Çapan,"Köylüler medeniyeti bilmez"

Gürbüz Çapan ile 5 yıl gecikmeli de olsa nihayet bir araya gelebilmiştik.  İlk röportaj talebimin üzerinden geçen onca zamanın ardından, Çapan’ın siyasi kimliği ve belirgin devrimci duruşu üzerine bir söyleşi yapmak ilgimi çekse de o, ısrarla Şehir ve İnsan ilişkisi arasında gidip geliyordu. Zira varmak istediği sonuç medeniyetten başka birşey değildi.

Esenyurt eski Belediye Başkanı Çapan’dan randevu koparmam çok da kolay olmadı. Aracı olan meslekdaşım Mehmet Mert ile buluşma yerimiz Sultanahmet’e doğru yola koyulduk. Mert, bir ara telefona sarılıp, “Başkan whatsapp’tan konum atar mısın?” diye sordu. Çapan’ın yanıtı ise oldukça ilginçti. “Sultanahmet meydanının adından daha iyi konum mu olur, Sultanahmet’in nesini konum atayım?” tatlı-sert çıkışını yaptığında verecek cevabımız da kalmamıştı.


Bir şehirde olmazsa olmaz üç şey nedir biliyor musun? sorusuyla beni test eden Çapan’ın üç şeyden kastının ne olduğunu ben de merak ederek “Nedir” karşı sorusunu yönelttim… Çapan, Sultanahmet’teki güvercinleri işaret ederek “O kentin; delisi, kedisi, güvercini yoksa orada bir eksiklik var demektir. Çünkü üçüne de merhametle, dayanışmayla sahip çıkılır”detayını paylaştı. Çapan’a göre, bir şehirde, çocukların güvenle oynadığı parklar, yaşlıların şişli escort huzur bulduğu alanlar, insanların birbiriyle buluştuğu, tanıştığı, selamlaştığı ortak mekanlar olmalı. Dikine yükselen binalar değil, mahalle kültürünün yaşandığı yapılaşmalar olmalı.



Röportaj adresi Sultanahmet meydanı olarak belirlendiğinde, açık havayı tercih ettiğini düşünmüştüm. Ancak Çapan’ın, uygulamalı ders anlatırcasına meydanı göstererek, “Meydanlar, insanların iyiyi ve kötüyü yaşadığı mekanlardır” cümlesiyle söze başlaması, söyleşinin nereye varacağını üç aşağı beş yukarı zihnimde canlandırmaya yetmişti. Meydanların, şehirlerin en önemli sembollerinden ve yaşam alanlarından birisi olduğunu üstüne basa basa anlatan Esenyurt’un 15 yıllık eski yerel yöneticisi Gürbüz Çapan, bir düzeltme yaparak “Herkes Arap bilir ama Farabi Türk’tür” diye tanıttığı ünlü filozofun “İnsanlar, ancak bir şehirde üst kültüre erişebilirler. Üst kültür ise dayanışmadır. Üst kültüre mecidiyeköy escort kavuşmak, şehirden aşağı bir yerleşimden başka yerde mümkün değil” tesbitiyle bu kez de şehir ve medeniyet arasındaki sıkı bağa odaklanmamı ister gibiydi.



İnsan-şehir-medeniyet üçlemesinde çıkarımlarda bulunan Çapan, “Şehirleri yok edenler köylüdür, onlar medeniyeti bilmez” dediğinde dananın kuyruğunun koptuğu yer aha da burası düşüncesiyle özellikle sordum:



Cengiz Alçayır : Köylüyü aşağılamak değil mi bu? Hakaret sayılmaz mı yani…

Gürbüz Çapan: Kimseyi aşağılamıyorum, köylüyü de küçümsemiyorum. Köylünün karakteri bu… Köylü kıskançtır, düşmandır, haindir, hasettir… Şehirlinin bir karakteri vardır, kölenin başka bir karakteri vardır, köylünün de başka bir karakteri vardır. Misal, kendi ahırında kaç tane ineği var çok ilgilenmez ama komşusunun ahırındaki hayvan sayısını ondan iyi bilir köylü…



Alçayır : Ben yine de bu sözlerinizden köylülerin alınacağını düşünüyorum. Haksız olduğunuzdan değil, toplum böyle algılayacaktır!

