ARDAHAN VAKA SAYISINDA EN AZ İLLER ARASINDA..


HAYDİ AYASOFYA’DA NAMAZA!..


İşin aslı bakanlar kurulu kararı ile beş dakikalığına yapılacak işi ‘Adalet, hukuk karar verdi’ demek için Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesi ardından Başkan Erdoğan da bu beklenen kararın hemen akabinde Ayasofya’nın ibadete açılmasına ilişkin kararnameyi imzaladı.




Zaten aynı Erdoğan’ın 26 yıl önce verdiği bir demecinde “Ayasofya Müslümanlar için yeniden cami olacak” demiş olduğu ve bunu geç de olsa kendi iktidarında gerçekleştirmenin haklı mutluluğunu yaşamakta.

Ve yine diyorum Erdoğan kendi doğrusunu bir kez daha yapmış ve bunu yaparken de birileri gibi yani pos bıyıklı devrimci, dudak üstü bıyıkla cemaatçi, beyaz çorapla ülkücü olmayı elinin tersi ile ve en önemlisi  kıvırtmadan inandığını yapmaya devam ediyor.

Barolar tartışmasının arasında bunu da yapan Erdoğan’ın bundan sonraki hedefi yine aynı suçlama ile yani imzanın Atatürk’ün değil denilip İş Bankasına yöneleceği şimdiden belli olsa da ben bugünkü yazımda Ayasofya meselesiyle devam edeceğim..

Çünkü başta CHP’liler olmak üzere tüm muhalefetin Erdoğan’dan önce gidip, namaz kılmasının Erdoğan’ın eline aldığı bu kozu az olsun geri alacağını düşünenlerden biri olarak Ayasofya’nın diyanete devir edilmesinin altında yatananın başka işler olduğunu da düşünenlerdenim..

Çünkü İsrail’in Mescidi Aksa’yı kendi yönetimine alma hesapları, Suriye’de kurulmaya devam eden 2. Kürdistan hesapları ve diğer birçok konunun Ayasofa’nın gölgesine sığındırılacağı yada o dev tarihi eserin içinde yapılacak hesaplara gebe olduğunu düşünmekte ve iddia etmekteyim.

Çünkü hiç dikkat ettiniz mi bilemem ama Mescid-i Aksa ile Ayasofya’nın benzer yönlerine baktığımızda burada ki hesabın ince hesaplar olduğunu yani İsrailliler Kudüs’te Mescid-i Aksa’da ibadet edilmemesi için uğraşırken, Türkiye’de de Ayasofya’da ibadet edilmesi için özel bir gayret ortaya konuluyor gibi..

Ve bunun yarın ‘Sen yaptın, bende yaparım’ anlamı ve savunması için olup olmadığını da düşünmeden edemiyor insan.

Bilmem ama önümüzdeki günlerin iç politikayı aşıp, başta İsrail’de olmak üzere Suriye’de ardından da Avrupa’da uluslararası bir krize döneceğinden şimdiden emin olun…


Ardahan’da Arı Hastahanesi Açılıyor!


ARŞİV HABER 06/07/2019 TARİHLİ HABER/YORUM


Kafkas Arı Irkının Gen Merkezi olan Ardahan’da Arıcılık yapanlar başta olmak üzere bölgedeki insanların yaralacağı yeni bir Poliklinik açılıyor. Konu hakkında yapılan açıklamada; şunlar denildi.


TÜRKİYE’DE BİR İLK; APİTERAPİ


polikliniğimiz yakında hasta kabulüne başlıyor.


Ilimizin büyük şansı eşsiz Kafkas arısı üretim ve Gen merkezi desteğiyle şifa dağıtabilmek umuduyla yola çıkıyoruz. Polikliniğimizin hizmete girmesi ile ilimiz arı üreticiliğine de büyük katkısı olacağı aşikar.


Apiterapi Propolis, arı poleni, arı sütü, arı zehri, kovan havası ve bal gibi arı ürünlerinin sağlığımızı korumak, hastalıkların önlenmesi ve tedavisi ve destek tedavisi amaçlı Hipokrat’tan beri yapılan önemli bir tedavi şeklidir.


Albert Einstein, yıllar önce “Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa doğada döllenme ve dolayısıyla bitki, hayvan, insan olmaz.” uyarısıyla arı ile yaşam arasındaki ilişkiyi vurgulamıştır.


