BİR ATI VAR YAKA PAÇA PEH PEH PEH!.. ÇILDIR GÖLÜNÜN MUTEŞEMLİĞİNİ GÖREN AT ŞAHLANDI!..

Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Yazarlarimizi okuyor musunuz?


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..



Gazeteci Fakir Yılmaz ile Gazeteci Özlem Şeyma Yılmaz’ın birlikte hazırlayıp TEMPO TV’de canlıolarak sundukları


GAZETECİLERLEGÜNDEM


Programa Başlıyor.. 


Her pazar saat:14.00’da 


Sizde Tempo TV ekranına konuksunuz..



ÇILDIR GÖLÜNÜN


MUTEŞEMLİĞİNİ GÖREN AT ŞAHLANDI!..


 


Van gölünden sonra Doğu Anadolu Bölgesinin en büyük ikinci tatlı su gölü olan ve başta sazan balığı olmak üzere içerisinde 9 çeşit balık barındıran Çıldır Gölünün içilebilir berraklıkta olan mavi suları insanlar gibi hayvanlarda kendisine hayran bırakıp, coşturuyor.


Son olarak Ardahanlı iş insanı, Serhat Spor’un eski başkan, Karagöz İnşaat’ın Yönetim Kurulu Başkanı Aykut Karagöz’ün atıyla birlikte ziyaret edip, hayranlıkla izlediği gölün karşında Karagöz’ün atı yerinde durmayıp, şahlanması dikkatlerden kaçmadı.


Yaz tatilini memleketi Ardahan’da geçiren ve her gün 3 Bin 197 metre yüksekliğiyle Ardahan’ın en yüksek dağı olan Kısır dağından ve çevresinde bulunan derelerden biriken sulardan oluşan en derin noktasının 42 metre olduğu Çıldır Gölü’nü izlemekten yılın yorgunluğunu attığını belirten Karagöz memleketim Çıldır’ın bu doğal güzelliğinin yanı sıra Gürcistan ile ortak olan Aktaş Gölümüzün başta Bolu Abant, Şavşat Karagöl ve diğerleri gibi turizme kazandırılması gerektiğini belirtti.


 


**YASAL ENGELLERİN YANI SIRA


BÖLGE İNSANININ DUYARSIZLIĞI!


Bölgenin bakir iki gölünün yayla, yaz ve kış turizmine kazandırılmasının önünde ki engellerin her iki gölümüz koruma adına en aza indirilmesi gerektiğine de dikkat çeken Çıldırlı iş insanı Aykut Karagöz atımı bile şahlandıran ve Türkiye, Gürcistan ve Ermenistan sınırlarında yer alan 11 adet göl bloğundan oluşan bu iki gölün yanı sıra Şeytan Kalesi, meyve ve sebze bahçeleri olan Kurtkale Kalesi gibi bu hazinelerin bölge ve ülke turizmine katkı sunması gerekirken abartılı yasal korumalar olan Sınır ve Kıyı Çizgisi, Hassa Bölge, Askeri alan gibi engeller dolaysıyla yatırımcıların ilgi alanına girmiyor.


Halbuki alınacak önlemlerle birlikte turizm yatırımcısına açılabilir olan bu iki gölü ziyaret eden insanları konaklatacak, çay, yemek yedirecek tesisler veya bu yönde ki girişimler yapmayan bölge insanının duyarsızlığında kurban olmuş ekonomik ve turistik büyük kayıptır dedi. 



Avrupa Birliği Neden Bizi Kabul Etmiyor?


Yazıma başlarken Nato’ya girmek isteyen İsveç’e sunulan şartlardan birini de ben yapmak isterim ve mevcut iktidar ortaklarına acil olarak öneririm.. 

Evet, bugün Arapları dolaşıp, eli boş döndüğümüz şu günlerde onca naza ve ‘heyyyttt’ demelere, zaten kabul edeceğimiz İsveç’ten keşke biraz dolar, eruo ve altın isteseydik.. 

Hem de onun olmayan ve ‘Bizim bankaların kasalarından daha güvenli ve kara gün için lazım olur’ diye onun kasasında kalsın diye bizim buradan topladığımız alın teröerimiz (!) miz olan dolar, euro ve altınlardan..

