İSİMLERİN ÖNEMİ
Gönderen Fakir - Ekim 10 2007 - 23:49:22
İSİMLERİN ÖNEMİ/Nizamettin ÖZTÜRK

Bizim oralara özgü bazı isimler var! Öncelikle, bu isimlerin sahiplerinin affına sığınarak burada ele almak istediğimiz konunun içinde işleyeceğiz. Yöremize özgü bu isimler fazla tutulmadığından ülkenin her tarafına yayılamadı. Örneğin:her on kişiden bir-iki kişinin ismi;Ahmet-Mehmet-Ali, Ayşe-Fatma iken, bizim oralarla sınırlı kalan; Fincan-Asker-Binali-Kurbani-Ördek ve daha buraya alamadığımız diğer bazı isimler ise, ülke genelinde konulmuş isimler içindeki yüzdelik payı çok düşüktür. Elbette, her ebeveyn yeni doğan çocuklarına hoş bir isim arayışındadır. İlknur/İlker büyük bir hevesle konmuş isimlerdir. Sonnur/Soner ise, yeterlilik önergesi gibi algılanmaktadırlar. Dolayısıyla çocuğa konulan her bir ismin bir önem ve anlamı olsun diye konulduğu gibi, herhangi dede/nenesinin adı da konuluyor ve bazen bu konuda çıkan krizleri aşmak için her iki taraftan birer isim hiçbir şeyden haberi olmayan, yavrucağın üzerine yıkılarak aşılır.

İsim deyip geçmemek gerekir. Okulda bir edebiyat öğretmenimiz vardı, not verirken isminin anlamını bilen bilmeyen kriterini uyguluyordu. Bizimde bu yönlü başımız belada sayılırdı. İsmimizin anlamını bulmak için ismimizi ikiye bölerek ifade etme yönündeki formülimiz tutmamıştı. Kül yutmaz hocamız, ismin “total” olarak karşılığını istiyordu. Bu nedenle, edebiyat dersi gelince kolay anlaşılır isim sahipleri, bize bakar kıs kıs gülerlerdi. Çokta eğlenceli oluyordu. Bizim durumumuzda olan bazı arkadaşlar arasında hoş esprilerde gelişiyordu. Bu, anlamı bir türlü açığa çıkamayan isim sahiplerinden biri; “ben bu karda-kışta geçen Pazar günü ismimi koyan rahmetlik dedemin mezarı başına gittim, sorularıma cevap alamadığımdan mezarlarının başında bildiğim hafif bir iki duayı okuyup eli boş döndüm” diye esprisini patlatmış, arkadaşlar hayli gülmüşlerdi. O yıl, bu isimlerin anlamı meselesi, şehri taşıp köylere kadar ulaştığından, uzun kış gecelerinde odalarda insanlar kendi aralarında isimlerin “mana ve ehemmiyeti” üzerinde yoğunlaşıyorlardı.

İsimlerin, uzunluğu anlaşılmazlığı bir yana, birde sanki mecburiyetmiş gibi, kısaltmalar yapılarak iyiden iyiye anlaşılmaz kılınmaktaydı. Bunları saymakla başa çıkamayacağımız için, bırakalım öyle kalsınlar. Bu nedenle daha okul yıllarında iken kendimce bir karar aldım: Büyüyüp baba olduğumda çocuklarımın isimlerinin anlaşılır, en çok dört-beş harften ibaret olmasına özen gösterecek ve birde isimleri kendim bulacaktım. O arkadaşımızın esprisi aklıma geldikçe hem gülüyor, hem de dikkate alıyorum. Yakın akraba ya da dostların çocuklarına isim vermemek gerekir, yoksa gelip mezarın başında adamdan hesap sorarlar!

Bilindiği gibi isimler üzerinde konulan rezervlerde var. Ailenin çatık kaşlı büyüğü “olmaz” demişse yapılacak bir şey kalmaz. Komşu kadın bu bizim torunun adıdır koyamazsınız, dedi mi kriz çıkar. Birde resmi kurumların yasaklı isimleri var! Son birkaç yıl öncesine kadar, “hayır bu isim yasaktır koyamazsın” deniliyordu. Bu nedenle aileler ile nüfus müdürlükleri arasında bir takım gerginliklerde yaşanıyordu. Elbette değişen bazı yasalar bu sıkıntıyı ortadan kaldırdı. Yalnız konulan isimlerin içinde Türkçe’de kullanılmayan üç harf var onların yerine o harflere yakın harfler kullanılarak sorun aşılmış oluyor. Eh buna da şükür…11.10.07
nizamettin_ozturk@hotmail.com