AK PARTİ ARDAHAN'DAN AK SARAY!

CHP Ardahan gibi İl Başkanlığı Kongresine hazırlanan AK Parti Ardahan İl Başkanlığının Ardahan Belediyesinde aldığı Kura Nehir’i manzaralı arsa üzerinde yaptırdığı binası İl Kongresinde Ardahan’a gelecek olan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılması bekleniyor.



 


Başkan Başkan’a Sahip Çıktı..


AK Parti Ardahan İl Başkanı Hakan Aydın, adı taciz iddiasıyla karakola davet edilen ve hakkında şikayetçi olan şahsın ifadesinin klısa sürede basına servis edildiği Arahan’ın Göle İlçesi Köprülü (Goreveng) Beldesi Belediye Başkanı Yücel Akkoç´a sahip çıktı.


Konu hakkında açıklama yapan Ak Parti İl Başkanı Hakan Aydın, “Köprülü Belediye Başkanımız Yücel Akkoç hakkında ileri sürülen mesnetsiz iftiralar ile partimize zarar vermeye çalışan birtakım çevrelere fırsat vermeden konunun gerçek olmadığı tüm netliğiyle açıklığa kavuşmuş olması bizi ve partimize gönül veren vatandaşlarımızı sevindirdi. Bu şekilde ahlak ve edepten yoksun olarak hareket eden, adaletsiz ve asılsız yakıştırma yapanları şiddetle kınıyor ve onları onurlu olmaya davet ediyorum” dedi.


 


AK Parti İl Başkanı Hakan Aydın:


O Arazi Benimde, Babamın da Değil..


arşiv haber 21/052019 tarihli haber


Sitemiz ve gazetemiz tarafından yayınlanan ‘AK Parti İl Başkanı Arsayı Almış, Babası Arsayı Satmış!’ başlıklı haberimize bir açıklama yapan ve haberin gerçeği yansıtmadığını belirten Adalet ve Kalkınma Partisi Ardahan İl Başkanı Hakan Aydın Ardahan Noteri kanalıyla gönderdiği ‘Tekzip’ başlıklı açıklaması şöyle;


Tekzip Metni


Öncelikle Gürçayır Köyü’ndeki mezarlık arazisi belediyeye satılmamış belediye tarafından meclis kararıyla istimlak edilmiştir. Bu arazide ne benim ne de babamın bir hissesi olmayıp, istimlak sebebiyle kuruş para almışlığımız da yoktur.


Söz konu arazinin istimlak tarihi 08.10.2014’dür. Ardahan Belediyesi tarafından istimlak bedeli hisse sahiplerine büyük oranda ödenmiştir. Parti binasının bulunduğu arsanın belediyeden satın alındığı tarih ise 2019 yılının Şubat ayıdır. Parti binası için arsanın satın alınması, mezarlık arazisinin istimlak edildiği tarihten 4 yıl sonradır. Parti binasının arsa satış bedeli mezarlık arazisinin istimlakinden çok sonra ödenmiştir. Dolayısıyla hem mezarlık arazisinin istimlak edilmesi, parti binasının bulunduğu arsanın satışından çok önce olduğundan , hem de benim ve babamın mezarlık arazisi üzerinde hiçbir hissesi ve mülkiyeti bulunmadığından, mezarlık arazisinden para almamız hiçbir şekilde mümkün değildir.


Biraz araştırılsa bu olayın idda edildiği gibi olmadığı delilleriyle gösterilebilirdi. Profesyonel ve tarafsız bir gazetecinin de yapması gereken buydu. Öte yandan şahsımla iletişime geçilerek idda edilen iftira ve suçlamaların aslı sorulabilirdi. Ancak hiçbir şekilde benle iletişime geçilmeden iddiaların odağındaki kişi olarak hakkımda yalan haber yapılmıştır. Şahsınızın gazeteci olarak profesyonelliği ve tecrübesi göz önünde bulundurulduğunda iddia edilen suçlamaları bana sormanızı beklerdim. Çamur at izi kalsın politikası her zaman kaybetmeye mahkum bir politikadır. Bu yüzden insanların ailesi ve kişisel hakları hakkında asılsız iddialarda bulunurken ailevi itibarları ve toplum nezdinde kabul görmüş bazı örf ve adet kuralları göz önünde bulundurular yazılmalıdır.


Açıkladığım sebeplerle ihtar konusu olan haberinizi yukarıda açıkladığımız şekilde tekzib ederek, doğrusunu kamuoyu ile paylaşmanızı, tekzip metninin hiçbir düzeltme ve ekleme yapılmasızın ihtarın tarafınıza tebliğinden itibaren en geç 3 gün içerisinde 5817 sayılı Basın Kanunu’nun 14. Maddesine istinaden aynı sayfa, sütun, aynı puntolarla ve aynı başlık altında yayımlanmasını, aksi takdirde hakkınızda hakaret ve iftira suçlarından adli makamlara müracaat edeceğimi ihtaren bildiririm.


