Ardahanlı Başkan Yardımcısı da Oldu!

**Ardahanlı Ahmet Yılmaz Belediye Başkan Yardıcısı Oldu..


Türkiye siyasetinde var olma mücadeledesi veren Ardahanlı siyasilerin başarıları devam ediyor.


Ardahan merkez de olduğu gibi yurt genelinde var olma mücadelesi veren ve ‘Güçlü Bir Ardahan Lobis’ oluşturmak için çalışmalarını sürdüren Ardahanlılardan olan Ardahan Merkez Küçüksütlüce Köylü Mali Müşavir Ahmet Yılmaz bir çok Ardahanlın da yaşadığı ve Av. Şeyma Düğücü’nün Belediye Başkanı olduğu Sancaktepe Belediye Başkan Yardımcısı oldu.


Daha önce AK Parti Sancaktepe Belediye Meclis Üyeliği de yapan Sancaktepe Belediye Başkan Yardımcısı Ahmet Yılmaz aynı zaman da İstanbul Büyüşehir Belediye Meclis Üyeliği görevinide yapacak.


Aynı zaman da ARDAFED Başkanı Fakir Yılmaz’ın köylüsü ve akrabası da olan Ahmet Yılmaz’ın da Esenyurt, Bakırköy, Şişli ve Kocaeli Dilovası’nın Ardahanlı Belediye Başkanları gibi bir ilke imza atmaları Ardahanlılar sevindirdiği gibi gurur da verdiler.



**Sultangazi CHP Kadın Kolları Başkanı da Ardahanlı Oldu..


Öte yandan yine iki Ardahanlının, İsa Yucak ile Haluk Bozkurt’un Belediye Başkan Adayı oldukşları ancak kazanamadıkları İstanbul’un Sultangazi İlçesi CHP Kadın Kolları Başkanı da bir Ardahanlı.


Ardahan Damalllı Sennur Sırbudak’ın (İmamoğlu ile selfie çeken) CHP Sultangazi Kadın Kolları Başkanı olduğu İstanbul gibi Ankara, İzmir, Kocaeli ve Bursa’da da bir çok Ardahanlı siyaset alamında önemli yerlede görev almaktalar.


Bilindiği gibi Kemal Deniz Bozkurt-Esenyurt, Bülent Kerimoğlu-Bakırköy, Muammer Keskin-Şişi, Hamza Şayir_Kocaeli Diovası’nın Ardahanlı Belediye Başkanları olurlarken İstanbul CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’da Ardahan’ın gelini.



**Solculuğun gereği yapılmalı..


Daha önce Ardahan-Artvin arasına şimdi de başkentin yakınlarında saldırıya uğrayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “Lütfen şehitlerin cenaze namazına gitme” diye twitterda mesaj attığını görünce bu memlekette birileri birilerini hizaya getirmek istediği izlenimine kapıldım.


Gerçi bu mesajı atan şahsın uzun yıllar başkanlığını yaptığı Ankara Büyüşehir Belediye Başkanlığını birinin kendisini görevden el çektirip, hizaya getirildiğini de hatırlamadım değil ya neyse..


Ama benim de bu yönde bir bakışımın olduğunu ve bunu bu yazımda dile getirmek istediğimi belirtmek isterken bu düşünceye sahip bir insan olarak bugün yeniden yazacağım düşüncemi daha önce de bir çok yazısında gündeme getiren bir gazeteci de olduğunu da hatırlıyordum. 


Çünkü hazır ola yada el kaldır, indire hatta fiili yada siyasi saldırılara elhamdülillah diyerek alışkın olan Melih Gökçek’ler gibi değil aklında olanı söyleyen, yazan bir kişiliğim olduğunuda hatırlıyordm.


