Ardahanlı Geline Siyasi Baskı mı?

CHP’nin İstanbul’da seçimi kazanmasında büyük emeği olan Ardahanlı geline siyasi baskı iddialarının devam ettiği şu günlerde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, Canan Kaftancıoğlu “şüpheli” sıfatıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın aralarında bulunduğu 8 kişi ise “müşteki” sıfatıyla yer aldı. İddianamede, Kaftancıoğlu’nun paylaşımlarının suç oluşturacağı şüphesi ile savcılıkça verilen talimat üzerine İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan tahkikat evrakının 15 Ocak 2018’de soruşturmaya kayıt edildiği anlatıldı.



Daha sonra Cumhurbaşkanının avukatı ve diğer müştekilerin şikayetinin bu dosyayla birleştirildiği anlatılan iddianamede, 5  ayrı suçlamaya yönelik Twitter’da “ccanannnn” adıyla yaptığı paylaşımlara da yer verildi. İddianamede, Kaftancıoğlu’nun 11 Ocak 2013’teki PKK’nın kurucularından Sakine Cansız‘ın öldürülmesinden sonra attığı paylaşımına yer verilerek “Kırmızı bültenle aranan bir PKK kurucusunun söylemini topluma duyurması ve ölümünü insanlığın kaybetmesi olarak nitelendirmesinin terör örgüt propagandası suçunu oluşturduğu” da belirtildi.


17 yıla kadar hapsi istendi



İddianamede, Canan Kaftancıoğlu’nun savcılıkta verdiği ifadesi de yer aldı. Suçlamaları reddeden Kaftancıoğlu, 24 Nisan 2012’de “Ermeni soykırımı” şeklindeki paylaşımın kendisine ait olmadığını, diğer paylaşımları ise kendisinin yaptığını, insan hakları savunucusu ve siyasetçi olması dolayısıyla eleştiri ve ifade özgürlüğü çerçevesinde yaptığını söylediği iddianamede yer aldı.


Kaftancıoğlu’nun  “Cumhurbaşkanına hakaret”, “Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret”, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılama”, “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” , “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından 4 yıl 10 aydan 17 yıla kadar hapsi talep edildi. İddianame kabul edilirse, Kaftancıoğlu İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.



Tıkanma Noktası ve Kelebek Harekatı!.. 


İnsan denen canlının yaşamı boyunca karşılaştığı onca olayın adına kader dediği ve yaşamı boyunca başına geleni bazen kabul ettiği bazen de isyan edip, patladığı anların yorucu bir o kadar da işkenceli bir hal olduğunu gazetelerin 3. sayfalarında yer alan haberlerden anlamak mümkün..


 İnsan gerek iş hayatında gerekse özel hayatında yaşadığı gelişmeler karşısında direnmeye çalışsa da kimi kalp yorgunluğuna dayanamaz, kimiyse bir anda beyazlayan saçı, sakalıyla ve sinirden, stresten dökülen dişleriyle ısırdığı dudaklarının kanadığını bile anlamaz. “Ben ne badireler atlattım nasılsa bunu da aşarım” diyerek kendisini teselli eder…


Yani kendisini kandırdığını zannetse de çevresindekiler onun büyük bir sıkıntısı olduğunu fark eder. Ve o insanın bir hayalet gibi gezmesine, iş hayatından kopmasına, sosyal çevreden uzaklaşmasına üzülürken ona yaşadığı durumun ne olduğunu sorma cesaretini kendisinde bulamaz.. 


Zira konumuzun kahramanı olan o insanın yüz hatlarından yorgun olduğu kadar gergin olduğu da anlaşılır. Ama yaşanan durumdan onlarda tedirgin olurlar.. 


Çünkü bir kelebek misali çaresiz duruma düşüp, kanat çırpanın kanatlarının yarattığı rüzgarın er yada geç kendilerini de önce üşüteceğini sonrada kaldırıp bir kenara atacağını hissederbilirler… 


Buna “sadece bir insanın derdinden bana ne” düşüncesiyle duyarsız kalanlar, umursamaz tavırlar içinde olan kişiler de dahildir..


 Bu durumu en güzel anlatan ise her yaşanan olayda dillendirilen, “Kelebek Etkisi” başlıklı anlamlı meseledir…


Peki nedir kelebek etkisi? 


Kelebek etkisi denince herkesin aklına matematikçi, meteorolog ve aynı zamanda kaos teorisine çok büyük katkıları olan Amerika’lı Edward Norton Lorenz’in (23. 5.1916-17 Nisan 2008) verdiği analoji örneği gelir; Amazon ormanlarında bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de bir fırtınanın kopmasına neden olabilir..


          Daha sonra bu örneğin başka bir çok versiyonu karşımıza çıkmıştır. “Kelebek etkisi en basit tanımla bir sistemin başlangıç verilerinde küçük değişiklikler yapıldığında ön görülemez büyük sonuçların doğabilmesidir” der


Kelebek etkisini tam olarak anlayabilmek için kaos teorisini de anlamak gerekir. Aralarındaki ilişkiyi bir analoji ile açıklayabiliriz;Kaos teorisini yan yana dizilmiş domino taşları olarak düşünürsek kelebek etkisi birinci taşa dokunulmasıdır. Kaos teorisi, sürprizlerin doğrusal olmayan ve ön görülemeyenlerin bilimidir. Doğal bilimlerin çoğu fiziksel ve kimyasal reaksiyonlar gibi tahmin edilebilecek  olaylarla uğraşırken kaos teorisi türbülans, hava durumu, borsa gibi önceden tahmin edilemeyen ve kontrol etmenin imkansız olduğu doğrusal olmayan olaylarla ilgilenir. Kaos teorisi fraktal geometri ile açıklanabilir. Çünkü temellerinde yatan mantık aynıdır..


 Evet… En son olarak Beka ile başlayıp önce Kılıçdaroğlu’nun saldırıya uğraması, ardından diğer muhaliflerin mesaj almaları için gazeteci meslektaşlarım özel olarak dövülmesi ve”Pençe operasyonu”adıyla Kandil’e kadar uzanan sonuca baktığımızda; Düşen domino taşının etkisiyle kelebek kanatlarının çırpındığını ve etkisinin CHP ‘nin Büyükçekmece’ de ki seçim çadırının  baskınına kadar gitmesinden de anlamak mümkün..


 Yani bir kişi bilemediniz iki ile başlayıp binleri hatta milyonları etkisi altına alan aynı durum özel hayat denen alanda da can alıcı tusinamilerin oluşmasıyla canlıların yani boğulmaya kadar gider.. 


Peki, bir parmağa konan kelebeğin gerek o parmağın hareketi ile gerekse kelebeğin ürküp, kanat çırpması ile yaşanan, yaşanacak bu ve bu  gibi durumların aşılabilmesi için o zaman ne yapmak gerekir diye soracaklara cevap verecek olanların da o soruyu soranların yani hayat denen bu yolda anlatmaya çalıştıklarımızı sağından, solundan yaşayan kendileridir derim..