Gazeteci Fakir Yılmaz ile Gazeteci Özlem Şeyma YHılmaz’ın birlikte hazırlayıp, her pazar günleri saat: 14.00’da TEMPO TV’de Sundukları Canlı Yayın Programı
Her Pazar günü saat:14.00’da



Kurbanlık olarak yetiştirilip, başka illere götürülen hayvanlardan geri dönüş olmadığını bunun da yaşanan ekonomik sıkıntıya karşın bölgedeki kurban yetiştiricilerinin büyük emekle yetiştirdikleri kurbanlıkları sattıklarını belirten Ardahan DSYB Başkanı ve Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı ve Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birlik Başkan Yardımcısı Veteriner Hekim Yunus Baydar, ‘Ancak satılan kurbanlardan elde edilen para daha Ardahan ekonomisine yansıdı diyemeyiz. Bakalım hayırlısı ile inşallah kurbanda elde edilen paralar batı kentlerinde betona çevrilmez ve Ardahan’a getirilip, piyasaya dağılır.’ dedi.
Ardahan Damızlık ve Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı ve Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birlik Başkan Yardımcısı Veteriner Hekim Yunus Baydar, ‘Geçmiş yıllara nazaran bu yıl iyi bir ürün bekliyoruz.’ dedi.
‘Bölgede yaşanan en önemli sorunlardan biri olan bölgenin birinci gelir kaynağı olan hayvancılık ve bu hayvanlardan elde edilen süt ve diğer ürünlere hak ettiği değerde fiyat bulanamıyor. Bu durumun en açık örneği bir litre sudan daha ucuz satılan sütü en ucuz şeklinde almak için adeta gettolaşan birkaç süt sanayicisinin bir yıl önceden dağıttığı avansla adeta esir aldığı süt üreticisinin yaşadığı durumdur.’
Baydar süt sanayicilerinin yaşanan ekonomik sıkıntıyı fırsata çevirip, parasızlık yaşayan süt üreticilerine erkenden avans adı altında para dağıtıp, kilosunu 6 ila 7 TL. arasında aldığı süte adeta ipotek koyduğu yetmezmiş gibi yaşanan ekonomik sıkıntı ile bu paranın da yarın para etmeyeceğini ve erkenden ödedikleri avansın yarın sütü adeta bedava alacağını bildiğini söyledi.
Süt üreticilerinin bu dönem avans alarak sütünü sudan ucuz vermemesi gerektiğini belirten Ardahan DSYB Başkanı, TDSYB Başkan Yardımcısı Veteriner Hekim Yunus Baydar süt gettosuna karşı oluşturulacak birlik direncinin sütün 17 ila 20 TL. arasın da satılması demek olduğunu unutulmamasını isteyerek hayvan yetiştiricilerinin buna dikkat etmesi gerektiğine işaret etti.

İLAÇSIZLIKTAN ÖLEN BEBEKLER!..
Corona’nın yeniden hortladığı, aşımızın son durumunun ne olduğundan çok haberdar olmadığını bilmediğimiz ve kamuoyunun merak ettiği birçok soruya cevap verilmediği bu ülkede, yazmak, anlatmak veya feryat, figan etmek ne kadar etkili olur?
Ve birçok şeyi 20 yılda yaptıklarını ileri sürüp, bugünkü gibi hep sağ, muhafazakâr iktidarların yönettiği ülkenin yüz yılının, 80 yılını boşa geçirdiğini iddia edenler gibi bizlerin de yaşananlardan çok haberdar olmadığını, yasaklanmak istenen sanal ortam dolayısıyla duyuyor, öğreniyor, bilgileniyor ya seviniyor veya üzülüyoruz.
Bunun en açık örneği 10’larca hafta 100’lerce bebeğin pençesinde kıvrandığı SMA hastalığını giderecek olan ilacın yani şu anki adıyla Zolgensma olan ilacın bu ülkede olmadığı gibi ülke dışında olanında çok pahalı olduğundan bebelerin yaşaması için getiremediğimizi ve bu nedenle birkaç insan tarafından açılan onca samimi kampanyaların bile buna çare olmadığı birçok bebeğin sessiz sedasız o güzelim gözlerini bizlere bakarak, ölüp, gitmesidir.
