BUGÜN BEYAZ MELEKLAR GÜNÜ!.. 'Gece bizi alkışlayanlar sabah bizden kaçtı'


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..



Gazeteci Fakir Yılmaz ve Özlem Şeyna Yılmaz Cumartesi Günü Saat: 17.15’de de ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programlaTEMPO TV’de Canlı Olarak Ekranlarda..


Her Cumartesi günü saat:17.15’te ekranlarınızda..


Sizde Tempo TV ekranına konuksunuz..



ALGININ ÖNEMLİ YÜKÜ SAĞLIK ÇALIŞANLARINA YÜKLENDİ..


Pandemi döneminde salgın yükünün büyük bölümünün sağlık çalışanlarının üzerinde olduğunu söyleyen Türk Hemşireler Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Sevilay Şenol Çelik, sağlık hizmet sunumunda hastayla bire bir temas gerektiren uygulamaların yüzde 80’inin hemşireler tarafından yürütüldüğünü hatırlatarak bu yükün önemli bir bölümünün hemşireler tarafından üstlenildiğini söylüyor.


“Yaklaşık bir buçuk yıldır bütün hayatları neredeyse hastaneler oldu” diyen Prof. Dr. Çelik, “Ancak hepimizin bir hayatı, iş dışında da sorumlulukları var. Hemşireler aynı zamanda bir eş, bir anne ya da baba. Hem yorgunluk hem de uzun çalışma şartları sebebiyle aileleri, çocukları ile ilgilenmek ve bu sorumlulukları yerine getirmekte çok zorlandılar. Bir taraftan yüksek stres düzeyi, diğer taraftan virüs bulaştırma korkusu, yorgunluk, tükenmişlik, özlük sorunları, ücret problemleri pandeminin başından beri yaşadığımız ve zaten dile getirdiğimiz problemler. Ama aslında bu süreçte bizleri pandemi değil, duyulmamak, görülmemek yordu” diyor.


 


PANDEMİ DÖNEMİNDE DE ŞİDDET SÜRÜYOR..


 


Hastaları canı pahasına hayatta tutmaya çalışan hemşirelerin, pandemi döneminde de şiddete uğradığını hatırlatan Prof. Dr. Çelik, “Derneğimize ulaşan bilgilere göre her beş hemşireden biri, görevi başında hasta ya da hasta yakını tarafından sözel şiddete uğruyor. Bazen bu duruma maalesef fiziksel şiddet de eşlik ediyor” şeklindeki sözleriyle durumu gözler önüne seriyor.


 


OĞLUM UYKUSUNDA “ANNE ÖLME” DİYE SAYIKLIYOR..


Pandeminin ilk günlerinden itibaren sağlık çalışanları aileleriyle ilgili kaygılar yaşadı. Virüsü eve çocuklarına eşlerine taşımamak için bir kısmı lojmanlarda kaldı; bir kısmı çocuklarını memleketlerine ailelerinin yanına göndererek aylarca süren özlemleri göze aldı. 3 ay-5 ay çocuklarını görmeden, sarılmadan sabrettiler. Kaybetme korkusunu sadece anneler, babalar değil, çocukları da yaşadı. Mersinli hemşire Berivan Güneş, sekiz yaşındaki oğlunun kaygısını “Oğlum uykusunda anne ölme” diye sayıklıyor sözleriyle anlatıyor. Pandeminin ilk dönemlerinde aynı evde yaşadığı çocuğundan kaçmaya çalıştığını anlatan Berivan hemşire, “Oğlum bana sürekli olarak ‘Anne ölmeyeceksin değil mi? Sakın öleyim deme, ben seni çok özlerim. Eğer gidersen yanıma geri gelmeyi dile’ diye ağlıyordu. Bu sözler yüreğimi parçalarken, hiç düşünmeden Covid-19 hastasının yanına girip onun bakımını yapıyordum” diyor.



GECE ALKIŞLAYANLAR,


GÜNDÜZ BİZİMLE AYNI ASANSÖRE BİNMEDİ..


Virüsün ilk çıktığı dönemde yıllardır enfeksiyon hastalıklarıyla uğraşan biri olarak endişesinin çok da yüksek olmadığını söyleyen İzmirli hemşire Elvan Güney, “Evet korkutucu bir bilinmeyenle karşı karşıyaydık ama yıllardır farklı virüslerle karşılaşıyor ve onlardan nasıl korunacağımızı biliyorduk. Başlangıçta kişisel koruyucu ekipmanlara ulaşmada problem yaşayınca endişemiz biraz arttı ama sonra bu da çözüldü. Ancak bizi asıl üzen konu toplumun bizi enfeksiyonu bulaştırma adayı olarak görmesi ile oluşturulan psikolojik baskıydı. Gece balkondan bizi alkışlayan komşum ertesi gün benimle aynı asansörde yukarı çıkmak istemiyordu. Sonuçta biz hem hastamızı korumayı hem de kendimizi ve çevremizi korumayı meslek hayatımızın başından beri öğreniyoruz. O dönemde bu yüzden kendimi çok çaresiz hissettiğim anlar oldu” diye anlatıyor.