Neyse gelelim asıl konuya ve yazımıza.. Hemen yazalım ki yazı bitene kadar bakarsın İsveç Nato’ya girmiş olabilir.. 

Öyle de görünüyor.. Çünkü bizim bugünkü yazı bir hayli uzun..

Evet, papazı alan Amerika’nın yaşlı ve küskün, kırgın, hatta son seçimde muhalefete gaz vermekle suçlanan başkanıyla telefon görüşmesi yaptıktan ve dünya cendermesi ABD Başkanının ne dediği, ne istediğinden çok Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nelere dediğinin daha önemli olduğunu düşünenlerin servis haberi sonrası NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere Litvanya’nın başkenti Vilnius’a giden Erdoğan’ın, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde önünü açması halinde İsveç’in NATO üyeliğini onaylayabileceğini söylemiş.

Tabi bu iki satırlık ve altı çokta dolu olmayan ama başta havuz medyasınca olmak üzere AK Partili  kalemşörler ‘Dünya Lideri’ diyemeseler de ‘Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliği için şartı açıkladı..’ şeklinde manşetlere çıkarıldı.

Bu yetmez gibi yabancı basın kuruluşlarının Erdoğan’ın talebini şaşırtıcı ve diğer liderleri hüsrana uğratacak bir çıkış olarak değerlendirdiği şeklinde kamuoyuna ekonomiden başını kadırıp, hazır manşet basına teslim şekilde ‘Unutma bizi ey’ dediğimiz ama yaşananları, dün denilenleri tez unutan benim gibi balık hafızalı halkımıza servis edip, yansıtan havuz medyanın bir de bu şartların içinde neden Kuzey Kıbrıs’ı tanıma isteğinin olmadığını da sormamış..

Ve AB’nin neden Türkiye’yi kabul etmediğine bakmadığı gibi bizim de memleketim Ardahan’a sınır olan Lairisinin Liramızdan daha değerli olduğundan dolayı artık Nataşa göremediğimiz(!) Güney Kıbrıs gibi Gürcistan’ı da içine almak üzere olan bu birliğin bizden ne istediğini hiç ama hiç sorgulamayız.

Hatta bu yönde bu nedeni araştırıp, merak etmediğimizi de düşünerek bu bizi 60 yıldan fazladır kapısında bekleten gavur AB’nin ne istediğini ve bizim bu isteklerin hangisini yerine getirdiğine ve Türkiye’yi yönetenler mi, AB’yi oluşturanlar mı haksız diye bir bakalım derim.

Evet, O çok bilmiş uluslararası uzman, güvenlik uzmanı diye ekranlarda bizlere yutturulanlar gibi elime cetvel alıp, harita göstermeden Prof. Dr. Coşkun Can Aktan’ın bu konuda ele aldığı AVRUPA BİRLİĞİ’NE ÜYELİK KOŞULLARI yani diğer adıyla

KOPENHAG KRİTERLERİ’ne birlikte bir bakalım derim.. 

Ama ‘baaaa amma da uzun yazı’ deyip, okuyamam demeden. 

Ki kısada olsa çok da okuduğunuzu bildiğimden (!) dolayı dinlemeniz için de seslendirme zahmetimize saygı gösterip, en azından dinleyiverin, ‘kimin haklı, kimin haksız’ olduğuna birlikte karar verip, haklıysak hep birlikte gidip, şu çok yıldızlı AB Bayraklı Büyükelçilikler önünde toplanıp, ‘sizi gavurlar sizi’ diye protesto edelim…

İşte Erdoğan’ın buzluğa kaldırdığı süreçten bu yana uzun süre sonra ağzına almadığı, ama birden bire ‘AB’ye alın bizi..’ dediklerinin bizi neden almadıklarının şartları ve bu şartların hangilerini yerine getirdiğimiz düşünerek okumanızı rica ettiğim;




AVRUPA BİRLİĞİ’NE ÜYELİK KOŞULLARI (KOPENHAG KRİTERLERİ)


21-22 Haziran 1993 tarihlerinde Kopenhag’da gerçekleştirilen zirvede Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri’nin birliğe dahil olabilecekleri yönünde çok önemli bir karar alınmıştır. 