Evet, ‘SMA (spinal müsküler atrofi), omurilikteki motor sinir hücrelerini etkileyerek yürüme, yemek yeme ve nefes alma gibi temel kabiliyetini ortadan kaldırır. Bebekler için bir numaralı genetik ölüm nedenidir. Kas kaybı ve zayıflığa sebep olan ve çok sık rastlanmayan bir hastalık…’ Bu hastalığın tedavisi gibi ilacı da olmayan bir ülkede yaşadığımızdan haberiniz var mı?
Bilemiyorum ama benim gibi bir çoğumuzun SMA hastalığını ve bu hastalık gibi onca hastalıktan bihaber ve tek başımıza olduğumuzu ama ‘Ben devletim’ deyip, 5 hatta 11 maaşlar almaları yetmedi ihaleleri 5’li çetelere elden vermekten babalık, analık yapamadıklarından olacak ki duymaz, bilmezler.
Ve SMA ilacını üretemedikleri gibi getiremediklerini de bilmeyiz. Getirilenlerin ise dünyada tek ve yıkılası denen Amerika’da olan firma tarafından sorumluluk alınmadığı için devletle sorunlu olduğu ve bu soruna yıllardır çözüm bulunmadığını da öğreniriz.
Veya her insanın her an engelli, hasta olabileceğini düşünmeden ‘Bana ne deyip’ 3 maymunları oynarız.
‘Bebekler ölmesin’ diyerek buradan birde benim seslendiğim ülkenin iktidarına, muhalefetine ve kamuoyuna diyorum; bu ülkede onca sorunun sıkıntının yanında SMA Hastalığı diye bir hastalık olduğunu ve bu hastalığa yakalanan bebeklerin devletin Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere yetkili, ilgililerin yeterince ilgi göstermediklerinden ilacına, tedavisine parasızlıktan çözümüne çare olunmadığından haberdar mısınız?
Değilseniz çevrenize bir bakın bunların çoğu çocuk hatta bebek olduklarını görecek, duyacak ve bu ülkede birçok bebeğin de büyükler gibi yaşamlarının tadını alamadan ölüp, gittiğini duyacaksınız.
Ha, bu arada birde başka bir sorun daha var oda bu hastalığın ilacı kadar önemli bir konudur. O da hak hukuktan, eşitlikten, eğitimden, insan haklarından, alt yapıya, sağlığa kadar insanlarının mutlu yaşaması için oluşturulan devlet görevini yapmadığı takdirde bu hastalığın insanlara yaşattığı sıkıntıyı umuda yönlendirip, çeşitli adlarla oluşturulan ve kime gittiği belli olmayan paraların toplanıp, iç edildiği sözde veya gerçekten samimi ve özde SMA kampanyalarını da yakından takip etmeli derim…
.jpg)
Baydar: Seçilirsem

.jpg)
**Seçmen Oltayı Yutmadı, İbre Değiştirdi!..
17 Yıllık iktidar döneminde Metal yorgunluğu içinde olduğunu kendisi de kabul eden mevcut iktidar AK Parti’nin aslı diğer bir hedefinin de, yaşanan toplumsal gerginliğin gazını almak olduğunu söylesem ‘haydi oradan’ demeyin ve rica etsem yazımın devamını okuyun..
Çünkü kendisinden hizmet bekleyen ve alamadığında yakınan ve bu nedenle Fransa’da ki Sarı Yelek eylemine benzer eylemleri örnek alabileceği de tartışılan bir gerginlik için de olduğunu gördüğü seçmenin kendisine oy vermemesine çabalayan söylem ve tavırla için de olan bir iktidarın, bu seçimler de ki diğer bir hedefinin kazanmaktansa, kayıp ederek toplumun gazını almaya çalışmakta gibi..
Yani başta, Başkan Erdoğan ve kurmayları olmak üzere AK Parti’nin 31 Mart Seçimlerinde diğer bir amacının da, patlamak üzere olduğu öne sürülen toplumsal bombayı başta CHP’nin olmak üzere muhalefetin kucağına atmak olduğunu görür gibiyim..