Çapan : Ben tesbit yapıyorum, hakaret değil…Köyde tiyatro, sinema var mı? Yok…Köyde sanat var mı? O da yok…Köyde meydana ihtiyaç var mı? Yok. Ne var köyde? Bol bol dedikodu, kahve muhabbeti. Köy kültürü böyle bir şey…

 

“YAVUZ’UN ÇEŞMELERİ DÖNERCİ OLDU”




Alçayır : O halde İstanbul’u konuşalım…15 milyonluk İstanbul ne alemde? Metropol bir köy mü, yoksa medeniyetin hakkını veren modern bir şehir mi?

Çapan : İstanbul tam bir medeniyet şehri…Ancak işgal edilmiş bir medeniyet şehri. Tarih kenti, medeniyet kenti  İstanbul’da, Yavuz’un döneminde yapılmış çeşmeler şuan neye dönüştü biliyor musun?



Alçayır : Bilmiyorum…Neye?

Çapan : Tost satan, döner satan büfelere…Dayanışmanın, sevinçlerin, acıların ortak paylaşılacağı o Taksim meydanını halka kapatan kim? (Kendisi cevaplıyor) Hünkarım…(Recep Tayyip Erdoğan’dan bahsediyor.) İnsanların bir araya gelmesinden neden korkarlar, neden istemezler anlayamıyorum. Halbuki bir şehirde en önemli şey meydanlardır. Meydanların olmadığı şehirler eksiktir, topaldır. Şehirler, insanlara benzer, insanlar da yaşadıkları şehire. İyi insanların yaşadığı şehirler iyi olur, kötü şehirlerin insanları da kötü olur…

 

Tam, “iyi şehir”, “kötü şehir” kıyaslaması yapılmışken, Çapan’a, uzun bir dönem belediye başkanlığı yaptığı Esenyurt’u soruyorum “Esenyurt’tun delisi, kedisi, güvercini var mı” diyorum, yanıtlıyor…

Çapan: Esenyurt’a iki devasa meydan yeri ayırdım, benden sonra sattılar. Benim dönemimde vidanjörü olmayan tek İstanbul belediyesi Esenyurt’tur. Her eve boru döşedik anlayacağın. Esenkent gibi sorunsuz bir yerleşim yeri inşa ettim. Örneği yoktur, bacasız kent kurduk. Birleşmiş Milletler Konut Forumu Habitat ödülünü aldık. Zeytinburnu’nda yükselen kuleleri görüyorsun, adam orayı yükseltti, ne dedi dönemin başbakanı? “Ben ona küsüm” dedi. Böyle bir yönetim anlayışı mı olur?



“O ADAM MIDIR?”

 

Alçayır : Belediye başkanlığı yaptığınız dönemde adam dövdüğünüz de söylendi. Millet, sizi döven, vuran, kıran birisi olarak anlatıyor. Dövdünüz mü?

Çapan : Dövdüm, ama niye?



Alçayır : “Hele bir sor niye dövdüm mü” diyeceksiniz?

Çapan : Evet, aynen öyle…Belediyeye bir kadın geldi, bas bas bağırıp küfür ediyor. Hem de ağza alınmayacak küfürler. Zabıta zaptedemiyor, gittim “Ne oldu hele bir anlat” dedim. Kadıncağız küfrün bini bir para demiyor halen devam ediyor. Neyse meseleyi anladım, bir minübüste elle sarkıntılığa uğramış. Yapanı buldurdum, “Oğlum kadını elledin mi” dedim. “Elledim başkanım” dedi. “Niye yaptın” diye sordum, “Göçmendi başkanım!” dedi. Kendisi Kürt ya, bölgede de Kürt çoğunluk var, o, göçmen bir kadına sarkıntılık yapmayı kendine hak saymış. Ondan sonra kafasını gözünü patlattım, “Şimdi git Jandarma’ya şikayet et beni” dedim, yolladım. Benim hakkımda “Adam dövdü” diyenlere sorayım “O adam mıdır?”



KEŞKELERİNİZ OLDU MU?


Alçayır: Geriye dönüp baktığınızda, belediye başkanlığı yaptığınız dönemle alakalı keşkeleriniz oldu mu? Yani “Keşke yapmasaydım” dediğiniz bir şey?

