Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Çelik, Başbakan Binali Yıldırım ile birlikte Erzincan Tavuk Kombinası açılışı ve Genç Çiftçi Projesi kapsamında düzenlenen hayvan dağıtım törenine katıldı.
Bakan Çelik burada yaptığı konuşmada, hayvancılık yapan vatandaşlar için 4 aylık buzağıya 750 lira buzağı desteği vereceklerini belirterek, “Düve alırsanız, bir düve alırken üçte birini devlet olarak biz karşılayacağız ve meraları hayvancılık yapan kardeşlerimize tesis edeceğiz.
Erzincan’da, ‘Ben hayvancılık yapmak istiyorum’ diyen bir insan varsa o kadar büyük imkanlar sunuluyor ki burada hayvancılığı yapmamak gibi bir şey düşünmek mümkün değil. Bu büyük imkanları Erzincanlı kardeşlerimin değerlendireceği inancı içerisindeyim. İnşallah hayvancılık Erzincan’dan şaha kalkacak. Ben buna inanıyorum.”
181 hanede bir mutluluğa vesile olacağız.
Türkiye’de kanatlı hayvan sayısının 316 milyon olduğunu söyleyen Bakan Çelik, “Piliç eti olarak üretiminde dünyada 10’uncu sıradayız, Avrupa Birliğinde ise üçüncüyüz. Erzincan’da kanatlı hayvan sayısı 450 bin. Çevredeki kümeslere baktığımız zaman 490 bin.
Bu rakamlar son derece önemli ve bir yıllığına 6 milyon kesim için sözleşme yapılmış bulunuyor. Bu kadar potansiyelin olduğu bu alanda, böyle güzel bir tesisin, kombinanın Erzincan’a çok yakıştığını ifade etmek istiyorum.
Bir diğer konu ise hibe olarak, hükümet olarak çiftçiliği özendirmek, çiftçi ve hayvancılıkla uğraşan kardeşlerimizin elinden tutmak için hibe programı çerçevesinde genç çiftçi kardeşimiz için 181 projeyi devreye koyarak, 181 hanede bir mutluluğa vesile olacağız. Erzincan’da büyükbaş olarak 618, küçükbaş olarak da 940 hayvanın ailelere, sahiplerine, çiftçilerimize dağıtım törenini gerçekleştirmiş olacağız.
macımız, insanların doğdukları yerde doymasını sağlamaktır. Bizim derdimiz, mücadelemiz budur. Peygamber mesleği olan çiftçilik, hayvancılıkla insanlarımızın, gençlerimizin haşır neşir olmalarıdır, bu mesleği devam ettirmeleridir. İşte destek bizden emek sizden, bereket Allah’tan diyor, hayırlı olsun diyorum.
**BİRLİKTE HAREKET EDECEKLER
26/09/2016 Tarihli Haber
Ülke genelinde güçlü bir Ardahan Lobisi oluşturma çabaları içinde olan Ardahan Derneklerini bir çatı altında toplama gayreti içinde bulunan Ardahan Federasyonları birlikte hareket edecekler.
İstanbul Ardahan Dernekler Federasyonu ile Ankara Ardahan Dernekler Federasyonu yöneticileri bir araya geldi.
Aynı zaman da gazeteci olan İstanbul Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı Fakir Yılmaz ile Ankara Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı Ergüder Şimdi Ankara’da bir araya gelerek, bundan sonraki çalışmalarında birlikte hareket etme kararı aldılar.
Başkent’te bir araya gelen Ardahan Federasyon Başkanlarına aynı zaman da Ankara Ardahan Federasyonun Genel Sekreteri olan Göle Büyükaltunbulak Köyü Ankara Dernek Başkanı Osman Yılmaz’da eşlik etti.
Derneklerin güçlü birer çatı altında bir araya gelmesi gerektiğine dikkat çeken Ardahan Federasyon Başkanları Yılmaz ve Şimdi, bundan sonra sık sık bir araya gelerek, iş birliği içinde olacaklarını belirttikleri açıklamalarında başta siyasiler olmak üzere toplumun bir araya geldiği, getirilmeye çalışıldığı derneklerin dikkate alınması ve bu derneklerin çatıları altında bir araya geldiği federasyonlar aracılığıyla güçlü bir lobi olması için el ele verilmesi gerektiğine dikkat çektiler.
