Kürtler ve medya ..
Gönderen Fakir - Kasım 30 2008 - 15:01:30
Kürtlerle ve DTP ile ilgili haberlerde medya terörü

CHP'li, AKP'li ve MHP'li Faşistler Kürtlere saldırdı .. Medya, Kürtlerle ve siyasi alanda Kürt halkının sorunları, istem ve beklentileri yolunda mücadele veren DTP ile uzlaşmazlığın, anlaşmazlığın, kutupsallaşmanın oluşmasında işlevseldir.
Uzun yıllardır yaygın medyanın toplumdaki azınlıklarla, özellikle Kürtlerle ilgili haberleri ya görmezden gelme yoluna gitmesi, ya da gördüğünde bunu bir çığırtkanlıkla, çatışma ve kamplaşma yaratacak temeller üzerine inşa etmesi şeklinde zuhur bulmuştur. Kürtlerle ilgili haberleri görmezden gelme, medyada hiç temsil edilmemeleri, yok sayılmaları, seslerinin duyurulmaması, ya da kıyıda köşede küçük bir haber olarak yer alabilmeleri şeklindedir. Görüldüğünde ise, Kürtler ancak abartılı bir şiddet, çatışma, terör haberleri içinde yer alabilmektedir. Bir başka deyişle, medyanın tavrı Kürtleri ya yok sayma, sorunlarına, beklentilerine, isteklerine kulak tıkama, ya da aşırı bir çığırtkanlık, gürültü, patırtı içinde, Kürtleri, bölücü, düzen/dirlik bozucu, şiddetsevici, terörist yanlısı olarak resmetme şeklindedir. Durum böyle olunca, Kürtlerle diyalog, uzlaşma ve barış içinde hoşgörülü, demokratik bir ortam yaratma önünde en büyük engellerden biri de medya olarak karşımıza çıkmaktadır. Medya, Kürtlerle ve siyasi alanda Kürt halkının sorunları, istem ve beklentileri yolunda mücadele veren DTP ile uzlaşmazlığın, anlaşmazlığın, kutupsallaşmanın oluşmasında işlevseldir.
Geçen haftalarda, Doğu ve Güneydoğu’daki eylemler ve olaylarla ilgili yapılan haberler medyanın kutupsallaşma ve çatışma ortamı yaratmadaki rolünü gözler önüne sermiştir. Siyasi alanda Kürt halkının hakları, istemleri, beklentileri yolunda mücadele veren DTP ile ilgi haberlerin başlığına ve içeriğine şöyle bir bakıldığında, DTP’nin provokatif, tahrik unsuru, PKK yanlısı/destekçisi, gerilim yaratıcı, kışkırtıcı, galeyana getirici, olay çıkarıcı, ortalığı savaş alanına çeviren, terör örgütü yandaşları gibi resmedilmekte olduğunu görüyoruz. Televizyondaki art ses eşliğindeki görüntüleri izlediğimizde ve basındaki haberleri okuduğumuzda, sanki Doğu’ya yakıp yıkmak, ortalığı toza dumana katmak için gitmiş ve bütün istekleri buymuş gibi bir parti portresi çiziliyor. Kürtler ve DTP ili ilgili haberler taşlı, sopalı, silahlı, şiddet dolu sahnelerle ve sadece bu görüntüler ve haberlerle heyecanlı bir gayretkeşlikle resmedilirken, Kürtlerin ve DTP’nin asıl amacının, istek ve beklentilerinin, yani “asıl ses” in bastırılmış olduğunu görüyoruz. DTP ne anlatmaya çalışıyor, Kürtler ne istiyor buna dair açıklamalar, Kürtlerin demokratik taleplerini belirten ifadeler neredeyse hiç yok. Bu kadar yoğun şiddet merakı içinde yapılan şiddetsevici haberlerde, kimi kez belli belirsiz DTP’lilerin basın açıklaması yapmak için polisle mücadele ettiğini görüyoruz. Basın açıklaması yapmalarına bile müsaade edilmeyen, eylemlerini/yürüyüşlerini yapacakları yollar ve sokaklar tanklarla, panzerlerle, silahlarla tutulmuş olan DTP’lilerin konuşmak ve dertlerini anlatabilmek için bir fırsat yakalama gayreti içinde, boşuna bir çırpınış içinde olduklarını görebiliyoruz. Medyanın mikrofonları da DTP’lilere ve Kürtlere uzatılmıyor; sahi ne söyleyeceklerdi, ne söylemeye çalışıyorlardı, asla öğrenemiyoruz. Kimse de merak etmiyor. Başbakanın öfkeli ve şiddetli ses tonuyla yaptığı hamasi ve cengâver açıklamalara onlarca dakika ayıran medya, mikrofonlarını Kürtlere ve DTP’lilere uzatmaktan imtina ediyor. Bu kadar karmaşa, gürültü patırtı içinde, Ahmet Türk’ün, “savaş ve şiddet istemiyoruz, barış istiyoruz, Kürt sorununa demokratik çözüm istiyoruz. Ben görüşmem, merhabalaşmam diyen bir başbakanın diyalog yollarını tıkayan tutumunu eleştiriyoruz,” gibi bir saat şiddet görüntülerine ve başbakanın konuşmalarına ayrılan haberlerde, beş-on saniye içinde cılız ve zayıf kalan birkaç cümlesini duyabiliyoruz ancak.
