ANATOLİYA GİBİ VATAN DA ARTIK YOK… NURİ VATAN VEFAT ETTİ..





GAZETELERİMİZ VE MANŞETLERİMİZ ULUSAL BASINDA



GAZETEMİZ ve MAŞETİMİZ ULUSAL TV HALK TV’DE







Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

Yazarlarimizi okuyor musunuz?









GAZETECİLERLE GÜNDEM TEMPO TV’DE



ARDAHAN BALI İÇİN TAHLİL MERKEZİ KURMUŞ, KURUCUSU OLDUĞU KAI VAKFINA ANATOLİYA MARKASINI OLUŞTURMUŞTU..


Aslen Artvinli olan ancak Ardahan’ın yetiştirdiği önemli iş insanlarından, hayırsever Nuri Vatan, 90 yaşında vefat etti.

Merhum Nuri Vatan, son yolculuğuna Cumartesi günü İstanbul’da ikindi namazını müteakip Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki camide kılınacak cenaze namazından sonra aynı yerdeki aile mezarlığına defnedilecek.



NURİ VATAN ve İŞ HAYATI.. 

 Türkiye’de Elektronik ve Teknolojik Ürünle Mağazacılığın Önde Gelen İsimlerinden Vatan Bilgisayar’ın Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Vatan 1933 Artvin/Hopa’da dünyaya geldi.

Vatan Bilgisayar ile Türkiye’de ilk büyük mağazacılık ve teknoloji market sistemini uygulayan Nuri Vatan’ın oğlu Hasan Vatan ise Türkiye’nin ilk ticari yazılımını gerçekleştiren kişi. Halen işinin başında olan Nuri Vatan’ı pazar günleri bile ofisinde bulmak mümkün.

Okul çağında olmasına rağmen, boş zamanlarında dükkânda babasına yardım ederek ticarette ilk tecrübelerini yaşar. O yıllarda dükkânda saat, dikiş makinesi, radyo gibi birçok mal satılırdı. Gençlik yıllarında fotoğrafçılığa da merak saran Nuri Vatan, fotoğraf çeker, bankadan para çekmek isteyenlere mühür kazır ve saat, radyo tamir eder. Bu arada teknolojiye olan yatkınlığı gelişirken bir yandan da para kazanır.

2. Dünya Savaşı yıllarında yalnız Vatan ailesinin evinde radyo vardır. Bu nedenle ev tam bir kulüp gibidir. Bozulan radyonun tamiri için uğraşan Nuri Vatan’ın bir bakıma mecburi radyo teknisyenliği ve teknoloji merakı da böyle başlar.


İlk Firmasını Philips’in Bayiliğini Almak İçin Kurdu

27 Mayıs İhtilali sonrası ekonomik hayat felç olmuş, döviz darlığı başlamıştır. İstanbul’a gelip, Taksim’de bir mağaza kiralayan Nuri Vatan, yedek parça satmaya başlar. İki yıl sonra da babasına “toparlan sen de gel” davetini yapar.


Japonya’dan İthalatla İşlerini genişleterek

İthalat yapmak isteyen Vatan, bu işin nasıl yapıldığını bilmediği için bir Musevinin yol göstermesi ile yola çıkar.  İlk akreditifini de Japonya’ya açan Nuri Vatan gerisini şöyle özetliyor:

“Japonya o kadar ucuzdu ki; 2 bin dolarlık akreditifle 15-20 sandık mal geldi. Aradan 2 yıl geçmeden İngiliz AE Auto Parts Ltd. firmasının da mümessilliğini aldım. İngiliz firmanın mümessili olan Türk firmasının sahibi ölmüştü. Hanımı borçlandığı için mümessilliği bana bırakmak istedi. Ben de İngiliz fabrikanın bana devir yapıp yapmayacağından endişeliydim. Beraber İngiltere’ye gittik. İngiltere’deki fabrikanın yetkilisine benim mümessilliğimi kabul edip etmeyeceğini sordum. O da bana, 30 yıldır mümessilliklerini yapan eski firmanın sahibinin istikbalini düşünmek zorunda olduğunu söyledi. Ayrıca eski mümessilin hanımın da akıbetinin ne olacağını sordu. Hiçbir mecburiyetim olmamasına rağmen bu hanımın bakımını da üstlendim. Hem parayı verdik hem onu ölünceye kadar ailemizin içine aldık. Daha sonraki yıllarda İngiliz fabrikayı Amerikalı Echlin International firması aldı. Amerikalılar bana, ‘Sen atak bir acente olarak tanınıyorsun. Gel Amerika’ya buradaki firmanın acentesini de sana verelim’ dediler. ABD’ne gittim ve Türkiye’den başka birine de iş verdiklerini gördüm. Ben de ‘Ya o ya ben dedim’ ama Amerikalı firma her ikimizi de idare etti.”


Amerika’dan Ödül Alıyor

Amerikalı Echlin International firmasının mümessilliğini uzun süre yürüten Nuri Vatan, başarılı mümessilliğinden dolayı ödül almak için Atlanta’ya davet edilir. Bu olay kendisi için tam bir sürpriz olur. Çünkü Amerikalı firma İran’a Nuri Vatan’ın firması üzerinden mal satarak büyük bir kota yapmıştır. Ambargo olduğu için ABD’den İran’a doğrudan mal satılamamaktadır. Bu sayede Nuri Vatan, Amerika’dan en çok otomotiv yedek parçası ithal ettiği için ödüllendirilir. 

Nuri Vatan, tıpkı organik tarım ürünleri gibi balcılığın da çok önemli olduğunu savunuyor.  Tema Vakfı, Artvin’de hiç bozulmamış Kafkas arı ırkının neslini bulmuş. Nuri Vatan bu alana da el atmış. Ardahan’da bal tahlil laboratuarı kuran Nuri Vatan, aynı zamanda AKI AŞ (Ardahan-Kars-Iğdır) şirketinin de üyesi. Bu şirket, anlaşmalı üreticilerle işbirliği yaparak, bölgenin üstün vasıflı Kafkas arı ırkının yaptığı balı, Türkiye ve dünyaya tanıtmak için üretim yapıyor. Dünyada bal üretiminde Türkiye’nin 4. sırada yer aldığına değinen Vatan, bal konusunda şunları söylüyor:

“Ürettiğimiz balı East Anatolia adıyla satıyoruz. Kafkas ırkı arının yaptığı balın bir kaşığı; 1.675 kg beyaz peynire, 440 gr kılçıksız balık etine, 10 yumurtaya, 240 gr sığır etine eşdeğer. Dünyada Çin 160 bin ton, Amerika 120 bin ton, Meksika 90 bin ton, Türkiye 70 bin ton bal üretiyor. İhracatımız 8 bin tondan 2 bin tona düştü. Ülkemizde balmumu yerine, bir petrol ürünü olan parafin balmumu ile karıştırılarak kullanılıyor. Bu da insan sağlığı için çok zararlı.”

