ARDAHANLI 3'Ü KADIN 5 MİLLETVEKİLİ VAR!..

Ardahan’lı olmayan CHP’li İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal Ardahan’lıların çok istediği Doğu Ekspresi treninin son durağının Ardahan olması konusundaki kampanyaya destek olma adına Doğu Ekspresi konusunu kendisine iletilmesi üzerine Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunurken Ardahanlı olan 5 Milletvekilinden Ardahan’a yönelik ne ses var, ne de seda.


İkisi AK Partili, 2’si HDP’li, 1’i Bağımsız olan Ardahan’lı Milletvekilleri  Göleli Orhan Atalay (Ardahan/AK Parti), Posoflu Tülay Kaynarca (İstanbul/AK Parti), Hanaklı Züleyha Gülüm (İstanbul/HDP), Ardahan/Merkez/Sarzepli Serpil Kemalbay (İzmir/HDP) Ardahanlı Öztürk Yılmaz (Bağımsız) isimli milletvekillerinin neden bir çok sorunla baş başa bulunan ve işsizlik nedeniyle göçün devam ettiği, Havaalanı isteyen, Doğu Expresinin Ardahan’a uzanmasını bekleyen Ardahan’ı TBMM’sine taşımadıkları, bir araya gelip Güçlü Bir Ardahan Lobisi için niye katkı sunmadıkları da dikkatlerden kaçmıyor.



*Ardahanlı 11 Belediye Başkanı,


2 Belediye Başkanı, 2 İlçe Başkanı Var..


Ardahanlı 5 Milletvekilinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyaset alanında bulunduğu ve Ardahan’a yeterince sahip çıkmadıkları yönünde eleştirilerle baş başa kaldığı dikkat çekerken  

Ardahanlı 11 Belediye Başkanı, 2 Belediye Başkanı Yardımcısı (İstambul/Sancaktepe-Ataşehir) , 2 İlçe (İst. Küçükçekmece-Kocaeli/Gebze) Başkanı Var..

7’si Ardahan’da, 3’ü İstanbul’da, 1’i Çanakkale/Geyikli’de olmak üzere toplan 11 Ardahanlı Belediye Başkanının olduğu ülke siyasetinde yine aynı sahnede batı kentlerinde Ardahan’lı 2 Belediye Başkan Yardımcısı, 2 İlçe Başkanı var.

Cumhurbaşkanının danışmanlarından 2’sinin de Ardahanlı olduğu ülke siyasetinin yanı sıra Fransa ve Almanya’nın da içinde olduğu basın ve medyada da bir çok önemli isimler Ardahanlı..



“Siyasetçiyle gazeteci arasındaki ilişki


perdesiz evde çıplak dolaşmaya benzer.”


arşiv haber 17/07/2018 tarihli haber


Stratejisini “Dizilerle yarışan bir ana haber” olarak belirleyen FOX Haber yıllardır reytinglere de ambargo koydu. Liderliği kimselere kaptırmayan FOX Haber’in başarısını FOX Haber Genel Yayın Yönetmeni Ardahanlı hemşerimiz Doğan Şentürk, Marketing Türkiye adlı internet haber sitesine anlattı.


“Türk izleyicisiyle ekran yüzleri arasındaki duvarı yıktık” diyen Şentürk, FOX’un sadece yayıncılıktan gelir elde etmesinin kendilerini bağımsız kıldığını söylüyor. “Siyasetçiyle gazeteci arasındaki ilişki perdesiz evde çıplak dolaşmaya benzer” diyen Şentürk, Muharrem İnce’nin “Adam kazandı” mesajını canlı yayında okumalarını da tam bir gazetecilik olarak tanımlıyor.   


FERRUH ALTUN


SON BİR-İKİ YILDIR FOX HABER’İN REYTİNGLERDE ZİRVEDE YER ALDIĞINI GÖRÜYORUZ. BU BAŞARININ ALTINDA NASIL BİR YAKLAŞIM YATIYOR?


