Ana Sayfa · Forum · Linkler · Resim Galerisi
Ana Menu
Ana Sayfa
Makaleler
Forum
İrtibat
Linkler
Arama
Ziyaretçi Defteri

ÜYELİK HİZMETLERİ

ÜYE KAYIT
ŞİFREMİ UNUTTUM

Sitenize Ekleyin
Resim Galerisi
Telefonlar
Konuk Yazarlar

ARŞİVLERİMİZ
2003 YILI
2004 YILI
2005-2006 YILI
Ulusal Haberler
Misafir
Kullanıcı Adı

Şifre

Beni Hatırla



Kayıp Şifre ?
Site Durumu
Kayıtlı Üyeler : 12997
Misafirler : 45
En Yeni Üyemiz : sanane757000

Kayıtlı Üye :
Fakir 6 Gün Gelmedi
abdullahank 108 Gün Gelmedi
Orhan-Bahcivan 197 Gün Gelmedi
CEVAT COSKUN 202 Gün Gelmedi
atlantis 223 Gün Gelmedi
baris dursun 224 Gün Gelmedi
yilmaz akinci 232 Gün Gelmedi
adacala 233 Gün Gelmedi
admin 235 Gün Gelmedi
yilmaz_akinci 236 Gün Gelmedi
Forum Başlıklari
En Yeni Başlık
Ardahan Köyleri ve İ...
hoçvanın genel iradesi
Sitemizi Dostlarınız...
Bize ulaşın..
Haber Arşivimiz
Ardahan Görüntüleri
Ardahan Fotoğrafları
Kürdistan Komşunuz O...
KORKAKLARA MEYDAN OK...
Teşvik Ardahan’a Uğr...
Ardahan da Devlet mi...
İMRALI’DAKİ GÖ...
Ardahan ARDAHAN
APE FEZO’NUN A...
O benim Babam..
En Yoğun Başlıklar
YALÇIN TAŞTAN HAK... [51]
TRT bölücülük mü ... [35]
KAFATASÇILAR-ARD... [34]
COCUK ÖLDÜRMEYİ K... [30]
YAZARLARIMIZIN YO... [28]
YAZICIOĞLU'NU KAY... [24]
DTP'li vekillerde... [21]
Ardahan TV [19]
kürde fırsat verm... [18]
ANADİLİMİZ KÜRTÇE... [18]
23 NISAN IRKCI C... [17]
UGAR TÜRKLRI [16]
Bim Marketlerine ... [16]
KÜRT SORUNU DEĞİL... [15]
ARDAHAN LI OLMAKT... [15]
HİT
reklam
Facebook'ta PaylaşTwittirda Paylaş Pinterest'te Fakir adlı kullanıcının profilini ziyaret edin.

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

<
BATILI AYNALARDA DOĞULU GÖLGELERİN DANSI
Yazar Fakir - Ocak 30 2014 - 10:46:29
BATILI AYNALARDA DOĞULU GÖLGELERİN DANSI

