TEHLİKE ÇANLARI
Gönderen Fakir - Aralık 03 2009 - 07:44:18
TEHLİKE ÇANLARI/Osman Kamacı

Osman Kamacı Daha dün umuttan, barıştan, kardeşlikten, her şeyden önce çeyrek asırdır akan kardeşkanının biteceğinden, hatta birazda iyimserlikle olsa gerek ülkenin hayali olan iç huzurun yeniden filizlenerek tesis edileceğinden bahsediyorduk. Ama buna müsaade etmeyeceğini bilmemiz gereken provokatörleri, kan üzerinden ekonomik ve siyasi rant sağlayan gözü dönmüşleri unutarak. Ahmet Taner Kışlalının, Uğur Mumcu’nun, Çetin Emeç’in, Bahriye Üçok’un, Gaffar Okkanın, on yedi bine yakın faili meçhulün yan ısıra adını saymakla bitiremeyeceğimiz nice vatan evladını gözünü kırpmadan katledenleri unutarak. Bir halkı baskıyla, şiddetle, inkârla yok sayan köhneleşmiş ve çürümüş zihniyetleri unutarak.

Kendilerini bu ülkenin birlik ve beraberliğini sağlayan ve koruyan tek irade olarak gören ve savundukları ırkçı temele dayalı ideolojileri ile destekleyenler bunu çok iyi anlamalılar, bu ülkenin sahipleri sadece faşizan fikre dayalı bu ideolojiler değil ve asla olamayacaklardır. Bu ülkenin toprakları üzerinde yaşayan her kes, ama her kes, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Ermeni, Süryani ve bir bütünü oluşturan, vatanseverlik duygusuyla bağlı olan yetmiş milyonun bu ülkenin gerçek sahipleri olduğu unutulmamalıdır. Seksen yıldır izlenen yanlış ve ötekileştiren politikalar ne acıdır ki bu güruhun ekmeğine yağ sürmüş, istedikleri gibi at koşturmalarını sağlamıştır. Barış sürecini desteklememeleri tabii ki işlerine gelmeyecektir. Çünkü eskisi gibi rahat hareket edemeyecek, vatanseverlik adı altında taktıkları maskelerinin arkasında sinsice saklı olan gerçek yüzleri ortaya çıkacaktır. Ülkenin birlik ve beraberliğinden dem vuracak, sevginden ve sadakat’ten bahsedeceksin, ondan sonra gideceksin Çorum’da etnik temizlik yapmaya çalışacaksın. Ülkenin tek sahibi olduğunu iddia edeceksin, Maraş’ta aynı senaryoları sahneleyerek, Alevileri ve sunileri karşı karşıya getirecek, katliamlar yapacaksın. Bu ülkenin dikenli yollarından geçip, hayatlarını zindanlarda, göz altı’larda ve cunta baskılarında geçirerek, topluma mal olmuş onlarca aydını, yazarı ve sanatçıyı Sivas’ta otellerde kıstıracak, diri diri yakmaya çalışacak kadar alçakça davranacaksın. Sonra da ben vatanseverim diye ortalıkta elini kolunu sallayarak gezeceksin. Böyle bir vatanseverlik anlayışının hiçbir kalıpta ve ideolojide yeri yoktur. Her şeyden önce insan olmanın vermiş olduğu değerlere terstir. Sizin siyasi anlayışınız eğer katliamları, kanı, savaşları, halka zulmü gerektiriyorsa buna diyeceğimiz yok. Ama buda çok iyi bilinmelidir ki bu ülkenin halkları bugüne kadar çok bedeller ödeyerek çok zorlu süreçlerden geçip büyük deneyimler kazandı. Adeta çeliğe su verilmiş gibi eğilmez, bükülmez bir mukavemete kavuşmuştur, güç depolamıştır. Bir daha Maraşları, Çorumları, Sivasları yaşamak istemeyecek, provokasyonlara kapılarak telafisi mümkün olmayan hatalara düşmeyecektir.

