GAZETECİLERLE GÜNDEM PAZAR GÜNÜ TEMPO TV’DE
İKUD Başkanı Nihat Atam Gazeteciler Gündem’de
Gazeteci İle Tempo TV’de..
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü Kutlayan İstanbul Kuyumcular Derneği )İKUD) Başkanı Nihat Atam pazar günü Tempo TV’de olacak. Merkezi İstanbul Çekmeköy’de bulunan ATAM Kuyumuculuk ve Sanfe Sigorta AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Atam pazar günü, saat:15.00’da gazetecilerle birlikte Tempo TV’de ekonomide son durumu anlatacak.
BİR REKLAM BİN MÜŞTERİ..
Görüntülü Haberlerimiz İçin
YouTube ArdahanTV



.jpg)
YALNIZCA 1261 OY FARK VARDI..
AKP iktidarından önce de sağ partiler tarafında yönetilen bir ilçe olan ve otel gibi kullanılmaktan öteye bir türlü geçemeyen, elindeki kurumları tek tek kaybeden Derince’de 2019 yerel seçimleri milat olmuş, parti üstü kimliğiyle Sertif Gökçe, Derince halkına güven vererek seçimi kazanması muhtemel isim haline gelmişti. Bugün bile ilçedeki tanınırlığı yüzde 70 civarında çıkan Gökçe, Zeki Aygün’ün 40 bin 533 oyuna karşı, 39 bin 272 oyda kalarak seçimi 1261 oy farkıyla kaybetmişti.
ATASOY BİLGİN’İN KURULTAY DESTEĞİ YETMEDİ..
Derince’de ikamet eden, bu ilçedeki sivil toplum kuruluşlarıyla, spor kulüpleriyle, hemşeri dernekleriyle arasını hep iyi tutan Gökçe, 31 Mart 2024 yerel seçimleri için doğal aday olarak görülüyordu ancak Atasoy Bilgin, ilçe başkanlığından istifa ederek Derince Belediye Başkan aday adayı olmuş, kurultayda Özgür Özel’i desteklediği için kendisinin belediye başkan adayı yapılacağına dair algı oluşturmuş, adayın açıklanması geciktikçe de bu algı, insanların kafasında da oturmaya başlamıştı. Ancak CHP Genel Merkezi, İzmit’in dahi riskli olduğu yerde, Derince’de kazanma şansı olan Sertif Gökçe’yi yemedi. Gökçe, gecikmeli de olsa bugünkü toplantılardan Derince Belediye Başkan adayı olarak çıktı.
CHP Parti Meclisi’nde Aydın Büyükşehir Belediye Başkan adayı ve ilçelerdeki adaylar belirlendi.
CHP Parti Meclisi, birçok ilin adayını belirlemek üzere bir araya geldi. MYK’da belirlenen isimler PM’ye getirildi. PM’de aday belirleme çalışmaları devam ediyor.
AYDIN’DA YENİDEN ÖZLEM ÇERÇİOĞLU
Son olarak Aydın’da büyükşehir adayı ve ilçe adayları belli oldu. CHP, Aydın’da Özlem Çerçioğlu ile yola devam kararı alırken, ilçe adayları şu şekilde belirlendi:
Buharkent: Ali Okkalı
Efeler: Anıl Yetişkin
İncirliova: Osman Gökmen
Karpuzlu: Tuğrul Ozan
Koçarlı: Özgür Arıcı
Kuşadası: Ömer Günel
Kuyucak: Uğur Doğanca
Nazilli: Gamze Yolcu Metin
Söke: Mustafa İberya Arıkan
Yenipazar: Malik Ercan
CHP İstanbul adayları belli oldu
CHP PM’de İstanbul ilçe belediye başkan adayları belirlendi.
CHP PM, birçok ilin adayını belirlemek için toplandı. MYK’da belirlenen isimler PM’ye sunuldu. PM’de aday belirleme çalışmaları sürerken, İstanbul’un ilçelerinde kesinleşen isimler de ortaya çıktı.
İşte İstanbul’da ilçe başkan adayları tam listesi…
Başakşehir: Mesut Öksüz
Bayrampaşa: Hasan Mutlu
Beyoğlu: İnan Güney
Çatalca: Erhan Güzel
Eyüpsultan: Mithat Bülent Özmen
Gaziosmanpaşa: Hakan Bahçetepe
Güngören: Temel Akkoç
Sancaktepe: Alper Yeğin
Silivri: Bora Balcıoğlu
Şile: Özgür Kabadayı
Tuzla: Eren Ali Bingöl
Üsküdar: Sinem Dedetaş
ÇALIŞMAYAN GAZETECİLER GÜNÜ..
Bugün 10 Ocak Çalışmayan Gazeteciler Günüymüş…
Aslında baktığımızda ’10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ olarak anılan bugünün, 12 Mart 1971 askeri müdahalesine kadar “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanıyormuş.
Ama bugün ‘hala bilinmeyen dil’ olarak adlandırılan Kürtçe olan birçok köy ve kent isimleri gibi bugünün adı da değiştirilmiş ve gün “Bayram” olmaktan çıkarılmış.
36 yıla gelen gazetecilik hayatımda okuduğum onca yazı arasında en içten ve güzel bir kalemle ele alınan bu bilgiyi de bir dönem Habertürk Gazetesi ve TV’nin Genel Yayın Yönetmenlerinden olan ve zaman zaman www.kuzeyanadolugazetesi.com adlı haber sitemizdeki köşe yazısına yazılar yazan Gazeteci Oğuz Uçar abimin gece yarısı bana yolladığı günü ve günün içine düştüğü durumu anlatan yazısından anlıyorum.
Ve ‘Çalışan Gazeteciler Günü’ olarak adlandırılan bugünün 12 Mart 1971 Askeri müdahalesinden önce “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olduğunu havuza düşmeden önce bir dönem muhabirliğini yaptığın Habertürk’ün Habertürk olduğu dönemlerde üst düzey yöneticilik yapan meslektaşım, gazeteci Oğuz Uçar’ın yazını okurken bugünkü yazımın başlığını da bende değiştirip, ‘Çalışmayan Gazeteciler Günü’ olarak ilan ediyorum.
Çünkü ekte sunduğum ve bir kez de benim köşemde okunması ve oncası gibi gazeteci etmeye çalıştığım Baran’ın dizayn ettiği Teknolojik kızımız aracılığıyla dinlenmesi gerektiğini düşündüğüm aşağıda ki yazıyı okuduğumuza da bugünün, ‘Çalışan Gazeteciler Günü’ adını hak etmediğini, aslında’ Çalışmayan Gazeteciler Günü hatta Dönemi’ olarak ilan edilmeli.
Buna nedense başta kendisine ‘gazeteciyim’ diyenlerin çoğunlukta olduğu bir dönemde, ‘Yazarsam, söylersem, konuşursam falan ele der, filan bele der, iktidar kızar, kredimi, reklamı keser, kızımı işe almaz, aman aman belediye başkan üç kuruşluk aboneliği iptal eder’ diyerek kendi kendisine koyduğu oto sansür psikoloji altında ezilen çalışmayanların gazetecilerin yanında onca baskı ya karşın direnmesi gereken ve çalışmayı bırakan gerçek gazetecileri de hatırlıyorum.
