BÖLGENİN YAĞINA DOMUZ MU KARIŞTI?!..

Domuz yemeğin “Tereyağı” diye.


Kim demiş ki; “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz”?


Kars ve Şifa Kaynağı “tereyağı” akıl almaz bir sahtekarlıkla taklit edildiği ileri sürüldü.

Gürcistan dan kaçak yollarla ülkeye getirilen “domuz yağı” bölgenin en önemli besin markası olan “tereyağı” diye piyasada satılıyor.


Kuzey Doğu Anadolu’nun yüksek kesimlerinden, Kars ve Ardahan yöresinde özellikle yayla mevsimde elde edilen “tereyağı” şifa kaynağı iken, sahtekarlık kaynağı oldu.


Üreticiler diyetisyenlerin, doktorların tereyağının kalp damar hastalıklarını, kolesterolü ve hazmı kolaylaştırıcı olduğuna dikkat çekerek, günlük tüketilmesi gerektiğini vurguladıkları “tereyağı” adı altında, Gürcistan’dan bölgeye kaçak getirilen “domuz yağı” piyasada “tereyağı” diye satılıyor.


Meralara ve yaylarda günlük 12 ile 15 saat otlayan büyükbaş hayvanların sütünden elde edilen yağın kilogram fiyatı 20 ile 25 lira arsında değişirken sahtekârlarda aynı fiyata “domuz yagi” satıyor.

Bin bir çeşit çiçekli ekolojik meralarda otlayan büyükbaş hayvanların sütünden, genellikle Mayıs ve Haziran aylarında sütün en çok yağlı olduğu mevsimde elde ediliyor.


Sahtekârlar tereyağı ve domuz yağının renginin aynı olması işlerini kolaylaştırdı. Gürcistan’dan kilosunu 5 liraya alan sahtekârlar, normal tereyağı fiyatına satarken büyük rant elde edip, bölge üreticilerinin imajını zedeliyor ve haksız kazanç elde ediyor.


Hayvanlar yaylarda çeşit çeşit çiçeklerden otlaması, “Tereyağı’nın rengini sarı renkli olmasını sağlarken, “Tereyağı’nın piyasada satılan margarinlerin aksine daha çok doğal, organik ve katkısız olduğu için aşırı rağbet gören bir marka ve doğal besin kaynağıdır.


Haber: Suat İncedere/Yurt Gazetesi


**Herşeyi Feto’ya Bağlamak.


**Fakir Yılmaz


En son daha kimlerin yaptığı belli olmayan Diyarbakır, Van, Şırnak, Elazığ’da ki patlatılan bombalar ile eylemleri yeniden tartışılmaya başlanan PKK’nın nasıl olup, durdurulacağını ve bunun yolunun neler olduğu konusunda ki fikir ve önerilerin tartışmaya bile cesaret edilemediği bir süreci yaşamaktayız..

Hükümetin ‘PKK’yı durduracak’ diye Hakkari ve Şırnak’ı İl rütbesini söküp, İlçe yapma gibi saçma, sapan yöntemlere başvurduğunu da izlediğimz şu günlerde asıl diğer bir konunun da PKK’nın eleştirelemez olduğuna kendilerini inandırıp, yaşananlara at gözlüğü ile bakan aydın, taraf ve kamuoyu olduğunu da belirtmekte fayda var..

‘PKK Ne yapsın, kardeşim’ diyerek bir taraftan barış isteyip, diğer taraftan da çatışmaları durduracak olan adımlara destek vermeyenlerin bu bakış ve anlayışını da hükümetin, ‘10 Bin Tim daha alacağız’ diyerek yaşananlara barışla değil, daha çok adam öldürecek yeni silahlı güçlerle bakmasından farklı değil..

Ve birde 15 Temmuz’dan bu yana artık gına getiren FETO kelimesine sığınıp, her yaşananı ona ve cemaatine bağlanmasıdır..

PKK ile Feto’nun yıllarca çatıştığını ve Doğu ve Güneydoğu’ya yerleşmeye çalışan Feto’un dershanelerinin PKK’ tarafından yakılıp, yıkıldığını sanki aynı hükümet aynı basın ve medya demedi gibi davranılan şu günlerde her yeni çatışmayı getirip, FETO Terör Örgütü denenlere bağlamakla ülke içinde yaşanan çatışma, kan ve göz yaşını durduracaklarını sananların asıl sorunun Kürt sorunu olduğunu saklamak istediği de diğer bir gerçektir..

Çünkü barışın, kardeşliğin Başkan Erdoğan’ın da ondan öncekilerinin de iktidarlarını devam etmek için zaman zaman kabul edip, zaman zamanda geri adım attıkları Kürt Sorunundan geçtiği de saklanmak istenen diğer bir gerçektir..

Bu nedenle bizlerin yıllarca dikkat çektiğimiz cemaatlerin ülke içinde ülke kurmaya çalışmasının ürünü olan 15 Temmuz’dan sonra FETO-PKK-YPG diyerek, İş-İT’i unutarak, unutturmak isteyerek kapatılamayacağını ve bunların hepsinin bir birinden ayrı konular olduğunu burada belirtmekte fayda var.

Çünkü bunları ‘Sorunun diğer bir çözümü de kısmı değil, Genel Af’tır’ diyen ben değil, Başkan Erdoğan’ın seçtiği yeni Askeri Danışmanı olan diyor..

Aynen şöyle diyor; ‘Bu sorunu, ‘Kürtlere Özerklik ve Federal Yapı’ çözer..’