TERÖRLE YADA KAN GÜTMEYLE ÇÖZÜME GİDİLİR Mİ?
Gönderen Fakir - Temmuz 21 2010 - 17:20:07
TERÖRLE YADA KAN GÜTMEYLE ÇÖZÜME GİDİLİR Mİ?
Av. Casim Yılmaz

Casim Yılmaz Türk dil kurumunda terör yıldırma, korkutma olarak tanımlanmıştır. Terörün basit anlamda tek kişi tarafından yapılmasından çok günümüzde terörün örgütsel olarak yapılanması ve sona erdirilmesine önem verilmektedir. Terörde şiddete dayanan eylem programlarının varlığı ve bunun bir somut tehlike suçu oluşturması önemlidir.

Kan gütme ise hukuk sözcüğünde ise öldürülen kimseye karşı öldüren veya onun akrabalarından birisinin karşılık olarak öldürülmesidir. İnternette ki tarifi ise kan dökerek öç almaktır.

Çağımızda Siyasal terör, mali terör boyutuna varılmalarına rastlanmakta ve onlarla mücadele ve mücadelenin başarıya kavuşması gerçekten zorlaşmaktadır. Her şeyde olduğu gibi terörün Siyasal amaçlı olması ve belli bir siyasal ve sosyal güce dayanması onu Uluslararası alanda tanınmasına neden olmaktadır.

Kan gütme ile terörü kıyasladığımızda istediğinin karşılığını kan dökerek almak olduğu düşüncesinden hareketle her ikisi arasında önemli fark olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak birinin Siyasallaşması ve Uluslararası alanda tanınması yine amacına ulaşması mümkün iken diğerinin dar alanda kalıp kendi kendine bitirmesi ile sonuçlanmaktadır.

Her iki düşünce ve amaca katılmak mümkün değildir. O nedenle bugünkü yazımızda terör veya kan gütme amacıyla hareket edilmekle hareket edildiğinde başarıya ulaşmanın mümkün olup olmadığı üzerinde duracağız.

Tekrarlamakta yarar görüyorum hiçbir kişi, kurum veya devlet kan gütmekle nihai amacına ulaşma başarısı gösteremez. Dolayısıyla terörle veya kan gütme ile de başarıya ulaşılmaz. Ülkemizdeki örneklemeye gidildiğinde terör ve kan gütmenin birleştiği nokta “ ben fazla öldürdüm veya o fazla öldürdü” mantığı ile hareket edilmemesi gerektiğini artık anlamamız gerekir. Adam öldürmekle bir sonuca varılamayacağı gibi taraflardan birinin fazla öldürmesi diğerinin az öldürmesi de hiçbir tarafa hiçbir yarar sağlamaz, doğurduğu zararın tarifine de zaten gerek yoktur. Bir Sayın yetkilinin “biz 30.000 terörüst öldürdük…” daha ne yapalım yorumuna açık kapı bırakacak söylemini bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Birincisi 30.000 terörüstü öldürmek amacı başarıya götürmez. Bu söylemin başarıya götürmediği 30 yıllık deneyim sonucunda anlaşılmıştır. Zira 30.000 terörist öldürülmesine rağmen ne teröristler ne de terör hareketleri bitmemiştir. Üstelik terörün ilk çıktığı yıllara ve aradan geçen uzun süreye rağmen terör daha da etkili hale gelmiş ve teröre daha fazla şehit vermek zorunda kalmışız.

1980 sonrası mahalli gazetelerde yazdığım yazılarda öldürmekle terörün üstesinden gelinemeyeceğini basit bir şekilde anlatmıştım. Aradan geçen 25 yılı aşkın bir süreçte bu düşüncemin doğruluğu daha da belirgin hale geldi.