Söz konusu zirvenin Sonuç Bildirgesi’nde tam üyelik için gerekli siyasal ve ekonomik koşullar tespit edilmiştir. Türkiye açısından da geçerli olması dolayısıyla  tam üyelik koşullarını özetlemek yararlı olacaktır.

Kopenhag’da yapılan Avrupa Konseyi  zirvesinde “üyelik için, aday ülke, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarına saygı ve korumayı garanti eden kurumların istikrarını sağlamış olmalıdır” görüşü kabul edilmiştir. 1999 yılında imzalanan Amsterdam Antlaşması’nın 6. maddesinde ise şunlar yazılıdır:

“Avrupa Birliği özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri üzerine kurulmuştur.”

Halen 5. Genişleme süreci içerisinde bulunan Avrupa Birliği, üyelik için üç temel ilke belirlemiştir:

BİRİNCİ KRİTER 

Siyasal Kriter :

Aday ülkelerin şu alanlarda Avrupa Birliği standartlarına yakın olması gereklidir:

İstikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması,

hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü,

insan haklarına saygı,

azınlıkların korunması.

Genel olarak; ülkenin çok partili bir demokratik sistemle yönetiliyor olması, hukukun üstünlüğüne saygı, idam cezasının olmaması, azınlıklara ilişkin herhangi bir ayrımcılığın bulunmaması, ırk ayrımcılığının olmaması, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın yasaklanmış olması, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tüm maddelerinin çekincesiz kabul edilmiş olması, Avrupa Konseyi Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin kabul edilmiş olması gibi özellikler tam üye olabilmek için göz önüne alınan başlıca hususlardır. Ancak, bu ilkelerin varlığı tek başına yeterli olmamakta, aynı zamanda kesintisiz uygulanıyor olmaları gerekmektedir.  Aday ülkelerin sadece demokrasi ve hukukun üstünlüğü kavramlarını ifade etmekle yetinmemeleri, bunları günlük yaşama bütün unsurlarıyla geçirmeleri önem taşımaktadır.  Özetle, üç temel siyasal kriter tam üyelik için önem taşımaktadır:

1. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü.

Demokrasi ve hukukun üstünlüğü için; siyasal çoğulculuk, ifade özgürlüğü ve din seçme özgürlüğünü kapsayacak anayasal garantinin bulunması; çeşitli devlet birimlerinin normal işlevlerini yerine getirebilmelerine olanak sağlayan demokratik kurumlar, bağımsız yargı ve anayasa kurumlarının bulunması; değişik siyasi partilerin dönüşümlü olarak iktidara gelmelerini sağlayan ve genelde muhalefetin rolünü tanıyan özgür ve dürüst seçimlerin gerçekleştirilmesi vs. hususlar  dikkate alınmakta ve değerlendirilmektedir.

2. İnsan hakları.

AB’ye adaylık için Avrupa Konseyi’nin İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Hakkındaki Sözleşme’ye taraf olunması ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru’nun kabulü önem taşımaktadır.

3. Azınlıklara saygı.

Bu konuda temel referans noktası olarak Avrupa Konseyi’nin Ulusal Azınlıkların Korunması Hakkında Çerçeve Sözleşmesi ile Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından kabul edilen bin iki yüz bir sayılı tavsiye kararı esas alınmaktadır.

İKİNCİ KRİTER Ekonomik Kriter:

Kopenhag Zirvesi sonuçlarına göre, tam üyelik için ekonomi alanında fonksiyonel bir piyasa ekonomisinin varlığı kadar, AB içindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısı ile baş edebilme kapasitesi de aranmaktadır.

