Her yıl 24 Nisan’da başta yerel kafatascılar olmak üzere Fransa ve onun gibi ülkelerin kaşıdığı Ermeni Meselesine dostça ve birilerinin elinde ki düşmanca kozu alan bir çıkışla bir mektupla bakan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Ermenileri Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan‘a mektup gönderdi.
Erdoğan mektubunda, “Birinci Dünya Savaşı’nın zor şartlarında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerini bu yıl da ihtiramla anıyorum. Ortak geçmişimizi çarpıtarak tarihten kin, nefret ve husumet çıkarmaya tevessül eden çevrelere fırsat vermemenizi diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mektubu şu şekilde:
”Türkiye Ermenileri Patrik Genel Vekili Sayın Aram Ateşyan,
Çok Değerli Ermeni Vatandaşlarım,
Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, saygılarımı sunuyorum.
Sözlerime başlamadan önce, 8 Mart 2019 tarihinde kaybettiğimiz çok değerli Patrik Sayın Mesrob Mutafyan’ı saygıyla anıyor, ailesine, yakınlarına ve tüm Ermeni cemaatine başsağlığı diliyorum. Birinci Dünya Savaşı’nın zor şartlarında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerini bu yıl da ihtiramla anıyor, torunlarına içten taziyelerimi iletiyorum.
“ERMENİ TOPLUMU, ÜLKEMİZE BÜYÜK KATKILARDA BULUNMUŞTUR”
Her imparatorluğun dağılma sürecinde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde sınırları içerisinde ve komşu coğrafyalarda büyük insani krizler yaşanmıştır.
Salgın hastalıklar, göçler, devlet otoritesinin zayıflaması sonucu artan çete ve silahlı grupların öncülük ettiği bozgunculuk eylemleri nedeniyle yitirdiğimiz diğer Osmanlı vatandaşlarına da Allah’tan rahmet diliyorum.
Ermeni toplumu, gerek Osmanlı İmparatorluğu gerek Cumhuriyetimizin yüzyıla yaklaşan geçmişinde çok kıymetli evlatlar yetiştirerek ülkemize büyük katkılarda bulunmuştur.
Dün olduğu gibi bugün de Ermeni vatandaşlarımız, ülkemizin eşit ve hür vatandaşları olarak, sosyal, siyasi ve ticari hayatımızın her alanında önemli roller üstlenmektedir.
“YANINIZDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Tarih boyunca acıda ve sevinçte ortak iki halkın, geçmişin yaralarını sarması ve bağlarını daha da kuvvetlendirmesi hepimizin ortak amacıdır. Bizler acılarınızın hafifletilmesinde ve sorunlarınızın çözümlenmesinde yanınızda olmaya devam edeceğiz.
Şu hususun altını özellikle çizmek isterim: Ülkemizdeki Ermeni cemaatinin huzuru, güvenliği ve mutluluğu bizim için çok özel bir öneme sahiptir.
Tek bir Ermeni vatandaşımızın dahi ötekileştirilmesine, dışlanmasına, meydan verenler bizi karşılarında bulacaklardır.
Bu vesileyle, Ermeni cemaatinin yeni dini liderinin bir an önce seçilmesini temenni ediyor ve sizlere muvaffakiyetler diliyorum.
“KİN VE NEFRETE FIRSAT VERMEMENİZİ DİLİYORUM”
Ortak bir geleceği beraber inşa edebilmenin yolunun bir ve beraber olmaktan geçtiğine inanıyorum.
Bu itibarla, ortak geçmişimizi çarpıtarak tarihten kin, nefret ve husumet çıkarmaya tevessül eden çevrelere fırsat vermemenizi diliyorum.
Bu düşüncelerle Birinci Dünya Savaşı’nda yitirdiğimiz Osmanlı Ermenilerini bir kez daha saygıyla yad ediyorum.