İhtar Eden


Hakan AYDIN



**Devlet olmak..


Bir birlerine demediklerini bırakmayan ama her konuşmalarında ‘Ben bunu söylerken 82 Milyon insanıma diyorum’ diyerek, demediklerini bırakmadıkları da dahil nüfusun tümünü içine alan, güzel sözlerden bahseden siyasilerden çok bürokrasi denen iktidarın içinde olanların yönettiği devlet denen kavramın önemi ve anlamı nedire baktığımız da eskisi gibi kalın, sararmış ve bugün unutulan sözlüklere değil yine google amcaya başvuruyoruz.


Peki o zaman devlet nedir, kimdir diye bir soralım google amcaya..


Bu sorumuzu sorup, cevabını öğrenmeden önce, yarın ki yazımında devlet adamlarının ne olduğunu soracağımı da şimdiden belirteyim..


Şimdi geçelim devletin ne olduğunun cevabına;


**Devlet Nedir, Ne Demektir? 

Devlet; tarihin ilk dönemlerinde ortaya çıkan bir kavramdır. Devlet; zaman içinde insanın kendi varlığını sürdürmesi, güçlünün güçsüze baskı kurmasını engellemesi ve varlığını sürdürebilmesi için kendi oluşturduğu bir kavramdır.

Pek çok sosyal ve siyasal konuda olduğu gibi devlet konusunda da herkesin üzerinde ittifak ettiği kesin ve tek bir tanım bulmak mümkün değildir. Bunda muhtemelen devlet kurumunun zaman ve mekân değişkenleri açısından gösterdiği farklılıklar etkili olmaktadır. 

Bugünkü anlamda devlet genel olarak 17. yüzyıldan bu yana yaşanan değişimler nedeniyle eski dönemlerdeki devletten oldukça farklı özellikler taşımaktadır. Devletin yapısındaki faklılaşmalar onun tanımı ve analizi ile ilgili çalışmalarda da kendini göstermiştir. Mesela, İslam dünyasında devletin siyasal bir kavram olarak kullanılmaya başlanmasından itibaren birbirini izleyen üç ayrı dönemde üç ayrı anlamda kullanıldığı gözlenmektedir. Buna göre ilk dönemde zafer, güç veya egemenliğin dönüşümlü olarak el değiştirmesi anlamında kullanılmıştır. Ardından gelen ikinci dönemde bir hanedanın egemenliği veya onun siyasal iktidarını ifade etmiştir. Devleti Âl-i Osman dendiğinde Osmanlı hanedanın egemenliği ve siyasal iktidarı anlatılmıştır. Üçüncü dönemde ise ulus temelinde en yüksek seviyede örgütlenmiş ve uluslararası sistem tarafından tanınmış siyasal yapı anlamında kullanılmıştır.

Batıda da benzer bir durum gözlemlenmektedir. Eski Yunan’da devlet (polis), ortak “iyi hayatı” gerçekleştirmek amacıyla bir şehir düzeyinde örgütlenmiş organik bütünlüğü ifade ederken Roma İmparatorluğu’nda hukuki olarak birbirinden ayrılan bölgeleri kapsayan geniş bir coğrafi alanda siyasi düzeni sağlamaya yönelik bir örgütlenmeyi anlatıyordu. Böylece hukuk ve düzen fikri devletin temelini oluşturmaya başlamış, bu süreçte hukuk ve bürokrasiye dair düzenlemeler çeşitli kurumların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Daha sonra imparatorlukların parçalanmasıyla birlikte ulus temelinde örgütlenmiş yeni bir devlet formu ortaya çıkmıştır.



Siyasal iktidarın ulus temelinde örgütlenmesiyle ortaya çıkan modern ulus devlet formu 1648 Vestfalya Antlaşması’yla Avrupa’daki uluslararası sistemin temel birimi hâline gelmiş bulunmaktadır. Bu tarihten itibaren devlet kavramı ulus kavramıyla birlikte siyasal iktidarın en yüksek düzeydeki örgütlenmesi anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

Birinci ve klasik devlet tanımı, onu oldukça geniş ve genel bir biçimde bir toplumdaki egemen yönetim örgütü olarak tarif eder. Böyle bir genel durumda, devlet, ister Yunan kent devleti ister Roma İmparatorluğu isterse İslam cemaati veya bir Afrika kabilesi olsun, her tür yönetim biçimini veya bu yönetim formlarını hayata geçiren organizasyonu ifade eder. Söz konusu geniş devlet tanımında meşruiyet biçimleri arasında bir ayrım yapılmadığı gibi, yönetim yapısının genel doğası üzerine de herhangi bir şey söylenmez. Genel anlamıyla devlet, bu yüzden seküler ilkelere dayanabildiği gibi teokratik ilkelere de dayanabilir, geleneksel veya modern devlet de olabilir. Devletin ikinci ve daha özel bir tanımı, Orta Çağdan sonra, özellikle bireyciliğin doğuşuyla birlikte ortaya çıkmış, belli bir coğrafya üzerinde mutlak bir kontrole sahip seküler ve ulusal örgüte gönderme yapar. Nitekim Max Weber’e göre, devletin en önemli veya yegâne özelliği, güç kullanımını otorite ile bütünleştirmiş olmasıdır. Söz konusu devlet, her şeyden önce on beşinci yüzyıldan itibaren ortaya çıkmaya başlayan modern devlettir. O, dahası seküler bir devlet olmak durumun dadır. Çünkü ister Yunan kent devleti ister Yahudi cemaatinin devleti olsun,geleneksel devlet dinî diye nitelenebilecek yönetim biçimlerini ifade eder. Buna göre, söz gelimi Yunan’da her kent devletinin bir Tanrı’sı olmak durumundaydı.