Esasında çok kapsamlı bir soru bu ama yanıtını şöyle özetleyebilirim: Türk izleyicisiyle ekran yüzleri arasındaki duvarı yıktık. Bunda Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya’nın da çok önemli katkısı var. Biz izleyiciyi star yaptık, starlarımızı da sıradan yaptık. İzleyici de ekran yüzlerimizdeki bu doğallığı hissetti. Çünkü izleyici ekran yüzünü evine misafir ederken doğallığı arar, kendinden bir parça görmek ister onlarda. Çünkü haber de ne olmak istediğinizi değil ne olduğunuzu yansıtır, topluma ayna tutar. Her kesimden izleyicinin FOX ekranında toplanmasının nedeninin de bu olduğunu düşünüyorum.


DAHA ÖNCE DE BAŞARILI İSİMLER OLARAK BİLİNİYORLARDI AMA FATİH PORTAKAL VE İSMAİL KÜÇÜKKAYA’NIN BİRER STAR OLMASI FOX HABERLE GERÇEKLEŞTİ… BUNU NASIL BAŞARDINIZ?


Ben buna “Copyright FOX” diyorum. Bu durum muhabirlerimiz için de geçerli. Elbette dışardan da transfer ettiğimiz isimler var ama biz içimizden isimleri öne çıkarmaya, kendi ekran yüzlerimizi yaratmaya çalışıyoruz. Ancak Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya zaten buraya geldiklerinde kendilerini kanıtlamış isimlerdi. Ama FOX ekranlarında Türkiye’nin Anchor’ları oldular.


HABER BÜLTENLERİNİ HAZIRLARKEN ÖNCELİKLERİNİZ NELER OLUYOR?


FOX Haber 10 yılı aşkındır var ve biz her iki yılda bir seçim yaşadık. Yani seçimler konusunda çok tecrübeli bir ekibimiz var. İnsanların siyaset haberlerini bizden izlemesinin birkaç nedeni var: Birincisi her kesime ekranımızı açık tutuyoruz. Liderler FOX’ta programına seçime giren tüm partileri davet ettik.


Çünkü her kesimden görüşün sesini yansıtmak bizim haberciliğimizin gereği. İkincisi biz siyaset haberlerini çok kompakt verdik. Basit ve yalın bir dil kullandık. Ana Haber’de “chat” yaparız mesela. Liderlerin konuşmalarını uzun uzun vermek yerine onları yaptıkları açıklamalarla karşılıklı olarak konuşturduk. Partilerin tüm vaatlerini ve işin magazinel boyutlarını de bu yolla ilettik. Bu yaklaşımla halkın tarafında olan, onlar adına konuşan Anchor’mız bir araya gelince ortaya toplum tarafından kabul gören bir ekran çıkıyor.


SİZİ “MUHALİF” OLARAK TANIMLAYAN ÇEVRELER DE VAR. KENDİNİZİ “MUHALİF” OLARAK TANIMLIYOR MUSUNUZ?


Bu görüşe katılmıyorum. Türkiye’de medya artık angaje. Bunu sadece iktidara yakınlık anlamında da söylemiyorum. Bu kadar angaje bir ortamda tarafsız habercilik yaptığınızda muhalif olarak algılanıyorsunuz. Diğer yandan gazeteciliğin zaten özünde de muhaliflik vardır. Elbette gazeteci olumlu şeyleri de haber yapar ama daha çok olumsuz şeyleri haber yapar. Haberlerimizi yaparken vatandaşa dokunuyoruz. Vatandaş ekonomisi dediğimiz mesele çok önemli. Makroekonomik dengelerle ilgili de haber yapıyoruz ama pazara inip patates-soğan haberi, hastaneye gidip sağlık haberi de yapıyoruz. O sebeple de her kesimden vatandaş bizi izliyor. Dizilerle yarışan bir haber bülteni yapıyoruz. Aldığımız yüksek reytinglere baktığınızda bizi sadece CHP, İYİ Parti ve HDP’lerin izlediğini söylemek yanlış olur. Bizi AK Parti ve MHP’liler de izliyor. Tüm Türkiye’nin doğruları öğrendiği bir ekran oluşturduk.