Bugüne kadar ciddi çalışmalara imza atan Ardahan Federasyonlarını görmezden gelmeye çalışıp, onların bir birleri ile çatışmasına gayret ederek toplumun üzerinde siyaset yapanlara izin verilmeyeceğinin de konuşulduğu toplantıda bundan sonra yapılacak olan çalışmaları el birliği ile yapmak ve diğer Ardahan Federasyonları ile temasa geçilerek oluşturulmaya çalışılan Ardahan Konfederasyon çalışmalarına hız verilmesine karar verildi.
Dünya da lobileşmenin ne kadar önemli olduğunu artık herkesin anlaması gerektiğine ve başta dernekler olmak üzere herkesin federasyonları desteklemesi gerektiğine dikkat çeken İstanbul ve Ankara Federasyon Başkanları Bursa’da olduğu gibi İzmir ve diğer batı illerinde ki Ardahan Federasyonların bir araya getirilmesine de karar kıldılar.
SEVDİĞİNE VERİLMEYİNCE KENDİSİNİ YAKTI!
Ardahan’ın Göle ilçesine bağlı bir köyde 18 yaşında ki bir kız sevdiğine ulaşamayınca kendisini yaktı.
Üzerine benzin dökerek kendisini yaktığı öğrenilen genç kız kaldırıldığı hastane de kurtarılamayarak hayata göz yumdu.
Alınan bilgilere göre Göle İlçesine bağlı Kuytuca (Şekke) köylü Y.T. isimli genç kız geçtiğimiz hafta tartıştığı ailesinde kendisini sevdiğine vermelerini istedi.
Ailenin husumetli olduğu ileri sürülen ailenin bir ferdine gitmek isteyen genç kızın bu isteğine karşı çıkılması üzerine genç kızın üzerine benzin dökerek ateşe verdiği ve kaldırıldığı hastanede kurtarılmayarak öldüğü öğrenildi.
Olaya ilgili soruşturma başlatıldı.
**Kaybedilenler bize bakıyor..
Çünkü o meydan sadece anmanın değil, hesap sormanın yeridir. Sadece ölülerin değil, aksine çoğunlukla katillerin adı hatırlatılır..
“Turan Sağlam’ı ailesi buldu mu bilmiyorum, Mahmut Kaya hala kayıp… Ben şimdi yaşıyorsam bu iki kişinin ölümünden dolayı yaşıyorum. Şu anda 50 yaşındayım, o zaman 20 yaşındaydım. 30, 31 yıldır bu yükle yaşıyorum, yaşadığımdan tat alamıyorum.
Çünkü onlar ölmeseydi şimdi ben hayatta değildim. Size bu sorumlulukla ve vicdanla anlatıyorum…”
Davut öğretmen bunları Cemil Kırbayır’ın gözaltında kaybedilmesini araştıran komisyona* anlatmıştı, 2011’de. Bahsettiği tarih 12 Eylül’ün birkaç ay sonrası. O da Kırbayır ile aynı yerde tutuldu, ağır işkence gördü. Hayatının kalanını, Cemil, Turan, Mahmut gibi ölmemenin vicdan azabıyla yaşadı.
Cinayeti işleyenlerin değil ama hasbelkader sağ kalanların vicdan azabı duymasına aşinayız.
Azap bireye, hesap topluma ait.
Kaybedenler bulunsun, yargılansın, cezalandırılsın
Cumartesi Anneleri, yarınki eylemleriyle Galatasaray meydanında 600. haftayı idrak edecek.
600 haftadır aynı taleplerle: “Kayıplarımızın akıbeti açıklansın, kaybedenler bulunsun, yargılansın, cezalandırılsın.”
Çocukları büyüdü, kendileri yaş aldı, bazıları yaşamını yitirdi. Hatta nöbeti ikinci, üçüncü kuşaklar devraldı.
Ellerindeki fotoğraflardakiler ise hep aynı yaşta, hiç değişmedi. Yıllardır zihnimize kazınan bakışlarından tanıyoruz tüm fotoğrafları, değişmeden bakıyorlar. Sorar gibi, anlar gibi bakıyorlar.
Ölüler genç kaldı.**
Mesela Cemil Kırbayır var, hatırlarsınız annesi, Berfo Ana oğlunu 33 yıl aradı. 21 Şubat 2013’te, 105 yaşındayken öldü. Uzun bekleyişi Cemilinin kemiklerini evine götüremeden bitti, şimdi onun yerine oğlu Mikail Kırbayır bekliyor.