Çapan: Değil belediye başkanlığı dönemim, ben hayatımın hiçbir evresinde yaptığım şeylerden pişmanlık duymadım. Doğru yapmışımdır, yanlış yapmışımdır, bu başka birşey… Ancak pişmanlıklarım yoktur benim.



Alçayır : Aktif siyasete dönüş yapma niyetiniz var mı?

Çapan : Yok…



Alçayır : Ya Esenyurt…Esenyurt yerelinde siyaset yapmak, hayalinizi kurduğunuz projeleri devam ettirme gibi bir düşüncenizde mi yok, yoksa bu klasik “Ben yokum” siyasetçi yanıtı mı?

Çapan : Birbirimize yük olmayalım artık!



Alçayır : Kiminle, neyle?

Çapan   : Esenyurt ile…Ne ben Esenyurt’a yük olayım bundan böyle ne de Esenyurt bana…Şimdilik düşüncem böyle!**İnadına Federasyoncuk Tutmuyor..


**26/0572016 Tarihli Haberler..


Gazeteci Fakir Yılmaz’ın Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanlığına gelmesi ardından iyiden iyiye hareketlenen Ardahan Derneklerinin ARDA/FED çatısı altında bir araya gelmesinden korkan, ‘başta İstanbul’da olmak üzere ülke genelinde güçlü bir Ardahan Lobisi oluşumunda çekinenlerin panik içinde kurmaya çalıştıkları çakma federasyonlar daha baştan boş verdi.


Yıllardır kendilerine başkan desinler diye dernekçilik yapanların Gazeteci Fakir Yılmaz’ın ARDA/FED Başkanlığına gelip, dernekçiliğin sadece kışları kaz gecesi düzenlemek, yazın pikniklerde göbek eritmek olmadığını ortaya koyan ve ciddi anlamda lobicilik yapması karşısında şok yaşadıktan sonra ‘Bizde federasyon kuralım’ diyerek, sanki yıllardır bu sahada yoklarmış gibi kendilerini yeni federasyon oluşumları ile bir kez daha kamuoyuna sunmaya çalışması toplum tarafından ciddiye alınmadı.


İnadına kurulan ama toplum nezlinde ciddiye alınmaya bu tür çıkışların var olan oluşumların önünü kesmek, güçlenmesini engellemekten öteye geçmediğine dikkat çekilirken, bu tür oluşumlar içine girenlerin zaten yıllardır aynı saha da oldukları ve bugüne kadar topluma bir şey vermediklerine de dikkat çekilmekte.


**KAHVALTIMIZ KİMSE GELMEDİĞİNDEN İPTAL!


‘Ülke Genelinde Güçlü Bier Ardahan Lobisi’ sloganı ile Göle, Çıldır, Hanak, Posof, Damal ve Hanak derneklerinin ARDA/FED’in çatısı altında bir araya gelmesini içlerine sindiremeyip, al acele ‘bizde federasyon kuralım’ diyerek yola çıkanların kurdukları derme, çatma federasyoncukları dakısa süre için de  yıllarca başkanlığını yaptıkları dernekçiliğe benzeten bazı kişilerin daha iki derneği bir araya getirmekten aciz oldukları oynanmak istenen komedinin diğer bir yüzü olmakta.

Daha dün kurulduğu ilan dilen ve geniş çaplı bir kahvaltı verileceği ilan edilen federasyoncuk, derneklerin ve vatandaşların ciddiye almaması dolaysıyla ilk toplantısını yapamayınca, önceden attığı toplantı mesajı ardından ikinci mesajında toplantının iptal edildiğini duyurdu.


**KURULDU, KAYIP OLDU..


Öte yandan büyük bir şamata ile kurulduğunu ilan eden ve ardından al acele kongreye giden diğer bir federasyoncuk seçimi ardından adeta ortana kayıp oldu.


**HOÇ/FED FESTİVALİ YAPMAYACAK..


Diğer yandan kendilerini Ardahan’dan aydır görüp, ‘Bizde federasyon kuralım’ diyerek yola çıkıp, daha başta yolda kalanların yanında Ardahan’ın 21 köyünün İstanbul’da ki derneklerini çatısı altına toplamayı hedefleyen ancak bunu bir türlü başaramayan HOÇ/FED’in geçen yıl gibi bu yılda Hoçvan’da geleneksel hale gelen Hoçvan Festivalinin yapmayacağı bilgisi alındı.