ÖZGÜR GAZETECİLİK YAPMA ÇABANIZDA FOX’UN YABANCI BİR YATIRIMCI TARAFINDAN KURULMUŞ OLMASININ DA KATKISI VAR MI?


Yabancı sermayeli bir yayıncı olmanın ötesinde grubumuzun yayıncılık dışında bir işinin olmaması ve tüm gelirini reklamlardan elde etmesi bizim en önemli gücümüz. Diğer pek çok yayıncının farklı alanlarda da yatırımı var ve devletle ilişkilerini de buna göre düzenlemek durumundalar. Bizim başka bir alanda yatırımımız olmadığı için devletle ilişkimiz “haber kaynağı” boyutundan öteye geçmiyor. Yöneticilerimiz bizleri ne kadar reyting aldığımızla ve bu reytingin ne kadar reklam gelirine dönüştüğüyle değerlendiriyor.


PEKİ, REKLAM GELİRİ İKTİDAR İLİŞKİLERİNDEN BAĞIMSIZ BİR SÜREÇ Mİ?


Kuşkusuz değil. Sektörde devletin reklamverenleri ile ilgili sıkıntılar zaman zaman yaşanıyor. Dünyanın her yerinde de iktidarlar bu alanı amaçları doğrultusunda kullanırlar. Ama genel olarak baktığınızda Türkiye serbest piyasa koşullarının olduğu bir ülke ve özel sektör çok güçlü. Ortada da izlenme oranlarında birinci olan bir kanal var. Ekranımız güçlü oldukça reklemveren de bizi tercih etmeye devam ediyor. Günün sonunda devlete bağlı kurumlar da reklam yapmak istediklerinde güçlü kanalları tercih ediyor.


YAPTIĞINIZ YAYINLARLA İLGİLİ HÜKÜMET YA DA PATRONAJDAN TELEFON ALIYOR MUSUNUZ?


10 yılı aşkın süredir bu görevi yapıyorum; ne bir hükümet yetkilisinden ne de yönetimden haberlerimize dair müdahale görmedim. Elbette hem hükümet kanadından hem de muhalefetten sitemler geliyor ama tehditkâr bir telefon almadık. Her tarafa eşit yaklaşarak gazetecilik yapmak amacındayız. Yayınlarımızda ülkenin üniter yapısı, bayrağı, halkı ve her şeyden önce Atatürk Cumhuriyeti’nden asla ödün vermeyiz. Yayınlarımızda da bu değerlere bağlılığımızı vurguluyoruz. Haber merkezimizde çalışanlar da dahil bu ülkede yaşayan herkes Cumhuriyet’in kazanımlarıyla bugün bu noktadalar. Bu Cumhuriyet olmasaydı Kasımpaşa’dan, Isparta’nın bir köyünden gelip Cumhurbaşkanı olmak mümkün olur muydu?


İSMAİL KÜÇÜKKAYA SEÇİM GECESİ MUHARREM İNCE’NİN “ADAM KAZANDI” MESAJINI CANLI YAYINDA OKUDU VE TARTIŞMALAR DA BAŞLADI. SİZCE BU BİR “HABER” MİYDİ?


Buz gibi haberdi. Siyasetçiyle gazeteci arasındaki ilişki perdesiz evde çıplak dolaşmaya benzer. Seçim gecesi saat 12.30’da 5 saattir kimsenin ulaşamadığı bir Cumhurbaşkanı adayına yayın sırasında ulaşıp “Sayın Başkan sosyal medyada birçok konu konuşuluyor, size ulaşılamıyor. Ortaya çıkan seçim tablosunu nasıl yorumluyorsunuz” diyorsunuz ve karşından şöyle bir yanıt geliyor: “Adam kazandı…” Bu tamamen gazeteci ve kaynağı arasındaki bir iletişim ve ortaya çıkan da bir haberdir.


İSMAİL KÜÇÜKKAYA’NIN YERİNDE SİZ OLSAYDINIZ ÜSLUP OLARAK DA O MESAJI BÖYLE Mİ YAYINLARDINIZ?


