Yaşasın Newroz; Newroz pîroz be!
Miladi takvime göre 21 Mart, Newroz; tarihin bilinmeyen zamanlarından beri Ön Asya, Orta Asya (ve Kafkasya) halkları tarafından kutlanan çok önemli bir bayramdır.
Newroz, uzun kış aylarından sonra doğanın yeniden canlanmasının, baharın, eskinin bağrından yeninin uç vermesinin müjdecisi olurken aynı azmanda halklar arasında barışın, kardeşliğin; zalimlere (Dehaklara) karşı da mazlumların (Kawaların) başkaldırısının bayramı olarak kutlanmaktadır.
Bu yüzden de bölgeye emperyalist müdahaleler derinleşip yerli gericiliklerin birbiriyle çıkar kavgası büyüdükçe; halkların, ezilenlerin özgürlük, barış mücadelesi de büyümekte ve Newroz değerlerinin yayılması ihtiyacı, olmadığı kadar artmaktadır.
SON YILLARIN EN KÖTÜ KOŞULLARI
Kürt halkının özgürlük ve eşit hak mücadelesinin büyümesine paralel olarak Newrozlar, son yıllarda Kürt halkının milyonlar halinde katıldığı coşkulu etkinliklere sahne olmaktadır. Yanı sıra Newroz, Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesinden yana olan herkes tarafından kutlanmaktadır.
Kuşkusuz ki bu yıl da Newroz, geniş yığınların katıldığı kutlamalara sahne olacaktır. Üstelik talepleri daha da acilleşmiş olarak!
Çünkü bu yıl Newroz;
“Kayyım” atanmış yerel yönetimlerin kayyımlardan geri alınıp asli sahipleri olan halka iade edileceği, adil olmayan koşullarda Kürt halkı ve partisinin çok ağır suçlamaların hedefi olduğu ve sınır içindedışında askeri operasyonların aralıksız sürdürüldüğü bir dönemde kutlanmaktadır. Cumhur İttifakının, özgürlük ve demokrasi talebini “Türkiye’nin bekası tehdit atında” gerekçesiyle devletin tüm olanaklarıyla Kürt siyasi güçlerinin üstüne yürüdüğü ve tüm ilerici demokrat güçleri hedefe koyduğu sürece denk gelmektedir. HDP’nin Eski Eş Başkanları Demirtaş ve Yüksekdağ başta olmak üzere binlerce Kürt siyasetçinin cezaevlerine konduğu, ülkenin bir siyasetçi ve gazeteci hapishanesine dönüştürüldüğü ortamda kutlanmaktadır. HDP’nin Meclis dışına itilerek marjinalleştirilmesi, hatta kapatılması için manevraların yapıldığı, Kürt sorunundan, Kürtlerin haklarından söz etmenin bile “teröre destekle” suçlandığı, “Öcalan’ın tecridine son verilmesi” için, Milletvekili Leyla Güven ve cezaevlerindeki çok sayıda tutuklunun açlık grevlerinin “ölüm sınırında”olduğu koşullarda kutlanmaktadır.
BARIŞIN, ZULME KARŞI MÜCADELENİN BAYRAMI
Yukarda ana hatlarıyla ifade etmeye çalıştığımız son yılların bu en kötü tablosu, elbette kendiliğinden oluşmamıştır. Tersine Türkiye’yi “tek parti tek adam rejimi”ne sürükleyen güç odakları ve onların siyasi temsilcileri olan AKP-MHP İttifakı tarafından izlenen politikaların bir sonucu olarak oluşmuştur.
Bu yüzden de bu tablonun değiştirilmesi; Türk, Kürt, her milliyetten, her inançtan Türkiye halklarının mücadelesiyle mümkün olabilecektir.
Dolayısıyla Newroz sadece Kürt halkının değil, aynı zamanda Türk halkı ile birlikte her milliyetten halkın, eşit haklar temelinde ve barış içinde birlik ve bütünlüğünün, kardeşliğinin de sembolüdür.