1. Etkin bir piyasa ekonomisi.

Etkin ve fonksiyonel bir piyasa ekonomisi için; arz-talep dengesinin piyasa güçlerinin bağımsız bir şekilde karşılıklı etkileşimi ile kurulmuş olması,

ticaret kadar fiyatların da serbest olması, piyasaya giriş (yeni firma açılması) ve çıkış (iflaslar) için engellerin bulunmaması,

mülkiyet haklarına (fikri ve sınai mülkiyet) dair düzenlemeleri kapsayan yasal bir sistemin olması ve bu yasalar ile düzenlemelerin icra edilebilmesi,

fiyat istikrarını içeren bir ekonomik istikrara ulaşılmış olması ve sürdürülebilir dış dengenin varlığı,

ekonomik politikaların temel ilkeleri  hakkında geniş bir uzlaşmanın olması,

mali sektörün, tasarrufları üretim yatırımlarına yönlendirebilecek kadar iyi gelişmiş olması  gerekmektedir.

2. AB içinde rekabet edebilme kapasitesinin sağlanması.

Tam üyelik için gerekli ekonomik kriterlerden ikincisi aday ülkenin Avrupa Birliği içerisinde rekabet edebilme kapasitesine sahip olmasıdır. Bunun için; ekonomik aktörlerin istikrarlı ve öngörülebilir bir ortamda kararlar almaları için yeterli derecede bir makro ekonomik istikrar ile birlikte, işleyen bir piyasa ekonomisinin varlığı;

altyapı (enerji, telekomünikasyon, ulaştırma, vs.), eğitim-öğretim ve araştırma alanlarında  eterli kantite ve kalitede beşerî ve fizikî sermayeye sahip olunması;

Firmaların teknolojiye uyum sağlama kapasitesinin bulunması ,

Hükümet politikasının ve mevzuatın, ticaret politikası, rekabet politikası, devlet yardımları, KOBİ’ler için destek, vs. yoluyla rekabet yeteneğini etkileme derecesi;

Genişleme öncesinde ülkenin Birlik ile sağladığı ticari bütünleşmenin derecesi ve temposu. 

Bu konu, üye devletler ile ticareti yapılan malların hacmi ve niteliği için söz konusudur.

Küçük ve orta ölçekli firmaların yeterli sayıda olması,

Bu çerçevede rekabet edebilme derecesinin göstergeleri olarak, Birliğe girişten önce Birlik ile o ülke arasında belirli bir ticaret ortaklığının olması ve ülke ekonomisinde küçük firmaların çok sayıda ve rekabet gücüne sahip  olması önem taşımaktadır.

ÜÇÜNCÜ KRİTER Topluluk Müktesebatına Uyum Kriteri :

Tam üyelik için yukarıdaki iki ekonomik koşulun yanı sıra bir üçüncü koşul daha aranmaktadır. 

Bu koşul, aday ülkenin “siyasi birlik ile ekonomik ve parasal birlik hedeflerini kabul etmiş olması ve ayrıca AB’nin aldığı ve alacağı kararlara uyum sağlama kapasitesidir.

1. AB’nin siyasi birlik ile ekonomik ve parasal birlik hedeflerini kabul etmek.

Birliğin “ortak dış politika ve güvenlik” politikasına etkin bir katılım için aday ülkelerin buna hazır olması gerekmektedir. Ekonomik ve Parasal Birlik konusunda ise, merkez bankasının bağımsızlığı, ekonomik politikaların koordinasyonu, İstikrar ve Büyüme Paketine katılım, merkez bankasının kamu sektörü açıklarını finanse etmesinin yasaklanması gibi konularda üye ülkelerin aldıkları kararlara katılmak gerekmektedir.




2. AB’nin aldığı kararlara ve uyguladığı yasalara uyum sağlamak.

Aday ülkelerin Gümrük Birliği, malların serbest dolaşımı, sermayenin serbest dolaşımı gibi ortaklık anlaşmalarında belirtilen şartlara uyum sağlaması, tek pazara geçişi gerektiren Topluluk Müktesebatı’na uyum sağlaması, Topluluğun tarım, iletişim ve bilgi teknolojileri, çevre, ulaşım, enerji, taşımacılık, tüketici hakları, adalet ve içişleri, işgücü ve sosyal haklar, eğitim ve gençlik, vergilendirme, istatistik, bölgesel politikalar, genel dış ve güvenlik politikası gibi alanlardaki her türlü düzenlemesine uyum sağlaması şartı aranmaktadır.