Evet, uzatmadan Hasan Tahsin’i de hatırlatan ’10 OCAK VE TÜRK BASINI’NIN ULUBATLI HASANI’ başlıklı yazıya dönüp, meslektaş büyüğüm Oğuz Uçar’ın ele aldığı yazıyı, birde sizin okumanızı, dinlemeniz ve bugünün dünle karşılaştırıldığında çalışan, çalışmayan gazetecileri de siz, sen, şu an bu yazıyı bir reklam, ücretli bir mesaj vermeyip, beleşten okuyan iş insanı, siyasetçi bir gün kendine de lazım olacak olan medya, basın, gazetecinin ne kadar önemli olduğu ve gerçek gazetecilere neden sahip çıkılması gerektiğini düşünmesini isterken bir şey daha aklıma geliyor, ‘telefonuma gelen onca yalancı, ‘günün kutlu olsun’ sahte mesajlarla şekerim çıkıyor..
Ve bu ülkede gerçek anlamda özgür bir basın olması için günlük bir gazete almayan ama yeri geldiğinde ‘Satılık Basın’ diyenlerin bugüne nasıl gelindiğini ve gerçek gazetecilik her gün yok olduğu için olmayan gerçek demokrasinin 4. kuvveti denen gazetecilerin, basının, medyanın bugünlere, buralara niye düştüğünü al/yapıştır hazır jpg’lerle bugün çalışan, çalışmayan gazetecilerin günlerini kutlamadan önce hepiniz bir düşünün derim.
Çünkü ‘çalışmadan, belediyeden 300, 500 aylık abonelik için, ağ, sol, muhafazakâr, Kürtçü, Türkçü, Alevi, Suni, ilerici, gerici demeden dönemin her iktidarına, ‘Kral çıplak’ demektense, ‘Çok yaşa padişahım’ diyerek yalakalık, yarışı içine giren gazeteciler günü var mı?’ diye sormakta gerek.. .
Bununla yetinmeyip, yer kalmayan havuza kendilerini atan, resmi ilan yada banka kredisi, ihale karşılığında çalışmayıp, oturdukları sıcak, ısıtmalı 4×4’lülerin yumuşak koltuklarında, klavyeye kahramanı sözde gazeteciler ile gerçek çalışan, hak arayan, toplumun sorunlarının yanında kendi sorunlarına ses çıkaran gerçek gazetecilere de sormak isterim; ‘O gün bugün mü?’
Neyse farkındayım şekerimi artıran içi boş ‘Çalışmayan Gazeteciler Günü’ adını verdiğim bir günü anlatmaya çalışan yazım yine uzadı, özür..
Evet, belki benim anlatmak istediğimi aşağıda ki yazı anlatı diyerek sizi Gazeteci Oğuz Uçar’ın yazdığı ’10 OCAK VE TÜRK BASINI’NIN ULUBATLI HASANI’ başlıklı yazı şöyle;
10 OCAK VE TÜRK BASINI’NIN ULUBATLI HASANI
Her yıl takvimlerin 10 Ocak tarihini gösterdiğinde, mesleğim adına ayrı bir gurur ve sevinç yaşıyorum. Çünkü ben, bu günü çalışan gazetecilere “Bayram” olarak armağan eden “Türk Basınının Ulubatlı Hasan’ı, Hasan Yılmaer”in, öğrencisiyim…
Peki, kimdir Hasan Yılmaer? 10 Ocak ile ilgisi nedir? Hemen anlatayım;
Cumhuriyet’in ilanından 6 yıl sonra 1929 yılında dünyaya gelen Yılmaer, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olmasına rağmen, aşık olduğu işi gazeteciliği meslek olarak seçti.
Türk Basın tarihinde “Şeyh’ül Muharririn/ Yazarların Üstadı” diye anılan Burhan Felek başta olmak üzere, yeri asla doldurulamayan Abdi İpekçi, Nezih Demirkent, Çetin Emeç gibi bir çok usta gazeteci ile birlikte çalıştı.
Türk Haberler Ajansı ve Hürriyet Haber Ajansı Genel Müdürlüğü yaptığı dönemlerinde Anadolu’nun dört bir yanında bu mesleğe insan yetiştirdi. Türkiye’de “Ajans Gazeteciliği”nin babası oldu.
Bülent Ecevit gibi bir siyasi liderin, “Gel partimizden Milletvekili ol. Daha sonra da size bakanlık verelim” teklifini kibarca reddetti. Onun aklı ve yüreği hep mesleğinde oldu. Yakın çevresinde olanlara da, kendisindeki meslek aşkını aşıladı. İşini severek yaptığı için bir çok gazeteciye “rol model” oldu.
* * *
1960 ihtilali olduğu dönemde Milliyet Gazetesinde Yazı İşleri Müdürlüğü yapıyordu. Gazeteciler o güne kadar patronların iki dudağı arasında çalışmak zorundaydı. Gazeteciler Sendikası’nın Başkanlığına seçilince, gazetecilerin sosyal hakları için harekete geçti.
Hukukçu kimliği ile 212 Sayılı yasanın taslağını hazırlayıp hükümete iletti.
Bu istekler kabul görüp 4 Ocak 1961 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanınca, gazete patronları neye uğradıklarını şaşırdı.
O dönemin Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah gazetelerinin patronları bir araya gelerek “Çalışan Gazetecilere göz dağı vermek” amacıyla 3 gün süre ile yayınlarını durdurma kararı aldı. Türk Basın tarihine “Dokuz Patron Olayı” olarak geçen bu gelişme karşısında Hasan Yılmaer ve arkadaşları geri adım atmadı.
Meslek hayatı boyunca “Arı Kovanına çomak sokmak”tan yorulmayan Hasan Yılmaer, 10 Ocak 1961 tarihinde gazetecileri Cağaloğlu’ndaki İstanbul Valiliğine doğru yürüttü. Başta kendisi olmak üzere o günün gazetecileri “Yasa ile tanınan sosyal haklarımızdan vazgeçmeyiz” diyerek haykırdı. Patronların “3 gün gazete çıkartmıyoruz” tavrına yanıt olarak da “BASIN” adını verdikleri bir gazeteyi devreye soktu.
Gazete patronları basın emekçilerinin bu tepkisini tedirginlikle izledi. Gazetenin 3’ncü sayısına “Basın emekçileri olarak elde edilen haklarımızın korunması konusunda elbirliğiyle mücadele edeceğiz” notunu düşen Hasan Yılmaer işte böyle “Türk Basınının Ulubatlı Hasan’ı” oluverdi.
* * *
Ama ne yazık ki; 12 Mart 1971 askeri müdahalesine kadar “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanan 10 Ocak, “Bayram” olmaktan çıkarıldı. O günden sonra “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak anılmaya başlandı.
Günümüzün gazetecilerine bakıyorum; Onlar mesleki hakların kazanılması için mücadele veren ne Hasan Yılmaer’i ne de onun arkadaşlarını tanımıyorlar. Eskiden “Bayram” olarak kutlanan bir etkinliğin neden “Gün” olarak değiştirildiğini de bilmiyorlar!
Mesleki kazanımlar açısından 1961 yılınının gerisine nasıl düştüklerini bile göremiyorlar!
* * *
Bugün ülke genelinde 3 bin 256 medya kuruluşu var. Bunun yüzde 97’si, iktidar tarafından kontrol ediliyor. Buralardaki gazetecilerin büyük bir çoğunluğu sendikasız çalışsalar da, kendi haklarının peşinde koşmuyor, koşamıyor!
Ama iktidarın resmi sözcüleri gibi hareket ederek gazetecilik (!) yaptıklarını sanıyorlar.
İktidara muhalif gazeteciler ise, ya gözaltına alınıp tutuklanıyor! Ya da onların çalıştıkları kurumlara para cezaları yağdırılıyor!