Bir defa teröriste ceza verme yetki ve görevi bağımsız yargınındır. Devlet olarak terör dahil, suç işleyeni yakalayacaksınız, suçun işlendiğine dair delilleriyle birlikte yargıya teslim edeceksiniz, yargı suçluyu yasalara göre yargılar ve cezasını verir bu ceza yine yasa ve anayasaya uygun olmak şartıyla ölüm de olabilir. Yargının verdiği ölüm cezası toplumda genel anlamda herhangi bir infial veya yeni bir kin yada düşmanlık hissi yaratmaz.

Ancak “terörist ölümcül suç işlerken yakalandı veya yakalanma sırasında öldürüldü” görüşü ile terör sonlandırılamaz. Çünkü terörüstü öldürmekle terörün amaç ve kaynağını, nasıl ve ne suretle beslendiğini gücünün nerede ve ne şekilde aldığını, kimlerden ekonomik, sosyal ve siyasal destek gördüğünü öğrenemiyorsunuz. Zira terörüst yargı önüne çıkmadan, soruşturması yapılmadan bu saydığımız defteriyle birlikte toprağa gömülmektedir. Dolayısıyla kaynağı kurutulmadığı için başka yerde ve başka zamanda terör aynı amaçla ortaya çıkabilmektedir.

Terörü yargısız infazla öldürdüğünüz zaman bir de kendinize birden fazla düşman yaratıyorsunuz. Kimler mi? Öldürülen terörüstün annesi, babası, kardeşleri, bacıları, varsa çocukları, damatları, enişteleri, amcaları, dayıları, halaları, onların çocukları gibi bir ve ikinci dereceden toplam asgari 50 kişinin size kin ve nefret duymasına neden oluyorsunuz. Günü geldiğinde bu gruptan birilerinin onun öcünü almaya çalıştıklarına zaman zaman aldıklarına da tanık oluyorsunuz.

30.000 terörüstü öldürdük denildiği zaman yukarıda örneklediğimiz basit hesaplamayla bir terörüstin asgari birinci ve ikinci dereceden toplam 50 kişilik aile ferdlerinin olduğu nazara alındığında 30.000 terörüstün toplam bir buçuk milyonu bulan yakınlarının nefretini ve kinini almış oluyorsunuz.

İşte öldürmenin bir çare olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Biz 30.000 terörüstü öldürdük söylemi ülkenin birlik ve beraberliğine de bir yarar getirmediği görüşündeyim zira 30 yılı aşkın süreçte terörde kaybettiğimiz 40-50 bin kişinin tümüne acıma hissi duymaktayken, bu uğurda hayatını kaybeden şehitlerimizin cenazelerini gözyaşlarımızla uğurlarken, şimdi vatandaşın kafasında “ senin ölün, benim ölüm”gibi

anlamsız bir ikilemin yaratılmasına neden olmaktan korkmak gerekir. Oysa bu konu gündeme geldiğinde “ terör 40-50 bin kişinin hayatına mal oldu, yeter artık” fikri ülke genelinde saygınlık kazanmaktaydı ama şimdi ölenlerin 30.000 terörüst, 5-10.000 vatandaş, bunlarında 5-6000 asker gibi bir ayırama gidilmesi ülkemizin özlenen birlik ve beraberliğine zarar getirmez mi ?

Ki sayıların ister 30.000 ister 100.000 olsun öldürülen bu insanların vatandaşlarımız olduğu aynı sayın yetkili tarafından açıklanmıştır. Hiçbir ülke terörüste olsa 30.000 vatandaşını öldürmekle övünemez, övünmemelidir.

Kim tarafından ve nereden gelmiş olursa olsun terörde 40-50.000 vatandaşımızı kaybetmişiz bunun yarattığı ekonomik, sosyal, siyasi ve birlik ve beraberlik fikrindeki çöküntünün artık son bulması lazım, ülkemizin birlik ve beraberlikle barış içerisinde yaşaması lazım fikrine sahip çıkmalı yoksa 30 yılı aşkın süreçten beri terör devam ediyor ama biz daha fazla terörüst öldürdük fikrine yol açacak söylemler ülke birliğine ve barışına yarar getirmez.