Kopenhag’da yapılan Avrupa Konseyi Zirvesi,  üyelik için “politik, ekonomik ve parasal birlik hedeflerine bağlılık dahil, üyelik yükümlülüklerini üstlenme yeteneğinin şart olduğunu “ belirtmiştir. Avrupa Konseyi, bu son kriter ile ilgili olarak şu konuların önemini vurgulamaktadır. Müktesebatın benimsenmesi, aktarma, uygulama ve icra süreçlerini kapsar. Topluluk mevzuatını ulusal mevzuata aktarma yanında, uygun idarî ve adlî yapılar yoluyla onun etkin uygulanmasını sağlamanın önemi, Madrid’te yapılan Avrupa Konseyi tarafından vurgulanmıştır ve katılım müzakerelerinin temel bir önkoşulu olduğu vurgulanmıştır.  Bu konu, üyeliğe hazırlanmanın çok önemli bir yönüdür ve üyelik için vazgeçilmez olan karşılıklı güvenin yaratılmasının çok gerekli bir ön koşuludur.  Gelişmiş bir kamu hizmeti ve yargı, aday ülkelerin üyelik yükümlülüklerini üstlenebilmesi ve AB yapısal fonlarını etkin biçimde kullanabilmesi bakımından merkezî bir yer tutar. Müktesebatı etkili bir şekilde uygulamak ve icra etmek için, mevcut kurumlar güçlendirilmeli ve yeni kurumlar yaratılmalıdır. Uygun beşerî ve malî kaynaklar sağlanmalıdır. Eğitim ve kariyer geliştirme programları bu sürecin kilit unsurlarıdır.

Öte yandan Ekonomik ve Parasal Birlik, Topluluk Müktesebatının ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak, tüm üye devletler için zorunlu olan Ekonomik ve Parasal Birliğe katılım ve Euro’nun tek para olarak benimsenmesi arasında net bir ayrım yapılmalıdır. Ekonomik ve Parasal Birliğe katılacak olsalar da, yeni üye devletlerin üyelik sonrasında tek parayı derhal kabul etmeleri gerekli değildir. Aday ülkelerin, mümkün olduğunca erken bir tarihte Euro’yu benimsemek amacıyla, Maastricht kriterlerine uyum sağlamak için, ekonomi politikalarını yeniden yapılandırmaları gereklidir.

Ekonomik ve Parasal Birliğin anlamı, tek paranın nihaî olarak kabul edilmesi yönünde aday ülkelerin ekonomilerinin kademeli olarak geliştirilmesini içerir. 

Aday ülkelerin, AB’ye tam üye olması açısından şu ilke benimsenmiştir: Aday ülkeler tam üyeliğe “kendi ulusal parasını kullanmaya devam eden üye devlet statüsü” ile gireceklerdir. Bu istisna, Katılım Antlaşmalarında tanınacaktır.

Evet kim haklı, kim haksız?



arşiv haber/yorumlar 09.12.2019 tarihli haberler/yorumlar tarihli haber/reklamlar




Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Ardahan'dan Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin
Yazarlarimizi okuyor musunuz?






Ardahan'da Günün En son Haberleri İçin Bizi Takip Etmeye Devam Edin  Facebook'ta Paylas


 


Çıldır Gölü Dahil


SİT Alanları İmara Açılıyor!


Gazeteci Suat İncedere’nin haberine göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından sit alanları hakkında yapılan düzenleme koruma alanlarında yapılaşmanın önünü açtı.


Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından sit alanları hakkında yapılan düzenleme koruma alanlarında yapılaşmanın önünü açtı. 


Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca, kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak tescil edilen doğal sit alanları için koruma ve kullanma koşulları belirlendi. 


Bu yıl Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan 1311 sayılı kararla SİT alanı ilan edilen Çıldır Gölü’nün de bu kararla birlikte imara açılıyor. 