Ben de o mesaj nasıl geldiyse öyle yansıtırdım. Eğer Muharrem İnce off the record olarak “Adam kazandı” deseydi bunu yayınlamazdım. Bizde haber de kaynak da kutsaldır, namustur. Ama ortada böyle bir gizlilik talebi yok. Muharrem İnce’de durumun farkında diye düşünüyorum. Ertuğrul Özkök’ten, Çiğdem Toker’den tutun da gazeteciliğin pirlerinden Haluk Şahin’e kadar pek çok meslektaşımız bunun gazetecilik olduğunu dile getirdi.


DOĞAN GRUBU’NUN SATILMASI MEDYADA DENGELERİ NASIL DEĞİŞTİRDİ?


Şuanda çok parlak bir medya tablosu yok. Doğan Medya artık iktidarın kontrolünde bir yapı. “Satılmadan önce öyle değil miydi?” diyenler de var tabi ama bence aynı şey değil. Tirajlarının düştüğü yönünde çeşitli piyasa dedikodularını da duyuyoruz. Ama ne kadar doğru bilmiyorum. Fakat tablo iyi değil çünkü demokrasiye katkı sağlaması açısından dördüncü kuvvet olarak tanımladığımız medya kendi görevini şu anda yapamıyor, önümüzdeki dönemde daha da zorlanacak gibi.


“DOĞAN MEDYA’NIN SATILMASI FOX’A VE SÖZCÜ’YE YARADI” YORUMLARI VAR. SİZ BU GÖRÜŞE KATILIYOR MUSUNUZ?


Gazete tarafını bilmiyorum ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ölçümler özellikle Kanal D’den ciddi bir izleyici kitlesinin FOX’a kaydığını gösteriyor. Komşumun evi yanarken, o ateşle yumurtamı pişirmem. Doğan Medya’nın satılması reytinglerimizi artırmış olabilir ama sektörün geneli için olumlu bir gelişme olmadı.


BİR SÖYLEŞİNİZDE “BU COĞRAFYADA YAŞAYAN GAZETECİLERİN BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ OLMADIĞI GİBİ CAN GÜVENLİĞİ DE YOKTUR” DEMİŞSİNİZ. BU SÖYLEMİNİZİ BİRAZ AÇAR MISINIZ? 


Çok da açıklanacak bir durum yok. MHP’nin gazetelere verdiği ilana bakmak yeterli. Bir muhalefet partisinin seçimden sonra bir gazeteci listesini ilan olarak yayınlaması veya ceza evindeki bir başka isimin “şu şu gazetenin şu şu isimlerini öldüreceğim” diye mektup göndermesini gördükten sonra dile getirdiğim can güvenliği meselesi sizce de doğru değil mi? Bu başka türlü nasıl açıklanabilir. Yarın muhalefet partisinin ilanında yer alan gazetecilerden birinin başına bir iş gelse bunun sorumlusu kimdir? Bunun yanıtı çok basit. O ilanda yer alan iki isim bizim ekran yüzlerimiz. Bu durum devlet adamlığı ciddiyetiyle bağdaşan bir durum mudur?


FOX OLARAK BU KONUDA BİR ŞEY YAPMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?


Biz de insanız ve elbette endişeleniyoruz. Ama şunu çok büyük bir açıklıkla söylemeliyim ki endişelerimizin bizi esir almasına izin vermedik, bundan sonrada vermeye niyetimiz yok.


BU İLANIN ALTINDA NASIL BİR AMAÇ VAR?


Bence bu ilanı veren muhalefet partisi de yaptığının yanlış olduğunun bir süre sonra farkına varacaktır. Belki bu ilanı verenler de işin can güvenliğini tehdit etme boyutuna ulaşmasını istemez. Ama bu iş o noktaya giderse de bunun altında kalırlar. Sivil silahlanmanın çok yüksek olduğu bir yerde böyle bir ilanı vermek arı kovanına çomak sokmaktır…


İZLENME ORANLARINIZ BU DENLİ ARTINCA “FOX BİR GAZETE ÇIKARACAK MI, BİR HABER KANALI KURACAK MI?” SORULARI SORULMAYA BAŞLANDI. VAR MI BÖYLE BİR PLAN?  