“Bir ölüm sizinki mi, diyecek olan vardır” deyip ölümle kayıbın farkını anlatmıştı Mikail Kırbayır: “Olur, ölür, ‘Doğumla ölüm, Allah’ın emridir’ deriz. Kimlerin yakınları ölmemiş ki… Ama acıdır, mezarının, nerede olduğunun, suçlularının belli olmaması. Belirsizlik zor.”
Mesela Ali ve Ayhan var. İki kardeşten üniversite öğrencisi Ayhan Efeoğlu 6 Ekim 1992’de, 25 yaşındayken, inşaat mühendisi Ali Efeoğlu da 5 Ocak 1994’te, 29 yaşındayken İstanbul’da gözaltına alındı, ikisi de kaybedildi. Polis Ali’yi soran ailesine “Kardeşinin yanına gitmiştir” dedi, Ayhan Çarkın “Ellerimle gömdüm” dedi, ailesinin açtığı tazminat davasına yanıt veren İçişleri Bakanlığı “idarenin eylemidir” diye kaybettiklerini kabul etti… Sonuç? Zamanaşımı. Dava bitti, dosya kapandı.
Mesela üç yaşındaki Dilek var. Dersim merkeze bağlı Gökçek köyünün Mirik mezrasında sürekli operasyonun olduğu 1994’ün Eylül ayında kaybedildi. Mezrada yaşayan iki aileden 63 yaşındaki Hıdır Işık, 31 yaşındaki Hatun Işık, 22 yaşındaki Yeter Işık, 29 yaşındaki Elif Işık, 37 yaşındaki Düzali Serin, 34 yaşındaki Gülizar Serin’le birlikte Dilek de gözaltına alındı. Bir operasyonda iki aile kaybedildi.
Cemil Kırbayır’ın işkencede öldürülüp kaybedilmesinden 36 yıl, Dilek’le Ali’nin kaybedilmesinden 22 yıl sonra yeni bir fotoğraf eklendi kaybedilenlere: Hurşit Külter. O da 122 gündür kayıp. Adına darbe, OHAL, sıkıyönetim ne denirse densin, yaşadığımız karanlığın adı aynı: Kayıp…
“Biz almadık”, “Burada değil”, “Gözaltı kaydı yok”.
Bu sözler en az 472 kez tekrarlandı şube kapılarındaki ailelere. En az 472 kişi gözaltında işkencede öldürüldü***, cenazeleri bilinmeyen bir yerde.
AKP 2011’de, o günkü politikası gereği kaybedilenlerin ailelerine umut verirken, katilleri korumaya devam etti. Zamanın başbakanı Erdoğan, kaybedilenlerin aileleriyle 7 Şubat 2011’de görüştü. Görüşmeden çıkanlar “Somut bir şey söylenmedi, elimiz boş dönüyoruz” dedi.
Siyasi iktidarın adalet gibi bir ajandasının olmadığı da kısa sürede ve bir kez daha ortaya çıktı. O dönem açılan davalar bir bir düştü. Cinayetin hesabı sorulur mu, umuduyla ve cebindeki son parasıyla Diyarbakır’dan Ankara’daki, Muş’tan İzmir’deki mahkemeye sürüklenen kayıp yakınları aynı acıyı tekrar yaşadı. Politika değişince geriye tazelenmiş acıları kaldı.
Failleri belli, sebep neydi?
Gözaltında kaybetmenin devlet politikası olduğu hep söylenir de, o politikanın birkaç delirmiş insanın kişisel intikam duygularının ürünü olmadığı hep unutulur. Yaşananları dinleyip hayatta kalmış olmanın suçluluk duygusunu anladıkça ve dahi hak verdikçe, işkenceciler bir süre sonra fantastik filmlerin kötü karakterleri gibi görünmeye başlayabilir. Katillerin, toptan ve planlı bir siyasetin tetikçileri oldukları gözardı edilir. Oysa sadece polisi değil siyasetçisiyle bürokratıyla, tekmil kurumları ve sermayesiyle iktidar, ekonomik ve siyasi bir makinedir. Eh, haliyle vicdanı da yoktur.