Ölüm Raporu, Otopsi…
23 Nisan’ın ekranlarda kutlandığı, maskelerin kapattığı ağızlara giden midelerin Ramazan ayı nedeniyle kapandığı şu günlerde hala devam eden ama gün geçtikçe bıkılan ve başta Çin’de olmak üzere dünyanın bir çok yerinde hayata dönülen Corona hala gündemin birinci sırasında yer almaya devam ederek, ülkelerin, ailelerin ekonomisini, psikolojisini bozmaya devam eder..
Ama benim hala inanmadığım ve dünyanın kuralı yani diğer adıyla kader denen bir olayın yani her canlının er ya da geç tadacağı ölüme Corona ismi verip, dünya genelinde kızılca, kıyamet koparan sağlık camiasının sormadığı, sordurmadığı soruyu burada bir kez de ben sorayım diye düşünürken yazılarımın da yayınlandığı İstanbul’un en çok okunan gazetesi Gazete Damga’da bir haber dikkatimi çekti.
Ve o dikkatimi çeken haberi okuyunca benden sonra hem de konuyla alakalı kişilerin oluşturduğu ciddi bir kurum olan Türk Tabibiler Birliği de bu soruyu sorup, şu bir kaç aydır bizleri esir alan konuya başka bir yönden bakılması gerektiğini ima ediyordu.
Çünkü 7,5 Milyarlık dünyada şimdiye kadar 300 bin insanın ölmesi çok anormalmışcasına yaratılan bu paniğe bir de başka bir yönden bakılması gerektiğini ima eden TBB’nin Sağlık Bakanına yönelik ele aldığı açıklama şöyle devam ediyor..
‘Mersin Silifke’de aile hekimi olarak görev yapan Dr. Erdinç Şahin, COVID-19 nedeniyle üç gündür tedavi gördüğü hastanede bugün hayatını kaybetti. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, tanımlamada sorun olduğunu bir kez daha dile getirerek, Sağlık Bakanlığı’ndan Dr. Erdinç Şahin’in ölüm nedeninin COVID-19 olup olmadığının açıklanmasını istedi.’ satırı ile başlayan ‘TTB koronadan hayatını kaybeden Dr. Erdinç Şahin’in ‘ölüm raporu’nu sordu!’ başlıklı haberin devamını ve içeriğini okuyunca bu ülkede olduğu gibi tüm dünya da birilerinin çıkıp bu yönde soruları sormasının zamanının gelip, geçtiğini de anlıyordum..
Çünkü her gün ölenleri sayıp, adına da Corona deyip, insanları sağken öldürenlerin açıklamadığı ve bakılması için ölüm raporlarını yani otopsilerini yapmadığını kimse sormuyor, bu önemli konuyu bu yönde demiyordu..
Yani basit bir kavga da yada normal bir ölümde insanları alıp, otopsi merkezlerinde , cansız vücutları param parça ederek sahiplerine teslim edenler her nedense şu Corona denen ölümleri değil otopsiye göndermek , sahiplerine bile vermiyor ve alelacele hemde yarın ‘Bir çıkaralım, bakalım’ denmemesi için adeta mezarlıklardan ayrı açılmış kireçli kuyulara atılmalarını sağlarken neden ölüm raporunu otopsi sonucu değilde ölenlerin kefenlerinin üzerine yazdıkları iki satır “Viral Pnömoni” gibi uzman olmayan kimsenin anlamadığı açıklamaların ne kadar tatmin edici olduğunu soruyordu TBB..
Ve şöyle devam ediyordu TBB..
‘Dr. Erdinç Şahin’in vefatı dolayısıyla bir başsağlığı mesajı yayınlayan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, tanımlamada sorun olduğunu bir kez daha dile getirerek, Sağlık Bakanlığı’ndan Dr. Erdinç Şahin’in ölüm nedeninin COVID-19 olup olmadığının açıklanmasını istedi.
Ha bu arada içinde AK Parti’yi sıkıştırma yani olur ya işler ters dönerse yaşanan ölümler üzerinden tazminat davaları açmayı da hedefleyen TTB Merkez Konseyi’nin açıklamasına şöyle devam ediyor:
COVID-19 nedeniyle bir meslektaşımızı daha yitirdik! Çok üzgünüz!