Şuanda böyle bir planımız yok. Biz birinciliğini ilan etmiş, geliri yüksek bir kanalız. Haber bölümü de bu yapı içinde görevini başarıyla yerine getiriyor. Ama ilerde böyle adımlar atılır mı? Bu global yönetimin alacağı stratejik bir karar. Fakat şunu da görüyoruz FOX Haber Türkiye’de güvenilirliği oldukça yüksek bir marka. Toplumdan haberleri daha çok yayınlamamız konusunda bir talep var ama bu taleplerin karşılık bulması koşullara bağlı. O koşullar da şirketin yüksek karar vericileri tarafından değerlendirilir. Ama yakın vadede böyle bir plan yok.


GLOBALDEN GELEN GERİBİLDİRİMLER NASIL? KANALIN GİDİŞATINDAN MEMNUNLAR MI? 


Son derece olumlu dönüşler alıyoruz. Seçim gecesi AB grubunda 18, diğer guruplarda da 15 reyting aldık. Bu konuda hem globalden hem de Türkiye’deki yönetimden tebrikler aldık. Tabi onların isteği güvenilirliği yüksek ve tarafsız bir marka yaratmak. Biz de buna katkı sağlamaya çalışıyoruz.


HABER BÜLTENLERİ KENDİ İÇİNDE REKABET EDERKEN SİZ DİZİLERLE REKABET ETTİĞİNİZİ SÖYLÜYORSUNUZ. BUNUN NEDENİ NEDİR?


Diziler kurmaca hikayeleri anlatır. Biz de hikaye anlatıyoruz ama bizim anlattıklarımızın hepsi gerçek. Üstelik her gün her biri iki dakikalık 20’den fazla dizi yapıyoruz. Böyle kısa bir zamanda gerçek bir hikayeyi tüm çarpıcılığıyla vermek de hiç kolay bir iş değil. Böyle bakınca dizilerle rekabet eden bir haber bülteni çıkıyor ortaya.


KAPANAN YAYINLAR, İŞSİZ KALAN GAZETECİLER, BİTMEYEN BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ TARTIŞMALARI… TÜRK MEDYASI BU SÜREÇTEN NASIL KURTULUR?


Her şeyde olduğu gibi basın özgürlüğünü de devletten bekliyoruz. İktidarın bir gün “Tamam, artık özgürsünüz” demesini bekliyoruz. Oysa bu yanlış. Basını kurtaracak tek güç, kendisidir. Medya sorunlarını kendini yenileyerek aşmalı. Öncelikle kendi gelirini kendisi sağlamalı. Medya patronlarının başka alanlarda yatırımları olmamalı. Patronların gazetecilerden beklentisi Ankara’daki işlerini takip etmek değil, çok okunan çok izlenen yayınlar yaparak kârlı ve itibarlı bir yayıncılık yapmaları olmalı. Türkiye reklam gelirleri açısından potansiyeli yüksek bir ülke. Türkiye televizyonlara da gazetelere de dijital dünyaya da yetecek kadar büyük bir reklam pastasına sahip. Yeter ki bu reklam pastası adil dağıtılsın, bu pastaya devlet karışmasın.


FATİH PORTAKAL VİCDANLI BİR GAZETECİ


“Fatih Portakal çok samimi ve bu samimiyetinden dolayı da yaptığı yorumlar izleyiciyi rahatsız etmiyor. Fatih kamara arkasında nasılsa kamera önünde de öyle olan sahici bir insan. İnandığı doğrulardan şaşmayan, denge kurma endişesi olmayan bir gazeteci. Vicdanlı bir gazeteci. Fatihi muhalif bulanlar bile bu özelliği nedeniyle kendisine sempatiyle bakıyor.”