Nuri Vatan evli ve 3 çocuk babasıdır.


Bozulan radyodan Vatan Bilgisayar çıktı!

1948 yılında her şey bozulan bir radyo ile başladı. Şimdi dev bir teknoloji devine dönüştü. İşte Vatan Bilgisayar ve kurucusu Nuri Vatan’ın derslerle dolu hikayesi…


Ünal TANIK’ın röportajı

Vatan Bilgisayar ve kurucusu Nuri Vatan’ın hikayesi, 1948 yılında bozulan bir radyo ile başladı. Nuri Vatan, teknoloji ile 60 yıl önce tanışıyor. Babası Kars’ta radyo satarken, genç  Nuri de radyo teknisyenliğine başlıyor. 

Nuri Vatan, daha çocuk denecek yaşlarda teknoloji ile tanışıyor.

O günleri şöyle anlatıyor. İkinci Dünya Harbi’nde Türkiye yoksulluk içinde kıvranıyor. Dünyadan haber bile alınamıyor. O yıllarda devlet Ardahan Halkevi’ne bir radyo gönderdi. Radyo bir iki ay çalıştı, sonra sustu. Radyoyu bilen yok.

Halkevi o radyoyu bozuk haliyle sattı. Babam o radyoyu satın aldı. Babam İstanbul’a yılda bir iki kez mal almaya gelirdi. O radyoyu tamir ettirdi. Getirip eve kurdu. Akşamları haberleri dinliyoruz. Bizim ev bir nevi kulüp oldu. Akşamları kaymakam bizde, hakimler savcılar bizde. Çünkü memlekette tek bir radyo var.

Radyolar çok zayıf çekiyor. İstanbul Radyosu çekmiyor. Ankara Radyosu da akşam 8.’den sonra dinlenebiliyor. İki tane güçlü radyo var. Biri Moskova Radyosu, diğeri Kahire Radyosu. Fransızlar kurmuştu o radyoyu, çok güçlü yayını vardı. Fakat işin kötü bir tarafı vardı. Biri Rusça öteki Arapça yayın yapıyordu. Rizeli bir Osman amca vardı. Çilingirlik yapıyordu. Rusya’da kalmıştı bir süre. Akşamları geliyor, Moskova Radyosunu dinleyip bize tercüme ediyordu.

ATÖLYEYE TÜRK SOKMAYIZ

Bir gün Amerika’nın Japonya’ya atom bombası attığı haberi duyulunca aynen şöyle dedi. “Ben biliyordum onu ya. Akşam rüzgar bu taraftan farklı bir şekilde esiyordu” dedi.

1948-1949’dan sonra Türkiye’ye radyolar yavaş yavaş gelmeye başladı. Biz bir radyo bayiliği aldık. Radyo satışları olmaya başladı. Ama biri arıza yapınca, bir ayda gitmez, bir ayda gelmez durumdaydı.

1949’da babama, “Baba ben bu yıl İstanbul’a gideceğim. Orada kalıp bu radyo tamirciliğini öğreneceğim. Başka çaremiz yok” dedim.

Grunberglerin eski sahibi var, Leon. Hala sağ. Bir de … Var. İkisi ithal ediyor. Bunlara başvurdum. Rızapaşa Yokuşunda bir han var. Yeni yapılmış. Oradalar. “Biz bayiniziz, ben bu işi öğreneceğim” dedim.

“Olmaz. Biz atölyenin içine Türk sokmayız” dediler. Halbuki biz bu insanların mallarını satıyoruz. Yok bir türlü yanaşmıyorlar.

Benim dayılarımdan birisi Sultanhamam’da büyük bir tüccardı. İstanbul Ticaret Odası’nın da yönetiminde idi. Dayıma anlattım. O da Leon Grunbarg’e telefon açtı, çıkıştı. Bir şekilde böylece başlamış oldum. Bir kış burada tamirciliğin bütün tekniklerini öğrendim. Benim dönüşüm ile birlikte bizim satışlarımız katlanmaya başladı. İnsanlar artık korkmadan almaya başlamıştı.

1950’DE EN GENÇ VERGİ MÜKELLEFİ OLDUM

Satışları ne kadar etkiledi bu girişim

Tabii esas değişim ve sıçrama 1950’de ekonominin gelişmesiyle birlikte yaşanmaya başladı. Artık memleketin zenginlerinin yanı sıra memurlar da almaya başlamıştı. Yalnız mal yoktu. İnsanlar almak istiyor ama mal temini kolay değildi. “Size bu ay 5 tane veririz” diye kontenjan tanıyorlardı.

Sonra Türkiye’ye Philips geledi. Aynı firmaya iki marka vermeleri mümkün değildi. Ben de Philips’i kendi adıma aldım. 1950’de yürürlüğe giren 5421 Sayılı Gelir Vergisi Kanununa göre ilk mükelleflerden oldum.

 Bir taraftan da manifatura işi devam ediyordu. 1940’lı yıllarda Sümerbank bayiliğimiz vardı. Bir cenazesi olan Kaymakamlığa gider ve bir yazı ile gelerek bizden kefenlik bezini alabilirdi. Ya da doğum olayı varsa, aynı yöntemle bize yazı getirirler ve ona 8-9 metrelik kaput bezi verirdik.

Bunları başka türlü satamıyoruz. Devlete bezleri nereye sattığına dair hesap vermek zorundasın. Bir de tahsisli mallar vardı. Devlet Hindistan’dan mensucat ithal etti. Bunun tahsisleri de aynı şekilde yapılıyordu. Köylere bilgi salındı. Nüfus başına 2 metre bez alınabilecekti. Muhtar elinde liste ile geliyordu.

“Ahmet Ağa’nın 8 nüfusu var” diyor ve bunların nüfus cüzdanlarını da gösteriyordu.

KÖYLÜ EKMEĞİNİ YANINA ALIP ŞEHRE GELEMİYORDU

Yalnız bunlar değil, ekmek kıtlığı da vardı. Buhran (sıkıntı) her yerde yok ama, kanun her yerde var. Diyelim ki biz Ardahan’dayız. Ardahan’da ekmek sıkıntısı yok. Oranın arpası, buğdayı oraya yetiyor. Ama devlet gıda naklini yasaklıyordu. Köylü ekmeğini yanına alıp şehre gelemiyordu.