Alper Akçam **Alper Akçam

13 Haziran 1910 günü Avam kamarasında konuşan, sicilinde Başbakanlık, İrlanda İçişleri Bakanlığı ve İskoçya Bakanlığı bulunan İngiliz politikacı Lord Arthur James Balfour şöyle diyordu: “Her şeyden önce olgulara bakın. Batılı uluslar, tarihte ortaya çıkar çıkmaz, … kendilerine özgü erdemleri edinip… kendi kendini yönetme yetilerinin ilk ilkelerini sergilediler,… Genel deyişle ‘Doğu’daki Şarklıların tarihine bir göz atın, kendi kendini yönetmenin izine rastlayamazsınız. (…) Bu büyük uluslar için –büyüklüklerini kabul ediyorum- bu mutlakiyetçi yönetimin bizim tasarrufumuzda olması hayırlı mıdır? Hayırlıdır derim ben” (Edward Said, Şarkiyatçılık, s 42-43)
Lord Balfour’un söyleminde dile gelen, emperyalist Batı’ya ait bu bakış açısı, o dünyanın siyasal ve sivil toplumlarında, askeri casusluk örgütlerinden okullarına, tüm kitlelerin zihniyetinde kendisine silinmesi mümkün olmayan bir yer edinmiştir. Aradan geçen yüz yıl içinde, Doğu coğrafyaları, Batı’nın kendi gönlünce yönlendirdiği, kendi iradesi ürünü metinler üzerinden bir kan, ateş, iç savaş ve toptan sömürü alanına dönüşmüş bulunmaktadır.
Batı dünyasının hep önem verdiği İngiliz tarihçi Arnold Toynbee, on iki ciltlik Study of History adlı yapıtının 1954 yılında basılan 8. cildinde önemli değerlendirmeler yapar. Perry Anderson, Toynbee’nin postmodern çağa başlangıç olarak gördüğü saptamalar arasında yer alan ve üzerinde önemle durduğu bir olayı vurgulamıştı: “…Batı dışındaki entelijansiyaların, modernliğin sırlarına vakıf olup bunları Batı’ya karşı kullanma yolundaki çabaları… Toynbee’nin, postmodern çağın başlangıcı konusundaki düşünceleri, bu ikincisi üzerinde yoğunlaşıyordu. Verdiği örnekler, Meiji Japonyası, Bolşevik Rusya, Kemalist Türkiye ve yeni kurulan Maocu Çin’di.” (P. Anderson, Postmodernitenin Kökenleri, s 12) Bu dört örnekten birisi olan ve çoğu Batılı tarafından dünya üzerindeki yeri bile bilinmeyen Türkiye, o tarihten itibaren önemli bir kara parçası olarak dünya gündeminin en önemli yerlerinde bulunmaya başlayacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti, Batı’nın şaşkınca açılmış gözleri önünde dişiyle, tırnağıyla bir ulusal bağımsızlık savaşı vermiş, daha sonra da Köy Enstitüleri gibi, dünyada eşi benzeri bulunmayan bir kültür ve eğitim atılımıyla da kendi coğrafyası ve halk kültürü ile evrensel bilgi ve estetiği buluşturmayı başarmıştı. Bir anlamda, Batı ve Doğu kültürleri arasında özgün ve eşsiz bir kültür köprüsü kurma yoluna girmişti.

Kendisi de bir Mevlevi dedesi olan, 500’ün üzerinde Batı ve Doğu klasiğini Türkçe’ye kazandırarak önemli bir kültürel girişime imza atmış Maarif Vekili Hasan Âli Yücel, 3 Temmuz 1941 tarihinde Ankara Devlet Konservatuvarı’nın ilk mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada başka ülkelerden sanatçılara ait yapıtların Ankara’da seslendirilmelerine değinmektedir. “(…) Ben Doğu ve Batı diye bir fark görmüyorum. İnsan eseri, insan ruhunun iştiyakları, kaygıları, korkuları zaman ve zemine göre değişse de özünde bir ayrılık varsa o, tutulan yol ve usüldendir. Garplı kafasının metoduyla duymasak şarklıda bu özü bulamazdık. Meselâ Mevlâna’nın Fîhi mâ fîhi kitabını Goethe’nin Eckerman’la konuşmalar’ı gibi okuyorum. İkinciyi okumaya alışmasam, kim bilir birinciyi şimdikinden daha az başarı ile söktürebilirim”

Köy Enstitüleri kurucusu, halk kültüründeki çoğul ve üretken gücü enstitülerde başarıyla kullanan, Âşık Veysel’i, Daimi’yi usta öğretici olarak enstitülerde çalıştıran, enstitü şenliklerinde sahneye karşı çıkıp oynayanla izleyeni buluşturan, enstitülerde bir köy şenlik havası yaşatan Baba Tonguç, “Elimden gelse, bütün dünya okullarının programlarına insanın insanı sömürmemesi adlı bir ders koyardım” diyordu.