Böyle bir tablo içinde, siyasilerin 10 Ocak tebrik mesajlarını (!) hiç anlamıyorum.
* * *
Halbuki basın; yasama, yürütme ve yargı’dan sonra gelen bir güç olması gerekiyor!
Özgür basının olduğu ülkelerde herkes işini yapıyor. Yaşam kalitesi, sürekli yükseliyor.
Devlet güçlü, halk da mutlu oluyor!
Kim ne derse desin;
Basın özgürlüğü, gazetecilere tanınan özel bir imtiyaz değildir!
Basın özgürlüğü halkın haber alma hürriyetidir! Gazeteciler, TBMM’de Millet adına yasama görevi yapan Milletvekilleri gibi halkın haber alma hürriyetinin temsilcileridir.
Devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1925 yılında “Basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir” diyor.
Şimdi bakıyorum da; “Neredeeeen, nereye geldik!”
Ömrünün 68 yılını bu mesleğe veren, Hukukçu kimliği ile Türk Basınına 10 Ocak Gazeteciler Bayramı’nı armağan eden ve 19 Ekim 2013 tarihinde aramızdan ayrılan saygıdeğer büyüğüm, Türk Basını’nın Ulubatlı Hasan’ı Hasan Yılmaer’i hiç unutmadım, unutmayacağım.
Kendisini ve kıymetli eşini saygı ve rahmetle anıyorum.
arşiv haber/yorumlar 02.12.2012 tarihli haberler/yorumlar tarihli haber/reklamlar

en yeni makele
LİNKİMİZDE YAZARLARIMIZIN GÜNLÜK
YAZI VE YORUMLARI OKUYABİLİRSİNİZ..




Yaziyorsam Sebebi Var/Fakir Yilmaz
Güneydogu basta olmak üzere ülkede Kürtlere karsi yürütülen operasyonlarin hemen akabin de Basbakan’in rahatsizlanmasi ve ameliyat edilmesini acaba nasil degerlendirmek gerekir? Acaba bizde birilerinin yaptigi gibi adice bir düsünce içine girip, Van depremi ardindan yaptiklari gibi aralarinda Göleli Avukat Yasar Kaya’nin da içinde bulundugu ve tutuklandigi KCK Operasyonlari ile devam eden bu durum ardindan rahatsizlanan basbakan için, ‘İlahi Adalet’in uyarisi mi desek?’ Hayir bizler, halklarin kardesligini isteyen ve halklarin bir ferdi olan basbakan degil, her hangi bir halkin ferdinin tirnagina bir zarar gelmesine üzülür, onlar bizlerin acilarini çekmezse de biz onlarin acilarini yürekte his eder, halen devam eden Van depremleri ardindan fasist beyinlerin kustugu o kin dolu düsünceleri de elimizin tersi ile geriye degil, onlardan alçak olan çukurlara çamurlu ayaklarimizla gömeriz .. Asil konumuza, yani basligimiza dönecek olursak ve yine basbakanin gündeme getirip, tartisma konusu yaptigi Dersim Katliami ardindan ne yapacagini sasirip, her konuda oldugu gibi Dersim Katliami konusunda da hing-minglayan CHP’nin bu konuya ve Kürtlere yönelik yapilan operasyonlar konusundaki tavrina bakmak gerekir. Genel seçimlerde gittigi Hakkari’de özerlikten bahsedip, Ardahan’a geldiginde ‘Yok, ele demek istemedim’ diyen Dersimli Kiliçdaroglu’nun, ‘Allah izin verirse basbakanda olacagim’ demesi gibi gülünç bir durum ve tutumuyla, sahilde ki seçmenin korkusuyla her geçen gün ovada siyaset yapmak isteyen, ancak bunu yapmalarina da izin verilmeyen Kürtlerden biraz daha uzaklasan CHP’nin içine düstügü çikmazi da gözler önüne sermiyor degil.. Erdogan’a karsi görünüp, sözde muhalefet yapan, ancak kendince degil, Erdogan’in açiklamalari ardinda takilip siyaset yapan CHP’li Kiliçdaroglu’nun basta KCK Operasyonlari olmak üzere Kürtlere yönelik baskilar karsisinda niye bu kadar duyarsiz ve orali olmadigini da merak etmiyor degiliz.. Gerçi, ‘Dersimliyim, Tuncelililim’ deyip Kürt Alevisiyim diyemedigi için bu sözde savunmasini da kendisi çürüten Kiliçdaroglu ve onun Kürt demeye korkan CHP’sinin bu ülkede nasil olup, iktidar olacagi ve bunun sonucundan da, ‘Allah izin verirse basbakanda olacam’ diyen Kiliçdaroglu’nun nasil olup ta basbakan olacagini ben bir türlü çözemiyorum.. Çünkü Kürdün oyunu kayip eden bir solun bu ülkede bir 50 yil daha iktidar olamayacagini ben degil, tüm dünya der durur.. Ama gelin görün ki Dersim Katliaminda öldürülenlerin hepsinin Kürt oldugu için Kemalist Alevi olan Kiliçdarogullarindan Kürt kelimesini, Kürtlerin haklarini savunma ve binleri asan KCK tutuklamalarini Kürtlere baski degil de ne oldugunu sormasini beklemek cahillikten öte bir sey olamaz.. Çünkü Kürtlere baski konusunda AKP ile gizli bir anlasma yaptigindan süphe etmeye basladigim CHP’den bunu beklemek zaten basli basina körlük olur.. Zaten bunu Dersim Katliamindan bu yana bir türlü diz çöktürülemeyen Kürtlerde görüp, 74 yilindan sonra gelen süreçte CHP’yi elinin tersiyle itip, AKP’yi bile ondan samimi görüyor, son on yildir da AKP’ye oy vermiyor mu!.. **Umarim gazel bir kent olur .. Dün görüsme firsati buldugum AK Parti Ardahan İl Baskani Yunus Baydar ile yaptigimiz sohbette karlarin kapattigi Ardahan’in genel bir degerlendirmesini yaptik. Sayin Baydar’in 10 yila yakindir iktidar’da olan partisinin Ardahan’a yönelik hizmetlerini siralarken, bunlarin basinda gelen en önemli faktörün yarinin Ardahan’ini yaratacak olan üniversitenin geldigine dikkat çekiyordu. Yeni Devlet Hastanesi’nin yil sonuna kadar faaliyete geçmesiyle Ardahan’in saglikta da bölge haline gelecegini belirten Baydar AK Partili üç belediye baskaninin yerelde verdikleri hizmetlerin küçümsenmemesi gerektigine de dikkat çekiyordu. 500 Konutluk yeni TOKİ’lerin, KÖY-DES’in, SODES’in, BEL-DES’in ve kendisinin de bir üyesi oldugu İl Özel İdaresinin adeta top yükün bir hizmet anlayisi ile hareket etmesiyle yillardir gerçeklesmeyen dev projelerin gerçeklestigine dikkat çeken AK Parti Ardahan İl Baskani Yunus Baydar partisinin tüm mensuplarinin Ardahan’a hizmet için kamu kurum yetkilileri ile birlikte içine girdigi el birliginin gelecek yil açilacak olan Çildir Aktas Gümrük kapisi ile ayri bir ivme kazanacagini da dikkat çekti. Kendisinin İl Baskanligi süresince baristan, kardeslikten yana bir anlayisin hüküm ettigini de belirten Yunus Baydar ben dahil herkesin biraz daha sabir etmesi halinde Ardahan’in bölgenin degil, ülkenin Kafkaslara açilan sirin, ama gelismis bir kent olacagindan kimsenin süphe etmemesi gerektigine din altini da çizdi. AK Parti Ardahan İl Baskani ile yaptigim bu görüsme ardindan uzun uzun düsünürken, o gittikten sonra kendi kendime düsünüp dedim ki; Umarim baskanin bu enerji veren açiklamalari moral olur ve bu kent Baydar’in dedigi gibi tüm Ardahan’in bekledigi güzel bir kent olur .. fakiryilmaz323@hotmail.com-0.535.418 32 58
Erkek hegemonyasinin hüküm sürdügü bir toplumda inadina direnen ve inadina erkeklerin yaptigi isler olarak bilinen isleri daha güzel yapan onca bayanin ‘sporda da variz’ demesi gerçekten bir bayan olarak beni mutlu ediyor. Çünkü su sinir kenti, küçük bir sehirde bile onca bayan esnafin yani sira ellerine giydikleri boks eldivenleriyle, ayaklarina taktiklari kramponlarla sporda da variz diyen piril piril kiz ögrenci ler, ögretmenleri ve basarili müdürelerinin destegiyle yarinin birer sporcularini olduklari ortaya koyarlarken, spor sadece erkeklerin degil diyorlar..