Yanında getirdiği ekmeği, şehrin girişindeki pınarın başında oturup yiyor ve çarşıya öyle girebiliyordu. Çünkü ekmek nakli yasaktı. Kişi başı günde 200 gram vesika ile ekmek alabiliyorsun. 5 kişilik nüfusunuz varsa günde 1 kg. ekmek veriyorlar size.

Bir gün harp senelerinde babam İstanbul’a geliyordu. Beni de aldı getirdi. Ekmek taşımak yasak olduğu için annem bavula yöresel kurabiye gibi şeyler yapıp koymuştu. Bunlar ekmek yerine konulmuyordu. Ondan dolayı da göz yumuluyordu.

LOKANTADA UNUTULAN EKMEK PARÇASI

İstanbul’a geldik. Ebussuud’da babamla bir otelde kalıyoruz. Babam Sultanhamam’a mal almaya falan çıkıyor. Bir gün babamla bavuldan bir peksimet aldık. Hocapaşa’da bir lokanta vardı. Orada bir çorba içtik. Bize Ardahan’da verilen vesika İstanbul’da geçerli değil. Getirdiğimiz peksimetle yemeğimizi yedik.

Çıktık gidiyorduk. Epeyce de uzaklaşmıştık. Bir baktık arkamızdan bir adam koşuyor. “Küçük bey ekmeğinizi unuttunuz, Küçük bey ekmeğinizi unuttunuz” diyerek getirdi bana verdi. Ne günlerden geliyoruz.

Sizin İstanbul’a gelişiniz ne zaman oldu? Nasıl bir vesile oluştu?

   

Ben 1960’da ihtilalden sonra İstanbul’a gelmeye karar verdim. Tabii burada yukarıda anlattığım gibi bir irtibatımız vardı. Ekonominin ihtilalle birlikte kazığı koptu. Bizim o zaman kamyonlarımız da vardı. Nakliye işi de yapıyorduk.

Enflasyon da azmıştı. Ben 1951’de 10 bin 500 Liraya aldığım bir Dodge kamyonu, 5 sene sonra kullanılmış halde 115 bin liraya sattım. İstanbul’a geldiğimde ne yapmam gerektiği üzerinde biraz kafa yordum. Araba işinden de anladığım için bir dükkan tuttum ve yedek parçacılığa başladım.

1961’de de babamın mağazasını İstanbul’a taşıdık. Ben senelerce yedek parça ithalatı yaptım. Anadolu’nun hemen hemen her yerinde müşterilerimiz vardı. Uzun yıllar bu ticaretimiz devam etti.

1983’te bu işlerimizle ilgili Amerika’da idim. Bir doktor arkadaşım, “seni birisiyle tanıştıracağım” dedi ve aldı bir yere götürdü.

BİLGİSAYARLA İLK TANIŞMA

Bu doktor arkadaşınız Türk müydü?

Evet. Türk idi. Gittik. O da doktordu. Önünde bir bilgisayar vardı. Bilgisayar dedimse böyle masa üstü bilgisayar değildi elbette. Oda gibi bir şeydi. Türkiye’de İş Bankası ve Koç gibi bir iki şirkette vardı. IBM onu satmazdı, kiraya verirdi. IBM her yerde tek tabanca idi. Masaüstü bilgisayarlar çıkıncaya kadar şahıslar bu bilgisayarları alamamıştı.

Biraz da macera olsun diye bu bilgisayarlardan bir tane aldım. Sanıyorum 20 bin dolar falan ödedim. İstanbul’a döndüğümde dükkana getirdim. Gelenlerin bir kısmı, Yahu siz bilgisayar alacak firma mısınız?” falan gibi laflar da ediyorlardı.

Oğlum Hasan, ODTÜ’den mezun olmuştu. Mimar kendisi. “Şu diplomayı çekmeceye koy. Dükkanda çalışacaksın” dedim. İtiraz etmedi.

İLK TİCARİ PROGRAMI HASAN YAZDI

Yedek parça dükkanından söz ediyorsunuz değil mi?

Evet. İşimiz iyi. Amerika’dan sürekli ithalat yapıyoruz. İngiltere’den birkaç fabrikanın Türkiye mümessiliyim. İşlerimiz iyi gidiyor. Hasan bilgisayarla oynamaya başladı. Türkiye’de ilk ticari programı Hasan yazdı.

Bu çok enteresan. Ne programı idi bu?

Hiç branşı olmadığı halde. Bir entegre programdı bu. Bir fatura kestiğinizi düşünün. Otomatikman stoktan düşülüyor, takip hesabına geçiriyor. Epey kapsamlı bir programdı bu. Bu sırada artık Agoplar, Mişonlar bilgisayar ithalatına başlamıştı. Bu program bir patlama yaptı. Bilgisayar ithalatçıları, “Bu programı bize sat” demeye başladılar.

Hasan da programı satma yerine, “Siz malı verin ben bu programla birlikte satayım” dedi. Biz o program sayesinde muazzam bilgisayar sattık. 1000’e yakın bilgisayar o zaman büyük bir rakamdı. Bilgisayarı zaten o zaman nerede ise sadece şirketler satın alıyordu. Programla birlikte alınca işlerini müthiş kolaylaştırmış oluyorlardı.

Bizim bilgisayarlar hep önde idi. Bilgisayar satışları patlama noktasına gelince Hasan program işini bıraktı. Çünkü o ayrı bir takip ve güncellemeyi gerektiriyordu. Tabii bilgisayar hız kazandı ama biz otomotivi de bırakmamıştık. 10-15 sene önce onu da tamamen bıraktık.

Otomotiv firması da Vatan Otomotiv idi her halde? Bundan güzel isim olmaz sanırım. Soy isim verilirken sizi torpilli saymışlar anlaşılan.

Öyle anlaşılıyor.

Siz Artvin Hopalısınız. O yıllarda iç göçten pek söz edilmez. Babanız niçin Ardahan’da bulunuyordu?

Ardahan Ruslar’dan Türkler’e geçtiği zaman, Karadeniz’den birkaç kişi yeni Pazar diye kalkıp orada giderler. Babam da onlardan birisi. Çünkü Ruslar 40 sene orayı çobanlıkla yönetmişler. Tekfen’in kurucusu Nihat Gökyiğit var. Onun amcası ile babam birlikte gider. Bizim hem Hopa ile hem Ardahan’la ilişkimiz devam ediyor.

