CESARET Mİ, CESAMET Mİ?
Gönderen Fakir - Eylül 25 2011 - 10:37:19
CESARET Mİ, CESAMET Mİ?
/Av. Casim Yılmaz

Casim Yılmaz Sözlüklere bakıldığında cesametin anlamı büyüklük, irilik, fiziki olarak heybetli görünmektir.
Cesaret ise Türk Dil Kurumu sözlüğünde güç bir işe yahut tehlikeli bir işe girişirken kişinin kendinde bulduğu güven, yüreklilik, göz pekliği olarak açıklanmıştır.
Bilindiği üzere her cesamet'li şahıs ille de cesaretli olamıyor. Bunun en iyi öykü örneği Köroğlu ile Ayvaz arasında mandayı sırtlayan güçlü adamın cesaretsizliğidir.
Demek ki cesaretin cüsse büyüklüğü ' cesamet ' ile ilgisi yoktur. Cesametli şahısların cesaretli olamayacakları tezi de doğru değildir. Ancak bu iki özelliğin biri biriyle doğrudan ilişkisi bulunmamaktadır.
Yıllardır boğuştuğumuz sorunlara doğrudan çare bulacak cesaretli simalara ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç arap baharı dediğimiz olaylardan sonra iyice belirginleşmiştir.
Örneğin doğu ve güney doğu sorunu, diğer bir deyişle bu sorunla birlikte terör sorununu çözmek için cesaretli adımlara ihtiyaç olduğunu, bu adımları atacak cesaretli yönetici ve yetkililere ihtiyaç olduğunu hiçbir aydın veya siyasi görüş sahipleri reddetmemektedirler.
Cesaretli bir devlet yetkilisi çıkıp dese ki ' evet, ben ülkemin huzur ve güveni için, tüm dünyada kapıyı çalan ekonomik krizin mağduru olmamak için, PKK ile görüşmeye ön ayak oldum, bu görüşmeyi faydalı buluyorum, artık ülkemdeki tüm annelerin göz yaşlarının dinmesini istiyorum, ülkemde kana kan yerine karşılıklı sevgi ve saygı istiyorum, üretim istiyorum, sorunlara çözüm için fikir istiyorum, bir birimizle savaşmayı değil, diyalog istiyorum, savaş başka ülkelerle çözümü mümkün olmayan ve ihtiyaç duyulan durumlarda olur. İç mesellerimizi halletmeden dış sorunlarda başarılı olamayız ' demesini bekliyorum
Bu tür cesaret kimilerinin iddia ettiği gibi PKK'ya teslim olmak değildir. Bir üst yetkilinin emekliliğe yakın bir dönemdeki söylemi ile ' karşı taraftan 35 bin aşkın militan öldürdük, daha ne yapalım? , gibi cesaretli değil cesametli laflarla bu konuda başarıya ulaşılmadığı ortaya çıkmıştır. Belki doğrudur 35 bin aşkın militanı öldürmüşsün ancak, senin bu hesabına göre 15 bini aşkın şehit verdirmişsin, bir o kadar fazlası ile de yaralı, sakat gaziler yaratmışsın, bunun başarısı nasıl izah edile bilir?
Ülkemizde kısa adı ile tarif edilen PKK sorununu çözme işi tehlikeli görünmüş olabilir, ancak tehlikeli bir işe girişilirken kişinin kendinde bulduğu güvene cesaret denildiğini unutmamalıyız.
Bir taraftan füze kalkanı nedeniyle hedef haline getirilmemiz, bir taraf tan Suriye, Libya, Mısır ile olası gerginlik ihtimali, diğer taraftan Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan'la belirginleşen savaş halimizi görebildiğimizde iç sorunumuz tamamen halledilmeden bu dış sorunlarda başarılı olmamız beklenemez.
Aksi taktirde Sayın Şükrü Elekdağ'ın 20.09.2011 tarihinde bir TV programında açıkladığı şekli ile ' Rumların Kıbrıs da petrol ve doğal gaz araması önemli değil, önemli olan Türkiye'nin demokratik açılıma gitmeden sınır ötesi harekete devam' şeklinde komşu Ülkelerle savaş ortamına itmeye yeşil ışık yakışmış olur ki en büyük Türkiye aleytarlığı bu görüşten daha belirgin olamaz.
Bu ülkede cesaretli adımlar atılmazsa kafatasçıların yol göstermelerine maruz kalırız ve ülkemiz daha nice 50 bin vatandaşın ölümüyle baş başa kalınır.
Türkiyemiz, iç meselesini öldürmek veya ölmekle değil, diyalog ve çözüm yollarını göstermekle halletmelidir.
Sayın Elekdağın sınır ötesi hareketi körüklemesine rağmen mavi Marmara olayında 9 vatandaşımızın İsrail ordusunca öldürülmesinin hesabını neden sormaya yanaşmadığının çok merak ediyorum, terörle yurttaşlarımızın öldürülmesi ne kadar suçsa İsrail ordusunun aynı şekilde silahsız 9 yurtdaşımızı öldürmesi de daha fazlasıyla suçtur. Geçmişte Şeyh Said isyanını bastıralım diye Yunanista'na egedeki 900 adanın tümünü kaptırmışız, şimdi de PKK ya karşı savaşı devam edelim diye Kıbrıs ve Akdeniz de ki petrol ve doğalgaz kaynaklarını kaptırmış olmayalım Bahar Gökalp isimli bir gencimizin Evrensel Gazetesinin 21 eylül tarihli genç hayat ekinde yayınlanan yazısının bir paragrafında haklı olarak şu düşüncesini dile getirmiştir. :… , darbecilerden hesap sormak için kendi taleplermiz etrafında birleşip örgütlü mücadelemizle geleceğimize sahip çıkacağımıza ne yazık ki günümüzde hala bu ülkede refarandum, türban sorunu, futbolda şike olayları tartışılıp bu halkı bu tür yapay gündemlerle oyalarken, gençliğe şifre skandallarıyla, paralı, eşitsiz ve ana dilsiz bir eğitimle, işsiz - geleceksiz bir hayatı reva görüyorlar…)
Yazının başlangıcında Cesaretle Cesametin anlamını ve farkını izah etmiştim, ilgililere duyurulur.