Ölülere eskimiş birer anıt gibi davrandıkça “hesap sormak” boş bir tekerleme olabilir. Ölülerin neden “kaybedildiğini” anlamadan, bıraktıkları yerden devam etmeden, o tıkır tıkır işleyen makinenin dişlilerine çomak sokmadan işkenceci heyula görünür, devlet erişilmez bir dev, ölüler de sararmış fotoğraflar olur. Devletin neden mezar yerlerine tahammül edemediği de soru işareti…
Lakin o ölüler, ısrarla, inatla haftalardır, yıllardır aynı meydandan haykıran Cumartesi Annelerinin elinde yaşama kavuşur, aramıza karışır.
Çünkü o meydan sadece anmanın değil, hesap sormanın yeridir. Sadece ölülerin değil, aksine çoğunlukla katillerin adı hatırlatılır. Memleketin hafızasına birçok katilin adı, o meydanda kazınmıştır. Tetikçilerin uykuları o meydandan haykırılan sözlerle kaçmıştır. O meydanda ölülerin bulunması kadar, öldürenin cezasını çekmesi istenir.
Haftaya 601. oturma eylemi var, aynı yerde, aynı saatte.
Son sözü “Anneme gitmek istiyorum” olanların anneleri, babaları, kardeşleri, çocukları, arkadaşları aynı pankartın ardında: Failler belli, kayıplar nerede?
* TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun Cemil Kırbayır’ın kaybedilmesini araştıran alt komisyonu, Kırbayır’ın işkencede öldürülüp kaybedildiğine karar verdi, sorumlular hakkında suç duyurusu yaptı. Ancak cinayet soruşturulmadı.
** “Ölüler Genç Kalır”, Anna Seghers’in Almanya›nın 1918-1945 yıllarını anlattığı romanı.
*** Hakikat Adalet Hafıza Merkezi verilerinden.
*ARDAHAN KAZANDI, YÖNETİM 6 GOL YEDİ!..
*22 Eylul 2016 Tarihli Haber
Ardahan’ı Bölgesel Amatör Liginde temsil eden ve Ziraat Kupası karşılaşmalarında Trabzon Spor ile karşı karşıya gelip, 6-0 yenilen Serhat Ardahan Spor dünyadaki tüm Ardahanlılar tv başında tek yürek yaptı.
Yöneticilerinin ve Ardahanlı olmayan futbolcu kadrosunun tabandan uzak, kibirli, üstten bakışlarına karşın önemli karşılaşma öncesi kenetlenen Ardahanlılar takımlarını tv başında, sanal ortamda ve bizzat Trabzon’a kadar giderek Ardahan adına Ardahan’a tam destek oldular.
Trabzonspor, Avni Aker’de oynanan karşılaşmada Temsilcimiz Serhat Ardahanspor’u 6-0’lık skorla mağlup etmeyi başardı ve adını bir üst tura yazdırdı.Karşılaşmanın başından sonuna kadar üstün oynayan Trabzonspor, kazanmakta da zorlanmazken, yeni transferlerden Sheydaev ilk resmi maçına çıktı. Bordo-mavili ekibin gollerini 25 ve 77’de Mustafa Akbaş, 47’de N’Doye, 59’da Suk, 83’de Okay ve 84’te Sheydaev kaydetti.
SERHAT ARDAHAN TARAFTARLARI TRİBÜNDE YERİNİ ALDI
Trabzonspor-Serhat Ardahanspor mücadelesinde Ardahanlı taraftarlar takımlarını yalnız bırakmadı. Bordo mavililer cezası nedeniyle bu maça taraftarlarından yoksun çıkarken, yaklaşık 100 civarında Serhat Ardahanspor taraftarı ve kulüp başkanı Özer Kutlu Özer Avni Aker tribünlerinde kendilerine ayrılan bölümde yerlerini aldı. Yoğun yağış altında takımlarını 90 dakika boyunca destekleyen Ardahanlı taraftarlar maç sonunda takımlarını çağırarak sevgi gösterisinde bulundu.
Serhat Ardahanspor yönetimi, Trabzonspor ile oynanan Ziraat Türkiye Kupası 2’inci eleme turu karşılaşmasında takımı yalnız bırakmadı. Başkan Özer Kutlu Ünal başta olmak üzere yönetimin büyük çoğunluğu tribünde yer alarak karşılaşmayı takip etti.
TRABZONSPOR AS TAKIMLA MAÇA ÇIKTI
Trabzonspor Teknik Direktörü Ersun Yanal, Ziraat Türkiye Kupası 2’inci eleme turunda Bölgesel Amatör Lig 3’üncü Grup takımlarından Serhat Ardahanspor karşısında kadroda beklenen köklü değişimi yapmadı. Genç oyuncuları kulübede oturtan deneyimli teknik adam, ligde son oynanan Aytemiz Alanyaspor maçının 11’inde 6 değişiklik yaptı.