Diyarbakır’daki oturma eylemlerini de uzaktan/tepeden konuşlanmış halde izleyen ve haberi “Diyarbakır’da DTP’lilerin Oturma Tahriği” diye veren medya, halaylar çekip, istek ve dileklerini pankartlara yazmış Kürtler arasında dolaşıp demeç almıyor; oradaki binlerce insana samimiyetle yaklaşıp, düşüncelerini, fikirlerini sorma gereği duymuyor. Tepeden kameralarıyla, eylem alanını bir “tehlikeli bölge” gibi izleyip, tıpkı polis gibi, sadece bir olay çıkması halinde hemen müdahale edip, çatışma, şiddet görüntüleri almak için oradalar. Kürtleri iyi niyetle ve samimiyetle anlama çabası, isteği ve amacı yok. Haberler, tıpkı başbakanın yaptığı gibi “işaret parmağını sallama, uslu durun, yoksa…” gibi mesajlar verilerek, had bildirme, sınırları çizme, sindirme, korkutma, bastırma yöntemleriyle yapılıyor. Medya, Kürtlere bu tepeden bakma, had bildirme hak ve yetkisini, gücünü nereden alıyor? Çoğunluğun gücü, iktidarına ve milliyetçi ideolojiye bükülen medya çalışanlarının kendilerini ciddi biçimde sorgulaması, eleştiri süzgecinden geçirmesi gerekiyor.
Bugüne kadar Kürt sorununu çözümsüzlüğe itenler, nasıl şiddet ve savaş yanlısı politikalardan başka bir çözüm üretemeyen politikacılar ve ordu ise, bir yönüyle de medyadır. Haberler çarpıtılarak, sadece olay, şiddet, çatışma görüntülerine odaklanılarak, Kürt sorununda demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir bakış açısıyla çözüm üretmeyi hedefleyen asıl ses bastırılıyor. Gerçek sese, asıl sese sağır kalınınca, diyalog, uzlaşma, barış yolundaki yollar tıkanıyor. Şiddet ve çatışma ortamının vazgeçilmez aktörleri, malzemeleri olarak görülen ve bu haliyle kullanılan Kürtler ve DTP, geniş kesimlerce, sadece bu görüntülerle hatırlanıyor, bu haliyle belleklerde yer ediyor.
Medya, Kürtlerle ve DTP ile ilgili haberlerinde, tahrik, provokasyon, tehdit, şiddet, terör gibi ifadeleri bolca kullanır ve sadece şiddet ve çatışma görüntülerine odaklanıp, bir çığırtkanlık içinde yangına körükle giderken, gerçekte kendi yarattığı kışkırtıcı, tahrik edici, terörize edici dilinden habersizdir. Yapılan haberler, insanları kin ve düşmanlığa, çatışma ve kamplaşma ortamına daha keskin bir biçimde sürüklemektedir.
Kürt halkına yaklaşım, gerçekçi, samimi ve iyi niyetli temeller üzerine kurulmalıdır. Kürtlerle ilgili, iyi niyetli, samimi, hoşgörülü, çözüm üretici, olumsal bir dil kurmanın vakti çoktan gelmiştir. Medyanın Kürtlerle ve siyasi alanda, meşru temeller üzerinde mücadele eden DTP ile ilgili yaklaşımında kullandığı tehlikeli biçimde terörize edici dilini artık görmesi ve bu dilini sorgulaması gerekmektedir.

Derya Erdem: Ankara Üniversitesi, doktora öğrencisi