Resmi Gazete’de yayımlanan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonunun Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı’na göre, söz konusu alanlar, “kesin korunacak hassas alan”, “nitelikli doğal koruma alanı”, “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak sınıflandırıldı.


Yönetmelikte yapılaşmanın önünü açacak maddeler şöyle:




Günübirlik alanlar, A tipi hariç mesire alanları ile kıyı mevzuatına uygun olarak park ve reklatif alanlar yapılabilir.


Kamping alanları düzenlenebilir.


Atık su arıtma tesisi, atık su deşarjı, kanalizasyon şebekesi, içme suyu temini, jeotermal suyun çıkarılması ve iletim hattı, enerji nakil hattı, trafo, şalt sahası, iletişim hattı, ulaşım hattı, açık otopark, teleferik yapılabilir.


İmar ve kıyı mevzuatı çerçevesinde; imar planı yapılmasına gerek duyulmayan, denize girme, amatör su sporları gerçekleştirme, güneşlenme gibi amaçlarla sabit olmayan duş, gölgelik, soyunma kabini, büfe, tuvalet, su sporları için sökülebilir iskele ve koruma amaçlı imar planı yapılması koşuluyla iskele yapılabilir.


Değişiklikte ayrıca nitelikli doğal koruma alanı tescili yapılmadan önce yapılmış olan mevzuata uygun yapıların, ömrünü tamamlayana kadar kullanılabileceği de yer aldı.


Suat İncedere DHA


çıldı. 


Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından sit alanları hakkında yapılan düzenleme koruma alanlarında yapılaşmanın önünü açtı. 


Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca, kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak tescil edilen doğal sit alanları için koruma ve kullanma koşulları belirlendi. 


Bu yıl Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan 1311 sayılı kararla SİT alanı ilan edilen Çıldır Gölü’nün de bu kararla birlikte imara açılıyor. 


Resmi Gazete’de yayımlanan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonunun Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı’na göre, söz konusu alanlar, “kesin korunacak hassas alan”, “nitelikli doğal koruma alanı”, “sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı” olarak sınıflandırıldı.


Yönetmelikte yapılaşmanın önünü açacak maddeler şöyle:

Günübirlik alanlar, A tipi hariç mesire alanları ile kıyı mevzuatına uygun olarak park ve reklatif alanlar yapılabilir.


Kamping alanları düzenlenebilir.


Atık su arıtma tesisi, atık su deşarjı, kanalizasyon şebekesi, içme suyu temini, jeotermal suyun çıkarılması ve iletim hattı, enerji nakil hattı, trafo, şalt sahası, iletişim hattı, ulaşım hattı, açık otopark, teleferik yapılabilir.


İmar ve kıyı mevzuatı çerçevesinde; imar planı yapılmasına gerek duyulmayan, denize girme, amatör su sporları gerçekleştirme, güneşlenme gibi amaçlarla sabit olmayan duş, gölgelik, soyunma kabini, büfe, tuvalet, su sporları için sökülebilir iskele ve koruma amaçlı imar planı yapılması koşuluyla iskele yapılabilir.


Değişiklikte ayrıca nitelikli doğal koruma alanı tescili yapılmadan önce yapılmış olan mevzuata uygun yapıların, ömrünü tamamlayana kadar kullanılabileceği de yer aldı.


ÇILDIR TUR TEKNESİ HAVADA KALDI!


ÇILDIR TUR TEKNESİ HAVADA KALDI!


*Arşiv Haber 22/07/2019 Tarihli Haber


İnsanların yüze bileceği bir sahil yakası oluşturulamayan, kim ne diye akıl verdiyse cumhurbaşkanın imzaladığı son kararname ile adı YASAK GÖL adını alan Çıldır Gölünde turistleri gezdirecek denilen Tur Teknesi hava da kaldı. Geçtiğimiz yıl seçimler öncesi getirilen ve bir süre kullanılan teknenin yanaştığı iskelede kısa sürede çöp olunca geçtiğimiz yıl Kabotaj Bayramında göle indirilen tekne de iyiden iyiye devre sışı kaldı.


Kar etmiyor, altından yel geçiyor.