İSMAİL KÜÇÜKKAYA DENGEYİ SAĞLIYOR


“İsmail Küçükkaya da Fatih Portakal gibi samimiyetini izleyiciye aşılamayı başardı. Hiçbir haberi saklamayan, habere namus gözüyle bakan bir gazeteci. Bir başka özelliği de bir Ankara gazetecisi olması ve yöneticilikten gelen bir gazeteci olması. Dolayısıyla dengelere de çok dikkat eden bir yanı var.”



**Unutulan Demokrasi, Uyuyan Muhalefet!..


Bugün yaşananları özetlemek için size gerçek yaşanmış ama hal dilinde masala dönen bir kısa hikaye anlatmak istiyorum..

Çünkü 24 Haziran öncesi OHAL’ı kaldıracaklarını belirtip,24 Haziran’dan sonra da ortaya çıkıp, ‘biz verdiğimiz her sözü tutan bir iktidarız’ diyenlerin kaldıracaklarını belirttikleri OHAL’ın yerine getirdikleri BUHAL’i en iyi anlatacak olan anlatacağım hikayedir..

Evet, Başbakan’ın meclis başkanı, bakanların komisyon başkanı, yakınların bakan, dostların bakan yardımcısı olduğu yeni sistemi adım adım hayata geçirenler lütuf edip, OHAL’ı de kaldırıyorlar..

Allah razı olsun..

Şimdi siz zaten uyuyanlar bir de bana kızıp, diyeceksiniz ki; Haydi kardeşim anlat şu hikayeyi de uykumuz geldi..

Durun hemen kızmayın anlatacağım, hem de ninniyi de ekleyeceğim, az sabır..

Ama geneli yine kayıp edip, yerel seçimleri unutan ve her zaman ki gibi bir birine düşen CHP’nin ve onun gibi bu ülkede onca yaşananlara karşı ne yaptıkları belli olmayan ve OHAL’ın BUHAL olduğu şu günlerde halleri içler acısı muhalefetin durumunu da anlatmak istiyorum.

Ülkenin olduğu gibi Meclisinde dizayn edilmeye çalışıldığı bu günlerde yine bir birine düşen ve bir birlerinin paçasına yapışan muhalefetin başını çeken CHP’nin belediye seçimlerinin de için de olduğu yerel seçimlere hazırlanması gerekirken yeniden kurultay kavgalarının içine düştüğü şu günlerde adeta beleşten vekil olan İYİ Partili vekillerin dün demediklerini bırakmadıkları Bahçeli’nin elini öpmek için sıraya giriyor, politika üretmekten ve ülke partisi olmaktan zorlanan HDP kayıplarda..

Tabi hepsinin manası hazır..

Yani; Biz bir birimizle ‘çatışıyoruz’ pardon çalışıyoruz, ama medya ve basın bizi görmüyor..’ diyorlar..

Ve ‘unutulan demokrasi, uyuyan muhalefet’ dönemi devam ediyor..

Neyse çok dolanmadan biz hikayemize gelip, demokrasinin nasıl unutulduğunu, muhalefetin nasıl uyuduğunu anlatan hikayemizi anlatalım..

Bizzat benim köyüm Şişka’da yaşanan bu gerçek kesit sanki bugün yaşananları ortaya koyması gerçekten de acınacak bir durum..

Çünkü sanalda yaptığı bir paylaşım yüzünden Ardahanlı iş adamlarından Meli,h Aktürk’ün de jet hızıyla tutuklandığını da duyuyoruz..

Hikâye aynen şöyle;




**10 Yumurtayı Getir, Al 20 Yumurtayı..

Efendim Şişka’da bir kadın her sabah kalktığında çocuğunun yatağı ıslattığını görüp, illallah ediyor ve çare aramaya başlıyor.

Komşu kadınları çağırıp, otla doldurulmuş olan döşeği her gün ıslatan ve çürüten çocuğuna çare istiyor..

Kadınlar baş başa veriyor, çare arıyor, ama ne fayda her gün aynı manzara yaşanmaya devam ediyor..