İlk bilgisayar mağazasını nerede açtınız?

Bizim birkaç mağaza vardı o yıllarda. Bunlardan birisini bilgisayara dönüştürdük. Elmadağ’da idi. Sonra Bakırköy’deki açıldı. Gerçek anlamda ilk bilgisayar mağazası Cevizlibağ’da açıldı. 2002 yılıydı. Sonra İzmir, Ankara genişledi.

1900 KİŞİ İSTİHDAM EDİLİYOR

Bostancı ne zaman açıldı? O da 5 sene oldu.

Seçtiğimiz bir ciro hedefi koydunuz. 3 milyar gibi. Çok iddialı bir hedef.

Evet, bir hedef konmadan bir yere varılmıyor. Yabancılar da piyasaya saldırdılar. Biz Dudullu şubesini açtık. Biz yabancılar gibi yol almıyoruz. Daha farklı bir yönetim tarzımız var. Balıkesir’le birlikte 37 mağazaya kavuşmuş olduk.

Kaç kişi istihdam ediliyor?

Yaklaşık 1900 kişi var bünyemizde.

Teknoloji mağazacılığına yabancıların çok ciddi bir saldırısı var. Bunlar sosyal medyayı da çok yoğun kullanıyorlar ve oralardan yerli satıcılara karşı bir tür karalama kampanyaları yürütüyorlar.

İnternet, bizde 1993’de kullanılmaya başlandı. Dünyadaki tarihi ise 1962. İnternet kullanmayan kurum ve kişilerin rekabet etme şansı yok. Biz yurt geneline yayılan 30 küsur mağazayı buradan kontrol ediyorsak, bu teknolojinin getirdiği kolaylık sayesinde. Yoksa bir kapıcıyı çalıştırmak bile kolay değil.

Biz müşterinin olduğu her noktayı sesli ve görüntülü kayıt yapıyoruz. Aradan bir ay bile geçse, gerektiğinde bir kasa görevlisi ile yaptığınız konuşmaya bile ulaşabiliyoruz.

SABANCI’NIN HEDEFİ, TEKNOSA’YI BİR YABANCIYA SATMAK

Yabancı şirketlerin bu pazara bu kadar yoğun girmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunlar dünya firmaları. Her yere yayılıyorlar. Bin yıllığına gelen bir tanesi de geri gitti (Best Buy). Ben izliyorum bu firmaları, her yıl 50 milyon-100 milyon zarar ediyorlar. Bunu bile bile yapıyorlar. Bu pazara girmek için bunları göze alıyorlar.

Teknosa yerli firma. 250’den fazla dükkanı var. Ama senelerdir zarar etmeye devam ediyor. 20-25 milyon dolar kaybettiği seneler oldu.

Yeni yeni toparlandı. Ama daha kar etmiyor. Sabancı’nın bütün hedefi, bir yabancıya firmayı iyi bir rakama satma peşinde. O zararların hepsini oradan kapatacağı düşüncesinde. Bir yabancının gelip de bir senede 250 dükkanı kurması mümkün değil.

BEST BUY İLK TEKLİFİ BİZE YAPTI

Sabancı’nın başından beri öyle bir satış hedefi var galiba.

Yabancılar ilk geldiğinde mevcut mağazalardan birini almak istiyor. Best Buy geldiğinde ilk teklifi bize yaptı. Acaip rakamlar ortaya koydu. Ama biz yok dedik. Yabancı geldiğinde kurulu tezgahı, bir nevi hava parası verir gibi almak istiyor.

Yabancılar, bu kadar uzun vadeli zararları göze almak için çok büyük hedefleri olmalı.

Bu ülkenin yarınları o ülkelerin hep iştahını kabartıyor. Dünya bu aletleri kullanmayı öğrenecek diye bakıyorlar. Michael Dell, Türkiye’nin 130 milyar dolarlık ihracatı kadar mal satıyor.

Compaq’ı 50-60 milyar dolara satın aldı. Bunları şunun için anlattım. Sektördeki rakamlar bu kadar büyük. Onun için 50-100 milyonluk rakamlara pek bakmıyorlar. Yabancıların durumunu orta vadede nasıl görüyorsunuz?

Yabancı sermaye Türkiye’ye gelir. Türkiye’de her alanda boşluk var daha. Tarımda var, sanayide var, birçok alanda var. Bir dönem çivi bile yapılamayan Türkiye’de bugün neler yapılıyor. Otomobil üretiliyor. Bir otomobil için 3 bin yan sanayiye ihtiyaç var.

Tabii bir de Arap sermayesi için Türkiye iyi bir liman. O da Türkiye’ye resmi veya gayrı resmi giriyor. Bakın dolar hiç kımıldamıyor. Çünkü geliyor. İhtiyaç olmadığı kadar geliyor.

Türkiye’nin sıkıntısı, uzun sene dünyaya kapalı olduğu için insanlar dışarı çıkamamış. Bundan dolayı gereken eğitimi de alamamış. Hindistan dünyaya hizmet veriyor. Pakistan dünyaya hizmet veriyor. Neden bir avantajı var İngilizce bildikleri için.

SANTRALDE BAŞLADI, EN BÜYÜK MAĞAZANIN MÜDÜRÜ OLDU

Personelinizin arasında enteresan başarı hikayeleri var. Dışardan yetişmiş eleman alma yerine, kendi yöneticilerinizi yetiştiriyorsunuz. Bunun altında yatan sebep nedir?

Biz kendi eğittiğimizi yükseltiriz. Dışardan adam alıp da sen bu işin başına geç demeyi kendi yönetim sistemimiz içinde doğru bulmayız. Bakın Ankara’daki mağazamız 18 bin 500 metrekare kapalı alan. Oranın başındaki kızımız, 5-6 sene önce buraya santrale aldığımız kız idi.

İzmir mağazasının müdürü, birkaç yıl önce ambalajların sandığını çakan biri idi. Kendi içinizden yetiştiğini biliyordum ama bu kadar uç noktalardan zirveye tırmanıldığını bilmiyordum.

Bakın insan faktörü farklı bir şey. Siz onlarda neyi ararsanız onu öne çıkarabilirsiniz. İnsan faktörü farklı bir şey. Biz senede bir gün, dini bayramlarda bütün şubelerimizi kapatırız. Bütün personeli Anadolu’nun her yerinden bir günlüğüne İstanbul’a getiririz. Havaalanı’nın yanındaki VOV Otel’de ağırlarız onları. Hepsi sabahleyin tekrar tezgahlarının başına koşarlar. O gün de mağazalarımız saat 2’de açılır.