Newroz böyle ele alındığında; baharın, uyanan doğanın müjdecisi olduğu kadar özgürlüğün, emperyalist-gerici güç odaklarına karşı mücadelenin de müjdecisi olacaktır.
HER ŞEYE KARŞIN, NEWROZ’UN GÜCÜYLE…
İçinde geçtiğimiz dönemin bütün olumsuzluklarına karşın 2019 Newroz’u; emperyalistlerin ve gericiliklerin, bölgeye savaş, ölüm ve göçten başka bir şey getirmeyen politikalarına, halkları birbirine kırdırmayı hedefleyen yayılmacı, ayrımcı girişimlere karşı barışın, halkların kardeşliğinin; birlik, mücadele ve dayanışmanın güçlenmesine katkı yapan bir gün olacaktır.
Bunlar ve daha fazlası için, Newroz’un;
Bölge halklarının boğazlaşmasına yol açan emperyalistlere ve bölge gericiliklerine karşı halkların birliğine ve ortak mücadelesine katkı yapması, Bölge ve ülkemiz halklarının; eşit haklar ve özgürlükler temelinde birliklerinin güçlenmesine, Açlık grevleri ve Kürtlerin taleplerine yönelik pozitif hassasiyetlerin yaygınlaşmasına, Özellikle Türk halkının, son iki seçimden de öğrendikleriyle, daha bilinçle hareket etmesine, Bölgede ve Türkiye’de barışın egemen olmasına katkı yapması dileği ile,…
Yaşasın Newroz!
Newroz Pîroz Be!
.jpg)
**HDP’lerlerin Oyları İl Başkanının Elinde mi ki?
Bugün kü yazımın konusu İstanbul’un batı yakasının gündemini başarıyla tutan Damga Gazetesi ile ülkemin Kuzey Doğu’sunun gündemini tutan bizlerin başında olduğu yerel gazeteler 23 Şubat, Doğu Anadolu ve Ardahan Haber gazetelerinin başarılı gazeteciliği olacaktı.
Çünkü bu gazetelerin yaptığı haberle, attığı manşetler ve ele aldığı yorumlar başta yaklaşan yerel seçimler olmak üzere gündemi en iyi şekilde tutan ve manşet, haber ve yorumları ile gündeme taşıdıkları konularda yanılma payı yok denecek az ve gerçek..
İstanbul’un batı yakasının gündemini tutan ve günlük yazılarımın da yayınlandığı Damga Gazetesinin başarılı gazetecilik örneği ile o bölgenin gündemi tutmaya çalışırken benim de kadrosu içinde olduğu ülkemin kuzey sınırında ki gazetelerin yaptığı haber, ele aldığı yorumlara baktığımızda gazeteciliğin nasıl yapıldığını da görmek mümkün.
Ali Tarakçı ile Mehmet Mert’in başında olduğu Damga Gazetesi ekibi ve yazarların yanında benim ve Özkan Karakaya’nın başında olduğu gazetelerimizin gazetecilik yaparak ülkenin olduğu gibi yerelin gündemini başarı ile ortaya koyup, arşivlediği şu günlerde seçime giden partilerde yaşananları da gözler önüne serilmekte.
Evet, bugünkü yazımızın değişmesine neden olan asıl konuya gelelim ve iktidar ve yandaş havuz medyası tarafından her ne kadar yok sayılırsa da bu ülke de 3. parti konumunda bulunan HDP’ye yani bugünkü başlığımıza konusuna gelelim..
Geri aynı iktidar ve yandaşlarının bugünkü MHP gibi ülkeyi sosyal ve ekonomik olarak bir hayli rahatlatan ve HDP’nin baş rol oynadığı Barış Sürecinde baş taşı ettiklerini de unutmadığımız da belirtmeden geçmeyelim.
