmamız gerekiyor.
Aktif üyesi olduğumuz İl, İlçe,Köy Derneklerinde yada farklı Sivil Toplum Örgütlerinde bu arkadaşlarımıza ciddi anlamda görev ve sorumluluklar vererek daha aktif hale gelmelerini sağlayabiliriz.
Her şeyden önemlisi de bu arkadaşlara, Göle Gençliği içerisine birileri için değil, kendileri ve gelecekleri için katılmaları gerektiğini, sadece siyasette değil, sosyal yaşamın tamamında birliktelik sağlamaları gerektiğini anlatmak ve desteklemek gerektiğini düşünüyorum.
Son zamanlarda Göle Gençliğinin aslında bir siyasi partiye hizmet etmek yada birilerini bir yerlere getirmek için oluşturulduğu eleştirileri de gelmeye başladı.
Aslında bu eleştirilerin tek sebebi ilk defa Göle Gençliğinin bir güç olma çabası içerisinde olması korkusundan kaynaklandığını da tahmin edebiliyorum.
SON SÖZÜM; Bu Gençleri bu kadar eleştirmek yerine, yakından takip ederek, hatta bizzat katılarak güç vermeli ve bu arkadaşların,birilerinin tekelinde mi yoksa kendi iradeleriyle mi hareket edip – etmediklerini görmek gerekiyor.Bir siyasi düşünceye hizmet etmiyorlar, parti ayrımı yapmaksızın Göle’Göleli aday adaylarını ziyaret ederek onlara bu aday adaylığı sürecinde destek olmaya çalışıyorlar.
Dolayısı ile de bu gençlerin eleştiriden çok katılıma ve desteğe ihtiyaçları var.Kimse merak etmesin,hepsi Göle Derneğinin aktifleşmesi ve Gölelilerin bir güç olması için uğraşıyorlar.Çok kısa bir sürede de Göle Derneğine Aktif katılımı sağlayacaklardır.
Yani işin özü şudur;
GENÇLER GÖLE VE GÖLE’LİNİN PEŞİNDELER YA SİZ…?

Saygılarımla

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan