Ardahanlı Tunceli'de TKP'den Meclis Üyesi Oldu!

**Ardahanlı Bademlerin Akrabası..


Bakırköy’de Ardahanlı Doktor Bülent Kerimoğlu, Esenyurt’ta Mühendis Kemal Deniz Bozkurt, Şişli’de Mali Müşavir Muammer Keskin, Kocaeli Dilovası’nda İşadamı Hamza Şayir’in Beleidye Başkanı seçildikleri 31 Mart Yerel Seçimlerinde Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat bölümünde yer alan Tunceli (Dersim) de Ardahanlı bir öğretim üyesi Türkiye Kominis Partisinden Belediye Meclis Üyesi seçildi.


Ardahan’ın Yeni Belediye Başkanı CHP’li Faruk Demir ile birlikte Kontejandan seçilen Mustafa Bademi’in akrabası olan ve Fatih Mehmet Maçoğlu ile birlikte Tunceli Meclis Üyesi seçilen Öğretim Üyesi Candan Badem Ardahan, Hanak, Vardosan köylü, 1970 yılı doğumlu, Börk köyü nüfusuna kayıtlı. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu (1992). 1995-2000 yılları arasında Kazakistan’da çeşitli şirketlerde çalıştı. Birmingham Üniversitesi Rusya ve Doğu Avrupa Çalışmaları Merkezi’nde yüksek lisans yaptı (2001). Doktorasını Sabancı Üniversitesi tarih doktora programında tamamladı (2007). Türk-Ermeni Sorunu Bibliyografyası kitabı Aras Yayıncılık tarafından yayımlandı (2007). Ermenistan Ulusal Arşivi’ne Türkiye’den gidip araştırma yapan ilk Türk akademik tarihçi oldu (2009). Doktora tezi İngilizce (The Ottoman Crimean War (1853-1856), Brill, 2010) ve Türkçe yayımlandı (Kırım Savaşı ve Osmanlılar, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2017). Eylül 2014’te doçent unvanını kazandı. SSCB tarihi ve Rusya üzerine çeşitli yazıları yayımlandı. Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesiyken, 1 Eylül 2016 tarih ve 672 sayılı KHK ile kamu görevinden ihraç edildi. Çok iyi düzeyde Osmanlıca, Rusça ve İngilizce, orta düzeyde Ermenice, Almanca, Zazaca ve Kurmanci biliyor. Evli ve bir çocuk babası.



**Erdoğan YSK’ya değil, AKP’ye Bakmalı!


Son Anayasa değişikliği ile hem kendisini Cumhurbaşkanı, hem Başkan hemde Parti Genel Başkanı yetmedi 31 Mart Yerel Seçimlerinde aday olanların yerine koyan Recep Tayyip Erdoğan’ın gerek seçimlerden sonra gerekse balkon konuşmasında üstü kapalı da olsa kabul ettiği sonuçları yalandan ve korkularından kabul etmeyen AK Partili görünenler aslında işi kurtarma yoluna başvurduklarını bende Erdoğan’da anlamıyor değil.

Çünkü çoğu bizzat Erdoğan tarafından birer memur gibi atanan ve kadrolarını kendileri kuran AK Parti İl, İlçe ve Belde Başkanlarının yanından yine Erdoğan’ın makamda olanı değil de aylar öncesinden aday olarak ilan ettiği adaylar bu işin erbabı olmadıkları ve asıl seçimlerin kaybına neden olan kişiler olduklarını dünya alem bilmekte.

Yani seçimleri kayıp eden AK Parti olmadığını onun İl, İlçe ve Belde Başkanları ile Adaylarının kayıp ettiğini ilk kabullenecek olan Erdoğan’dır.

Bunu göremeyip formaliteden başvurulan YSK’ya bakmakla zaman kayıp eden de Erdoğan’ın kendisidir.