Yeşeren umutların söndürülmeye çalışılması, ülkenin çıkarlarına hizmet etmez. Hizmet edemeyeceği gibi toplumsal barışı çok büyük tehlikelere sürükler. İçinden çıkılmaz hale gelmesi muhtemel sorunların oluşmasına zemin hazırlayacağı gün gibi ortada olan bu gerçekler görmezden gelinmemeli ve ülkenin kaderiyle oynanmamalıdır. Bin yıldır barış ve kardeşlik bağlarıyla bir arada yaşayan halklara bu reva görülmemelidir. Demokrasilerde gerekli olan kavramların neden inkâra ve imhaya dayalı düşüncelerle bastırılmaya çalışıldığını bu günkü dünya düzeninde anlamak mümkün değildir. Artık bunun aşılması, evrensel dünya halklarının bugün geldiği ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyi ortadayken, yeni projelerin hayata geçirilmesi gerekmiyor mu? İnsanların kendilerini hür iradeleriyle, özgürce ifade edememesi nasıl izah edilebilir? Dini inançları üzerinde baskı kurarak, etnik kimliğini inkâr ederek bu bilinen sorunlarımızı daha ne kadar öteleyebilir, gerçeklerimizi yok sayarak daha ne zamana kadar kendimizi kandırmaya çalışabiliriz? Bugün en büyük sorun olarak ülkenin gündemine oturan Kürt sorunu gerçeği geçmiş yılların hükümetleri döneminde defalarca telaffuz edilmesine rağmen her nedense bir daha konuşulmamak üzere inkâr edilmişti. İnkâr politikalarının arkasına saklanmaya çalışılarak bildik manevralarla tutarsızlıklarını sergilemede ısrar etmişlerdi. Turgut Özal 1991’de “Kürt meselesini mutlaka çözeceğim. Bu benim milletime yapacağım son hizmetim olacaktır,, demiş, ilave etmişti. “ Benim annemde Kürt’tür,, Ama Turgut Özal’ın buna ömrü yetmedi. Bir gün ansızın geçirdiği rahatsızlık sonucu aramızdan ayrıldı. Ölümü konusundaki şüpheler hala kafalarda soru işareti olarak durmaktadır. Ardından Süleyman Demirel’in başbakan olduğu 1993 yılında “ Kürt realitesini tanıyoruz,, sözü ile cumhuriyet tarihinin bir dönüm noktasını oluşturmasıydı. Ama askerlerin sert uyarısı sonucu Süleyman Demirel Kürt realitesi söylemini bir daha tekrarlamadı. 1993 yazında başbakanlık koltuğuna oturan Tansu Çiller farklı bir söyleyiş tarzıyla Bask modelinden söz ederek insan haklarını ön plana çıkarmaya çalışmış, bir süre sonra oda geri adım atmak zorunda kalmıştı. Yine 1999 yılında Başbakan yardımcısı görevinde bulunan Mesut Yılmaz Diyarbakır’a yaptığı bir gezide “ Geçmişimize artık sadece yanlışlarımızdan ders almak için bakmalıyız ve aynı yanlışları tekrarlamamalıyız. Avrupa Birliğine üyeliğimize giden yolun Diyarbakır’dan geçtiğine inanıyorum,, diyecekti. Ama her ne hikmetse Kürt sorununa vurgu yapmalarından sonra konu bir daha açılmamak üzere rafa kaldırılarak unutulmaya terk edilmiştir. Sanki bir güç “işte orada dur,, dercesine sus pus oldular. Peki, ülkenin kanayan bu yarasının tedavi edilmesini engellemeye çalışan güçler kim? Neden bu sorunun ülke gündeminde kalması için bu kadar ısrar ediliyor? Yapılmak istenen nedir? Halkların barış ve kardeşlik özlemleri kimleri neden rahatsız ediyor? Maalesef yıllardır bu soruların cevabını cesurca verebilecek biri çıkıp dile getiremedi. Çıkanlar oldu, fakat bir şekilde devre dışı bırakılarak etkisizleştirildiler.

Toplumsal barışın sağlanması ancak ve ancak devletlerin kendi üniter yapısı içerisinde ele alıp, çözüm projeleri geliştirerek hayata geçirmesiyle mümkün olabilir. Başka güçlerin sahiplenip burada kendilerine vazife çıkarması, kendi siyasi ideolojilerinin gerektirdiği gibi yorumlaması ne kadar sağlıklı olur onu bugün geldiğimiz nokta itibariyle hep beraber görmekteyiz. Konuyla ilgili Baskın Oran hocanın “Türkiye’de azınlıklar,, kitabının 216. Sayfasında vurgu yaptığı bir tespiti var ki katılmamak mümkün değil. Baskın hoca şöyle diyor. “ Zoraki vatandaşlığı dayayan bir devlet dinamit üzerinde oturuyor demektir, o devlet sağlam değildir. Gönüllü vatandaşlar üzerine oturan devlet kuvvetlidir. Buda üniter devlet içerisinde demokrasi demektir,, Devletler üniter yapı içerisinde çözüm projeleri üretebilmelidir. Kendisi dışında başka güçlere ihale etme gibi bir aczin içine düşmemelidirler. Sivil toplum kuruluşlarını, demokratik kitle örgütlerini, siyasi parti temsilcilerini, ülkenin bütün önemli kurum ve kuruluşlarını bilgilendirmek suretiyle sürece dahil edebilmelidir. Bir baba gibi çocuklarını toplayıp çözüm noktasında fikirlerini alabilmelidir. Sorunun çözümünü kardeşlerden herhangi birine havale etmemelidir. Güçlü ve iradeli olduğunu çocuklarına hissettirebilmelidir.