Geçtigimiz gün Ardahan Valisi Mustafa Tekmen’in katildigi ve Ardahan’in sorunlarini anlattigi TRT Anadolu Televizyonundan sonra Kanal 9 isimli özel TV’de 2 önemli ismi konuk ederek Ardahan sorunlarini gündeme tasidi. Erol Şahiner’in Kanal 9’da sundugu programa Ardahan Kültür Evi Baskani Tuncer Dag ve Gazeteci Fakir Yilmaz konuk oldular. CHP Ardahan Milletvekili Ensar Ögüt’ün de katildigi programda Ardahan Kültür Evi Baskani Tuncer Dag ve Gazeteci Fakir Yilmaz, Kanal 9’da Ardahan’i anlattilar. Göleli Sanatçi Kemal Yildiz ve Sarikamisli Hemserimiz Mustafa Aydinin da konuk oldugu programi yine Göle Kökenli Erol Şahiner sundu. Haber ekleme saati: 30 Kasim 2011 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
Geçtigimiz gün Ankara’ya giden Ardahan Valisi Mustafa Tekmen bir taraftan var olan sorunlari baskentte ki yetkililere ulastiriyor, diger taraftan Ardahan’i tanitmak, sorun ve sikintilarini dile getirmek için mücadale ediyor. Vali Yardimcisi Sedat Yildirim’in yerine vekalet ettigi Ardahan Valisi Mustafa Tekmen son olarak dün TRT Anadolu’da çiktigi programda uzun uzun Ardahan’i ve Ardahan’da ki çalismalari tam dünya’ya anlatti. Haber ekleme saati: 21.40-30 Kasim 2011 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
Ardahan Belediye Baskani Faruk Köksoy’u basarili gördügünü belirten Adalet ve Kalkinma Partisi Ardahan İl Baskani Yunus Baydar partilisi baskana yapilan elestirileri yakindan izlediklerini ancak bugün elestirilen baskanin göreve gelmeden önce ki belediyenin halinin de göz önüne alinmasindan yana oldugunu söyledi. Partisinin yerel yönetimlerde basarisinin tüm ülkede, hatta dünyada kabul gördügünü belirten AK Parti Ardahan İl Baskani yunus Baydar, ‘Bu siarla yola çikan tüm AK Partililerin amacinin kalici ve gerçek hizmetler oldugunu, mevcut Ardahan Belediye Baskani Sayin Faruk Köksoy gibi Göle ve Hanak Belediye Baskanlarinin halka hizmet, hakka hizmet anlayisi ile hazirladiklari birçok projelerin hayata geçirilmesiyle Ardahan’in genelinde büyük degisim yasanacagina dikkat çekti. Faruk Köksoy’un AK Parti’nin degil, her Ardahanli’nin baskani oldugunu da belirten AK Parti Ardahan İl Baskani Yunus Baydar, Ardahan Belediye Baskani Faruk Köksoy’a yönelik elestirilerin kendisini ve AK Partilileri olumlu yönde, daha çok hizmet anlayisi konusunda kamçilamaktan öteye gitmedigiini belirttigi açiklamasinda, Köksoy’un hazirladigi ve hayata geçmeye basladigi projelerin gerçeklesmesi durumunda bugün yapilan elestirilerin, yarin tesekküre dönecegini de bildiklerini de belirtti. Basinin tüm toplumun oldugu gibi kendilerininde gözü, kulagi, agzi oldugunu da belirten AK Parti Ardahan İl Baskani Yunus Baydar, elestirilerin yapici olmasindan yana olduguna da dikkat çekti. Haber ekleme saati: 21.35-30 Kasim 2011 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
**Peki kaymagini kim yiyor? Ardahan ve çevre illeri gibi hayvancilikla geçinen bölgede üreticiler can çekisiyor. Üreticiler yüksek fiyatlar nedeniye piyasadan el çekerken tüketicide yüksek fiyatlara isyan ediyor. Bu durumda insan su soruyu sormadan edemiyor. Üretici kar etmiyor, tüketici et yiyemiyor, peki kim kazaniyor? Fiyatlarin artisindan üreticiler mi çikar sagliyor? Et fiyatlari almis basini gidiyor .Peki et fiyatlari neden artiyor? Birçok nedeni var.Birincisi, yem fiyatlarinin hizla artisindan kaynaklaniyor.Çünkü yem hammaddesi bakimindan da disa bagimli duruma geldik.Döviz yükselince yem fiyatlari da artis gösteriyor.Üretici,bu artisi ister istemez yansitmak durumunda kaldi. İkincisi ise,tüketici ile üretici arasinda pazarlama kanalinin uzun olusu.Üretici örgütleri piyasaya egemen olacak sekilde güçlü degiller.Burada araci dedigimiz bir kesim var. Aracilar,hayvan toplayicilari,besiciler,tüccarlar,yerel hayvan pazarlari,hayvan borsalari,kasaplar ve son yillarda etkinlikleri giderek artan süper marketlerden olusuyor.Yem fiyatina bagli olarak üreticinin canli hayvan fiyatinda gösterdigi artisi,aracilar bahane ediyorlar. Canli hayvanlardan kirmizi ete dönüstürürken fiyatlar her el degisimimde yükseliyor.Et fiyatlarindaki artisin yemdeki fiyat artisinin çok üstünde oldugu gözlemleniyor. Kasap ve marketlerde et fiyatlari 38 ile 50 lira arasinda degisiyor.Buna karsilik üreticinin eline geçen para ortalama 16 lira dolayinda.Bir baska deyisle tüketici olarak ödenen paranin yüzde 40’ibile üreticiye yansimiyor . Üreticilerin para kazanmadigi açik. Bunun en önemli göstergesi hayvan sayisinin hizla azalmasi. Otuz yil önce 40 milyon olan koyunumuz vardi, nüfusumuz da o civardaydi, insan basina bir koyun düsüyor diye ögünürdük. Şimdi nüfus 74 milyonu buldu,koyun sayisi 20 milyon. Şimdilerde üç kisiye bir koyun düsüyor. Keçi sayisi 16 milyondan 5 milyona düstü. Eskiden yetmez olan meralarimiz hayvansiz kaldi. Sigir sayisi da azaldi. Sözün özü ,gerçek kurbanlar tüketiciler ve üreticiler. Kurbanlarin cellatlari demeyelim, kasaplari ise kimler? Cevabi açik. Aracilar, spekülatörler,ithalatçi firmalar, uluslararasi gida ve tarim sirketleri,onlarda nemalanan Bati’nin büyük isletmeleri. Kisaca ,sistem ya da kapitalist düzen. Çikis yolu, Türkiye’de de sömürüyü yaratan küresel kapitalizme ve onlarin kurumlarina karsi tavir gelistirmekten geçiyor. Kapitalizmin yarattigi endüstriyel tarim, insanligi doyurmaya ve istihdami saglamaya yetmiyor. Bu nedenle tarimda, küçük ve orta ölçekli isletmeler ölçeginde, kapitalist olmayan bir yolu izlemek zorunlulugu vardir. Bu baglamda, desteklemelerin anilan isletmelere yönlendirilmesi ve kooperatiflesme