COVID-19 tedavisi devam ederken bugün Silifke’de kaybettiğimiz Aile hekimi Dr. Erdinç Şahin’in yakınlarına başsağlığı dileklerimizi iletiyor, her zaman ailesinin yanında olacağımızın bilinmesini istiyoruz.
Bakan Bey tanımlamada “hiç bir sorun yok” diyor ama biz katılmıyoruz!
Dr. Erdinç Şahin adına Sayın Sağlık Bakanı’na somut olarak soruyoruz:
Silifke’de Aile hekimi olarak görev yaparken üç gündür tedavi gördüğü hastanede bugün hayatını kaybeden meslektaşımız Dr. Erdinç Şahin’in ölüm nedeni nedir?
PCR testi 2 kez negatif çıkan ancak BT’si ve bütün kliniği COVID-19 ile uyumlu olduğu için COVID-19 algoritmasına göre tedavisi ve ilaç temini Bakanlığınız tarafından yapılan, Dr. Erdinç Şahin’in ölüm raporunda ölüm şekli: “Bulaşıcı Hastalık – Doğal ölüm” olarak işaretlenmiş, Ölüm nedeni kısmında ise: “Viral Pnömoni” yazılmıştır.
Hem Sağlık Bakanı hem de bir hekim olarak size soruyoruz?
Risk grubunda olmayan, herhangi bir kalp ya da solunum sistemi hastalığı taşımayan, BT’si ve kliniği COVID-19 tanısıyla uyumlu 50 yaşındaki Dr. Erdinç Şahin’in ölüm nedeni sizce nedir? Tanıda ve ölüm nedeni belirlenmesinde COVID-19 ya da şüpheli COVID-19 yazılmamasının, “iş kazası-meslek hastalığının“ belirlenmesinde meslektaşımızda yaratacağı hak kaybını önemsiyor musunuz?
Bütün bu verilere bakınca bu akşam açıklanacak COVID-19 nedeniyle vefat edenler arasında hayatını kaybeden meslektaşımızı da sayacak mısınız? Yoksa meslektaşımız COVID-19 salgın süreci ile hiçbir ilgi ve irtibat kurulmadan birçok hasta gibi “viral pnömoniden” vefat etmiş mi sayılacak?
PCR testi negatif olup bütün kliniği COVID-19 ile uyumlu olan ve Dr. Erdinç Şahin’de de somut örneğini gördüğümüz bu tabloları görmezden gelmeye ve bu hasta ve vefatları COVID-19 salgın sürecinin bir parçası olarak göstermemeye devam edecek misiniz?
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’
Evet, bu habere ve açıklamaya baktığımızda bugüne kadar Covit-19 denilerek ilan edilen onca ölüm raporlarının şüpheli ve otopsilerinin ne kadar sağlıklı olduğunu da insana sordururken acabaları arttırdığını da bize anlatır gibi..
Son günlerde uluslar arası alanda yer edinmeye başlayan 1915 olaylarına ilişkin Ardahan Üniversitesi’nde ‘Osmanlı Tarihi Bağlamında Ermeni Sorunu’ isimli bir konferans düzenlendi.
Yrd. Doç. Dr. Levent Küçük tarafından verilen konferans 24 nisan 2015 tarihi Cuma günü İBEF Kırmızı Salon’da gerçekleştirildi. saat 14.00’dan itibaren başlayan konferansa ARÜ öğretim üyeleri Prof. Dr. Roin Kavrelişvili, Prof. Dr. Suleyman Turduyevic Kayıpov, Yrd. Doç. Dr. Suat Vural, Yrd. Doç. Dr. Mayrambek Orozobayev, çok sayıda akademik ve idari personel ile öğrenci katıldı.