Böyle bir durumda devlete sadakat içinde olmak aslında kent devletinin Tanrı’sına sadık kalmak, Tanrı’ya itaat etmek ise devlete itaat etmek anlamına gelmekteydi.Oysa modern devlet, otorite veya işlevinin Tanrı’dan türetilememesi veya yüksek bir amaçtan çıkarılmaması anlamında seküler bir gücü temsil eder. Öte yandan modern devlet mutlak bir egemenliğe sahip olan bir güç ya da kurumlar bütününü ifade eder. Buna göre salt hükümetten ibaret olmayan, sivil topluma karşıt durumda bulunan ve insanları son tahlilde kontrol edip düzene sokan meşru roller kümesinin belirlediği sabit politik sistem olarak devlet, toplumdaki bütün topluluk ve grupların üzerinde yer alan mutlak ve sınırlanmamış iktidarı ifade eder. Gerçekten de modern devlet çok merkezli ve çoğulcu iktidar yapısından tek, bölünmemiş, merkezi bir iktidar yapısına geçişi ifade eder. Bu ise elbette, egemenliğin devletin mutlak ve sınırsız gücünü ifade eden en belirleyici unsur olduğu, devletin toplumdaki bütün diğer grup ve organizasyonların üzerinde olan en üst güç ya da otorite olduğu anlamına gelir.

Devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde yaşayan bireyler için bir düzen tesis eden siyasal örgüttür. Bu yüzden onun bir başka temel özelliği coğrafi alan özelliği olmak durumundadır. Yani devletin nüfuz alanı, coğrafi olarak tanımlanmış olup şemsiyesi altında yer alan herkesi kuşatır. Buna göre coğrafi alan özelliği onun otoritesinin belli bir coğrafya üzerinde yaşayan herkesi kapsadığını ortaya koyar. O, ayrıca yurttaşlarını kontrol etme araçlarına sahip olur. Bu yüzden devlet halk, ülke ve politik otorite gibi üç temel öğeyi ihtiva eden siyasi örgütlenmeyi ifade eder.

Devlet, sosyal hayatın örgütlenmesinden sorumlu kurumlar bütününü ifade eder. O, bundan dolayı sivil toplumdan ayrılır. İşte buradan hareketle devletin bir başka temel özelliğinin kamusallık olduğu söylenebilir. Bu özellik, devletin ya da kamusal organların, sivil toplumdaki bireysel ihtiyaçları karşılamaya yönelen aile benzeri özel ya da sivil kurumların tam tersine, kolektif kararlar alıp uyguladığını ortaya koyar. Başka bir deyişle, devlet, özel ilişkiler alanından farklı olarak kamusal bir alan yaratıp burada etkili bir yönetim sağlayabilmek ve vergi toplayabilmek için bürokratik kaynaklara sahip olur.

Devleti belirleyen bir başka temel özellik hükmetme özelliğidir. Bu özellik, devlet otoritesinin “zor”la desteklenmesini, onun yasalarına itaat edilmesini ve yasaların ihlalinin cezalandırılmasının sağlanmasını ifade eder. Devlet, buna göre hukuk alanını yaratan, yönetimi altında yaşayan herkes için yasa koyan, pozitif hukukun yaratıcısı olan güçtür. Sınırları içinde devletin hukuku evrensel olup orada yaşayan herkes onun otoritesine tabi olur. Başka bir deyişle, o zorunlu yargı gücüne sahiptir. Devletin sınırları içinde yaşayanlar onun otoritesini kabul edip etmeme konusunda tercih hakkına sahip değildir. O, dahası güç kullanımı tekeline sahip olan, otorite ve iktidarını silahlı güçle tesis eden bir üstün iradeyi temsil eder.Bu yüzden, onun bir başka özelliği meşruluktur. Meşruluk,devletin toplumun daimi çıkarlarını ve “ortak iyi”yi yansıtma özelliğini tanımlar. Gerçekten de “Devlet belli bir toprak parçasında meşru fiziki güç kullanma tekeline sahip olduğunu iddia eden örgüttür” diyen Weber, bununla devletin sadece yurttaşların itaatini sağlama yeteneğine değil, aynı zamanda böyle davranma hususunda tanınmış bir hakka da sahip olduğunu anlatmak ister.