HIRÇIN GAZETECİ
Gönderen Fakir - Aralık 01 2008 - 22:47:57
HIRÇIN GAZETECİ -1/Tuncer DAĞ

Tuncer Dağ 1998 yılıydı.
Yani 10 yıl önce.
Ben İstanbul'daki Göleliler Dernek Başkanıydım.
Aynı zamanda İstanbul Yerel Basınında köşe yazıları yazıyordum. Yerel Basın ile iyi bir diyalogum vardı.
O tarihe kadar beş yıllık Ardahanlı olamama rağmen Ardahan'ı fazla tanımıyordum. Bir gün büromu biri geldi.
Sırtında onlarca kilo ağırlığında çantası. Kan ter içerisinde saç sakal birbirine karışmış biri. Ardahanlı olduğunu İzmit'de gazetecilik yaptığını söyledi.
Kendisine, "Hayrola bu tarafta ne işin var" dedim.
Sert bir mizaçla "Ben Ardahanlıların olduğu her yere giderim" dedi. Bu gazeteciyi sık sık görmeye başladım.
Karslıların, Ardahanlıların olduğu her yerde..
Her ortamda Ardahan'da Ardahanlıda bahsediyordu.
Dernekleri eleştiriyordu…
Herkesle kavga ediyordu.
Hatta bir gün o dönemin Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ile makamında kavga etmişti.
Bu hırçın gazeteciyi araştırdım. "Kimdir necidir?" diye.
Bu gazeteciyi tanıyan biri "Ya bu Ardahan'ın en zenginlerinde birisinin oğludur" dedi.
Bu hırçın zengin çocuğu ile sık sık görüşmeye başladık. Esenyurt'da her geldiğinde bana uğramadan gitmiyordu.
Taa 10 yıl önce bile derneklere kafayı takmıştı. Hatta o dönem bir dernek başkanı ve eşini kaz eti yerken haber yapmış ve mizahi bir başlık atmıştı. Bu gazeteci herkesin korkulu rüyası olmuştu ..
Bir gün sohbet arasında "Baban Ardahan'ın en zenginlerinden biri senin ne işin var buralarda" dedim.
Sert mizacıyla "Babamın parasında gözüm yok" dedi.
Çok sıkıntı yaşadığı her halıyla belliydi. Ayakkabılarının altının bile delindiğine şahit olmuştum. Merhum Hrant Dink öldürüldüğünde ayakkabılarının altındaki deliği gördüğümde o Ardahanlı gazeteciyi hatırlamıştım. Bu gazeteci derneklerle barışık olmadığı gibi siyasetçilerle de meslektaşları ile de barışık değildi. Bir ara "neden birçok insanla kavgalısın" dediğim de yine sert mizacıyla "Gazetecide dost olmaz bilmiyor musun" dedi.
Bir türlü çözememiştim bu belalı gazeteciyi…
Kimseye eyvallahı yoktu. Zaman zaman dostluğumuz koyulaştı. Ara sıra dertleşiyorduk.
Bir gün bana "Ya abi çıldıracağım. Bu insanlar neden bu kadar iki yüzlü. Kafayı yiyeceğim yaaa bu insanlar doğdukları büyüdükleri yerleri unutup sefa içindeler. Oysa oradaki insanların bu insanlarda beklentileri var" dedi.
Arada yıllar geçti.
Bu hırçın gazeteci ortalarda kayboldu.
Ulusal Basında Ardahan ile ilgili çıkan haberlerin muhabirine baktığımda isim bana hiç yabancı gelmiyordu. Kendi kendime "Yok canım bu muhabir o hırçın gazeteci olamaz" diyordum.
Çoğu manşet ve sürmanşetler de çıkan ulusal basında haberleri yayınlanan bu muhabirin telefonunu öğrenerek aradım.
"Alooo ben İstanbul'da Tuncer Dağ Ardahan ile ilgili haberlerinizden dolayı sizi kutlamak için aradım" dediğimde, "oooooo abi nasılsın beni tanımadın mı" "Hatırlayamadım" dedim.
Hani o İstanbul'daki hırçın gazeteci vardı ya işte ben oyum" dedi. Hal hatır derken Ardahan'da babasının yerinde bir matbaa açtığını ve Ardahan'da gazete çıkardığını söyledi.
Ulusal Basındaki haberleri ve sanal ortam derken haşir neşir olduk. Ardahan'a yolum düştü. Bizim gazetecinin matbaasına uğramak istedim. Ben gazete çıkardığım dönemde Ilıcak Matbaasına sık sık giderdim. Gazete şablonları monte edilir, diğer tarafta gazete hazır ve katlanmış koli haline gelmiş olarak teslim alırdım. Bu nedenle;
‘Bizim huysuz gazetecinin de babası zengin olduğuna göre Ilıcak Tesislerinden daha iyi bir matbaa tesisi vardır ..’ diye hayal ettim. Hatta randevu da almadım giriş kapısında güvenlik içeri almasa cepten ararım dedim kendi kendime..
Adresi sordum.. Ardahanlıların hepsi bu adresi biliyordu.
Devamı var ..
tuncerdag75@hotmail.com