Siyasal loto; Öcalan-PKK ne ister, Türkiye ne verir?
Gönderen Fakir - Ocak 08 2013 - 21:00:21
Siyasal loto; Öcalan-PKK ne ister, Türkiye ne verir?/Rodi BAZ

Rodi Baz İmralı ile yeniden görüşmelerin başlaması bir anda Türkiye’nin gündemine oturdu.
Ateşkes olur mu olmaz mı tartışmaları yeniden alevlendi.
Barış ortamı için umutlar yeniden yeşerdi.
Buraya kadar her şey iyi, güzel ve insani, ama ne yazık ki gerçekler çok farklı.
Görüşmeerin başlamasının hemen akabinde Hükümet kanadından peşpeşe açıklamalar gelmeye başladı.
Neymiş;"Cumhuriyetin uniter yapısından asla taviz verilmeyecek"miş!
Peki nasıl bir “çözüm” öneriliyor?
Kürtler nereye konulacak?
Bunları kimse bilmiyor.
Belki de kapalı kapılar ardında konuşuluyor da bizler bilmiyoruz.
Devletin gözünden baktığımızda; Evet çok şey konuşulmuş olabilir. Hatta bu taleplerin bir kısmına kamuoyu hazır da olmayabilir. Bütün bunları anlamak mümkün.
Ancak böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Devlet, ve dolayısıyla da hükümet ‘En kestirme, en ucuz yoldan bu işten nasıl kurtulabilirim’in hesabını yapıyor.
Onun için de uzun ve orta vadeli projelere bile gerek duymuyor. Kendisi hala geçmiş tecrübelerine dayanarak ‘ben, her zaman olduğu gibi yine zamana yayarak unutturabilirim’ düşüncesindedir.
Ancak, burası çok açık ki, Öcalan ve PKK öyle kolay yutulur lokmalar değil.
PKK’nin otuz yıllık bir savaş deneyimi var. Öcalan’a gelince içerde devletin elinde esir olmasına rağmen Türkiye gündemini nasıl belirlediğine bütün dünya tanık oldu…
Onlar bu konuda ne düşünüyor, nasıl bir çözüm modeli öneriyor?
Önce bunlara bakmakta yarar var.
Asgari istekleri nelerdir?
Kalıcı bir ateş kes için ne gibi talepleri var?
Bütün bunları görmeden bir şeyler söylemek erkendir.
Kamuoyu bilinçli olarak servis edilen maniplasyon haberlerle oyalanıyor. Ortalık “uzman” geçinenlerle dolup taşıyor.
Evet bu gün Başbakanın dediği, ama Öcalan’nın da 93’ten beri söylediği “Barış, Savaştan çok daha fazla bedel ister” sözünü boşuna söylenmediği gün gibi ortada.
Herkes şunu da çok iyi biliyor; PKK gibi uzun süreli savaş deneyimi olan örgütlerin sırf canlarını kurtarmak için evlerine dönmeye razı olacaklarını beklemek hayal olur.
Hatta imkansızdır!
Eğer öyle olsaydı bu iş yıllar önce biterdi.
Türkiye bunu yıllarca denedi.
Hatta pişmanlık diye algılanmasın diye farklı isimlerle bir çok “pişmanlık” yasası çıkartı. Ki, bu yasalar hala yürülükte…
Bu güne kadar kaç kişi bunlardan faydalanmak için dağdan indi?!
……….!!!
Tatmin edici bir rakam mı?
Hayır.
Görüldüğü gibi bütün bunlar hiç bir işe yaramıyor.
Yaramaz da!
Demek ki öncelikle ayırımsız bir genel af şart!
Ondan sonrası pazarlığa tabidir...
Şimdi biraz analitik düşünelim;
Yıllarca dağlarda savaşan bir örgütten, üstelik Türk ordusu gibi devasa güçlü bir orduyla, İran’la, Süriye ile, 3 devletle aynı anda savaşan, “ben artık savaşmayı bırakıyorum, gelip teslim olacağım, üstelik hiçbir bir talebim de yok,” demesini nasıl bekleyebiliriz?
Bu mümkün mü?
Biz bu soruları kendimize sorduğumuz an çözüme ilişkin yanıtlar kendiliğinden ortaya çıkar.
Bu savaşı durdurmak çok kolay olduğu gibi, çok da zordur.
Burada aslolan komplekse girmeden sorunları masaya koyabilmek, silahları bir daha çıkmamak üzere derinlere gömmenin yollarını aramaktır…