3 İSİM İLK KEZ KADRODA
Trabzonspor’da genç oyuncular Uğurcan Çakır, Yusuf Yazıcı ve Ramil Sheidaev bu sezon ilk kez Serhat Ardahanspor karşılaşmasında 18 kişilik maç kadrosunda kendilerine şans buldu. Dame N’doye, Akakpo ve Esteban ise, Serhat Ardahanspor karşılaşmasıyla bu sezon ilk kez bir maça 11’de başladı.
HAKEMLER MAÇ ÖNCESİ STATDA İNCELEME YAPTI
Trabzon’da önceki geceden beri aralıksız olarak devam eden yağış nedeniyle Avni Aker Stadyumu’nun zeminin bir bölümü de su topladı. Maç öncesinde hakem Özgüç Türkalp, yardımcılarıyla birlikte yaptığı incelemede stat zeminin futbol oynamaya elverişli olduğuna karar verdi.
YAZIYORSAM SEBEBİ VAR/Fakir Yılmaz/Gazeteci
**Hükümet Destekleri..
15 Temmuz Darbe Kalkışması ardından eline aldığı Kanun Hükmünde Kararname gücü güç katan Başkan Erdoğan kalmışsa yastık altında ki altın ve paraları istediği şu günlerde Başbakanlığa getirdiği Yıldırım’da memleketinde buzağı dağıtıp, memleketinin ilçelerine Ardahan’dan gelen doğalgazı bağlıyor..
HDP’li Milletvekilleri hapse attırıp, belediye başkanlarının yerine kayyum atayan başkan ve başbakanın yönetiminde ki idare bir taraftan KHK’lar ile kendilerine muhalif olanların hesaplarına, fabrikalarına, iş yerlerine el koyup, gözaltına alıp tutuklayıp, sustururken diğer taraftan her geçen gün bozulan ekonomi çarklarını yeniden rayına oturtmaya çalıştığı şu günlerde benim ve kimilerine göre Kürt Sorunu, kimine göre Doğu ve Güneydoğu Sorunu, kimlere göreyse de ekonomik sorun adı verilen soruna da çare aramaktalar..
Ve; Yıllardır bir türlü çözüm bulunmayan ve hep aynı taktiklerle ısrarla tersinden çözülmeye çalışılan sorunun insan hakları, anayasal hak, kültürel ve sosyal yara olduğunu unutup, bir taraftan güvenliği diğer taraftan masa başında hazırlanan ve bölge ekonomik yapısıyla uzaktan yakından alakasız yeni destek projelerine başvurmaktalar..
Son olarak ‘Al buzağıyı vereyim 750 lirayı’ diyerek bitme noktasına gelen hayvancılığı kurtarmaya, bölgede yaşanan göçü durdurmaya çalışan Başkan ve Başbakanın yanlarına aldıkları Devlet Bahçeli ile birlikte hem içeriği belli olmayan, bir türlü kamuoyu ile paylaşılmayan başkanlığı, hem de Bahçeli’nin meydanlarda salladığı idam urganı ile düzelteceklerini sanıp, sorunu bir buzağıya verilecek destekle çözmeye çalışırlarken asıl çözülenin dünya ekonomisine bağlı ülke ilişkileri olduğunu görmek istememektedirler..
**Size benzemeyeceğim..
Ardahan’ın ilk günlük gazetesini çıkaran ve bu yönde verdiğimiz bir yıllık mücadele sonucunda almam gereken ilan hakkımın engellenmesi üzerine yeniden haftalığa dönme kararı vermeye hazırlanırken rahmetli babam matbaaya gelip, günlük gazeteyi neden haftalığa çevirdiğimi sordu..
Ben de Hasan Özdemir’in Ardhan’da vali olduğu dönem de yaşadığımız sıkıntıları ve gelen denetleme kurulunun kararını anlatınca babam bana dönüp dedi ki; ‘Oğlum mücadelen boyunca şunu bil ve unutma.. Düşman seni yenemediği an bu kez taktik değiştirip, seninlşe dost gibi görünüp, seni kendisine benzetmeye çalışır.. Bu nedenle alacağın karar ya onlara benzemek yada bildiğin doğruya devam etmektir’
Yani o sıkıntılı anda yanıma gelip, ‘sen doğru bildiğini yap’ diyerek bana cesaret veren ve Ardahan’a günlük gazete kültürünü kazandıran o günkü müacadelimizde önümüze çıkarılan engellemeler bugünde vasıflı olma mücadelesinde görmüyor değiliz..
