Ardahan Bir Değerini Daha Kayıp Etti!..

Doğan Şentürk TGC'nin Başkan Yardımcısı Oldu!Doğan Şentürk TGC’nin Başkan Yardımcısı Oldu!


Son yıllarda her alanda önemli çıkışlar yapmaya başlayan Ardahanlılar siyasete olduğu basın, yayında da adlarından söz ettirmeye başladılar.

Başta ARDAFED olmak üzere ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ parolası ile yol alan Ardahanlılara medyada en büyük desteği veren Gazeteci, Fox TV Genel Yayın Yönetmeni, Ardahanlı Doğan Şentürk Türkiye’nin önemli cemiyetlerinden biri olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı oldu.



Gazetemizin de üyesi olduğı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 17-18 Nisan 2019 tarihinde Cağaloğlu’ndaki binasında bulunan Burhan Felek Konferans Salonu’nda yapılan 46. Genel Kurulu’ndaki seçimi Turgay Olcayto’nun Bağımsız Bağlantısız Özgür Gazeteciler Grubu kazanmıştı.  Seçimi kazanan yeni yönetim kurulu görev dağılımını 22 Nisan 2019 Pazartesi günü saat 17.30’da yaptığı toplantıda gerçekleştirdi. 


Yönetim Kurulu Toplantısı’nda Turgay Olcayto Başkanlığa, Vahap Munyar ve Ardahanlı Fox TV Genel YayınYönetmeni Doğan Şentürk Başkan Yardımcılıkları görevlerine seçildi. Sibel Güneş Genel Sekreter, Ahmet Özdemir Genel Sayman, Niyazi Dalyancı ve Hakan Güldağ Genel Sekreter Yardımcıları olarak görevlendirildi. İhsan Yılmaz, Göksel Göksu, Pınar Aktaş ve Semra Kardeşoğlu Yönetim Kurulu’nda üye olarak görev yapacaklar.


Görev dağılımından sonra bir konuşma yapan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, “Gazetecilik mesleğinin suç olmadığını söylemeye, yargılanan ve tutuklu gazetecilerin haklarını savunmaya, meslektaşlarımızın haklarını korumak için mücadele etmeye devam edeceğiz. Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması için çalışmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.



İki yazıyı bir günde yazmak..


Pazar tembelliğine alışkın olmama karşın günü alt üst eden ve yazı yazamayacak hale sokan gelişmeler ve moral bozan haberler alınca değil yazmak, el kaldırmanın zorluğunu saklamak adına, ‘pazar tembelliği’ der insan..


Halbuki pazar da olsa hedeflediğiniz bir plan ve programınız var, sabah ola, hayır ola deyip, uyumak için girdiğiniz yatakta kalkmak istemeseniz de sizi kaldıran, ‘haydi koş’ dedirten bir çok şey vardır hiç uyumayan beyninizde..


Ve sabah olduğunu anladığınız takırtı seslerinin geldiği kulağınızdan beyninize giden sinyaller sizi kalkmaya, gözlerinizi açmaya ve ayaklarınızı yürütmeye emretse de gece üstünüze aldığınız yorganı iyice üstünüze çeker, ‘ya bugün pazar değil miydi’ der, kaldığınız yerde uyumak isteseniz de daha bir saat önceki o uyku tadının da kaçtığını hisseder, bir sağa, bir sola kıvranırsanızda sizi davet eden wc’nin sinyali daha da ağır basar.


Ve istemesiniz ayağınız aşağıya, başınızı yorgandan dışarıya uzatıp, açtığınız gözlerinizle sanki yabancı bir yerdeymişcesine sağa, sola bakıp, bir süre düşündükten sonra uyku için girdiğiniz yatakta akşam yada gece düşündükleriniz ve yapmanız gerekenler hatırlar, o hiç çıkmak istemediğiniz yataktan bir anda fırlar, hızla bir orada bir burada gergince sağa sola koşturur, sonra da kendiniz aynanın karşısında saçlarını tararken yada kravat takarken veya makyaj yaparken bulursunuz.


Ayakkabılarınızın nerede olduğuna bakarken sofradaki bir iki parça yiyeceği alelacele ağzınıza attıktan sonra şişmiş ve bir haftanın yorgunluğu ile dinlenmiş olan ayaklarınıza ayakkabıları giymiş, kendinizi kapıdan dışarıda bulmuş olursunuz.


Hedef akşamdan kalma işi çözmek, pazar da olsa kendinize olduğu gibi karşınızdakine verdiğiniz sözü yerine getirmek için koşuştururken unuttuğunuz şeylerde olur..


İşte bu unutulanların başında gelen ya telefonunuz yada cebinizde olmasını umduğunuz veya o günü alt üst edecek olan program oldu mu pazar denen şey kalmaz.