Bugün başlatılan fakat henüz daha kafaların bulanık, fikirlerin netleşmediği bir süreç var. Bu süreç AKP tarafında bir hükümet projesi olarak ülkenin gündemine getirilmiştir. AKP’yi seversiniz sevmezsiniz bu ayrıca tartışılabilir. Ama bunu kabul etmek gerekir ki, bazı güçlerin provoke edici çalışmalarına ve süreci baltalamaya yönelik eylem ve söylemlerine rağmen kararlılıkla yapılmak istenen somut çabalar var. Bu çalışmalar ne kadar samimi ne kadar değil önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz. Her dönemde olduğu gibi bazı karanlık güçler süreci kesintiye uğratmak için boş durmayacaktır. İzmir ve Bayramiç’te olduğu gibi felakete yol açacak olayların fitilini ateşleyerek sokağın tansiyonunu yükselttiler. Kime ve neye hizmet ettikleri ortada olan bu gözü dönmüş, sorumsuzlar bizi hiç yanıltmadılar. Başka bölgelerde de benzer olayları tezgâhlamaktan geri kalmayacaklardır. Ülke olarak uyanık olmamızın gerekli olduğu gibi, toplumsal barışın altını dinamitleye ve halkı kamplaştırmaya çalışan bu kan emicilere fırsat vermemeliyiz. Ülkenin birlik ve beraberliğini, halkların barış ve kardeşliğini esas alacak her türlü süreci kararlılıkla destekleyerek bu güçlerin karanlık emellerini boşa çıkarmak başta parlamentoda gurubu bulunan tüm siyasi partilerimizin olmak üzere bu ülkenin vatandaşı olarak hepimizin görevidir. Arzu edilemeyen hadiselere meydan verecek eylem ve söylemlerden sakınarak, sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz.

Dikkat .. Topluma mal olmuş önemli siyasi şahsiyetlere özellikle burada büyük görevler düşmektedir. Kişisel mesele gibi bir hareketle yanılgı içerisine düşmemeliler. Sağcısı, solcusu, muhafazakârı, radikali hangi siyasi fikre ve ideolojiye sahip olursanız olun, sonuçta Türkü, Kürtü, Lazı, Çerkez’i, hepimizin sahip olduğu ortak bir değer paydası vardır, oda yurttaşlık gibi kutsal bir bağla sahip olduğumuz ve asla vaz geçemeyeceğimiz TÜRKİYE CUMHURİYETİ vatandaşlığıdır. Barışın ve kardeşliğin egemen olduğu, anaların ağlamadığı bir ülke özlemi, ulus olarak hepimizin insani hakkıdır. Bu hakkımızı gasp etmeye çalışan ve yıllardır her türlü yıkıcı oyununu bu coğrafyada uygulamak için fırsat kollayan emperyalist ve şoven güçlere karşı uyanık olmalıyız. Onlar ki bizi parçalamak ve sofralarında paylaşmak için gerekli olan süreci başlatacak hataları yapmamızı yüz yıldır bekliyorlar. Bu oyunlardan hep sağduyu ve uyanıklığımızın sayesinde kurtulduk. Ama onların elinde koz olarak duran, dağ gibi sorunlarımızı unuttuk ve kendimizi uyuttuk, kendimizi kandırdık. Kürt açılımı, Demokratik açılım ve Milli birlik projesi olarak geliştirilen ve bir arpa boyu yol alınamayan bu proje cesurca bir çıkış, toplumsal barışın sağlanması adına yakalanan büyük bir fırsattır. Kimin sahiplendiği hiç önemli değil. Popülist yaklaşımlardan arınmakta fayda vardır. AKP, MHP, CHP, DTP Hangi siyasi güç olursa olsun, bu ülkenin çıkarlarına hizmet edecek her türlü proje desteklenerek birlik, beraberlik, barış ve kardeşlik hâkim kılınmalıdır. Bütün karanlık güçlere rağmen, inadına aydınlıktan, barıştan ve kardeşlikten ısrar etmeliyiz.