Evet seçimlerin kayıp edileceğin aylar öncesi ilan eden Anket şirketlerini hapse atmakla tehdit edenlerin başında gelen Cumhur adlı ittifakın içinde kendi partisinin iç sorunlarını atlatan ama alakasız bir Beka çıkışı yaparak, Kürt seçmeni küstüren, kızdıran ve AK Parti’ye büyük zarar verdiren Devlet Bahçeli’yi de unutmadan asıl kayıp edenlerin şu an hala görevde olan AK Parti’nin siyasetçi kimliği ile alakasız kişilerden oluşan memur gibi İl, İlçe ve Belde Başkanlarının yanı sıra yine siyasetin içinde gelmeyen bakanlarının beceriksizliğidir.

Tabi Demokrat Parti Genel Başkanı iken Erdoğan’a demediğini bırakmayan bugün ki İçişleri Bakanı olan siyasetçiyi de unutmadan.

Şimdi buradan bir öneride bulunacağım ve YSK’ya umut bağlayan Erdoğan’ın tuz kokutmayan Hakimlerin vereceği kararı beklemeden seçim sonuçlarını kabul edip, demokrasiye daha çok zarar verilmesini engelleyerek,gözlerini partisine çevirmesidir.

Çünkü siyasetin S ile alakasız kişileri getirip, atama ile İl, İlçe Başkanı ve Belde Başkanı yapan, parti tabanına sormadan Saray’da kendisine önerilen isimleri aylar öncesinden ilan eden ve bugüne kadar kendisini buralara taşıyanları ‘Trenden inen, Trene Binemez’ diyerek aşağılayan aynı Erdoğan yeni bir U dönüşü yaparak, hatta özür dileyerek suçun büyük bölümünün kendisinin olduğunu ve mevcut 81 Vilayetin onca İlçenin vede Beldenin teşkilatlarını gözden geçirip, özellikle memur gibi kulağından tutulup, İl Başkanı yapılanların hepsini ve eksiği olanların çoğunu hemen almalıdır.

Bunu da Ardahan’dan başlatıp, oyların tekrar tekrar sayıldığı İstanbul’a kadar uzatmalıdır.

Bu benim gördüğüm durumdur, gerisi ve top Erdoğan’da dır..



**Dün yazamadığım..


50. Yaşımı bana meslektaşım olmak için Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde okuyan kızım Şeyma’nın yanında bana kutlatan yolculuğun getirdiği yorgunlukla geldiğim Kocaeli’nden İstanbul’a geçerken yaşadığım trafik yüzünden yazamadığım dünkü yazımı bugüne , bugünkü yazımın altına yazmaya hazırlanırken dikkatimi bir şey çekti.

Oda yaşlanmanın getirdiği yorgunluğun omuzlarıma iyiden iyiye çöktüğünü ve artık azda kendimi düşünmem ve emekli bir vatandaş edasına girip, kenara çekilmem gerektiği idi.

Çünkü bugün seçimleri kayıp ettiği alenen belli olan 17 yıldır iktidar da olmanın getirdiği imkanlara ve devlet desteklerinin de artık götüremediği AK Parti gibi benim de bir hayli yorulduğum hatta yıprandığımı bana his ettiriyordu, Ardahan’dan gelip, kendimi arasında bulduğum İstanbul’un bıktırıcı trafiği..

Ve 34 yılda yaklaşan gazetecilik hayatımda her gün yazdığım köşe yazımı gazeteme yetiştirememenin üzüntüsü ve de gerginliği zaten yorulmuş olan vücudumu vede beynimi iyiden iyiye delirmişti.

Halbuki zamanla yarışılamayacağını, istesen de bazı şeylerin olamayacağını Erdoğan gibi benim de anlamam gereken bir süreci yaşadığımız anlasak geriye kalan hayatın daha güzel olacağını anlamak hem kendimiz, vücudumuz için hem de bizleri sevenler, bizlerden beklentileri olanlar için en hayırlısı olacak..

Ama üstteki yazım da dediğim gibi sonuçta hepimiz birer Erdoğan gibi insanız ve kayıp etmeyi kabullenmeyen insanoğlunun kendi kendisini bitirmesinin en üstteki seçim sonuçları tahmin gibi sonuçla sonuçlandığını yani sen ne kadar ısrar etsen de bir süre sonra istediğinin olmadığını hayatta günü birlik yazılarını yazamayacak kadar zamanın bile olmayacağını kabul etmek gerekir ve özür dileyerek, hataları gözden geçirmek gerekmez mi?