Küçük; “ Ermeniler 11. Yüzyıldan İtibaren Bölgeyi Kendi İstekleri ile Terk Etmeye Başlamışlardır”
Yrd. Doç. Dr. Levent Küçük konuşmasına, Ermeni sorununa nesnel bir şekilde ışık tutmayı amaçladığını belirterek başladı. Ermeni sorununa iki açıdan bakılması gerektiğini belirten Küçük, dış açının büyük devletlerin Türkiye’yi zayıflatarak ekonomik açıdan sömürgeleştirmeyi amaçladıklarını ifade etti. meselenin iç açısını ise Küçük, Ermeni burjuvazisinin sorunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanması olduğuna dikkat çekti. Uzun yıllar Ermenilerin Güney Doğu Anadolu bölgesinde yaşadıklarını belirten Küçük sözlerine şöyle devam etti; “ Ermeniler 11. yüzyıldan itibaren bu bölgeyi terk etmeye başlıyorlar. Yani anlatıldığı gibi, Türklere ya da bölgedeki Müslüman devletlere yafta olarak yapıştırıldığı gibi 19. yüzyılda Türklerin bir deformasyon hareketi ile atılmadılar. 11. Yüzyıldan itibaren bölgedeki varlıklarını kendi istekleri ile ve ya bir takım coğrafyanın ekonomik ve sosyal problemleri yüzünden terk etmeye başladılar.” Küçük konuşmasının devamında ise Ermeniler’in bölgeyi terk etme nedenleri arasında ekonomik nedenler ve iklim koşulları olduğunu ifade etti.
Küçük konuşmasına elde ettiği sayısal veriler üzerinden devam etti. Bitlis ve Van bölgelerinde batılı araştırmacıların yaptığı araştırmalardan veriler sunan Küçük sözlerine şöyle devam etti; “ Türkler’in ya da Müslüman olan devletlerin değil, batılı araştırmacıların yaptıkları bir takım araştırmalar da Bitlis’in Hıristiyan ve Müslüman nüfus dengesinde Bitlis nüfusunun % 27’si Ermeni olarak hesaplanmış. Van nüfusunun % 25 ‘i hesaplanmış. Bu nüfuslar yine karşılarındaki Müslüman kitleyi ise ayrıştırarak, bölüştürerek sanki orası kozmopolit bir yapı, daha çok Müslümanlar’ın azınlık olarak bulunduğu ama gayrimüslim unsurların işte Kerdanilerin, Dasturilerin bile bu coğrafya da Türkler’den daha fazla olduğu tezine inandırılmaya çalışıldığı bir dönem oluyor. Batılı araştırmacılar bu nüfus dengelerini bu şekilde oynayarak, üzerlerinde bir takım kelime oyunları yaparak bölgede ki Ermeni nüfus varlığını yüksek gösterme gayreti içerisindedirler.” Ayrıca Küçük, Osmanlı sınırları içerisinde hiçbir zaman Müslüman nüfusun gayrimüslim nüfustan az olduğu bir bölgenin olmadığını ifade etti.
Batılı devletlerin siyasi çıkarları doğrultusunda Ermeni meselesini kullandığına dikkat çeken Küçük, önceki yıllarda Ermeni soykırımı yoktur şeklinde açıklama yapan siyasetçilerin daha sonra tam tersi şeklinde açıklama yapabildiklerine dikkat çekti. Küçük sözlerinin devamında, 1. Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın doğu cephesini rahatlatmak için Osmanlı Devleti’nden Ermenileri techire zorlamasını istediğini, günümüzde ise soykırım ifadesini kullanarak Türkiye’yi zor duruma sokmaya çalıştığını belirtti.
Osmanlı Devleti’nde Ermeni bakanların, devlet adamlarının görev aldığına dikkat çeken Küçük, 1915 olayları sırasında uygulamada hata yapan yerel görevlilerin, techir sırasında insanların ölmesine neden olan kişilerin ise bizzat Osmanlı Devleti tarafından yargılanarak cezalandırıldığını belirtti. Soru-cevap kısmının ardından konferans tamamlandı.