SİNEMADA GERÇEKLİK SORUNSALI
Gönderen Fakir - Nisan 16 2007 - 22:47:01
SİNEMADA GERÇEKLİK SORUNSALI

Sinemada gerçeklik sorunsalı aslında enine boyuna tartışılacak bir konudur. Çünkü "GERÇEK"kelimesi yoruma açıktır, kişiden kişiye kültürden kültüre farklılık gösterebilir. Bu bağlamda baktığımızda sinemadaki gerçekliğin ne derece gerçek olduğu farklı yorumlara sebep olacaktır.
Sinemada gerçeklilik deyince aklıma eski Türk filmleri geliyor. Özellikle de "küçük"diye sıfatlandırılan Emrah, Ceylan gibi sanatçıların filmleri. Annem ve ablalarım televizyonun karşısında gözyaşlarına gark olurken babam bile kendini gizlerdi gözünden süzülen yaşları göstermemek için. Erkek ya çaktırmıyor ağladığını! Tabi o zamanlar çocuk aklımla niye ağladıklarını bir türlü anlayamazdım. Şimdi düşünüyorum da acaba o filmler gerçekten çok mu hayatın içindendi? Çok mu gerçekçiydi ki bizimkiler ağlıyordu? Bu sorunun cevabını iki şekilde verebiliriz. Ya hakikaten bunlar gerçekti ya da bizimkiler o devirde moda olduğu için TV karşısında ağlıyorlardı. Neyse.. O dönemlerden günümüze doğru yaklaştıkça sinemamızın bir "taklit"sürecine girdiğini gördük. Amerikan sinemasının taklitleri... Genelde Türkiye'nin kültüründen özelde de Doğu Kültüründen yoksun bir sinema dönemi oldu. Tabi bu dönemde bu yargıyı kıran yönetmenler oldu. Metin ERKSAN, Yavuz TURGUL, Yılmaz GÜNEY devrin önde gelen "gerçekçi" sinemacılarıdır. Bu yönetmenler gerçeği çok güzel özümseyip bir ifade aracı olan sinemayla iyi bir biçimde ifade etmişlerdir. Sinemada gerçeklik sorunsalı YYÜ'de görev yapan Doç.Dr. Sadık BATTAL'ın "Asıl Film Şimdi Başlıyor" isimli kitabında ele alınıp işlenmiştir. Bu kitaptan da öğreniyoruz ki; saydığımız yönetmenler günümüzde dahi en iyi yönetmenler olarak yollarına sevam etmektedirler. Türk sinemasının Amerikan ve diğer Avrupa ülkelerinin sinemaları altında kalmasının nedenini Ekonomik nedenlere bağlıyorum. Ekonomik açıdan bağlı olduğumuz bu ülkeler bu handikapımızı kullanarak bize kendi kültürlerini empoze etmişlerdir. Bunun bir aracı olarak da sinema seçilmiştir. Bu perspektiften baktığımızda ülkeler, büyük ülkeleri mecbur olduğu için taklit ediyorlar diyebiliriz. Zamanımıza göz attığımızda bu durumun bu şekilde olduğu açıktır. Amerikayla iplerini koparmış İran kendi sinema kültürünü, üslubunu oluşturmuş durumda. Bunun temel nedeni de ekonomik özgürlük.. Bu örnekler artırılabilir.

2000'li yılların başından itibaren Türk sinemasında yavaş yavaş kıpırdanmalar başlamıştır. Türk sineması kendi stilini oluşturma yolunda ilerlemektedir. Umarım yakalanan bu hava bozulmaz. Yakalanan bu havanın daha çok "gerçeklerimize"yönelen bir sinema anlayışından kaynaklandığı kanısındayım. Hayatın ta kendisini anlatan her türlü olgu halk tarafından benimsenmiştir. Bu olguların başında da sinema sektörü geliyor. Sadık BATTAL'ın da dediği gibi"Yönetmenlerimiz halkla barışmıştır artık."

Allah'ın Birliğine Emanet Olun..
HARUN/haruncendik@mynet.com