Dönemin (UDHB) Ulaştırma Denizcilik Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan tarafından Çıldır Gölü’ünü getirilen 2 tur teknesi, iki yıldır kıyıda kızağa çekilmiş bekliyor.


Altından yel geçiyor, insanlar seyrediyor.


Son dönemlerde yerli ve yabancı binlerce insanın ilgi alanı, doğunun Akdeniz sahili ve nefes alıp piknik yaptığı Çıldır Gölü..

Kars Arpaçay Kütük Ev ve Ardahan Çıldır belediyesi sosyal tesislerinin sahilinde bulunan tekneler bu sezonda su yüzünü göremedi.


Güneş kurutuyor, yağmur çürütüyor.

Herkes kar edecek diye bekliyor.


Sahtekar Müteahhitin bu tekneler için yapmış olduğu strafor iskeleler bir yıl bile hizmet vermeden parçalandı. Bundan bir kaç ay önce yapmış olduğum haberle birlikte kırılıp dökülen iskelenin kimyasal ve demir parçaları gölde kalırken, büyük parçalar çıkarıldı, çöpe atıldı.


Geçtiğimiz haftalarda göle marina yapılması için sondaj yapıldı. Sonucunu bekliyoruz..


Suat İncedere sende yazıyor çiziyorsun da, çözümün-önerin nedir peki ?.. 

Çok basit, tekne için illada iskele şart değil. Tekne gölün kıyısından biraz ileride demir atacak, yolcular küçük bir kayık türü yada bir botla yolcuları tekneye taşıyacak.. Günlük her iki tekne en az yüz kişiye gölü gezdirecek x 25 lira günlük 2,500 lira x 30=75 bin, x en az üç ay-yani 90 gün,x 225 bin lira, 25 bin lira masrafları çık 200 bin lira temiz para, tertemiz öz kaynak.


“Bu öneriyi sen söyledin diye hoşuma gitmedi, zaten senide sevmiyorum dersen”, birine aylık kiraya devredeceksin, çözümünü o bulsun. Gözdağı, görk gibi orada durup gölün sülüetini bozmasın.


Haber/Foto: Suat İncedere



Milli Egemenlik Parkının İçine Etmeyin Efendiler..


 


Gezi olaylarının çıkış sebebi olan yeşil alanı koruma mücadelesinin çeşitli alanlarda devam ettiği ülkemin en büyük metropolünden, en küçük şehrine kadar baktığımızda bu mücadelenin de çok gerçekçi olmadığı , çıkar ve menfaatlerin yanı sıra şehir planından bihaber yöneticilerinin bir anlık kararlarına kurban edildiğini görmekteyiz.


 


Çünkü Başkan Erdoğan’ın ‘Hep dik gittik, bulutları bulan gökdelenler ile İstanbul’u betonlaştırdık. Bunda bizim de suçumuz var’ diyerek FETÖ’cülerle kurulan işbirliğinde ettiği gibi bu kez İstanbul’a yönelik yaptığı özürün ardından yatay yapılaşmaya ve ‘Millet Bahçeleri’ adını taşıyan yeşil alanlara imkan vereceklerini belirtirken ,  bir haber de Atatürk’ün adını taşıyan İstanbul’un eski havalanın bulunduğu Bakırköy’den alıyoruz.Yani Atatürk’ün  adını taşıyan eski havaalanının yerinin ne olacağının merakla beklendiği bir sırada İstanbul Bakırköy de 32 bin metrekarelik askeri alan imara açıldı.


 


Ve Ardahanlı hemşehrim Dr. Bülent Kerimoğlu’nun 2 dönemdir Belediye Başkanlığı yaptığı İstanbul Bakırköy de 32 bin metrekarelik askeri alan imara açan da Başkan Erdoğan’ın yönetiminde bulunan adının önüne “çevre” yi alan ama hep “şehir”ciliği öne çeken Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır..


