ATAMAYLA GELDİ YERİNE ATANANLA GİTTİ, YERİNE ATANAN GİTTİ, ATAMAYLA GELDİ!..

GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER!


CHP Ardahan İl Başkanı Yalçın Taştan tarafından partiye uyum sağlamadığı iddiasıyla görevden alınan Merkez İlçe Başkanı ve Yönetimi giderayak son basın açıklamasını yaparak İl başkanı Yalçın Taştan’a yüklendiler.


CHP MYK tarafından görevden alınması kararlaştırılan Vedat Temel Başkanlığında ki CHP eski Merkez İlçe yönetiminin yerine Kadir Sınan Onay’ın ataması yapıldı.


CHP eski Merkez İlçe Başkanı Vedat Temel, CHP İl Binası toplantı salonunda konu hakkında yapmış olduğu basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi:


“Her fırsatta her platformda hak, hukuk, adalet, özgürlük, demokrasi, insan haklarından bahseden bu konuda sadece hamasi nutuk atıp mangalda kül bırakmayan İl başkanı Yalçın Taştan tarafından ucuz uyduruk sudan bahanelerle Merkez İlçe yönetimi keyfi bir şekilde yaklaşan il kongresinde kendi koltuğunu sağlama almak için Merkez İlçe Yönetimini görevden aldırmıştır. Demokrasiyi içine sindirememiş diktatör heveslileri de kendilerine verilen bir yetkiyi bu şekilde sırf kendi koltuğunu sağlama almak ve yaklaşan il kongresinde CHP’yi yıpratmak yok etmek pahasına kendi kişisel egosunu tatmin etmek için bu kararı almıştır. 30 Ağustos Zafer Bayramında 30 kişilik yönetim kadrosuyla Atatürk anıtına çelenk koyamayan bir il başkanını bütün partililerimizin taktirine sunuyorum. Cumhuriyeti, Demokrasiyi, özgürlüğü içine sindiremeyenlerle her platformda mücadele edeceğimizi, yuvamız olan CHP’nin Bayrağını daha ilerilere taşımak önceden olduğu gibi bundan sonrada Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.”



KIRMIZI ORUSPU


 


Yazıma başlamadan önce göz gezdirdiğim bir yazıda Hz. Mevlananın sözü olan; ‘Eğer sizi üzen kişilere hala selam verebiliyorsanız, bu vicdanınızın sadakasıdır’ sözünü hatırlatmalıyım..


Çünkü daha başlamadığım yeni yazıma başlamak üzereyken beni frenleyen bu sözün özünde yatanın, ‘Bunalımınız gittikçe dibe vurduğunda kitabı tekrar okursanız daha iyi anlıyorsunuz. Her okuduğunuz da büyüyor... Gözlerime bak, düşüyorum..’ dizeleriyle yayınlanmış kitabı elime niye bir daha aldım bilmiyorum..


Halbuki; ‘Mit’in gizli tarihi’ adlı kitabı bitirmek üzereydim ..

Aslında, ‘Orospu kırmızı’ adlı o kitabı elime üçüncü alışımdı..

Hitlerin Almanya’sından tutun, İstanbul’un Lale devrindeki savaş anlarında meyhanelerde kadınlık adı altında zevki sefa yapanları anlatan bu kitabı niye bir daha elime almış ve  niye gözden geçirmiştim, bilmem ama kitabın kapağına baktığınızda bir kez daha okuyasınız geliyor..

Çünkü kapağı hazırlayan grafikçinin o kitabı çok iyi okuduğunu belki de aynı duyguları, yaşadığı anları yani ‘Orospu kırmızı’ adlı kitapta yaşananları o da yaşamıştı sanki..

Umay Umay’ın ele aldığı ve bu gün tükenen kitabının arka kapağında, ‘Yanlış bu sözcükler. Yanlış bu dokunuşlar. Yanlış bir anlaşılma isteği. Bütün gün boğazıma çıkıp inen sözcükler…


Her şey mide bulandırıcı. Bir sokaktan kendiminkine nasıl geçmeliyim. Sınırlarım böyle yitirilmişken, nasıl geçmeliyim… Hangi yanlışın gururuna girmeliyim…… Sözcükler… Bunu mutlaka okumalısın!… Aşk soluyor ve bu kaşıntı hissi topuklarıma yayılıyor. Eteklerime bahçemdeki kurumuş gül yapraklarını dolduran bu açlığı anlatamamak endişesiyle daktiloya daha hızlı vuruyorum… Bu kimin intikamı.. Hadi uyuyalım… Ben çocuk ve aşıktım anne. Kendimi karanlıktan düştüm… 


Umay Umay kaldığı yerden devam ediyor; Kırmızı.. Sana sadece kırmızı demeliyim. Ben başaramıyorum kırmızı.. Hatırlamak dışında bir mucizem yok… Kırmızı… Bir türlü tamamlanmayan hikayesiyle orospu kırmızı..‘ sözcükleri aslında yası ve de bir çocuk kitabı yapımıyla ele alınan kitabın içeriğini anlatıyordu..

Ne demek gerek bilmiyorum, ama tükenmiş olan bir kitaptan bahsederken kimi ve neyi anlatmak istediğimi de ben bile anlamadım, orospucukların anlatılamadığı bir toplumun ve de ‘Mahalle baskısı’ denen dar çerçeveli alanda yaşamanın zorlukları içinde bulunurken ..

Aslında gerçek adı, ‘Orospu Kırmızı’ olan ama benim sizin bu yazıyı okumanız için ters çevirdiğim başlığa bakınca orospu kelimesini bile içine sindirenlerin ve ‘bunu çeşitli adlar altında gizleyenlerin alenen, açıkça anlatılması gerekmez mi?’ diye düşünmüyor değilim, bildiğim orospuluğun sözlük anlamını araştırmaya gerek duymadan..


Ha unutmadan ve sizin bana, ‘Kim bu orospu?’ diye sormadan o kitabı bana bir kaç kez okutan ve o kitabı okuduktan sonra kendimin 2008 yılında yazdığım, yayınladığım bu yazıyı da üçüncü kezdir bulup, okuduğumu ve gerek yazıdaki hataları gerekse kendi yaşadıklarımda ki hatalarımı (!) da bularak, ‘Orospu Kırmızı’ adlı kitabın başlığını, ‘Kırmızı orospu‘ olarak değiştirdiğimi de belirtirken ortalıkta insan diye gezenlerin aslında orospu olanların saten bir bez özelliği ile hala sahada gezip, tozduğunu da ve benim bunları sıkça gördüğümden olsa gerek…


Evet, ‘Anlayamadım, daha da aç konuyu..’ diyecek olanlara da diyeceğim şey ‘arkası yarın’ dizilerini hatırlayın da, ‘kim bu orospular? diye düşünürken bu konuda yeni yazılarımı takip etmeyi unutmayın..