temel alinmalidir. Üreticilerin yine kooperatiflesmeyle sanayici durumuna gelmesi, ürettikleri ürünlerin aracisiz tüketicilere ulastirilmasi saglanmalidir. **Ette KDV indiriminin tüketiciye faydasi yok .. Hayvancilikla ilgili meslek uzmanlari et fiyatlarinin maliyetin altinda oldugunu vurgulayarak KDV indiriminin fiyat düzeltmesine yol açacagini ve uzun vadede perakende fiyatta pek bir seyin degismeyecegini belirtiyorlar Tarim ve Hayvancilik Bakani Mehdi Eker toptan ette KDV’nin yüzde 8’den yüzde 1’e düsürülmesine iliskin düzenlemenin tüketici ve perakende fiyatlarina olumlu etkisi olacagini söylese de, Ziraat Mühendisleri Odalari ve Ziraatçilar Dernegi “indirimin tüketiciyi olumlu etkileyecegi” görüsüne katilmiyor. Uzmanlarin konuya iliskin ortak görüsleri ise, yapilan indirimin tüketiciye kisa ve ya uzun vadede olumlu etkilerinin yansimasinin zor oldugu yönünde. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odasi Baskani Turhan Tuncer ette KDV indirimin tüketicilere ve piyasalara olan etkisini degerlendirilirken tüketiciyi bunun disinda tutmak gerektigini belirterek, “kirmizi ette KDV oraninin indirilmesi elbette olumlu etki saglayacaktir ancak bunu tüketiciye yansiyacagini söylemek dogru olmaz” dedi Haber ekleme saati: 21.16-29 Kasim 2011 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
Resmi günlerde gerçeklesen sportif faaliyetler disinda çokta sportif etkinligin yapilmadigi Ardahan’da kurulacagi söylenen kiz futbol takimindan da haber yok! Göle Belediye Spor’un bir önceki İl Temsilcisi 23 Şubat Belediye Spor gibi basarisizliginin sürdügü bir süreçte kurulacagi söylenen bayan futbol takimi projesi dedi diger birçok proje gibi fikir asamasini geçemedigi görüldü. 1 Hafta yapilip 3 hafta yapilmayan Ardahan 1. amatör futbol liginin de kör topal yürüdügü Ardahan’da bir türlü kurulamayan kiz futbol takiminin yani sira Çildir, Damal, Hanak ve Posof’ta da resmi futbol kulüplerinin olmadigi da dikkat çeken diger bir konu olmaktadir. *Golf magazinden öteye gidemedi! Geçici isçi olarak girdigi İl Spor Müdürlügünde boks antrenörlügü yaparken bundan basarili olamayip bir kez de golf’u deneyen Karsli Tarkan İlinin basinda bulundugu Ardahan golf takiminin hali de futbol takimlarinin halinden beter olduklari dikkat çekiyor. **Kiz Meslek’in Sporcu Kizlari .. Ardahan Kiz Meslek Lisesi Okulunda 14 ve 17 yaslarinda ki 25 bayan ögrenci hafta içi yani Pazartesi-Çarsamba ve Cuma günleri 14.00 ile 18.00 saatleri arasinda futbol oynayip, boks ögreniyorlar. Konu hakkinda bir açiklama yapan Ardahan Kiz Meslek Lisesi Okulunda Beden Egitimi Ögretmeni olan Mehmet Müsür Çatalkaya amaçlarinin boks ve futbol gibi erkek sporu bilinen sporlari bayanlarada sevdirmek oldugunu söyledi. Türkiye’nin dünyaca ünlü bayan boksörlerinin oldugunu söyleyen Çatalkaya, Gülsüm Tatar, Leyla Ali gibi dünyaca ünlü sampiyonlarin oldugunu ve bir sürü sayamayacagim bayan boksörlerin ringlerde ter döktügünü söyledi. Beden Egitimi Ögretmeni Mehmet Müsür Çatalkaya, buradaki amacin aslinda spor yapmak oldugunu, sporu gençlere benimsetmek, 25 bayan boksörümüzle beklenen talebin sayinin üstüne çiktik. Spor hangi daliyla olursa olsun benimsenmeli ve icra edilmelidir. Özellikle her gencin bir spor daliyla ilgilenmesi ve o spor dalini gidebilecegi yere kadar götürmelidir.’ dedi. Ardahan Kiz Meslek Lisesi Okulu Müdiresi Nesrin Aslangörür ise, ‘Üzerinde siklikla durdugu, sportif faaliyetlerin yayginlastirilmasi konusunda her bireyin bir çaba içinde olmasi gerekmektedir.’ dedi. Sözlerine söyle devam eden Aslangörür sunlari kaydetti; “Biz okul yönetimi olarak, bütün ögrencilerimizin arkasindayiz. Sporu sevene bir yerlere ulasmasinda yardimci olurken sporu sevmeyen ögrencilerimize ise sporu sevdirmeye çalisiyoruz. Geçtigimiz yil ögrencilerimizi 23 Şubat Kulübünde oynamalari bizim sporu ne kadar tesvik ettigimizi gösteriyor” dedi. Ardahan Kiz Meslek Lisesi Okulu Müdiresi Nesrin Aslangörür, Ardahan Karagöl Gençlik Spor Kulübü’nün Bayan Futbol Takiminin 2012 yili sezonun da Profesyonel 2.ligde top kosturacaklarini belirtti. Profesyonel 2.ligde top kosturacak olan 30 Ardahanli Bayan Futbolcunun 15’ininkendi ögrencilerinden oldugunu belirten Aslangörür, Biz okulumuz olarak sportif faaliyetlerde oldugu gibi Ardahan’in egitimdeki çitasini yükselteceklerini söyledi. Haber/Foto:Baris Bigin-Ardahan
Ardahan’da zabita ekipleri tarafindan kaldirim isgali yapan kisiler uyarildi. Uyarilara ragmen kaldirim isgalinde israrci olan esnaf ile isyeri sahiplerinin esyalarina el konuldu. Ardahan’da uzun zamandir kamuoyunun gündeminde olan kaldirim isgallerine karsi Ardahan Belediyesi Zabita Müdürlügü ekipleri siki tedbirler almaya basladi. Özellikle vatandaslarin sikayet ettigi konular basinda gelen kaldirim isgallerine karsi savas açan zabita ekipleri esnaflari önce uyariyor sonrada uyarilari dikkate almayan esnaflara cezai islem uygulandi. Haber ekleme saati: 13.44-29Kasim 2011 Haber/Foot: www.kuzeyanadolugazetesi.com