Ama yolumuza devam ediyoruz..
Ama benim bugünkü konum Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı olduktan sonra yaşadığım onca sorunları anlatmak olacak..
Çünkü gazetecilikte yaşadığımız sıkıntıların diğer bir benzerini gördüğüm bu alanda da birileri beni kendilerine benzetme çabası içinde olduğunu ve ARDA/FED olarak verdiğimiz mücadele de hep engelleme, arkada konuşma, şerefsizce, alçaka iftiralarla karşılaştığımız bir süreci yaşadığımızıda bilmenizi isterim..
Yani beni ve arkadaşlarımı kendilerine benzetmeye çalışanların güçlü bir Ardahan Lobisi korkusu içinde oyun üzerinde oyun içinde olduklarınıda görüyorum..
**Siyasiler kurşun sıkmak..
Yeni bir seçimin olup, olmayacağı yönünde tartışmaların devam ettiği şu günlerde 7 Haziran’ın sonuçlarını beğenmeyip, 1 Kasım’da ülkeyi yeniden seçime götürenlerin kazanamadıkları belediyeler de kayyum ataması ardından şimdi de siyasi cinayetler işlenmeye başlandı..
7 Haziran sonuçlarını beğenmeyen tek tarafın mevcut iktidarın değil, 1 Kasım’a kadar yolları kesip, Türkiye Partisi olma iddiasıyla yola çıkan HDP’yi kamuoyu nezdinde yıpratan ve aldığı 81 vekilin kendilerinin sayesinde alındığını belirtip, şımaran PKK’nın üstlendiği siyasi cinayetlerin bu ülkenin ana dinamiklerine olduğu gibi barış ve demokrasi yanlısı olanların elini de zorda bıraktığını da belirtmekte fayda var..
Çünkü; ‘Ya herro, ya Merro’ denilerek halkın seçilmişlerine saldırıp, onları görevden alıp, içeri atmak kadar insanları olduğu gibi siyasileri de öldürmek o kadar yanlıştır..
Çünkü benimde içinde bulunduğum kamuoyunun sert bir dille kınadığı bu cinayetlerin siyaset alanını daralttığı gibi bu ülkede siyaset yapan A yada B veya da C partili tüm siyasileri bunaltıp, şaşırtıp, demokrasiyi yok ettirir..
**RÜYAM’DA KİMİ GÖRDÜM?..
Aslında uğurlu günüm Salı..
Siz okurlarımın büyük b ölümünün de içinde bulunduğu toplumun Pazartesi sendoryumunu bende atlatıp, uğurlu saydığım Salı’ya ve ardından Çarşamba, Perşembe derken hazır mesajlarla kutlanan Cuma’dan sonra en sevdiğim gün olan Cumartesi’ye kendimi atarım..
Ve adına; ‘Cumartesi Yazıları’ dediğim yazımı yazarken gerek hafta içinde gerek geride kalan özellerimide okurlarımla paylaşmak istercesine bilgisayarın tuşlarına hızla değil, sakince, dikkatlice hatta bir sevgiliyi okşarcasına dokunur, içimi siz okurlarla paylaşmaya çalışırım ..
Bu cumartesi de öyle oldu..
Hafta boyunca sabahın ilk saatlerinde başına geçtiğim bilgisayarımın açılmasını beklerken dün gece uykumu bölenin ne olduğunu ve neden gece üçte kalktığımı hatırlayıp, sanal beyinli cep telefonumu elime alarak, önce gelen mesajlara sonra bir çoğumuzun içeriğini okumadan başlığına bakıp, yalandan beğendiği facebook’a ardından ülke de ve dünya da yaşananlara bakmak için twitter’e göz attım..
Ve beni uyandıranın neden olduğu aklıma gelince yeni bir cumartesi yazısı daha beynimden kalbime, ardından parmaklarıma oradan da bilgisayarıma akmaya başladı..
Çünkü beni gece yarısı uyandıranın bir rüya olduğu ve o rüya da hayatımın yol haritasını çizen çok değerli birini görmüş, tam olarak olmazsa da şimdi mum ışığı ile aradığım özlediğimi, sevdiğimi görmüştüm.