Pandemi sürecinde hasta kayıplarının kendisini çok etkilediğini söyleyen İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Kliniği Sorumlu Servis Hemşiresi Gülten Küçükal, “Covid-19’u çok yoğun yaşadık hastalarımızdan çok kayıplar verdik. O süreç çok yıpratıcıydı genç hastalarımızı da kaybetmek çok kötüydü. Ve devam ediyor. Bunu bire bir yaşamak kolay bir süreç değil.


Çünkü siz rakamları görüyorsunuz biz hastaların ızdırabını ve yakınlarının yaşadıkları acıları” sözleriyle duygularını anlatıyor. Virüse aldırmadan hiç işi olmadığı halde bir araya gelen kalabalıklara karışanların cesaretini anlamanın mümkün olmadığını ifade eden Gülten hemşire, “Ben bir buçuk yıldır ne bir arkadaşımın evine gittim ne de evime kabul ettim. Çünkü ben hastalıktan korkuyorum.


Bizi aşıladılar ama evdeki eşlerimiz aşılanmadı. Biz sağlıkçılar bu kadar dikkat ettik ama hep başkalarının tedbirsizliğinin bedelini ödedik. Hastalığı geçirdim ve aşılıyım, ona rağmen korkuyorum ve tedbirlere uyuyorum. Virüs bitmedi hatta varyantları daha da kötü. Tedbirlere uyalım” çağrısını yapıyor.


BİZ BİR SAVAŞTAYIZ, CEPHEYİ TERK EDEMEYİZ..


Virüsü tanıdıkça sağlık personelinin duyduğu endişe ve korkunun ortadan kalktığını söylen Türkiye Hastanesi Başhemşiresi Aysel Sağlam, ilk vakalardan birinin Türkiye Hastanesine geldiğini hatırlatarak, “Bir bilinmeyenle karşı karşıyaydık. İlk anda bütün sağlık personeli gibi hemşire arkadaşlarımız da korkuya kapıldı, çekindiler. Çekinceleri sadece birkaç saat sürdü. Arkadaşlarımızın hepsi canını dişine takarak çalışıyor. Birçoğu bizzat bana gelerek ‘Aysel Hanım biz bir savaştayız, ben cepheyi terk edemem. Sahada olayım, çocuğu-yaşlısı olan arkadaşlar evde olsunlar’ demesini asla unutamam…” diyor.


TÜKENMİŞLİK SENDROMUNA GİRDİK


Pandemi döneminde en büyük endişelerden birinin eve virüs taşımak olduğunu anlatan İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endoskopi Bölümü hemşirelerinden Şebnem Cihan, “Hemşireyim ama aynı zamanda anneyim. On bir yaşında bir oğlum var. Bir süre çoğumu memlekete götürdüm ama sonra getirmek zorunda kaldım. Bu süreçte okul olmadığı için çok fazla sıkıntı çektik. Bir taraftan işinin başında olmaya çalışıyorsun bir taraftan beyninin yarısı evde çocukla beraber. Resmen bir bocalama devresine girdik. Bedenen de yorulduk ama psikolojik yorgunluk çok daha ağır. Robot gibi olduk. İnsanların çoğu da anlayışlı değil zaten. Toplumun bir kısmı bizi çok yukarı çıkarıyor bir kısmı yerin dibine sokuyor. Onlar anlayışlı olmadığı için bir yerden sonra sen de benziyorsun. Bir tükenmişlik sendromuna giriyorsun” diyor.


ÇOCUKLARIMA HASRET ÇEKİYORUM..


Covid-19’la savaşta en büyük sınavını çocuklarıyla veren hemşirelerden biri de İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinin hemşirelerinden Şirin Aliplik… Okullar kapandıktan sonra, hemşire olduğu için bakıcıların çalışmak üzere eve gelmek istemediğini ve bu yüzden yedi yaşındaki kızı Elif Duru ve 12 yaşındaki oğlu Alper’i ailesinin yanına memlekete göndermek mecburiyetinde kaldığını anlatan Şirin hemşire, “Artık bu hasrete dayanamıyorum. Ne olursa olsun yanıma getireceğim ve bu özlemi bitireceğim” diye anlatıyor. Haber: ZİYNETİ KOCABIYIK



İsrail Kahrolmuyor…


Hala inanmadığım ve gribal bir olay olduğunu iddia edip, abartıldığını belirttiğim corona yasaklarının devam ettiği ve insanların içeri kapatılıp, medya ve internet aracılığı ile adeta beyinlerinin yıkanıp, ölüm korkusu ile dizayn edilmeye çalışıldığı şu günlerde, muhafazakâr seçmen denilenler başta olmak üzere, “Vatan-Millet-Sakarya” edebiyatından öteye gitmeyenleri tahrik edip, bir araya toplayan ve oylarının tek bir yere akmasına katkı sunan İsrail yeniden sahada.