Bakın bu o insanların bir çoğu için gerçekten çok önemli. Bir çoğu İstanbul’u ilk kez görmüş oluyor. Antep’ten buraya geliyor. Hiç uçağa binmeyen var. Bir gece 5 yıldızlı bir ağırlama onun hayatında çok önemli bir yer ediniyor.

500 KİŞİYİ ATMAMIZI İSTEDİLER

Aidiyet duygusu buradan yakalanıyor demek ki? Çaycısından bekçisine kadar hepsi geliyor. Bu da her şeyin başladığı nokta oluyor. Bakın kriz oldu. Bizde o zaman 1000’den fazla kişi çalışıyordu. Danışmanlık aldığımız yerler bize en az 500 kişiyi işten çıkarmamız gerektiğini söyledi. Hasan ile oturdum konuştum. “Biz 500 kişiyi çıkarırsak belimiz doğrulur mu?” dedim. “Bu 500 kişiyi atmasak ayda ne kadar zarar ederiz?” diye sordum.

Ayda 500 bin dolar zarar etsek yılda 6 milyon dolar ederiz. Bu arkadaşları çıkarmasak, bir yılda 6 milyon dolar kaybedersek iflas eder miyiz? Hesabını kitabını yaptık. Mali yapımız bunu kaldırabilecek güçte idi. Karar verdik. Hiç kimseyi işten atmadık.

Allah’a şükür, kimseyi atmadık, üstelik 5 milyon dolar da kaybetmedik. O yıl pek para kazanmadık hepsi o. Biz mağaza açmayı sürdürüyoruz. Sonra da Malatya ve Sivas var sırada. Personele, bağlı bulunduğu birim şefi her ay puan verir. Bunlar çok somut kriterlerdir. Bu puanlara göre de herkes maaşının yüzde 70’i kadar prim alabilir.

YABANCILARA SAVUP GERİ BİZE GELİYOR

Bir de bayanlara kuaför hizmeti veriyorsunuz. Buna niye ihtiyaç duydunuz?

Görünüm her alanda önemli. Anlaşmalı kuaförlerimiz var. Orada gidip saçlarını düzeltebilirler, şekillendirebilirler. Dahası elbise veririz. Bir de oğlunuz Hasan Bey’in yazdığı bir kitap var. “Bu Vatan İçin Neler Yaptık”. Bu kitap nasıl ortaya çıktı?

Biz elektronik perakendeciliğine başlayalı 25-30 yıl oldu. Onun için rakiplerimizden pek çekinmiyoruz. Bakın bu ilerde bir yabancı mağaza açılışı dolayısıyla kampanya yaptı. E-5’te trafik kilitlendi. Ne oldu? O gün bizim burada ciroda ciddi artış kaydedildi.

Bu nasıl oldu?

Adam 1000 liralık mala 500 lira diyor. Gerçekten de o rakama veriyor. Ama kaç tane veriyor? Bu önemli. Adam oraya bir şekilde gidiyor ve “Bitti” cevabını alınca kendini aldatılmış hissediyor.

 İnsanlar sövüp sayıp geriye bildiği yere geliyor.


Torun baldan tatlı ama…


Nıver Lazoğlu


İş dünyası içerisinde varoluş öykülerini dinlemekten, yazmaktan ve ötesi paylaşmaktan büyük keyif alıyorum. İşte öylesi özel bir isimle buluşmanın mutluluğundayım. 

Hele hele konuştuğunuz isim basınla konuşmamış biri olunca daha da coşuyorum. 

Öncesi bu satırlardan Hakan Vatan’ı sizlere aktarmıştım. 

Bugün ise Vatan’ın kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Osman Nuri Vatan’la sohbeti kalemim yettiğince aktarmaya çalışacağım. 

Öylesi bir isim ki, hayranlık duymamak elde değil. 

İş disiplini, aktarımı, esprileri, duruşu o nedenle ne kadar yazsam az kalır diyebilirim. 

Sağolsun Hakan Vatan’ın desteğiyle randevuyu kapıyorum. 

Kapıda karşılıyor beni güler yüzüyle. 

Masasında değil misafir koltuğunda karşılıklı oturuyoruz. 

Acı kahvemi yudumlarken, nereden başlayalım sorgusundayken ilk soru Vatan Bilgisayar’ın Yönetim Kurulu Başkanı Osman Nuri Vatan”dan geliyor. 

Neler yapıyorsunuz diye. 

Anlatım üç beş cümle ile. 

Ardından telefon kayıtta. 

Ama böylesi güzel röportajı herkesin bildiği işiniz ile değil kimselerin bilmediği işinizle başlayalım mı? 

“Bal işi”

Evet, bal diyorum. East  Anatolia 

“Artvin Hopa’da dünyaya geldim ama Ardahan’da büyüdüm. Babam manifaturacıydı onun yanında işe başladım. 

Oldum olalı arıcılığa merakım vardı. Ardahan’da bir dostumuz vardı. Kazım Mugan. Güzel Sanatlar ve hukuk okumuş ama bunlardan para kazanamadığı için okumuş adam diye Ardahan da belediye reisi yapmışlar. Ama o arıcılığa merak sarıyor. Türkiye’de arıcılığın kitabını yazmış adam. Nurlar içinde olsun Kazım Mugan, ‘Bu balları al İstanbul’da sat’ dedi. Babamla İstanbul’a mal almaya gelirdik. O zaman balları da getirdim. Mısır Çarşısı’nda balları iki misli fiyatına sattım. Bahsettiğim 1950’li yıllar. 1960 yılında Ardan’dan İstanbul’a taşındık. Manifaturacılığın yanı sıra otomobil yedek parça işine girdik. Ama Ardahan ile bağlarımızı hiç koparmadık. Arıcılığa merakım vardı. Öğrencilere burs vermek amaçlı olarak kurulan bir vakıfta  yatırım yapalım derken, Kars Ardahan’a yöneldik. Ekonomin çöktüğü bir yer 30 yıl sonra ilk kez gittim dolaştım baktım ve arıcılık yaparsak kalkındırırız dedik. 24 ortaklı olarak bir şirket kurduk. Ve arıcılığa yatırım yaptık 10 yıl önce.”

Bugün ne durumda bal işiniz? 