Ve Gökçek’lerin önce tahrik edici söylemler ile gerdiği sonrada ‘lütfen’ ile başlayan sözde uyarıları ile devam eden filime konu olan Kılıçdaroğlu’nun ne yapacağı konusun da özgür bir insan olduğu gibi kapıdan dışarı çıkarken birileri gibi bir ordu koruma ile değil siyasetçide, bir partinin lideri de olsa sade bir vatandaş gibi komşunun acısına, tatlısına katılmak istediğini de anlamıyor değilim..


Ancak karşısında ağzına aldığı Beka sözü ile seçimler de yenilen ama bunu kabul etmeyip, hala bir umut var diyerek bir taraftan YSK’nın diğer taraftan sabrını kapısını aşındıran adımlar atanlar olduğunu unutmaması gerekenin de Kılıçdaroğlu olduğunu da unutmamak gerekir..


Çünkü bu ülke de muhalefetin en büyük partisinin lideri olmaya gereke yok sade bir vatandaşta olsanız hayatınız çok garantili bir ülkede olduğunu bilmesi gerekenlerin başında Kılıçdaroğlu olduğunu sanıyorum.


Bu nedenle kendisini haksız yere ve hak etmediği şekilde eleştiri yağmuruna tutan ve bu yağmurların havuz medyası aracılığı ile doluya döndüğü bir ülkede değil şehit cenazesine ‘bir anlık dinleneyeyim’ diye kahveye, parka bile gidilemediği bir hal alan bir ülkede muhalefet lideri olmak, bu görevi gereğini yerine getirme ile bisiklet ile başbakanlığa gidip gelen Avrupa ülkesi siyasilerin olduğunu da unutmaması gereken de Kılıçdaroğlu ve onun gibi düşünenlerdir.


Ha bu arada Avrupa, medeni insanlar derken kendi insanımızın da seçtiği liderlerin ayna tutanı olduğunu yani iktidarda da olsa siyasileri onların seçtiğini de unutmamak gerekir..


Çünkü, ‘toplum neyse önderi de o olur’ diye bir sözün olduğunu da unutmadan adım atılması gereken bir ülkedeyiz.


Yani kendisi elektriği çalarak kullanan, bankamatikte maaş çekip, muhafazakar görünen vatandaşın, bir toplumun önderi, lideri onun yansımasıdır..


Kısacası solcuyum deyip, İmama Hatiplerin açılmasına katkı sunan sonra bundan dert yanan siyasiler gibi söylemleri ile toplumu gerip, ardından ‘Lütfen’ diyen siyasilerin önder olduğu bir toplumun ne yapacağını bilerek atılacak olan adımlar ile siyaset yapmak daha doğru bir şey olacak..


Yani hepimiz kardeşiz diyerek yasal olan bir parti HDP ile girilen ilişkiyi suistimal edenlere fırsat vermemek için ve birilerinin ‘lütfen’ leriyle muhatap olmamak için solcu gibi düşünüp, soldan yürümek en doğru bir şeydir.


O da solculuğun gereği neyi gerektiriyorsa onu yapmaktır.


‘Peki solculuk ne gerektiriyor?’ diye soru soracaklar olabilir..


Bende solculuğun sağ düşüncenin üzerinde beslendiği şeyler olmadığını ve ‘onlar gibi davranırsam oy alırım’ diye hal, hareketler içine girmemektir..


Yani Alevi, Solcu, Ulusalcı diye kendisini suçlayanlara şirin görünmek adına Bosna-Hersek’te namaz kılmak, Kur’an okuduğunu göstermek adına kameralar önünde hatim indirmek değil solculuk, solculuğun ret ettiği söylemler karşısında dimdik durmaktır..


Ha bu arada ortak olup, oyunun büyük bölümünü aldığı parti ile ittifak kurduğunu saklamakta solculuk değil, yiğitçe ortaya çıkıp, ‘Evet, ben kimle ittifak yapacağımı bir başkasına sormam, saklamam’ demekte solculuktur..


Yoksa birileri seni madara yapacak diye onun madarasından kurtulmak için onun dediğini, suçlamalarını ötelemek için gelişi güzel, pat diye bir yerlere gideyim, katılayım demekle solcu olunmaz..