Tabi ki Bütün bunları ABD’nin de onaylaması şartıyla…

ABD nin Ortadoğu’da hatta dünyada bitmesini istemediği hiç bir savaş bitmez. Yani bu savaşın bitmesi ABD nin işine yarıyorsa biter.

Şimdilik savaşın bitmesi ABD'nin işine yarıyor!

Çünkü, Ortadoğu’daki dengeler buna zorluyor.

Ama yarın ne olacağını kimse kestiremez.
Türkiye’nin huzura kavuşması biraz da Ortadoğu’daki dengelere bağlıdır. ABD kendini Ortadoğu’da güvende hissetmediği için, Kürtler bu gün onun için çok önemlidir. Bu yüzden komşularıyla iyi ilişkiler istiyor. Dolayısıyla da, Kürtlerle ilgili problemini öncelikle halletmesi gerekiyor.
Bu şart!
Bunun için de önce Türkiye’yi razı etmesi gerekiyordu. Bunu da verdiği desteklerle kısmen elde etti.
Tabi ABD’nin işi de o kadar kolay değil. Bu durumda her iki tarafı memnun etmesi de zor görünüyor. Gündemde bir de Suriye meselesi olduğu için, daha çok PKK’ye yükleneceği anlaşılıyor.
İşte PKK bunu asla kabul etmeyecektir!
Eğer Türk devleti, Kürtlere kimlik ve kültürel haklarını güvence altına alacak anayasal adımları atmayacaksa, ayırımsız bir genel af çıkarmayacaksa, Öcalan’nın koşullarını(buna ev hapsi de dahil) bir düzenlemeye gidilmeyecekse, sadece PKK’nin nasıl Teslim alınacağı, silahlarını hangi koşullarda kime ve nerde teslim edileceği tartışılacaksa, bu hayal olur...
Bu savaşı önümüzdeki on yıllara yaymaktan başka bir işe yaramayacaktır. Hatta gündemi boşuna meşgul etmekten öteye de gitmez.
Belki de seçim yatırımıdır. Belki de halkı ateşkesle oyalayarak bir beklentiye sokma ve seçimlerde yeniden galip çıkma düşüncesi var. Belki de başkanlık sistemi için son bir kez Kürtleri kandırma düşüncesi var!
Bunu bilemeyiz.
Her şey olabilir…
Eğer böyle ise, bu çok tehlikeli bir yaklaşımdır. Bu baharla birlikte savaşın daha da şiddetleneceği anlamına gelecektir.
PKK’nin boynunu uzatarak vurun kılıcı, yada kollarını uzatarak vurun kelepçeyi demelerini kimse beklememeli.
Bekleyenlere şunu sormak gerekiyor;
PKK dağlara piknik yapmaya mı gitti?
30 yıldır dökülen kanların hesabını kim verecek?
Her şey çok açık; Bu gibi durumlarda karşılıklı güven ve tabi biraz da özveri gerekiyor. Aslında bir anlamda siyası kumar oynanacak. Ama bunu her iki taraf da oynayacak, oynamalı!
Öyle ‘ölümü göstererek sıtmaya razı etme’ politikaları artık işe yaramıyor.
Barış büyük fedakarlıklar ve büyük özveriler ister. Bu özveri Türkler için de, Kürtler için de en büyük vatanseverlik ve en büyük yurtseverlik olarak tarihte hakkettiği yeri alacaktır.
Böylesi bir çözüm, Türkiye'yi bölmeyeceği gibi Kürtleri de yok etmez. Tay,tay yürüyüşle de olsa, bir adım atmak yeterli olacaktır. Yeter ki gayret edelim.
Gördüğünüz gibi Öcalan-PKK ne ister, Türkiye ne verir, hala belli değil. Bekleyip göreceğiz...