Sonra alt üst olan moraliniz dolaysıyla yapmak istediğiniz, yapacağınızı da yapamaz, kalktığınızda, dışarı çıktığınıza pişman olsanız da gidenin geri gelmeyeceğini anlar yeriniz de kala kalırsınız.


İşte o anlardan birini yaşadığım pazar günü asıl yapmak istediğim 34 yılı bulan gazetecilik hayatımda her gün yaptığım, yazdığım köşe yazımı yazmadığımı hatırlayıp, ‘vay be amma da bir gündü’ diyerek o günün alt üst olmasına neden olana kimsenin duymayacağı şekilde düm düz gidersiniz..


Ve bende aynısını yaptım, günü alt üst edenlere, yazımı yazmamı geciktirenlere bolca selam (!) göndersem de dün yazmadığımı bugün yazacağımla birleştirip, iki yazıyı gece uymayarak bir güne sığdırdım..


Ve bu iki yazımın birisi ülke sorunları ile ilgili diğeri ise kendimle ve yerelle ilgili konulardı.


Ana bir insanın uyku halini anlatmam da üçüncü konu oluverdiğini anlıyordum.


Ülkemin ,içinde olduğu sorunların başında gelen ekonomik sıkıntının getirdiği moral bozukluğu ile iyiden iyiye rahatlayan İstanbul trafiğinde yol alırken aradığımın cevap vermemesi, arayanın ise benimle alakasız bir nedenle tartışması ve bu yetmez gibi her gelen sinyal ardından açtığında ‘kiminle yazışıyordun?’ denen whatsApp ile gelen ve moral bozduğu gibi geren mesajların yarattığı atmosferin günümüzü alt üst ederken, bir taraftan da direncimi arttırıyor, yaşananlara ‘haydi oradan, bildiğin gibi olsun, ne yaparsanız yapın, size inat ben yoluma devam edeceğim’ dedirten bir his ile işime bakıp, 34 yıldır kesintisiz yazdığım yazılarımdan ikisini birleştirerek günlük yazılarımı yazmaya başlıyordum..


Ve Başkan Erdoğan’ın kampa aldığı yeni seçilmişlere hitap ederken seçimler öncesi ‘Merak etmeyin 4,5 yıl buradayım’ dediği iktidarının yarım yılını 3 gün içinde unutup bu kez ‘4 yıl seçim yok’ dese de YSK’nın hala tartışılan İstanbul seçimleri için yapılan itirazlara cevap vermediğini de hatırlıyordum.


Ve en önemlisi yine aynı Başkan Erdoğan ‘takmıyoruz’ dese de yurt dışında gelen ekonomik baskıların her geçen gün arttığı ve piyasaların buna dayanacak halinin kalmadığını da hatırlıyordum..


Bunlar ulusal sorunlar konusunda başı çekerken benimde içinde olduğum yerel sorunları da ele almam gerekiyordu.


Ve bu sorunların başında bölgemde ki yeni belediye başkanlarına yönelik olarak oradaki hükumetin etkisinde ki mahalli idarecilerin bakışı ve de birlikte hareket etmemeleriydi..


Ve aynı başkanların da stk’lar başta olmak üzere hükumet ve mahalli kamu idareciler üzerinde baskı kuracak olanlarla temas kuramayışlarıydı.


Evet iki yazımı bir güne sıkıştırma adına ele aldığım bugünkü yazımın biri ulusal konulardı, diğeri ise başında bulunduğum stk ile diğer yerel sorunlardı.


Beni geren bir pazarı geride bırakırken yazmadığım yazılarımı yazıp, uyuyayım derken pazar günü geç kalkmanın getirdiği sıkıntının diğer geceyi de uykusuz bırakırtırsa da yazılarımı yazmanın rahatlığı ile yeni bir güne ve haftaya merhaba demek için uyumaya gidiyordum.


Ama gün boyu beni geren ve yazımı yazmamı unutturan mesajlardan bir yenisinin geldiğini görürken bu günün de, haftanın da hiç iyi geçmeyeceğini gülerek hissediyordum.


Bu yetmezmiş gibi seçimlerden sonra yaptığı ilk konuşmasında, ‘Türkiye İttifakına İhtiyaç Var’ diye aynı Başkan Erdoğan’ın seçimler ardından ikinci konuşmasında yeni seçilmiş olan başkanlarına seslenirken, ‘Daha bir şey bitmemiş’ demesinden karar almak üzere olan YSK hakimlerine, bana gelen mesajlar gibi üstü kapalı mesajlar yolladığını anlıyor ve önümüzde ki günlerin hatta yılın hiçte rahat geçmeyeceğini de anlıyordum.


Neyse gecenin saat üçüne sıkıştırmaya çalıştığım iki günlük yazımın bir hayli uzandığı ve iki yazıdan çok üçüncü yazıya doğru yol aldığını görünce, ‘Geleceği varsa, göreceği de var! ‘ deyip, ‘İki yazıyı bir günde yazmak..’ başlıklı yazıma noktayı koyuyorum..