Bu durumun nerede ne iş yaptığı belli olmayan dernekler konumuna düşen ve ‘Değişmez’ başkanı ile inadına yok almaya çalışan HOÇ/FED’in de durumunun mevcut federasyocuklardan farklı olmadığını ortaya koymakta.


*Tacizci Trump Kazanıyorsa..


Hatırlayanınız var mı bilmem ama balık hafızalı olan bu toplumun ferdi olarak benimde unuttuklarımın arasında olan ABD seçimleri geldi, çattı bile..

Bu yazının yazıldığı saaterde başkanlığını yaptığım ARDA/FED’in genel merkezinin bulunduğu İstanbul Şişli’de de gökdeleni olan Trump’un önde olduğu Amerikan seçimlerinin sonucu ne olursa olsun önümüzde ki 4 yıl içinde dünyanın gideceği yönü de büyük bir oranda gösterecek..

Çünkü dünyanın jandarması konumunda ki ABD’nin  bu seçimler dolaysıyla başta Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölge başta olmak üzere dünyanın hangi yöne gideceği az çok anlaşılacak..

Evet ülkemizde de her an bir seçimin olacağınında tartışıldığı şu günlerde kadınları taciz etmekle suçlanan tacizci Trump’un dünyanın en medeni ülkeleri aradında olduğu ileri sürülen ABD’nin başkanı olmak üzere olduğunu görmekteyiz..

Ve gördüğümüz diğer bir önemli konuda Türkiye’de ard arda yaşanan erkeklere yönelik taciz olayları ve sansürlenen haberleri.. 

Aynı haberlerin 15 Temmuz öncesinde de bir hayli arttığını da gördüğümüz ülkemizi çok yakında ilgilendiren ABD’nin tacizci bir başkanı seçmeye hazırlanması da tesedüfmü bilinmez ama sanırım Trump kazanırsa taciz haberlerinin yapmanın daha zor olacağı da diğer bir gerçek..



**Ne oldu çağrı merkezi?..


Karslı Bakanın Karslı hemşehrisi, meslektaşımız Hadi Özışık’a özel olarak verdiği röportajını okuyunca geçtiğimiz gün açılan ve Ardahanlı AKP’lilerinde katıldığı Kars’ta ki çağrı merkezi gibi Ardahan’a da açılacağı söylenen ve 190 kişiye iş istihdamı sağlayacağı ileri sürülen çağrı merkezi aklıma geldi..

Gerçi Bakan beyin verdiği röportaj da Ardahan’ın adının bir kaç yerde oda Kars’a yönelik projelerin geçtiği satırlar dolaysıyla zorunlu geçtiğinide görürken Kars’a hemen açılan ama Ardahan’a açılıp, açılmayacağı belli olmayan ama bu yönde söz ve vaadin olduğunu bildiğimiz çağrı merkezi nerede, ne oldu, açılacak mı, yapılacak mı?

Bilmem ama bu soruyu Ardahan ve Ardahnalıları KAI/KASİAD adı altında ki kurumlara ezdirip, gölgeletmeyin dedikçe bize inat işler yapan AK Partili Belediye Başkanına, Milletvekiline hatta Ardahan’dan çok Musul’u ağzında düşürmediği için Musul Vekili olarak adlandırılmaya başlanan CHP’nin Milletbvekiline sormak gerek..

Sayın bakan, Sayın başkan, Sayın vekilller..

Ne oldu çağrı merkezi?



**Bu ülke nereye gidiyor?


Gün geçtikçe dibi görünmeyen bir karanlık kuyuya doğru giden dünyanın tüm gözlerini üzerine çeken Türkiye’de son on gün içinde yaşananlar bu ülkenin geleceğini düşünen, kendisine dert eden hemen herkesi 10 yıl yaşlandırdı desek doğru söylemiş oluruz..

Çünkü 17/25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu ile başlayıp, 15 Temmuz Darbe kalkışması denilen sürece kadar gelen bir süreci yaşayanlar, yani iktidar, ve 1 Kasım’dan bu yana ülkeyi tek başına idare eden Başkan Erdoğan bu ülkeyi 14 yıldır yönetenlerin yanlışlarına karşı çıkan herkesi düşman ilan etmiş durumdalar..