**DÜZELTME VE CEVAP METNİ Son Vilayet Gazetesi’nin 22.11.2011 tarih ve 2453 sayili nüshasinin birinci sayfasinda, nesredilen “Sakin Hamile Kalmayin Kadin Dogum Uzmani Yok” baslikli haber ile ilgili olarak; İlimizde 2010 ile 2011 yillari itibariyle 3 Kadin Hastaliklari ve Dogum Uzmani görev yapmistir. 11.10.2011 tarihi ile 11.11.2011 tarihleri arasinda Rize Kaçkar Devlet Hastanesi Kadin Hastaliklari ve Dogum Uzmani İlimizde görev yapmistir. 03.11.2011 tarihi itibariyle de 41. Devlet Hizmet Yükümlüsü olarak İlimize atanan Kadin Hastaliklari ve Dogum Uzmani Op. Dr. Eray BALCAN İ1imizde görevine baslamis olup, halen görevine devam etmektedir. Ayrica İlimizde 06.09.2011 tarihinden önce 1 Göz Hastaliklari Uzmani görev yapmis olup, 06.09.2011 tarihinde Op.Dr. Murat GÜNAY, 14.11.2011 tarihinde de Op.Dr. Zuhat USALP Göz Hastaliklari Uzmani olarak görevine baslamistir. Şu an itibariyle İlimizde 2 Göz Hastaliklari Uzmani görev yapmaktadir. Yukarida yapilan açiklamalar degerlendirildiginde; söz konusu haberde bahsedildigi sekilde bir durumun olmadigi ve haberin gerçegi yansitmadigi görülmektedir. Kamuoyunun bilgisine arz olunur. Uz. Dr. Nejat Akin İl Saglik Müdürü Haber ekleme saati: 29 Kasim 2011 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
Ardahan Valisi Mustafa Tekmen’in “Yeni Şehir Semti” dedigi yerde insaati bitirilen 150 yatakli modern Devlet Hastanesinin iç tefrisat ve donaniminin sürdürüldügü ve geçici kabulü yapilan bu yeni hastanenin yakinda hizmete sokulacagi ögrenildi. Bu yeni hastanedeki yerlesim hizmetlerini, beraberinde İl Saglik Müdürü, Hastane Bastabibi ve TOKİ müteahhidi oldugu halde yerinde denetleyen Vali Tekmen, bir an önce hizmete girmesi için çalismalarin hizlandirilmasini istedi. Ayni yerde 24 derslikli okulun da tamamlanarak yeni donanimlariyla hizmete hazir hale geldigini söyleyen Ardahan valisi Mustafa Tekmen, bu semti besleyecek ilave su kanali ile atik su kanalinin da bir-iki gün içinde baglanarak 500 daireli TOKİ evlerinin de yerlesime açilabilecegini; bunun için de müteahhitten çevre düzenlemesinin bir an önce bitirilmesini istedi. Haber ekleme saati: 13.17-29 Kasim 2011 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
**Mamak kapisinda anne olmak .. Perihan Akçam Onca Çileden Sonra kitabini, Mamak Askeri Cezaevi kapisindaki sekiz yilini, ogullari, kizlari içerde, kendileri disarida annelerin dayanismasini, mücadelesini, babalarin mesafesini, esini, ogullarini anlatiyor. Onca Çileden Sonra’yi okudugum gecenin sabahi aradim Perihan Teyze’yi “Görüsebilir miyiz bugün” diye. İki saat sonra evindeydim. Ona sarildigimda aldim; tenindeki lavanta kokusunu. Demledigi çayin, kizarttigi böregin kokusu sarmaladi beni; simsicak. Sekiz saat boyunca serbest çagrisimla söylestik; bir ana-kiz gibi aslinda. İste asagida okuyacaklariniz bu güzelim beraberligimiz esnasinda tutulabildigim notlar… Perihan Akçam anlatiyor. NİYE Mİ YAZDIM? O kadar çok sey yasadim ki. Yasadiklarim kendime mi kalsaydi! Zaman çabuk geçiyor Gelecek kusaklar 1980 darbesini bilmeyecek. 12 Eylül unutulmamali. 12 Eylül tarih olarak çok konusulacak. Konusulmali da. Neler olmus? Neler yasanmis? Ben 12 Eylül’ün siyasi boyutlarini yazmaya kalkmadim. Ben en çok 12 Eylül’de yasanan hukuksuzlugu, adaletsizligi, iskenceleri anilarima yasantilarima dayanarak yazmaya çalistim. O dönemi gelecek kusaklara bir ögretmen olarak; siyasi yönüyle degil, okuduklarinda biraz düsünmeleri hatta yer yer gülmeleri için yazdim. NASIL YAZDIM? Cahit çikali dört bes yil olmustu Dursun’un [Akçam] yanina Almanya’ya gitmistim. Sene 1993. Yabanci bir ülkedesiniz. Hep gezilmez ya. Zamanim bol. Okunacak kitap da. Bir gün evde otururken “Herkes yaziyor. Ben niye yazmayayim?” dedim ve basladim yazmaya. Aksam Dursun geldi “Ben Mamak’ta yasadiklarimizi yazmaya karar verdim” deyince “İyi olur, yazmalisin” dedi. Gündüzleyin yazardim. Aksamleyin eve gelen Dursun “Getir bakalim Ne yazdin bugün” der, eline aldigi notlarimi kalemle bir kompozisyon okur gibi, edebiyatçi gibi düzeltmeye baslar; “Sen yasamadin, ben yasadim. Yaptigin düzeltmelerle yazdiklarimi özünden uzaklastiriyorsun” dememden de hoslanmazdi. Taner [Akçam] “Babama gösterme yazdiklarini. Sen yazmaya devam et. Ben senin istedigin gibi daktilo ederim” dedi bana. Öyle de yaptik. Taner’in olmadigi zamanlarda Dursun “Getir hiçbir seye dokunmayacagim” der, daktiloda yazarken yine düzeltmeye kalkisinca, tartisirdik. Almanya dönüsünde Cahit “Yazdiklarini ben daktilo ettiririm” dedi. Bitti yazacaklarim. Hani edebiyatçilar yazdiklarini bir kenara koyup, dinlenmeye birakir, sonra düzeltir ya. Edebiyatçi oldugumdan degil, nerede basilacagi belli olmadigi için bir kenara koydum. Ardahan’in Ölçek Köyü’ndeyiz. Dursun’un babasinin evinin yerine bir tas ev yaptirmistik. Oradayiz; esimle. Çok severim orayi. Emekli olunca Ankara’nin disinda, büyüksehirlerden uzaktaki bir köyde tek odali da olsa, küçük bir bahçesi olan bir ev yaptirmayi, maydonoz-sogan ekip onlarla ugrasmayi hayal ederdim. Ayagim yere, topraga degmeliydi. Emekli oldugumda bu hayalimi düsünmek bile aklima gelmedi. Niye? Artik çocuklarimla ilgili, onlarin fikirlerinden dolayi problemler yasamaga baslamistim. 1977’de Taner yurt disina kaçtiktan bir iki ay sonra, Mayis ayinda, emekli oldum. Ayagim topraga degemedi ama kisa süre sonra Mamak’in çamuruna taslarina degdi. Nerede kalmistik? Evet, köydeyken kitabimin Alan Yayincilik’tan basilacagini ögrenince yanimda getirdigim nüsha üzerinde çalismak istedim. Kendi yasadiklarimi okurken, belki rakimin da etkisiyle, tansiyonum yükselmeye baslayinca biraktim düzeltmeyi. KEŞKE ONU DA YAZAYDIN Çok olumluydu. “Eline saglik” diyenler oldu. Mamak’ta yatanlarin yakinlari ve Mamak anneleri “Yasadiklarimizi aynen yazmissin” dediler. Yazdiklarim yasadiklarimizdi. Abartmadan, üstüne hayal gücü eklemeden, sözcüklerin cümle yapisinin üzerinde oynamadan aynen yazmistim her seyi. ‘Keske sunu da yazsaydin” diyenler oldu. Mesela… İsmet [Pekdemir] Hanim “Biz Mamak anneleri; nereye gidersek gidelim bizi taniyorlar; ‘damgali