“Türkiye’de her yerde arıcılık var ama bala kimse ehemmiyet vermiyor. Dünyada bal üretiminde Türkiye 4’üncü sırada. Toplam 100 bin ton bal üretiliyor. Bizim yatırım yaptığımız Ardahan’ın balı meşhur. Kafkas ırkı denilen arıların ürettiği bal. Ki bu arılar devlet tarafından koruma altına alındı. Biz de Ardahan’da bir bal laboratuvarı kurduk buradan bal alımları yaptık. Ancak yeterli boyutta bal toplayamadık. Kriterlerimiz yüksek olunca durum bu noktada kaldı. Bir de şaibeli ballar ortaya çıkınca durum daha da güçleşti. Marketlerde kilosu 15 liradan bal satılınca kaliteli bala kimse 40 lira para vermiyor. Yatırım yapan ortaklarda konuyla fazla ilgilenemedi öyle ki mahkeme kararıyla genel kurulu topladım ve işi tek başıma üstlendim. Şimdi elimde kalan balları da bitirince şirketi feshedeceğim. Durum maalesef böyle. Ama isterim ki bu işi devem ettiren birileri çıksın. Balımızın ismi East Anatolia, gerçek kara kovan balları ve süzme ballar. Üstüne yok diyebilirim. Asıl amacım para kazanmak değildi.” 

Sohbet baldan tatlı desem sanırım yeridir. Öylesi güzel anlatıyor ki Osman Nuri Vatan, belli ki  arıcılığı önemsemiş, Ben iş dedikçe o düzeltiyor. “Bu asıl işimiz değil, benimki bir hobi. Ama başaramadık o ayrı.”

Arıcılık ve bal üzerine o kadar çok bilgi aktarıyor ki Osman Nuri Vatan, buradan aktarmaya kalksam yer kalmaz sanırım. Ve her şeyi rakamlar noktasında dile getiriyor. 

“Üretimde dördüncü sıradayız ancak sıralamaya girmeyen Kanada’da kovan başına 55 kilo bal üretiliyor, biz de ise 13 kilo. Yani anlayacağınız zor bir iş bal işi”

Rakamlarla aranız çok iyi diyorum, 

Yüzünde hiç eksik olmayan gülümsemesiyle yanıtlıyor. 

“İşim bu.”

Hobiniz arıcılık işiniz bilgisayar satışı. Bu iş nasıl başladı. 

“Daha önce de söylediğim gibi kumaş ve manifaturacılık ayriyeten oto yedek parçası işi yapıyorduk. Ardahan’daki işimizi 1960 yılında İstanbul’a taşıdık, Gaziosmanpaşa’da dükkan açtık. Burada radyo da satıyorduk. Bu arada radyo teknisyenliği de yaptım.” 

Araya giriyorum ve soruyorum kaç yaşındasınız?

“1945 yılında ortaokul mezunuydum hesaplayın.”

Maşallah diyorum, maşallah. Ve devam ediyor anlatmaya Osman Nuri Vatan

“1950 yılında gelir vergisi yürürlüğe girdi ve ben de vergi mükellefi oldum. Kendi adıma şirketi tescil ettirdim. O zamandan beri işimin başındayım. Ömrümüz yollarda ve otellerde geçti. Tam tamına 38 seferim var Amerika’ya. Türkiye’ye ilk bilgisayarı getirdiğimde, ‘Siz kim bilgisayar kim’ diye alay ettiler. O sıralarda büyük oğlum Hasan Ortadoğu Üniversitesi Mimarlık bölümünü bitirdi. Ben de mimarlık yapmak yok, bizim işte devam edeceksin dedim. O da getirdiğim bilgisayarla bir ticari yazılım yaptı tanındı bizde ondan sonra bilgisayar satmaya başladık. Yıl 1983. Türkiye’de bilgisayarı ilk satan biziz. Bugün 124 mağazamız var, bugün 125’inci mağazamızı Antalya’da açıyoruz. Yaklaşık 4 bin çalışanımız var. Her çalışanımızı Vatan Akademi’de eğitime tabii tutuyoruz. Dünden bugüne çok şey değişti. Bugün 60 milyon telefon kayıtlı. Herkesin cebinde 1 hatta 2 telefon var. Teknolojiye büyük ilgi var. Bugün hem yerli hem ulusal rakiplerimiz çok. Ancak kimi daralmaya gitti, kimi maaşları ödeyemiyor, kimi haciz edildi. Vatan iş disiplini ve deneyimi ile ayakta. 

Sizin teknolojiyle aranız nasıl? 

“Bilgisayar kullanmak kolay. İşimiz bu.”

Hep işin başındasınız değil mi? 

“Yönetim binasında değil mağazanın üst katındayım. Mağazada olmayı seviyorum. Mağaza saat 10.00’da açılıyor. Her gün buradayım akşam 19.00’a kadar.” 

Emekli olmayı düşünmüyorsunuz diye espri yapıyorum. Benim ki de esprimi. 

“Hep işimin başındayım. İşten emekli olunmuyor. Üniversitelerden çağırıyorlar, deneyimlerimi aktarmam için. Onlara 100 sene önce yazılmış bir beyitle sesleniyorum her zaman. 

Şöyle ki, 

Temizlik bilirim, lekemi silmem

İbadet ederim, namazı kılmam, 

Aldığımı vermem, verdiğimi almam, 

Sağlamlıkta itibarım var,

Göze ilaç verdim gözyaşı akmadı, 

Az açıldı ama doğru bakmadı, 

Yüz hastaya baktım biri kalkmadı, 

Doktorlukta büyük itibarım var. 


Çocuklara bunları söyledikten sonra diyorum ki,  siz böyle olmayın.  Neyse ki bana yuh çekmiyorlar dinliyorlar.”

Nasıl güzel bir paylaşım nasıl güzel bir aktarım. O kadar güzel ki sohbet doğrusu kahkahalarımın tınısı hiç bitmedi. Böylesi bir duayenin deneyimlerini dinliyor olmak büyük bir mutluluk. Zaman su misali akarken sorularımı devam ettirme gayesindeyim. 

İki oğlunuz ile birlikte çalışıyorsunuz. Aile şirketini yönetmek zor mu? 

“Aileden aileye değişir. Ama biz de zor değil. İş de disiplin şart. Bu hiç değişmez. Öyle ki, kızımın kızı torunum Ece, üniversiteyi bitirince yanıma geldi iş istiyorum diye. Ona müdürlük verecek halim yok ya, Elmadağ şubemizde satış elemanı olarak işe başladı. Ancak 6 ay sonra insan kaynakları torunumu işten kovmuş. Torunum yanıma geldi, dede beni kovdular diye. Şirket politikası olarak işten atılanı geri almıyoruz o nedenle torunumu yeniden işe almadım.” 