Ve bunca baskı yetmezmiş gibi Fetocuların gerçekleştirmeye kalkıştığı ileri sürülen 15 Temmuz Darbe Kalkışmasına kendileriyle birlikte karşı çıkanlarda artık düşman gibi..

Hatta Tanklara karşı çıkanların bile yarın ‘Darbeyi birlikte yapmaya kalktılar’ diyebilirler..

Bunlara neden ise; Hükümetin ve başkanın antidemokratik uygulamalara karşı çıkan herkesin düşman.. Hatta vatan haini olması!..

İşte bunların en son örneği meclisin 3. büyük partisi HDP’ye ve Cumhuriyet Gazetesinde karşı ortaya konan tavır..

Ve dünyayı başına toplayan antidemokratik uygulamalar..

Şimdi bura da sorulacak tek bir soru var..  


Bu ülke nereye gidiyor, bilen var mı?


**Seçim olur mu?


Tüm dünyanın gözünün üzerinde olduğu Amerika seçimlerinin konuşulduğu bir süreçte Türkiye’de de yeni bir seçim olup olmayacağı da şimdilik sessizce de olsa tartışılmakta..

400 Milletvekili isteyip, bunu başaramayınca MHP’nin siyasetini önemseyip, Bahçeli’nin desteği ve KHK’nın yetkileri ile ülkeyi idare etmeye başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da gönlünde olan başkanlık sistemi için Türkiye’de seçim olur mu diye tartışan kamuoyunun seçim beklentisi gerçekleşir mi?

Bilmem ama bu yönde hesap yapanların başında gelenin Erdoğan’ın kendisi olduğunu da gören bir gazeteci olarak 2017’de bir seçimin olabileceğini düşünenlerdenim ..

Çünkü FETO Operasyonlarının dokunamadığı siyasetin bu yönde bir temizliği ihtiyaç duyduğunu benim gibi Erdoğan’ın da düşünüyorum..

Bunun içinde bir seçimin şart olduğu ülkede her an bir seçim kararı alınabileceği bunda mana olarak HDP’li vekillerin tutuklanması, dışarıda kalanların meclis çalışmalarına katılmama kararı alması ve CHP’nin seçimi tetikleyen bildirgesi bu ülkenin yeni bir seçime ihtiyaç duyduğunu ortaya koymakta..

Evet, ‘eçim olur mu? sorusuna cevap vermek ne kadar doğru olur denilebilinir?..

Ama sessiz sedasız yapılan anketlerde  öyle diyor gibi..


**Diaspora Bırakacak mı?


İstanbul’da ki Ardahanlıların önünde ki en büyük bataklık olduğuna inandığım Esenyurt’ta ki Ardahan Diasporasının direncini kırmak üzere olduğumuza inandığımız şu günlerde yaklaşan Kültür Evi’nin seçimleri öncesi Ardahan Kültür Evi’nin başkanlığına aday olduğunu ima eden ve bu yönde çalışmalarını hızlandıran Veysel Karatay’ı benim gibi bir çok Ardahanlı da yakın takibe almış..

Çünkü bu evin kültürden çok birilerine hizmet etme evi olduğunu bilen Ardahanlılar bu birileriyle de mücadele etmek zorunda olduğunu iyi biliyor..

Öyle ki buranın öyle sanıldığı gibi Ardahanlıların olmaktan ziyade bir kaç kişinin birine hizmetten öteye geçmediğini ve burayı sürekli o biri (!) için ellerinden tuttuklarını herkes iyi bilmekte..

Evet ARDA/FED’in yanı sıra bir çok Ardahan stk’sının seçimlere gitmek üzere olduğu şu günlerde kongre hazırlıklarına bile başlamayan bu evin nasıl olup yönetim değişikliğine gideceğinin de merak edildiği şu günlerde bölgedeki Ardahanlıları cesaretlendirmeye çalışan Ardahan/Göleli İşadamı Veysel Karatay bu diasporayı aşıp, Kültür Evini gerçek bir kültür evi yapabilecek mi?

Bilmem ama hemşehrileri olan Göleliler başta olmak üzere bir çoğunun ırın, mırın ederken bu beklenti zor gibi görünüyor..

Ama şahsen ben Karatay’ın bu diaspoarı aşacağına inanıyorum ve güveniyorum..