Rüyamı hatırladıktan ve gördüklerimi iyice hatıladıktan sonra dinlerken olağanüstü bir haz duyduğum Kur’an dinletisi açarak yazıma devam ettim..
Dinlediğim Kur’an hediye ettiğiminin, dün değerini çokta bilmediğimiz, çekip gittikten sonra da gözyaşları içinde aradığımız olması ise bir başka bir eziklik ve arayıştı..
Sizce rüyamda gördüğüm hangi sevdiğim, hangi beni ardından bırakıp, çekip, giden ve gelmesi mümkün olmayan ve bizi bekleyendi..
**Ekmeğe muhtaç bırakmak..
Kamu kesiminde eşi benzeri görülmemiş bir şekilde görevden çıkarma cezaları veriliyor. Şu anda on binlerce
ailenin ocağında gözyaşı, hüzün ve “yarın ne yapacağım?” kaygısı var. Resmi Gazete’de isimleri yayımlananların
sayısı 100 bini çoktan geçti, daha da devam edeceğe benziyor. İnanın bazılarına memuriyetten atılmak değil
Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi olmakla suçlanması daha ağır geliyor.
Şunu belirtelim: Kamuda terör örgütü elemanlarının bulunması zaten kabul edilemez. Girenlerin önemli bir
bölümü de AKP döneminde işe alındı. Kamu görevine son verilenlerin tamamının FETÖ’cü olduğuna kimse
inanmaz. Görevden alınanlardan tanıdıklarınıza bir bakın. Atatürkçü, laik, çağdaş isimler de bu furyada
görevden alınıyor.
Sadece bu alandamı oluyor ki bunlar?
Hayır tam tersi hemen her alanda yaşanan bu durum bizim camiamızda da yaşanıyor..
Son olarak benimde bir dönem gazete çıkardığım Kocaeli’nin en önemli gazetecilerinden olan Güngör Aslan’ın da gazetesine el konulup, ekmeğe muhtaç bırakıldığını öğreniyorum..
‘Kendisini arayıp, yapabileceğim bir şey var mı? diye sorduğum bir anda Ardahan’da beni arayan eşim basın müdürlüğünün ilanımızı iki aylığına askıya aldığını öğreniyorum..
Beni de şok eden bu gelişmenin gerekçesi de gazetemizin bo yalarının kurumadan basına götürüldüğü ve baskı hataları olduğu için olduğunu öğreniyordum..
Eşimin gergin ses tonunu ‘Bir şey olmaz hanım, neye dayanmadı ki buna da dayanmayalım’ diyerek yumuşatmaya çalıştığım bir sıra da bu ülkede birilerinin birilerini ekmeğe muhtaç hale getirmekle meşgüldü..
**Ayrılıklar hep zordur..
Ülkenin komşuları ile olan sorunları, komşuların emperyalist güçlerce işgal edilmeye çalışması, toprak ayrımları ve parçalanmalarını tartışıldığı bir sürecin yaşandığı şu günlerde yeniden ısıtılıp, önümüze getirilen başkanlık sisteminin ayrışıma neden olacağı da konuşulmakta..
Yani önce Başkanlık, ardından bu başkanlığı başında olacağı eyaletler ardından herkesin kendisini yönettiği öz yönetimlerin gündeme gelebileceği korkusu ve travması yaşanıyor ülkemde..
Evet benim de desteklediğim ve istediği başkanlık sistemine geçmeye çalışan ve 10 yıla yakındır bir çok sorun ve sıkıntıya neden olan sistemden ayrılmak istemeyen ülke zorda..
Başkanlık gelsin mi, gelmesin mi?
Sistem yenilenerek kalsın mı, kalmasın mı?
Başkanlık gelirse yapabilir miyiz, yapamaz mıyız?
Bölünür müyüz, bölünmez miyiz?
Soruları ile tartışılmaya devam eden sistem değişikliği bu ülkeye ne getiri bilmem ama bana sorarsanız kavga etmeden tartışılması en güzeli..
Çünkü Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasından bu yana zaten sistem değişmiştir..
denilen bir ülkedeyiz..
Ve Reis denilip, üzeri kapatılmak istenen Başkanlığı zaten o günden bugüne kadar Başkan olarak yapan bir Erdoğan bunu resmileştirmek istiyor..
Evet başkanlığı bende ama ülkemin bölünmeden istiyorum..