Şaşkınlığım büyük doğrusu.  Bu sohbetten aldığım dersler ise çok. Merakla soruyorum sonra ne oldu? 

Kahkahalar arasında söylüyor, ‘Bende başka şirketler de var, şimdi onlardan birine girer çalışır.” 

Artık toparlanma vakti ayak üstü bir soru daha yöneltiyorum. 

İş dünyasındaki başarınızı neye bağlıyorsunuz? 

“Başarılı saymıyorum kendimi” 

O halde başarlı kime dersiniz, kriteriniz nedir? 

“Onu yakalarsam, kendim tatbik ederim.”  

Esprilerin çoğunluğunda baldan tatlı bir sohbetin sonundayız. Öylesi güzel hayat derslerini hem yüreğime hem de beynime not düştüm. Yaşanmışlık çok kıymetli. Ekonomin buz dağında yürek ısıtan hikayeleri yazanları yazdıranları bir nebzede olsa aktarabilmenin huzurunda, diyorum ki  çok teşekkürler güzel öğretiler için. 

Hep işle hep umutla hep sevgiyle hep öğretenlerle kalın.





DP, SHP, DYP, MHP, ANAP, BTP, HÜDAPAR yetmedi CHP.. 


‘Biz Atatürk’ün Askerleriyiz’ deyip, önce Kaftancıoğlu’nu sonra Kılıçdaroğlu’nu gönderen ulusalcı tayfa hedeflerinde ve sırada olan İmamoğlu’nun desteğiyle getirdikleri Özgür Özel’e genel başkan olduğunu hisettirmek için tv’leri, gazete ve sanal imkanlarıyla bugünlerde bir hayli yoğunken yaklaşan seçimler için solcu, demokrat diye bildiklerimiz başta olmak üzere  bugüne kadar kimsenin ciddi anlamda ‘ben de adayım, aday adayıyım’ demediğini de görmekteyiz..




Ve son kurultayda bir hayli incinen, üzülen Alevi kesimi de bu duruma baktığımızda gerek Özel’in gerekse İmamoğlu’nun üzerinden hala ‘Sayın eski Genel başkanımz’ dedikleri Kılıçdaroğlu adı üzerinde adeta dağılmış, şaşkın bir durumda olan parti durumundaki CHP’nin bu hali başta sağcı bilinen sıraların olmak üzere bazılarının doymaz iştahını abarttığını da izlemekteyiz..

Gerçi solcu denmeyecek bir durumda olan CHP’nin ya yeniden Baykallaşıp içine kapanacağı ya da hala içinde olan eski DYP’li hatta ülkücülerle daha devletçi yani ulusalcı bir kisveye bürüneceği söylense de bende ‘Çıkmadık canda umit vardır’ diyenlerdenim..

Evet, tam bugünkü yazıma başlarken çok sevdiğim Hanaklı bir arkadaşım beni telefonla aradığında, kesin Damal’a ilgili diyerek son günlerde yaptığım ve altına bir kez daha imza attığım, yerelde olduğu gibi ulusalda büyük ses getiren haberlerim aklıma geldi. 

Ve, ‘konu yine aynı mı olacak?’ diye telefonuma cevap vermek için telefonu yavaşça kulağıma götürüyordum…

Çünkü arayan Hanaklı bir arkadaşımdı ve Alevi kültürüyle yoğrulan Damal’ın nüfusu kadar Hanak ilçesinde de Alevi nüfusu olduğunu  yazdığımda da o dönemde de sunni dediklerimizden  bazıları benden çok Alevi olduğunu iddia edip ‘Ölümüzü sazla gömdükse ne olmuş?’ deyip tepki gösterdikleri gibi onlarda ‘Karıştırma ne karıştırıyorsun?’ diye ben zavallıya kızmışlardı..




Neyse günlerdir olduğu gibi beni telefonla arıyan arkadaşımla Fil meselesininde içinde olduğu konularla iilgili sohbet ve görüş sonrası “sen asıl haberi kaçırıyorsun biliyormusun? MHP’li Harun Tankoç CHP Üyesi olmuş bununla yetinmeyip,  üç kez belediye başkanlığı yaptığı Hanak’ta yeniden belediye başkanı olmak için CHP’ den Belediye Başkan aday adayı oluyor” diyordu…

Beni şok eden ve ‘ Yok canım, inanmam’ dedirten bu bilgi sonrası bu  kez de ben Harun Tankoç’u bizzat arayarak bu iddiayı kendisine  soruyordum. 

Daha önce kendisiyle Tempo Tv de yaptığımız ‘Gazetecilerle Gündem’ programına davet için, aradığımda yurtdışında olduğunu bildiğim Tankoç telefonumu hemen açıyor..

Ve sorularım üzerine ‘evet CHP’den adayım ve şu an Hanak’tayım’ diyordu. 

Arkadaşımın iddası hakkında hemen sorularımı ard arda ‘evet’ diyerek cevap veren ve daha önce Demokrat Parti, Doğru Yol ve Anavatan Partisinden Hanak’ta üç kez belediye başkanlığı yapan MHP kökenli Harun Tankoç’un Hanak’ta dördüncü kez belediye başkanı olmak için bir kez daha başkan olmak için CHP’den aday olmak için aynı partiden aday adaylığına hazırlandığını bizzat kendisine teyit ettirdim.

Ve Tankoç gibi MHP kökenli olan Mikail Kayatürkün’de Ardahan’da yeniden belediye başkanı olmak için Ak Partiye başvurduğunu öğreniyorum.


Bir dönem yetmedi, iki dönem yetmez dört dönem hatta İl başkanlığı, belediye başkanlığı, beş dönem milletvekilliği iki dönem grup başkan vekilliği  yapan ve bugün genel başkan olan ‘sözde değişimci’ (!) Özgür Özel gibi kendilerini yeni sayıp gençlerin önünü açmayan yetmedi, gençlerin önünü kesmek için ‘soldanda, mufazakardan da hatta yer varsa Kominist Parti, Halkın Kurtuluşu, HEDEP’te olsa fark etmez’ anlayışı içinde olanların örnekleri olarak Tankoç ve Kayatürkün adaylıklarına hayırlı olsun demekten başka bir şey denemez.. 