Sayın Valimiz Mustafa Masatlı önderliğinde ve himayelerinde, Valilik projesi kapsamında Apiterapi polikliniği yakında Ardahan Devlet Hastanesin’de hizmete açılacak. Arı gibi çalışmaya devam ediyoruz.


Sağlık bakanlığı tarafından resmi olarak kabul edilmiş alternatif tıp uygulamalarından bir tanesi olan Apiterapi ilk kez bir Devlet Hastanesi’nde uygulanacaktır.

Uzm.Dr.Birand S.TANERİ

Başhekim, Acil Tıp Uzmanı



Sorunları Aşma Direnci Alacahöyük..


 


İnsan oğlunun ne kadar güçlü olduğunu ve sorun diye bilinen bir çok sıkıntıyı isterse aşabileceğini anladığım Çorum Alacahöyük’ü ziyaretimde insanın çok güçlü bir varlık olduğunu bir kez daha anladım.


Kızım Yaprak’ın kınasını, düğünümüzü Ardahan’dan yapıl bu mutlu günümüzü tamamlamak için Ankara, Kocaeli ve İstanbul ziyaretlerine çıkıp Alacahöyük’e uğrama şansını yakaladığıma sevinirken , M.Ö. 14. yy.’da ki insanların bugünkü biz insanlardan daha güçlü olduğunda anlıyordum.


Başkent Ankara’nın simgesi de olan eserlerin hayranlık içinde ziyaretçi akınına uğradığı Alacahöyük’ün yanında buluna ve zamanın insanların merkezi, başkenti olan Hattuşa’yı da ziyaret etme imkanı bulan bir insan olarak o dönemin insanlarının yok imkanlara rağmen nasıl sorunları aştığında şahit oluyor, bugün yaşadığımız sorunların hiçte sorun olmadığını düşünüyordum.


O devasa, hem de çoğu mermer olan kaya ve taşların nasıl olup bir araya getirildiği ve bugün başta mevcuthükumet olmak üzere siyasilerimizin övündüğü tünellerin o zamandan yapıldığını da görürken bugün sorun dediklerimizi o günkü insanların sorun diye görmediklerini de anlıyordum.


Önce kısaca bir tarihine bakalım dediğim Alacahoyük’ü ve diğer tarihi hazineleri anlamak, gezmek, görmek gerek diyorum..


Evet, ilk olarak 1907 yılında Makridi Bey tarafından kazılmış, düzenli araştırmalar 1935 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından başlatılmıştır. İlk kazılar, H. Z. Koşay ve R. O. Arık tarafından yürütülmüştür. 1997’den beri de Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından yürütülmektedir.


Hitit öncesi dönemin önemli şehirlerinden olan Alacahöyük, Hitit döneminde yakınındaki Hattuşa’nın gölgesinde kalmıştır. M.Ö.2500 yıllarına kadar giden Hitit öncesi kral mezarlarından çıkan eserler en önemli buluntulardır. Fakat ayakta kalmış yapılar Hitit dönemine aittir. Ortostatlarla kaplı şehir duvarlarının okçular için rampaları da bulunan iç ve dış kapıları mevcuttur. Hitit dönemine ait iki büyük sfenks tarafından korunan güneydeki anıtsal giriş, iki kule arasında kalacak şekilde düzenlenmiştir. Kapı pervazı olarak kullanılan yaklaşık 4 m. yüksekliğindeki yekpare taş dikmelerin (monolit) yerden yaklaşık 2 metrelik bölümleri sfenks biçiminde yontulmuştur. Bu Sfenksli Kapı’dan girilen geniş Hitit yapı kompleksi halen tam olarak kazılmamıştır. Sfenksli Kapı’nın yanındaki kule temelleri birçok ortostatla kaplanmıştır. Rölyef ve sfenkslerin çoğu M.Ö. 14. yy.’a aittir. Bunlar replikaları ile değiştirilmiş ve asılları Ankara’ya, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne taşınmıştır.


Anlatmakla değil görmekle anlaşılacak onca tarihi eserlerin olduğu ülkemde yeterince tanıtılamadığı, anlatılmadığını da dett edip, sorun görüp ayrılıyordum, Alacahöyük tarihinde..