Ardahan Darbeye Karşı Çıkan İlk Kentlerdendir..
Saat akşam 21 ila 22 arasındaydı..
Haberlerde İstanbul boğaz köprüsünün br tarafının askerlerce kapatıldığını haber olarak veriyor ama olayın ne olduğuna isim veremiyordu..
İlk şoku atlatanlar arasında olan ve darbelerden çok çekmiş bir ailenin ferdi olarak bunun bir trafik kilitlenmesi değil, alenen darbe girişimi olduğunu anlıyor ve giyinerek arabamın anahtarını istediğim ailemde ‘Ya çıkma dışarı ne alaka’ tepkileri ile karşılaşıyordum..
Ama ben yaşanan açık bir darbe girişimi olduğunu hem darbelerden ağzı yanmış bir ailenin ferdi olarak hemde gazetecilik güdümle kendimi arabada buluyordum.
Bir elimin direksiyonda diğerinin kamerasını açıp, canlı yayına geçtiğim telefonumda ilk olarak evime komşu olan Milli İstihbarat Teşkilatında bir hareket olup olmadığına bakıp yanında geçerken karşıdan evlerine doğru hızla gelen onca yayanın ters istikametinde kendimi çarşıda buluyordum.
Canlı yayında, ‘Darbeye Hayır’ başlığı ile tüm kötü siyasilere ve iktidarlara rağmen Askeri yönetimin ülkeye, insanlara bir hayır getirmediğini anlatarak, halen etrafı yeterince ışıklandırılmadığından geceleri karanlıklar içinde olan valiliği geçip, ülkenin kurtuluş savaşı öncesi ilk kongrenin yapıldığı ve ilk meclisinin kurulduğu, bayrağının çekildiği bu nedenle Kongre adını alan cadde de rampaya doğru yol alırken ilk olarak o dönemim belediye başkanı olan 31 Mart’ya yeniden aday gösterilmeyen Faruk Köksoy’u, AK Parti Ardahan İl yöneticilerini telefonla arayıp, ‘Darbe var, neredesiniz, çıkın direnelim’ diyordum..
Başkanın ‘Köydeyim, geliyorum’ demesi ile kapattığım telefonda yeniden canlı yayına geçerek iş hanımızın da bulunduğu belediye binasının üzerinde olduğu İnönü caddesinde ilk olarak sağa sola dizilmeye çalışan bir Askeri birliği görüyor, hızla hala kent merkezinden dışarı taşınamayan Tugay’ın yeni yerleşkesine doğru yol alıyordum.
Ve yeni bir askeri hareketin olup olmadığına bakıp, oradan Göle, Hanak, Posof, Damal ve Çıldır yolları gibi bölünmesi hala bitmeyen Ardahan Çevre Yolu üzerinde bulunan Jandarmaya doğru gidip, oraya da göz atıp yeniden merkeze dönüyordum..
Ve geçerken gördüğüm askerlerin Kongre caddesinden sağlı sollu olarak aşağı doğru gittiklerini görüyor, polis nerede diye merak edip, emniyete doğru inerken şu an hala aynı yerde olan AK Partinin bulunduğu cadde başında insanların toplandığına da şahit olup zamanın valisinin ve emniyetin polislerinin nerede olduğunu araştırırken, Emniyet ve yanı başında bulunan Ardahanlılarca ‘Küçük Beyaz Ev’ dediği ve zamanın sınır ticaretinde sağlanan paralarla yapılan Valilik konut evinin de Tugay gibi karanlıkta olduğunu ama şu an Ardahan cezaevinin Spor Salonunda tutuklu tutulan zamanın Tugay Komutanı ile darbe girişim ardından merkeze çekilen valinin telefonla bir birleriyle üstünlük savaşı içinde olduğunu haber alıyordum.

Geri döndüğümde Kongre caddesinden kente doğru başkanında içinde olduğu bir çok insanın ‘Asker Kışlaya, Allahuekber’ sloganı atarak Valiliği geçip, Valilik evine ve polisi ortalıkta görünmeyen emniyete doğru geldiğini görüp, rahatlarken inip ne yapacaklarını şaşırmış, çoğu daha yeni ve acemi oldukları belli olan asker erlerin geri toplanıp, kışlaya doğru gitmeye çalıştıklarına şahit oluyordum.
Ve bu kez fotoğraf çekmeye başlıyor, bir taraftan da o gün kahraman olan bugün baskı altında tutulan medya ve basının Ankara’dan, İstanbul’dan verdiği haberleri ve uzun süre ortada olmayan ama bugün baskı altında olan medyanın kanalı ile halkı direniş için caddelere, meydanlara davet eden Erdoğan’ın açıklamalarını takip edip, birazda rahatlamış halde yeniden evime geçip, bastırıldığına inandığım 15 Temmuz Darbesinin bir an önce sonuçlanması dileğiyle sabaha kadar gelişmeleri medya, internet ve diğer tüm ulaşım araçları ile takip ediyordum.
Geceden hazırlığına başladığım, sabahleyin baskıya verdiğim ve darbe girişiminin hemen arından çıkardığım Son Vilayet isimli gazetemin manşetine, ‘Darbeye’ Hayır’ manşetini çekiyor, okurumu, Ardahan’ı, ülkeyi bugün hala aranan, istenen adaleti, demokrasiyi hapis eden siyasilere, askeri darbelere karşı direnmesi için..
Ve 34 yıldır olduğu gibi ve bugünkü gibi 3 yıl önce yaşanan ama bu kez halkın direnişi ile gerçekleşmeyen ama iktidarın bunu fırsat bilip, mana edip o günden bugüne muhalifleri susturma yoluna gidip, dersini de 31 Mart’ta aldığı o günkü yani siyasi hayatımızda kara gün ilan edilen 15 Temmuz 2016 gecesi ve de sabahı halkımı baskılara, demokrasi dışı uygulamalara karşı cesaretlendirmeye çalışıyordum..
Diğer yazılarım için TIK la