esek’ gibiyiz” derdi sik sik. Keske onu da yazaydin diyenler oldu. Milletvekillerinin halkla görüsme günlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gidip onlara derdimizi anlatirdik. Bizi ögle yemegine davet ederlerdi. Böyle bir yemek sirasinda ‘ana’lardan biri: “Uyyyy… Ne iyi ki ben o oglani dogurmusum. Oglan da bu isleri yapmaya kalkismis. Bende meclise geldim; burda yemek yiyom. Yoksa beni kim buralara getirirdi” demisti. “Bunu da yazsaydin ya” diyenler oldu. MAMAK ANALARI ‘ANA’YDILAR Mamak analari merttiler, yürekliydiler, insandilar ve ‘ana’ydilar. Biz içerideki çocuklarimiz için birlesip bir araya geldik. Tanimazdik birbirimizi. Çocuklarimiz tanirdi birbirini. Analarin çogu bilinçli degildi. Çocuklarinin ne için Mamak’ta oldugunu bilmeyenler, okur-yazar olmayanlar da vardi aramizda. Bu onlarin kusuru degil, onlari okutmayanlarin suçuydu ve utanmasi gerekenler onlar degil, onlari okutmayanlardi. Kendimi onlardan farkli görmezdim. Cahildiler ama çok akilliydilar; içerdeki çocuklari gibi. Onlara bir sey anlattigimizda çok çabuk kavrarlardi. Biz analar 42 gün süren açlik grevi hariç haftanin dört günü beraberdik. Pazartesi-Çarsamba-Cuma mahkeme, Sali görüs. Tam sekiz yil beraber oldum onlarla. Sikilmadik birbirimizden. Bir aradayken çok da gülerdik. Her seyimi rahatlikla paylasirdim onlarla. Mamak kapisinda ben o analardan çok sey ögrendim. Bana güvenirler; “Sen ne söylersen dogrusunu söylersin” derlerdi. Açlik grevi ve ölüm orucu süresince, tam 42 gün, çocuklarimiz ölümle pençelesirken biz analar da uçan kustan medet bekledigimizden çalmadik kapi birakmadik. O sürede meskenimiz Mamak kapilari degil, Güvenpark olmustu. FEDİME ANA’YI ANLATAYIM SANA Bir görüs gününde kapinin önünde yere oturmus sisman, salvarli, basi örtülü aglayan bir kadin gördüm. Yanina gidip niye agladigini sordugumda “Oglumu idam edeceklermis” dedi. İddianame filan bilmiyor. “Bugüne dek dövdüler, iskence ettiler ama öldüremediler. Bundan sonrada idam edemezler. Sen üzülme, aglama. Çocuklarimizin yaptigi bugün suç” dedim. Ama yanilmisim hala suç; o ayri mesele. O ananin adi Fedime [Firat] idi. Kusadasi’ndan gelmisti. Görüs sonrasi bize getirdim onu. Aradan 30 yil geçti. Fedime Ana benim simdi en yakin dostum. Her yil Kusadasi’ndaki yazlik evime gittigiminin ertesi günü, onun yanina, Kirazli Köyü’ne gitmezsem kendimi suçlu sayarim. Tanidiklarina, komsularina beni “Bacim” diye tanistirip ardindan Mamak günlerimizi anlatmaya baslar. Der ki: “Ben Perihan Bacimla tanistiktan sonra oglum için hiç aglamadim Biliyorum ki; onu asamayacaklar.” Birlikteyken dünyalar bizim olur. Bana anlatir her seyini. Bulgur asi, baldircan yemegi yapariz birlikte keyifle ve kikirdasarak yeriz. Yillardir kislik nevalemi yapar bana. İSMET HANIM’I DA ANLATAYIM SANA Önceden tanimazdim İsmet [Pekdemir] hanimi da. Mamak’ta dost olduk onunla. Hayat dolu bir insandi. Gözleri ileri derece miyoptu ve gözünün içine soka soka okurdu gazeteyi. Televizyonda sabaha kadar oturup izledigi Siyaset Meydani’ni anlatirdi bana; satir satir. Çok süslü ve bakimliydi. İyi giyinirdi. Çok misafirperverdi. Evine gittigimizde bizleri ‘hac’dan gelmis gibi karsilardi. “Siz benim için hacdan-simdikiler gibi degil tabii- gelenlerden daha degerlisiniz” derdi. HATİCE HANIM’I DA ANLATAYIM SANA İstanbul’da yasardi Hatice (Forta) Hanim. Sik gelmezdi ama, geldiginde ya bende ya da İsmet Hanim’da [Pekdemir] iki üç gün kalip görüs yapar, mahkemeye giderdi. Yaninda kavanozlarla, kaplarla zeytinyaglilar, börek-çörek getirmesine kizip “Burada yok mu yiyecek?” dedigimizde “Mamak’tan dönünce ne yicez” derdi. Hatice Hanim’i da anlatmaliyim sana! İsmet Hanim “Ordan buraya yemek getirilir mi; çatlak” dediginde ise “Ben degil, sensin çatlak” cevabini verdiginde gülüsürdük hepimiz. Namazinda niyazindaydi. Göz ucuyla kilardi namazini. Durusmalarda gizlice tespih çeker, dua okur, çocuklarin ve heyetin üstüne üfürürdü. “Allah çocuklarimiza saglik, sabir ve hâkimlere de merhamet versin” derdi. Hatice Hanimin bir gelisi, kaynimin oglunun dügününe denk geldi. “Seni bu aksam bir yere götürecegim” dedigimde bir ananin evine gidecegimizi sanmis. Öyle olmadigini ögrenince “Her seyini tamamladin da dügünün mü kaldi?” dedi bana. Ben “Biz de variz demek için gidecegim” dedim. O gelmeyecekti. Süslenip püslendim, kürkümü giydim. Taksi çagirdim. Evden çikarken “Seni kaçirip, n’apsinlar ama sirtindan kürkünü alirlar” dedi. “BİZ MAMAK ANALARI” DİYE BAŞLARDIK SÖZE Hacer [Öztürk] Ana, Medine Baci, Sümer Teyze çok iyi, çok onurlu insanlardi; tüm diger analar gibi. Sen-ben yoktu aramizda. Evlerimiz hepimizin eviydi. Teselli ederdik birbirimizi. Aglamazdik Mamak’ta hiç; askerlerin yaninda. Biri aglayacak olsa kizar “aglama” derdik; dinlemese de. Kizamazdik çünkü aglamak onun kendini ifade etme biçimiydi. Askerlere yalvaranlara, dil dökenlere kizardik ama engelleyemezdik çogu kez. Ben ve bazi arkadaslarim resmi kisilerle görüsürken, onlara maruzatimizi anlatirken, yanlis anlasilmayalim diye, özenle seçerdik sözcüklerimizi. Ses tonumuza dikkat ederdik. Bazi analar da cahil cesaretiyle çok düz anlatirlardi içinden geçenleri. İnan olsun; bizim 10 cümlemizden daha etkili olurdu onlarin söyledigi bir kelime veya cümle. MEZAR TAŞINDA “MAMAK ANASI” YAZILI İsmet’i erken kaybettik; biliyorsun. Bizim “Mamakli çocuklar” yaptirdi mezarini. İsmet’in ogullarina kizina “O bizim de anamiz. Biz yaptircaz” demisler ve mezar tasina da “Mamak anasi” yazdirmislar. MAMAK BABALARI MI? Babalarin sayisi analar kadar