Ve 17 yıldır bir hayli biriken toplumsal gazı, seçmenin 31 Mart’ta muhalefete yönelik olarak kullanacağı oyu ile ‘İktidar oyumla kayıp etti dedirtmeyi hedeflediği ve bu sonuçla gazı inecek olan seçmenin ve toplumun gazını da almış olacak gibi bir tavrı ısrarla sürdürüyor..
Ve gazı alınmış olan toplumun rahatlaması ile hemen harekete geçerek, yerel seçimleri kazanmış olan muhalefetin yapmak istediklerini iktidarın gücü ile muhalefetçe yapılmak istenen hizmetlere de bin bir kulp bulup, engellerken 31 Mart’ta kendisine oy vermeyen ve ‘Oyumla iktidarı uyardım’ söylemi ile gazı alınan seçmene dönerek, ‘Al kardeşim HDP’den de destek alan CHP’nin ve başını çektiği muhalefet seçimleri kazandı, bakın işte iş yapamıyorlar. Biz haklıyız, haydi gelin yeni bir seçim daha yapalım’ diyerek kayıp ettiği yerel seçimlerin de içinde meclis ve başkanlığında olduğu yeni bir seçim ile güçlü bir şekilde iktidarın devamını sağlayacak gibi görünüyor.
Yani mevcut iktidarın kaşık ile dağıttığını, seçim öncesi Ardahan’da dağıttığı kepçelerle yeni bir seçim ile yeni bir zafer kazanmayı da B planı olarak düşündüğünü düşünüyorum..
Kısacası; Mevcut İktidarın 31 Mart’ta kazanan ama hizmet bekleyen toplumun beklediği hizmetlerin gelmesinin mümkün olmadığı, iktidarsız yerel bir zaferin muhalefetin kucağında patlayan bir bomba olacak ve yapılacak olan yeni bir seçim ile gazı alınmış olan toplumu yeniden yanına alarak, yeni bir seçim almak olduğundan şüphe etmeye başladım.
Evet, beni böyle düşündürmeye başlayan Başkan Erdoğan ve ekibinin aynı sert dili kullanması da buna bağlanabilir.
Ama diğer gördüğüm bir şey daha var ki;
Oda seçmenin bu oltayı yutmadığı ve benim anladığımı anlamaya başlayarak, ‘Yaparsa mevcutta iktidar da olan yapar. Canı, cehenneme kentimin, ilçemin, köyümün ve ülkemin geleceğine zaman kayıp ettiremem, son bir kez daha da olsa oyumu iktidara ve adaylarına vereceğim’ diyerek yeniden mevcut iktidara yöneldiğini de görmüyor değilm..
Çünkü A planında seçim kazanmak olduğu ama bunun çok zor olduğunu gören iktidarın B planını harekete geçirdiğini anlamaya başlayan ve ’31 Mart’ya yapılacak olan bir yerel seçimdir. Genel seçim değil ki.. Muhalefete oy versem ekonomimi düzelecek?, Barış sürecinde olduğu gibi ve İç barış gibi dış barış mı, masaya yatırılıp, tartışılacak?, Demokrasi ve Adalet istemine cevap mı verilecek?, Devam eden ve düşünülen yatırımlar mı gerçekleşecek? Yoksa oy verdiğim muhalefetin ‘Kardeşim biz yapmak istiyoruz, ama iktidar değiliz, mevcut iktidar bırakmıyor ki’ manasıyla mı uğraşamam’ demeye başladığını ve 17 yıldır yapılan hizmetlerin devamını, vaat edilen yeni projelerin ancak iktidar da olan partinin yapacağına karar verip, oyununun ibresinin yönünü değiştirmeyi ve bi,r yol kazasına uğramamak için düşünmeye başladığı ve ‘İktidarım, Hizmeti ancak ben getiririm’ diyen iktidara verecek gibi.
Çünkü bu durumun sadece Türkiye’de değil, ABD, Almanya hatta Afrika’da da aynı olduğunu ve ‘yaparsa iktidarda ki yapar’ düşüncesinin umut olarak ağır bastığını bilen bir seçmen var, hem Ardahan’da hem de Türkiye genelinde..