 


Ardahanlı Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu plana itiraz edeceklerini belirterek, “Tüm yasal haklarımızı kullanacağız. Burası yeşil kalmalı” dedi. Kerimoğlu ana planlara itiraz ettiklerini ve itirazlarının reddedilmesi üzerine dava açtıklarını söyledi. Başkan dava sürecinin devam ettiğine dikkat çekerek “Buradaki askeri lojmanlar yıkıldıktan sonra arazi TOKİ’ye devredildi. Buranın yeşil alan olarak kalması gerekiyor. Ama bakanlık burada yapılaşmayı artıran planlar yaptı. Biz kararlıyız. Bu plana da itiraz edeceğiz ve gerekirse dava açacağız. Yapılan doğru değil” dese de buna engel olacakların başında gelenin bu alandan birinci sorumlu olan kendisi gibi CHP’li olan ve AK Parti döneminde çevreye zarar veriyorlar diye kızılca kıyamet koparan CHP’lilerin ta kendileridir.


 


Ama gelin görün ki bu hiçte öyle değil..


 


Çünkü aynı anlayış yani CHP’li hemşehrim Kerimoğlu’nun partilisi olan CHP’li Ardahan Belediye Başkanının da ve onu oraya taşıyan partisi ile İl Başkanın da   Başkan Erdoğan gibi söylediklerini hayata geçirmekte bir hayli zorlandıkları ve  dediklerinin tam tersini yapmayı daha kolay ve daha rantçı olduğunu görmekteyiz ..


 


Bunun en son örneği 31 Mart seçimleri öncesi ormancı AK Partili Belediye Başkanının kestiği iki ağaç için Ardahan Milli Egemenlik Parkında eylem ‘Ağaçları kesmeyin, yeşil alanları betonlaştırmayın’ diyerek oturma eylemi yapan CHP Ardahan İl başkanın, 31 Mart sonrası partilisi Ardahan Belediye Başkanının aynı parkta betonla hemde şehrin ortasına tuvalet yaptırdığını görmezden, duymazdan gelmesi oldu.


 


Adı Milli, bağımsızlığı, Egemenlik yani halkın olan parkının önce adını değiştirmeye kalkan sonrasında alanını betonlaştırmaya kalkan AK Partili Belediyenin bozduğu alanı iki çimle, bir ağaçla yeşillendireceğine ortasına, hemde şehrin en görünen, mitinglerin yapıldığı, PTT binasının bulunduğu, kentin simgesi olan tarihi Rus binasının karşısında, Ardahan’ın egemenlik mücadelesinde emeği olan isimleri yani İnönü ve Kongre adını taşıyan caddelerin birleştiği yerde betondan tuvalet yapması gibi İstanbul başta olmak üzere ülkenin diğer kentlerindeki şehir imara bakışta , partilerin adı değişik olsa da anlayışın hep aynı olduğunu üzülerek  görmekteyiz.


 


Yani kısacası; Bu gidişle başta İstanbul’un olmak üzere bir kaç ağaç diktiğimizle övündüğümüz ama yapılaşmaya gelişi güzel izin verdiğimiz, derelerini HES’le keleplçelediğimiz ülkemin Milli Egemenlik adını taşıyan parkının da içine edeceğiz gibi..


 


Ha unutmadan İstanbul’un geneli gibi Ardahan’ın da çevreci halkı nerede diye merak ederken diğer iki haber daha alıyoruz;


 


Önce başta havuz medyası olmak üzere yapılan haberler arıdnan ‘teröristler yaktı’ denilen Dalaman ve Datça’da ki orman yangınları ile ilgili Muğla Orman Bölge Müdür Vekili Enver Demirci, Dalaman ve Datça yangınlarında terör bağlantısının olmadığını, Datça yangınına sebebiyet veren GSM şirketine 1 milyon 30 bin liralık maddi tazminat davası açıldığını açıkladı. ‘ haber sonrasında ise;


 


‘Bursa’da köylerini HES’e karşı korumak için gece gündüz nöbet tutan, çevre için eylemler yapan Karaağız köylüleri, biyokütle enerji santralına karşı açtıkları son davayı da kazandı.’ haberini alıyoruz, camilerin minarelerine GPS alıcılarını yerleştiren anlayışın hüküm sürdüğü Milli Egemenlik Parkının içine edilmesine göz yuman milletimin ülkesinde..