II. Dünya Savaşı’ndan sonra yeniden Batı dünyası ile “bütünleşme” yoluna giren Türkiye’de, uluslararası finans kapital ve onunla rezonansa gelmiş yerli ortaklarının ilk icraatı, Köy Enstitüleri’ni kapattırmak oldu. O tarihten sonra, Türkiye ekonomisi de politikası da dikiş tutmayan yamalı bir çorabın tersine döndürülmesine benzedi. Kırsal alanlar şehirlere taşındı, üreten bir toplumun yerini tüketen ve taklit eden bir kültür aldı.
Altmış yılı aşkın bir süre iniş çıkışlarla giden bir siyaset karmaşasından sonra, 2002 yılında kurulan bir siyasal parti, altı ay gibi kısacık bir süre içinde iktidar koltuğuna oturarak Batı dünyasının yalnız Anadolu coğrafyası değil, Müslüman Asya ve Afrika’da da askeri ve ekonomik çıkarlarının savunucusu durumuna geldi. Türkiye Cumhuriyeti iktidarını temsil eden güç tarafından, halk yığınlarının doldurduğu meydanlarda, bir zamanlar İngiliz ajanları tarafından kurdurulmuş, Orta Doğu’dan Kuzey Afrika’ya kadar uzanan bir coğrafyada Batılı istihbarat örgütleriyle birlikte önemli etkinliklere imza atmış Müslüman Kardeşler’e selam gönderiliyor, Asya’dan Afrika’ya uzanan binlerce okul ağıyla farklı dilleri konuşan genç kuşaklar Türkçe olimpiyatlarda buluşturuluyordu…
Üzerinde yıllarca çalışılmış, son on iki yıldır da dünyayı sarsmayı başarmış bu büyük politik ve kültürel gücün arka planı, son aylarda ortaya çıkan bir kavga ile gün yüzüne çıkıverdi.
Her ikisi de Doğulu ve Doğu’ya özgü, İslami söylem üzerinden politika yapan bu iki güç, Batılı yayın organlarında ilgiyle izlenen amansız bir mücadeleye girişti. Ayakkabı kutularından yatak odalarındaki para makinelerine uzanan, dindar bir politikaya yakıştırılması mümkün olmayan görüntüleri, cemaat ağıyla göreve getirilmiş paralel bir devletin varlığının ülkenin en yetkili ağızlarından itiraf edilmesi izledi. Adına demokrasi deniliyor olmasına karşın, demokrasilere özgü erkler ayrılığının yerinde yeller estiği, kalan kırıntıların da yok edilmesi girişimleri gözler önüne serildi. Savcısını dinlemeyen polisler, komşu ülkedeki iç savaşa cephane taşıyan kamyonları aratmaya kalkıştığı için görevden alınan savcılar çıktı ortaya…
Yıllardır ABD’deki bir çiftlikte koruma altında yaşayan cemaat temsilcisi, 21 Ocak 2014 tarihinde Walt Street Journal’a yaptığı açıklamada, son iki yılda tersine dönen demokratik süreç nedeniyle duyduğu üzüntüyü dile getiriyor, AKP iktidarının lideri de Türkiye’de yapılan büyükelçiler toplantısında ve arkasından gittiği Brüksel’deki AB salonlarında paralel devlet yapısı üzerinden cemaate yükleniyordu.
Kürt meselesinden Suriye’ye birçok olayda iki gücün bakış açıları arasında önemli farklılıklar oluşmaya başlamış, yolları iyice ayrılır olmuştu. Cemaat ABD, AKP ise AB üzerinde etkili olabilme arzusunu öne çıkarıyordu.
Bir şekilde, öküz ölmüş, ortaklık bozulmuştu. Ancak, her iki kanadın da mücadelesinde asıl hedef, kapitalist Batı dünyasına kendi haklılığını kabul ettirebilme ve Batı karşısında “temize çıkabilme” idi…
Yazık olmuştu bu ülkede milyonlarca insanın kanı, canı pahasına kurulmuş Cumhuriyet’e, yazık olmuştu Batı ve Doğu kültürleri arasında insancıl bir köprü oluşturacak Köy Enstitüleri’ne…
İnsanlık tarihi, Batılı aynalarda, Doğulu gölgelerin dansını izliyordu…
28 Ocak 2014

Köşe Yazarları
Copyright © 2003 - 2008 Ardahan kuzeyanadolugazetesi.com
Tel: 0478 - 211 43 31 - 211 45 00
Adres: İnönü Cad. No:50 Ardahan