Halbuki, sıkıyönetim darbelerinde yaşanan yasakların hala devam ettiği, aynı günlerde dünyanın diğer bir ucunda virüsü ve aşısı tüm dünyaya dağıtılan Çin’de, yani Doğu Türkistan’da da aynı manzaralar yaşanırken, ortada olmayanların bugünlerde “Kahrolsun İsrail” deyip, İsrail’i 60 yıldır bir türlü kahredemediği yetmezmiş gibi, birçok ürünün menşesini ve askeri sahaları, ortaklıkları Yahudi dediklerine teslim ettiğini de sanki bilmezler…




Önü Beşikkaya Barajı ile kesilip, Göle ovasını olduğu gibi, Ardahan ovasını kurutacak olan bir proje ile Karadeniz’e akıtılması düşünülen Kura nehri gibi bir çok su kaynağını, madenleri elinde tutan dünyanın cendermesi ABD’nin Ortadoğu’daki merkezi Çukuroava ve diğer bir çok tarım alanını toprağı ile almakla suçlanan İsrail’in büyük elçiliğinin önünde toplanıp, “Kahrolsun İsrail” diye bağırıp, kendi kendilerini tatmin etmekten öteye gidemediklerini de diğer bir gerçek…

Ve pandemiye takılmayıp, ceza yemeyenlerin oradan Çin konsolosluğuna neden gidemeklerini de, diğer bir soru olarak cevap ararken, bu işin kınamakla değil, ABD kaynaklı istihbaratlarla yakalanıp, asılan Deniz Gezmiş’lerin ortaya koyduğu devrimci duruş ile çözüm bulacağını da görmezden gelirler…

Kısacası gün geçtikçe Filistin diye bir yer bırakmayacağı kesin gibi görünen ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu kutsal topraklarda akan kandan sadece İsrail değil, samimiyetsiz kınamalarla işi geçiştirip, aynı tepkiyi yeni aşıları gelen Çin’e gösteremeyenler de sorumludur diyorum.

Çünkü “Kahrolsun İsrail” demekle hiç de Kahrolmuyor, dün yokken, bugün dünyanın olmazsa da Ortadoğu da akan kanın baş aktörü olan İsrail…




ki…









MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Son iki haberimiz için TIKla abone ol, izle.. 



Arşif Haber/yorum 27/07/2015 tarihli haberler/yorum



Bir yıldır baş hekimi olmayan hastahanede


Hemşire Sıkıntısı!


Tam kadrosu olması halinde en az 80 hemşirenin çalışacağı Ardahan Devlet Hastanesinde hemşire sıkıntısı had safa da.

Eksik bir kadro ile Ardahanlılara hizmet vermeye çalışan Ardahan Devlet Hastanesinde şu an görev yapan 28 hemşirenin olduğu, bunların 12’sinin de hamilelik ve diğer nedenler ile izne çıktığını geriye kalanların gece gündüz çalıştırılarak hizmet verilmeye çalışıldığı ileri sürüldü.


**Başhekim de yok..


Yeterli hemşirenin olmadığı bu nedenle doğru dürüst hizmet verilmediği ileri sürülen Ardahan Devlet Hastanesin de yaklaşık bir yıldır başhekimde olmadığı alınan diğer haberler arasında olurken, hemşire ve başhekimi olmayan Ardahan Devlet Hastanesinde hemşire dışında bir çok dalda da personel sıkıntısı yaşadığı da belirtilmektedir.


Yıllardır uzman doktor sıkıntısının yaşandığı Ardahan’da bugünlerde hemşire sıkıntısı da yaşanıyor. 60 hemşire ve ebenin tayininin çıkması Devlet Hastanesinde sağlık hizmetlerinde aksamalar yaşanıyor

Boş yatak olmasına rağmen hemşire olmadığı için çok acil durumların dışında yatılı olarak hasta kabulüne izin verilemiyor. Vatandaşlar doktor sıkıntısından sonra şimdide hemşire eksiğini tamamlanması için yetkililerden yardım bekliyor.