Neyse dedik ya konumuza, bugünkü köşe yazımıza gelelim…
İstanbul başta olmak üzere bir çok yerde aday göstermeyeceğini ilan eden HDP’nin Ardahan İl Başkanlığını dün ziyaret ettiğimiz de ve çaylarımız içerken yaptığımız sohbette bu ülke de birilerinin seçmenin oylarını kendi ellerinden olduğunu sandığın gördüm.
Çünkü CHP İl Örgütü ile HDP İl Örgütünün haberinin olmadığını anladığım bir görüşmede HDP’lilerin oylarının CHP adayına pazarlandığı ve bu yönde anlaşma yapıldığını his ettim.
Çünkü HDP Ardahan İl Başkanı Ergün Koç’un anasının köylüsü olduğunu söylediği ve dediği CHP Ardahan Belediye Başkan Adayı Faruk Demir ile gizlice görüşüp, partisinden bi haber, kendi başına HDP olarak Ardahan’da aday çıkarmama kararı aldığını öğreniyorduk.
Ve bu kararı kendi başına alan HDP Ardahan İl Başkanı Ergün Koç’un CP Adayı Faruk Demir ile yaptığı sözleşmenin olaydan habersiz olan CHP Ardahan İl Örgütünce kabul görmeyince bozulma noktasına geldiğini de anlıyorduk.
Çünkü HDP Ardahan İl Başkanı Ergün Koç’un sızlamalarına baktığımız da CHP Ardahan Beleidye Başkan Adayının verdiği sözlerin CHP tarafından tutulmadığı ve bu nedenle Koç’un ‘Günah bende gitti’diyerek, dayım diye kamuoyuna pompaladığı CHP Adayı ile yaptığı sözleşmeyi Göle üzerinden bozmaya çalıştığını da anlamıyor değildik..
Yani, HDP Ardahan İl Başkanı Ergün Koç’un kendisinin HDP’den İl Genel Meclis Üyesi hesapları yaparken, HDP tabanı ve seçmenin tanımadığı 3 kişiyi CHP’den Belediye Meclis Üyesi yapılmasını istediğinin belirttiği CHP’li Ardahan Belediye Başkan Adayı Faruk Demir’den birde CHP’nin Göle’de aday göstermemesini istediği ama bunlar olmayınca biz gazeteciler aracılığı ile ‘CHP Göle’de ki adayını çekmez ise biz de Ardahan’da en güçlü adayı göstereceğiz’ diyerek CHP Belediye Başkanı ile yaptığı anlaşmanın yerine gelmediğini ima ederek, CHP’ye mesaj göndermeye çalıştığını görüyor, anlıyor öğreniyorduk..
Yani, HDP’li seçmenin namus denen oylarının gizli pazarlıklarla satışa geldiğini de anladığımız bu görüşme ve her iki partinin haberi olmadan ve her iki partinin seçmeninin olayı sağından, solundan, ucundan duymaya başladığı bu gizli pazarlığın tutmadığını da anlamak mümkündü HDP Ardahan İl Başkanı Ergün Koç’un biz gazetecilerle yaptığı görüşmede anladığımız..
Sohbetin haber olacağını anlayıp, ‘Ya arkadaşlar biz sadece sohbet ediyoruz, sakın haber yapma yasanız‘ diyerek açıklamalarının gizli bir pazarlık olduğunu da teyit eden HDP Ardahan İl Başkanı Ergün Koç’un biz gazetecilere yaptığı açıklamalarda HDP’li seçmenin oylarının elinde olduğunu sandığını da görürken bunun hiçte öyle olmadığını 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlerde hep birlikte göreceğiz.
Çünkü HDP’nin olduğu gibi tüm partilerin seçmenin kimin ne olduğunu, hangi gizli pazarlıklar içinde olduğunu çok iyi bildiğini ve en önemlisi oylarının birilerinin elinde olmadığını bir kez daha göstereceği seçimlere doğru giderken bunları çokta takmadığını da biliyoruz.