
.jpg)

.jpg)
**Hazıra Almış Seçmen..
-İstanbul’un kaç milletvekili var?
-Kaçını tanıyorsunuz?
-Peki ya Ankara, Bursa, İzmir’in milletvekili sayısı kaç?
-Hangisi, hangi partide?
Diye sorsanız memleketinde ki vekilini bile doğru dürüst tanımayan ve seçimden seçime sandığa gidip, vekil seçtiğini sanan seçmen bu sorularımıza cevap veremez..
Çünkü seçimden seçime hatırlanan sayın seçmenin kendisini dikkate aldırmadığı bir seçmen ve seçim sisteminin olduğu ülkemde buna itiraz eden bir seçmen kitlesi de bulamazsınız?
Yani; Yeni bir seçime kadar seçilmişlere, siyasilere demediğini bırakmayan bir seçmen tipi olan ülkem de hangimiz kalkıpta akşama kadar başımızı kaldırmadığımız internet yoluyla da olsa tüm partilerin genel başkanlarına, genel merkezlerine nasıl bir vekil profilosu istediğimizi belirttik mi, önerdik mi?
Belirtmeyiz..
Çünkü ya ‘Bizi kim dinler?’ der işin kolayına kaçarız, yada çok zahmet olur..
Veya ‘Amannn işin mi yok’ der oralı bile olmayız..
Ve genel merkezlerin kendi kafalarına belirlediği ve çoğunu tanımadığımız vekillerimiz listelere konur, biz de tanımadıklarımızı seçmekle seçmen görevi yapmış sayar, kenara çekilip, tanımadığımız, bilmediğimiz vekilin sorunlarımız çözmesini bekleriz.
İşte tam da burada, şu an bu yazıyı okuyan ve 24 Haziran’da sandık başına gitmeye hazırlanan siz seçmene bir soru sorayım;
Sayın seçmen;
Senin bir öneride bulunma zahmetinde bulunmadığın için genel başkanın, genel merkezin ya da ikili ilişkiler sonucu aday edilip, listeye konan vekilinin sana olduğunu gibi senin sorunlarınla yakın biri mi?
Kendisini yakından tanıyor musun?
Ve ‘Şu adam, bu kadın siyasi aday olsa en mantıklısı’ diyerek düşündüğün insanın aday edilmesi için partinin genel başkanına, genel merkezine bir öneri de bulundun mu?
Yani kendin partinin olduğu gibi diğer partilerin de bu ülkenin yönetiminde söz alacak olan vekillerin seçimini yaparken sen nasıl bir katkıda, öneride bulundun söyler misin?..
Bir iki tanıdığın ilçe başkanını, il başkanını, genel merkezde ki görevliyi aradın mı, mail attın mı, mektup yazdın mı, twit attın mı?
Tabi ki hayır..
Çünkü her konuda hazıra alıştığımız gibi vekilimizin de birileri tarafından belirlenip, önümüze getirilmesini bekleyen bir seçmeniz..
İşte tamda burada bir soru daha..
Senin belirlemediğin, katkı, öneride bulunmadığın, kamuoyu oluşturmadığın biri vekilin olduğunda o zaman niye kızar bağırır ve sitem edersin be seçmen kardeş..
Yok canım o kadar da değil diyorsan eğer haydi daha gecikmeden sende kendi adayını belirle, genel başkanların, genel merkezlerin maillerini, telefonlarını, wapsaplarını, twitllerini öneri yağmuruna tut.
Ve benim ön seçimim, ön teamülde bu de..
**Eğitim de sıfır alan bir anlayış..
Yoğun bir siyasi gündem içinde toplumun ana ve gerçek gündeminin unutulduğu, ötelendiği şu günlerde bir araştırma yayınlandı.
O araştırma da görülen şey ise bu ülkenin 81 vilayetine üniversite açtıklarıyla övünenlerin eğitimi ne hale düşürdüğü de ortaya çıkmakta.
Eğitim seviyesinin dünya ülkeleri arasında en alt sıralarda olduğu ülkemizin üniversitelerinin başarı çizelgesini ortaya koyan URAP’ın yani Yüksek Öğretim Kurumlarının Akademik Başarılarını takip eden kuruluşun son araştırmasında, Ardahan Üniversitesinin de aralarında bulunduğu 102 Üniversitenin başarılarının sıralanmış.
Orta öğretim, lise dengi ve üniversite sınavlarında 81 Vilayet içinde son 15 yıldır sonlarda olan Ardahan’da ki eğitim gibi Ardahan Üniversitesinin de ülkede ki 102 üniversite arasında sonran 4 üncü olduğunu ortaya koyan araştırmaya bakınca iktidarın üniversiteleri bölerek buna çözüm aradığında görmekteyiz.
Yani, ‘böl, parçala ve yut’ taktiğinin sadece dünya ekonomisinin %74’ünü elinde tutan batı ülkelerinin değil, ülkeyi yöneten iktidarlarında planlarını içinde olduğunu da görmek mümkün.