Bu ülkenin sistem değişikliğine olan ihtiyacın daha çok tartışılmadan, kan, revan bulaşmadan gerçekleşmesinde yanayım..
Zor ama şart olan bu değişikliği bir an gerçekleştirmek bu ülkenin önünü olduğu gibi hepimiz rahatlatacağına inananlardanım..
Kısacası aşklardan, sevdalardan, sevdiklerinizden, alıştıklarınızdan
ayrılırken yaşanan aynı duygu gibi 100 yıldır yaşadığımız sistemde de ayrılmak zor olsa da şarttır..
**Bende Kürtçe Bilmiyorum..
Kuzey Irak’taki Kürt Bölgesel Yönetimi ve siyasi partiler ile görüşmeleri kapsayan 4 günlük temasları dün gece tamamlayan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Kürtçe bilmediği eleştirilerine, “Evet, bu bizim için bir eksiklik olabilir. Kürtçe konuşamamam bir ayıptır, ama bu benim değil, Türk devletinin ayıbıdır” diye konuştu.
Demirtaş’ın bu açıklamasını okurken bu ülkede Kürtlerin varlığını kabul edip, onların dillerini başta olmak üzere kendilerine has insani gelenek, kültürlerini yaşanması için bir şey yapmayanlar aklıma geldi.
Kürtçe’yi kabul edip, dili ve diğer hakları ile ilgili yasal hiç bir şeyi kabul etmeyenlerin Demirtaş’ın Kürtçe bilmediğini söylemesi, hatta dalga geçmesi ne kadar etiktir?
Bilemem ama Türkçe gibi Kürtçe’nin de bir çok şivesinin olduğunu bilip, bunların hepsini ‘Bu ülkeyi birlikte kurduk, bu gemi batarsa hepimiz batarız’ deyip, ama Kürtçe dili olduğu gibi dğer insanı hakları başta milli eğitim sistemine olmak üzere Anayasasına koymayıp, ‘Ne var işte Kürtçe konuşuyorsunuz ya’ diyerek işi geçiştirmekle devletin bu yöndeki anlayışını kapabilirmisiniz?
Tabi ki hayır.
Çünkü, ‘İnsanım, insanlarım, 78 Milyonum’ deyip bu insanların dilini, gelenek ve kültürünü yani hak ve haklarını vermekte zorlanan bir anlayış oldukça Demirtaş’ta, bende Kürtçenin tümünü nasıl öğreneceğiz?
Bunun cevabını vermeden önce kendinizi Demirtaş ve benim yerime koyup, empati yaparak ona göre bir cevap verin..
Verin ki utanan sizin değil, bu ülkenin yöneticilerinin olduğunu anlayın kardeş..
**Kış Geldi
Ama Yalanızçam Projesi Yine Bitmedi..
*Selmi Yılmaz
Soğukların etkisini iyiden iyiye hissettirdiği şu günlerde yağması beklenen karların yeniden beyazlatacağı Ardahan’ın karlarının turizm sektörüne kazandırmak için yapılan çalışmaların ne kadar olduğu düşünüldüğünde bir kar tanesi kadar çalışmanın olmadığını görmek mümkün..
Bölgenin ekonomiye katkı sunacak onca imkanının olduğu ve bunların başında kışın geldiğini anlatmaktan zorlandığımız şu günlerde Yalanızçam Kayak tesislerinin hala bitmediği ve bu yönde yürütüldüğü ileri sürülen projeden haber alınamıyor..
Eski geçici Kültür ve Turizm Bakanı ve şu an Cumhurbaşkanı memuru, pardon danışmanı olan Yalçın Topçu’nun ve AK Parti eski İl Başkanı Yunus Baydar’ın köyünün hemen karşısında olan Yalanızçam Kayak Tesislerinin bitirilmesi halinde Ardahan’ın başta Karadeniz’in olmak üzere bölgenin kayak merkezi olacağını söylemek sanırım abartı olmaz..
Çünkü aynı kayak tesisinin de üzerinde bulunan ve bu kayak tesisi gibi yıllardır bir türlü bitmeyen Ardahan-Aradanuç yolunun da bitirilmesi halinde Kafkaslara olduğu gibi Karadeniz’e açılan kapı olarak adlandırılan Ardahan’ın karları kara dönüşeceği ve tane tane birikip, işsizlikten, yatırımsızlıktan dert yanan Ardahan’ı zenginleştirecektir.