Aylardır ara vermeden devam eden yağmurların adeta çayırlarda esir aldığı Ardahanlı çiftçilerin zor, bela toplayabildiği ürünlerini getirdikleri ev ve ahırlarının önünde yığın yaparlarken tarlalarında elde ettikleri arpa ve buğdaylarını da patoslarla öğütmeye başladıkları görüldü.
**BUGÜN BAYRAM MI?
Bayram ilan edilip, bayramının kutlanmadığı ve buna da gazeteciler dahil kimsenin ses çıkarmadığı ama bol mesajların yayınlandığı bugün 30 Ağustos..
‘Ne olmuş 30 Ağustos’ta?’ diyerek uzun uzun tartışmaların, tv programlarının, yazı dizilerinin dizileceği bugün resmi bayramların artık eskisi gibi kutlamak istemeyen bir anlayışın reddine karşın kimsenin gıgını çıkarmayıp, işi bol resimli mesajlarla geçiştirildiği şu günlerde artık bir dönemin kapandığını da kabul etmez birileri..
Ve o dönem Cumhuriyet kelimesinden korkan, adını duymak istenmediği bir dönemdir..
Bu nedenle bugün bayram denilmemeye başlanmıştır..
Neyse bu konunda çok üzerinde tartışmaya ne hacet deyip, Osmanlıdan kalma bayramları yeniden canlandırmak için Okları atanların hüküm ettiği bir sistemde değil Cumhuriyet ona yakın kelimeleri ilgilendiren tüm bayramların yasaklandığını bir Kanun Hükmünde Kararname ile ilan etmek en doğrusu ve en samimisi olur diye düşünüyorum..
Çünkü şehit var, savaş var, iç çatışma var deyip Cumhuriyeti kutlamamanın hiçte samimi olmadığını Diyarbakır’da, Gaziantep’te ve onca yerde kan revan varken tan tanalı gösteriler ile köprüleri açtığımız bir ülkede artık gerçek niyetimizi ve de yüzümüzü göstermek en doğrusu..
**Hangisine yansam?..
Yeni bir furya ile aralarında Ardahanlı bir gazetecinin de bulunduğu bir grup gazeteci daha Fetocu olarak gözaltına alındığını öğreniyorum..
Ve dönüp bunların kimler olduğuna tek tek bakıp, üzülerek kendi kendime gülüyorum..
Çünkü gözaltına alınanlar gibi aranıp, bulunamayan bu gazetecilerin ‘Havuzdakiler’ gibi değil, hepsinin gazeteci olduğunu biliyorum..
Ve bunların da eski TİP’çi babamın bile yakından takip ettiği Nazlı Ilıcak gibi gerçek birer gazeteci olduğunu düşünürken, bunların bugünlere düşmeden önce ki haber anlayışları ve yorumlarını da hatırlıyorum..
Bunlardan biri de okulu bitirdikten sonra Cağaloğlu’ndayken yanıma gelip, benden gazeteci kimliğine kavuşmak için staj isteyen ve gerek bir hemşehri, gerekse bir meslektaş olarak bir daha yüzünü görmediğim, ama Hürriyet gibi gazetede yazarken bile haberlerini tamamlamak için beni arada bir arayan Dinçer Gökçe’dir..
Bu hemşehrime gazeteci olduktan sonra beni olduğu gibi Ardahan ve Ardahanlıları tanıma, onlara, ‘nasıl bir katkı sunarım’ dememesine yanarken onunla birlikte gözaltında olan diğer gazetecilerde ellerinde kalemleri, önlerinde gazeteleri varken o dönemlerde tutuklanan onca gazeteciyi, Kürt sorunu gibi bu ülkede ki gerçek sorunları görmezden gelmelerine yanarım..
Ve o şaşatalı dönemlerinde bir gün sıranın gelip, onları da bulacağını düşünmemelerine yanarım..
Ve gözaltına alındılar, tutuklanacaklar diye sevinmeyip, onca gazete, dergi ve tv gibi son olarak Özgün TV’nin uydudan atılmasına ve 15 Temmuz’dan bu yana KHK’lerle idare edilen ülkemin basın özgürlüğün de geldiği yere ağlarım..