Ve özellikle yeni açılan üniversiteleri kendi, kadroları ile doldurup, eğitim, öğretim de başarı sağlayacağını iddia eden mevcut hükümette diğer gelmiş, geçmiş hükümetler gibi eğitime değil, kadroya bakmakla ülke de ki hukukun gugug, adaletin mumla arandığı, insan haklarında bahsedilmediği, ekonominin doların vicdanına bırakıldığı gibi eğitimin de yerle bir edildiğinin araştırması olan URAP’ın son araştırmasında birçok üniversitenin de başarısızlık batağının yanı sıra borç batağına battığını da görmekteyiz.
İnanmıyorsanız googel amcaya ‘Urap’ yazın bakın ve ağlamasanız da azda olsa halimiz üzülün..
*Sanmayın ki sizde rahatsınız..
Yoğun bir gündemin yaşandığı ülkemin en büyük kenti İstanbul’da ve yetişebildiğimiz her yerde adını andığımız Ardahan’da yaşananları da takip edip, tartışırken karşımıza bir çok rahatsızlığın çıktığını da öğrenmekteyiz..
Birilerinin, ‘Fakir yok, yaşanılanlar ne görülüyor, nede yazılıyor’ diyerek rahat volta attığını sandığı kentte yaşananların birilerini hiçte rahat bırakmadığını da duyduğumuz şu günlerde şu geride kalan 10 güne baksak bir yıllık özeti ortaya çıkar..
Kimin kenti idare ettiği, kimi kimi takmadığı, kimlerin ince hesaplar yaparken kendilerinin hesaplarının bozulduğunu duyup, öğrendiğimiz Ardahan’da yaşananların neden yazılmadığını da yazmak, sorgulamak gerekir..
Ve en önemli bunca yaşananlara ‘Bana dokunmayan Yılan bin yaşasın’ politikası ile sözüm ona yaşananları görmezden geldiği ama dokunduğundan bin ah işitildiği Ardahan’da başta iktidar partisi temsilcilerinin olmak üzere bir çoklarını hiçte rahat olmadıklarını da haber almaktayız.
AK Partinin iç kavgasının, Baydar’ın ekibini bir arada tutma mücadelesi verirken aynı partinin diğer üst yöneticilerinin resmi kurumlarca olduğu gibi Göleli siyasetçi ve idarecilerin baskısı altında ezildiğini de öğrendiğimiz Ardahan’da en önemli diğer bir konuda seçilmişlerin atanmışları idare ettiği yönünde ki iddialardır.
Kimsenin kimseyi çokta takmadığını da öğrendiğimiz Ardahan’da yaşanılanları kapatmak, görmezlikten gelenlerin de hiç rahat olmadığını bilirim..
Ve bunların benim tarafımdan er geç dile getirileceğini de bekler durduklarını da..
Ancak bu yaşanılanları ben değil bir taraftan Saffet Kaya’yı gündemde tutarken diğer yandan mevcut vekili ve onun ekibini yazanlar,
Yada Ardahan’da yaşanan rahatsızlıkları arada birde olsa yaptıkları haberlere koydukları başlıklarla sadece gündeme getirip, sonrada tam tersi haber yapanlar yazmalı diye beklerim..
Veya her gelene paşam gidene ağam diyenler,
Örnek mi?
Bir toplantıda, kendisi gibi başkanlık yapmış Göleli bir yöneticinin Ardahanlı bir seçilmişin yapılan itiraza, ‘Fakirin dilinde konuşuyorsun’ diyerek, 1 Milyona karşılık 1 kuruşluk tanıtımla açılan ama o kadar kayak tesisinin tv’llerde tanıtılma mücadelesi verdiği şu günlerdeAB’nin projesi ve parasıyla yenilenen ama hala tanıtılamayan Yalanızçam Kayak Tesisinin Van’a giden Bakinin dõneminde yapılan açılış programı öncesi yaşananları dile getirmek oradakilerin işi diye düşünüyorum..
Yada bizlerin davet edilmediği gibi set bir eda ile girdikleri kapıdan kendilerinin neden davet edilmediğini sert bir dille dile getirip, sonrada ‘zaten ben ev sahibiyim’ diyerek bulunduğu siyasi gücü sözde ayağa düşürmeyenler bu yaşananları yüksek sesle dile getirip, hatta Ankara bildirmesi daha doğru değil mi?
Neyse buraya kadar ne anlatmak istediğimi sanırım az çok anlaşılmış diyerek yazımı ve yazacaklarımı şimdilik sonlandıralım..
Çünkü benim kente olmadığımla rahat olduklarını sananların da kendi aralarında hiç rahat olmadıklarını bilmenin rahatlığı içindeyim..
Ve İstanbul’dan Ardahan’ı izliyor, öğreniyor, not ediyorum..
Yeri ve zamanı geldiğinde anlatacaklarımla kar ve buzların altına silinenleri eritmek için..
rahat ve iyi haftalar..