Çünkü son bir haberimde beni sevmeyenleri bir hayri geren ve beni yıpratmak için ellerine fırsat geçti diye sanan Sazlardan çalan mevcut Belediye başkanımızda Öcalanın yakalandığı dönemde iktidar olma fırsatı bulan DSP’den milletvekili seçilmiş sonrasında da İsmail Cem’in partisinden yeniden seçilmek için bu kezde aday olup ancak 700 oy alıp seçilemeyen,  bir dönem sonrada HDP destkele CHP’den belediye başkanı olan ve yazımın içindeki fotoğraf da görüldüğü gibi AK Parti den aday adayı olduğunu öğrendiğim Kayatürk’e rozet takan Faruk Demir’de aynılarından değilmi?




arşiv haber/yorumlar 30.03.2016 tarihli haberler/yorumlar tarihli haber/reklamlar









Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin 


 SİTEMİZİN SAGINDA BULUNAN


en yeni makele


LİNKİMİZDE YAZARLARIMIZIN GÜNLÜK


YAZI VE YORUMLARI OKUYABİLİRSİNİZ..







Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin

Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin


Yazarlarimizi okuyor musunuz?


ARŞİV HABERLERİMİZ


NURİ VATAN: BÖLGE BAKİR..


Ardahan’dan İstanbul’a göç eden ailelerin başında gelen VATAN BİLGİSAYAR’ın kurucusu , iş adamı Nuri Vatan Ardahan’ın da içinde bulunduğu bölgenin yatırıma susamış, ekonomiye katkı sunacak bir çok hazinesiyle hala bakir olarak beklediğine dikkat çekti.







Ardahan Dernekler Federasyonun çalışmalarını yakından takip ettiğini belirten ve son aylarda yapılan çalışmaların benzerlerinin devam etmesi gerektiğine dikkat çeken İşadamı Nuri Vatan ARDA/FED ve buna benzer kurumların İstanbul ve diğer metropollerde bulunan iş adamlarına Ardahan’ı ve Ardahan gibi bakir kalmış bölgeleri iyi anlatmalı, bölgeye geziler düzenlemeli, bölgenin hangi yatırımlara yönelik istekte bulunduğunu rapor haline getirmelidir.’ dedi.



Nuri Vatan Yurt Yapmak İstedi,


Rektör ‘İstemem, Gerek Yok’ dedi..






  Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var

fakiryilmaz323@hotmail.com


Başta, 23 Şubat’ta İstanbul’a Ardahan’ın Vatan Topraklarına Katılışının 97 nci Yıl Dönümü dolaysıyla kurtuluş gecesi düzenlemeye hazırlanan ARDAFED olmak üzere batıda ki dernek ve stk’ların Ardahan’a yönelik çabaların başında gelenin batıda ki Ardahanlı iş adamlarının yüzlerini Ardahan’a döndürmeye çalıştıklarını inkar edebilir misiniz?..

Tabi ki hayır..

Çünkü adının önünde Ardahan olan tüm federasyon ve derneklerin çabalarının Ardahan olduğunu kimse inkar etmesin.

İşte tam da burada sormak lazım o Ardahan’da bulunanların, başta ARDAFED’in olmak üzere batıda ki adı Ardahan olan federasyon ve derneklerin samimi çabalarını ne kadar anlıyorlar?..

Bilmem ama samimi çabalar ortaya koyanların önüne, korsan ve paralel federasyon ve dernekler kurma, algılama, ağırlama, gaz verme derdinde olanların dertleir Ardahan olan samimi dernek ve federasyonların çokta anlamadıkları gibi onların ikna ettiği iş adamlarının Ardahan’a yönelik yatırımlarının önünde set oldukları da bir gerçektir.

Çünkü federasyon ve derneklerin zar, zor ikna edip, yüzlerini Ardahan’a çevirdikleri bir çok iş adamının Ardahan yerelinde gerekli ilgi, alakayı görmediklerini de bilen bir federasyon başkanı, bir gazeteciyim.

Çünkü onların derdi Ardahan değil, kendi koltukları ve o koltukları koruma derdidir.

Ve batıda ki federasyon ve derneklerin yanı sıra yüzlerini Ardahan’a çeviren iş adamları, hatta siyasilerin bugün, yarın gelip o koltuklara oturacakları korkusudur..

İşte bunun en son örneği geçtiğimiz gün ziyaret edip, 23 Şubat Gecemize davet ettiğim Ardahanlı İş adamı, Vatan Bilgisayarın Sahibi Nuri Vatandır..

Kendisini ziyaret edip, yeniden Ardahan’ı anlattığım 80’ı geçen Nuri Vatan’ın, ‘Fakirciğim güzel anlatıyorsun da, geçtiğmiz günlerde görüştüğüm rektörünüze, bir kız yurdu yapmak istediğimi belirttim. Oda bana yurda gerek yok. Biz yurtlarda kalacak öğrenci bulamıyoruz’ dediğini diyordu..

Yani daha önce Ardahan’a bir okul yapan ve bu okulu yaparken de Göle’ye Sağlık Meslek Lisesi yaptıran Göleli İşadamı Nurettin Yılmaz gibi anasından emdiği sütün burnunda geldiği Nuri Vatan Ardahan’a bir Kız Yurdu yapmak istemiş, Rektör gerek yok demiş..

Evet bunu ben değil, Vatan Bilgisayarın sahibi Nuri Vatan bana değil herkese anlatıyor..

Olur mu böyle bir şey diyenlerin Ardahan çarşıya inmeyen, inse de kimsenin rektör diye tanıyıp, selam vermeyeceğini bildiğim rektörümüz görürlerse bir sorsunlar..

‘-Sayın rektör sen kız yurdu yapmak isteyen iş adamına yurda gerek yok mu dedin?’ diye bir sorsunlar..

Bakalım Nuri Vatan’ı mı, benimi yalanlayacak yoksa ‘Evet Nuri vatan bir yurt yaptırmak istedi, ben gerek yok dedim, bir hata ettim af edin’ mi diyecek..

Bilmem ama bildiğim tek şey var ki oda üniversiteye yeni öğrenci getirmeye çalışmaktansa, siyasilerin ardından koşturanlarla bu memleketin kalkınacağına, yeni yurtların yapılacağına, öğrenci sayısının artacağına artık bende inanmamaya başladım gibi..

Çünkü her gün biraz daha boşalan Ardahan’ı umutlandıracak, anlatacak, yatırım yapılmasını sağlayacak ne bir istek var nede bunları isteyen.

Sorunun asıl önemlisi de bu ve Ardahan’ın bu yönü de tartışılmalı, masaya yatırılmalı..