Ve sonunda biri çıkıp diyor ki;

‘-Kız biliyor musun bizim aşağıda ki mahallede ki dede var ya onun nefesi çok güçlüymüş, okuduktan sonra bir üfürüyor, derde çare oluyor.. Gel senide ona götüreyim..’ diyor..

Çaresiz kalan kadın her gün döşeği ıslatan çocuğu da alıp, bahsi geçen, üfürüğü güçlü dedeye gidiyorlar..

Dedenin kapısın da çare arayan bir iki yaşlı ve birde çocuğu olmayan yeni gelin..

Giriyorlar sıraya, sessizce bekliyorlar dedenin içeride kime üfleyip, çare olmasını ve sıranın kendilerine gelmesini..

O esnada çocuğu olmayan gelin her gece ot döşeği çürüten çocuğu kucağına alıp, özlemle seviyor..

Ve bir an bakıyor ki eteği sular içinde, çaktırmıyor, kucağında ki çocuğu yere indirip, o çok istediği çocuk özlemini unutuverip, ıslanan eteğini toplayıp, alttakilerinde ıslanmasını engellemeye çalışıyor..

Tam da bu sırada dede içeriden bağırıyor kim var gelsin hele..

Islanan eteğine çare arayan gelinin meşgul olması, onlardan önce sırada olanların dedeyi duyacak kadar kulağa sahip olamamasını fırsat bilen kadın sırayı bozup, dalıyor içeri, gelinin eteğini de çürüten çocuğu kolundan tutup, içeri çekiyor.

Ve dedenin karşısına geçip, anlatıyor derdini..

Dede bir kadını, birde çocuğu süzdükten sonra mırıldıyor..

-Bu işe çare olurum ama 10 yumurta..

Kadın önce anlamaz..

Dede bu kez yüksek sesle, ‘Gelin sen 10 yumurta al gel taze olsun, tavuktan yeni çıkmış olsun ha’ deyip, gelini evine, yumurtaları getirmesi için yolluyor..

Kadın çaresiz koşarak eve gidip, ikisi de komşudan 10 yumurtayı alıp yeniden dedenin ve yanına bıraktığı çocuğun olduğu üstten pencereli damın odasına giriyor..

Dede yumurtaların gelmesiyle açılan gözleri ile başlıyor okumaya, çocuğu önüne alıp üfürüyor ve tamam gidin bundan sonra olmaz diyor..

Yani 10 yumurtayı alan dedenin okuması ve üflemesi işle sorun bitiyor gibi..

Çocuğu evine alıp gelen ve akşamı heyecanla bekleyen kadın rahat uyumanın hayali ile önce çocuğu uyutuyor..

Ve günün stres ve yorgunluğu uyanınca burnuna keskin bir koku geldiğini anlıyor ve hemen çocuğunun yatağına bakıyor ki ne göre!..

O her gün sıdık kokan çocuğu altı bu kez daha beter halde.. Çişinin yanı sıra birde büyüğünü yapmış halde çocuk yarı beline kadar batakta!.

Çocuğu ellemeden hemen kümese koşan kadın ne kadar yumurta varsa topluyor ve al acele yıkadığı çocuğu da alıp dedenin kapısını dönüyor..

Ve diyor ki;

Dede, dede bak 10 yumurta aldın küçük suyu kesecektin ama bırak küçüğü bir de büyüğü eklettin..

Şimdi al şu 20 yumurtayı da Allah rızası için çocuğu eski haline çevir..

Yani işin kısacası bize kaldırılacak denen OHAL’ı aratacak olan yeni yasalarla siyasileri, adaleti, hukuku, insan hakları değil, çok şikayetçi olduklarını belirttikleri bürokrasinin başını çeken valileri OHAL’in yerine gelecek olan BUHAL ile daha da güçlendirenler ve bunları görmeyip, uyuyan muhalefetin olduğu ülkemde 20 yumurta bulabilecek miyiz? 

Onu da ben bilemiyorum..

Çünkü basın ve medya korkudan, muhalefet uykudan altlarının ıslandığını bile fark edemiyor halde..