çok degildi; düzenli görüse, mahkemeye gelen, 42 gün boyunca bizimle olanlarin sayisi fazla degildi. Adamlar, babalar yani; hayatlarinda böyle bir sey görmemisler ki… Çocugunun büyümesini uzaktan izlemisler. Çogu oglunun kizinin n’aptigini, ne okudugunu, kaçta oldugunu bilmezdi. Çocuklar analariyla paylasir her seyi. Bizim babamiz da, Dursun da; mesafeliydi çocuklariyla. Dolayli ögrenmeyi yeglerdi; yüz göz olmamak adina. MAMAK KAPILARINDA NİYE ANALAR VARDI? Çocuguna emek harcadigi için, dokuz ay karninda tasidigi için, yedigi yemekle karninda besledigi için. Analar bebegine bir sey olmasin diye korur kendini. Biz Mamak analari aslinda emegimizin pesindeydik. Ondan bir sey bekledigimizden degil, analik için, insanlik için pesindeydik evladimizin. “Ana olan bilir” lafi geçerli degildi bizim için. Biz analik için degildik peslerinde. Onlari büyüttügümüz, sevgimizle sarmaladigimiz, sekillendirdigimiz için yanlarindaydik. Biz erkek toplumuyuz. Bazi babalar “erkekler aglamaz” deyip, daha diri duruyordu yanimizda. Ben içerdeki çocuklarimiza kizardim. Niye? Anlatmamislar kendilerini, yaptiklarini, inandiklarini, ne için mücadele verdiklerini hiç. Suçlu kimdi? Bilemiyorum. Ana sabahtan okula göndermis çocugunu. Bilmez ki; sonra ne yaptigini. Sormadiysa ana-babalar, söylememis oglanlar. 12 MART 12 Mart dönemi. Dursun yeni çikmis cezaevinden. Memuriyetten uzaklastirildigi için tüm gün evde, yalniz basina. Okuyor, yaziyor iste. Taner ODTÜ’de [Ortadogu Teknik Üniversitesi] ögrenci. Alper Tibbiye’de. Yasemin de yeni baslamis üniversiteye. Cahit lisede. Ben de okuldayim. Evimiz hep kitap doluydu. Kütüphanenin alt kisminda kapakli bir dolap vardi. Dursun açmis o dolabi: “içinde ne var acaba” diye. Bir bakmis ki… Bir sürü yasak yayin, bildiriler, Mahir Çayan’in ‘Kesintisiz’leri filan. Aksam yemegi zamani. Dursun seslendi: “Alper… Taner… İkiniz de yanima gelin” diye. Yan odaya geçti. Bulduklarini dizmis masanin üstünde. Aralik kapinin önünde, ayakta bekliyorum “N’olacak simdi” diye.”Kim getirdi bunlari eve “diye sordu yüksek sesle. Taner “ben” dedi. “Sen ne cesaretle bunlari eve getirirsin. Bu ev gözlem altinda. Benim bunlardan haberim yok. Gelip bulurlarsa ne diyecegim gelenlere haberim yok dersem inanacaklar mi? Ben yeni çiktim hapisten. Bir daha da oralara girmek istemiyorum.” O böyle söylenirken Taner giriverdi söze: “Biz sokakta fasizmle ugrasiyoruz. Meger fasizm asil bizim evdeymis.” Dursun çok sinirlendi: “Ben simdi senin gözünde fasist mi oldum. Çabuk evi terk et. Gözüm görmesin seni” diye bagirdi. Kalbim çarpiyordu: “Bu isin sonu nereye varacak! Oglum kapiyi çarpip çikarsa ne yaparim” diye. Çünkü yurttan da atilmisti ve kalacak yeri yoktu. Taner babasina döndü: “Sen kimi kimin evinden kovuyorsun. Burasi benim babamin evi. Hiç bir yere gitmiyorum” deyince Dursun kafasini egip odadan çikti. Hemen Taner’e sarilip “Hiii, canim benim” deyince “Anne ne saniyorsun? Seni birakip nereye gidecegim. Nerem var ki baska? Tabiî ki buradayim.” AİLEMİZDEN BİR ÖRNEK DAHA ANLATAYIM Üniversiteli Kadinlar Dernegi Baskani Nermin Abadan, Dursun’u Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde düzenledikleri “Kadin haklari”yla ilgili bir toplantiya konusmaci olarak davet etmis. “Sen de gel” dediginde “Gelmem, isim çok. Yemek yapcam” filan desem de, el mahkum gittim. Mümkün olabilen en sik sekilde giyindim kendimce. Ama dinleyici kadinlar o kadar sik ve bakimli ki. Kürkler, tayyörler, saç-bas, takilar. Bir kendime bakiyorum bir onlara. Toplantida “kadinlarimiz, kadin haklari, demokrasi” gibi büyük laflar edildi. Bitiminde kokteyl var. İnsanlar öbek öbek ellerinde kadehler, sohbet ediyorlar. Çok sik kürklü kepenekli bir kadin yaklasti yanima: “Hanfendi! Siz Türkiye’nin en sansli kadinlarindan birisiniz” dedi. Bakiyorum öyle kendime; nerem sansli diye. Sabah dört çocugu okula gönder, sonra kendin git okula, bes saat ders anlat. Eve gelip öglen yemegini hazirla, tekrar çik ortaokulda ders ver. Dönüp aksam yemegini hazirla, yedir, içir, yika. Kadina dönüp dedim ki: “Ben kendimi öyle çok sansli filan görmüyorum. Siz her söylenene böyle inaniyor musunuz? Bizim evin kapisindan içeri ne kadin hakki girer, ne demokrasi.” Kadin “Ama siz Dursun Akçam’in esisiniz” deyince “İsterseniz tapusunu vereyim tepe tepe kullanin” dedim. Dursun, meger bizi uzaktan izliyormus. Yanimiza geldi. Elini omzuma atti. Hayatinda yapmadigi bir seydi bu. Aslinda bu hareketiyle beni kendine zimmetlemisti. Eve geldigimizde “Sen nasil böyle söylersin” diye bana hesap sordu. Kendimi savununca pes edip “N’apim nazim sana geçiyor “dedi. DİYECEGİM ŞU Kİ… Dursun Almanya’da olmayip Türkiye’de olsaydi; ben Cahit’in pesinden kosturamazdim bu kadar. Dile kolay tam sekiz yil. İlgi-yemek beklerdi benden. Bizim kusagimiz kocalarina “Aaaaa, bugünde kendin idare ediver” diyemezdi ki… Ogullarimin babasinin babaligiyla, ogullarimin babaligi arasinda öyle çok fark var ki! Çocuklarimin problem çözen babalari olmadi. Ama torunlarimin babalari problem çözüyor. BANA YAŞATTIKLARI İÇİN KIZDIGIM OLDU Ben öfkelerimi genellikle içimde barindirmamaya çalisiyorum; kisilik özelligim bu. Bir sey, bir olay bittikten sonra atiyorum içimden onu. Çocuklarima da kizdim, öfkelendigim oldu tabii. Mesela… Ben “Bir ‘hak’ki; hakki olan, hakki yenilen alir” derim. Hakkinin yenildigini düsünen kendisi mücadele edip, alsin. Egitimde esitlik yürüyüsüne, esitlikten yararlanmayan katilsin; baskalari degil. Çocuklarimla ugrasirken yasadigim sikintilar bazi hastaliklarimi çikartti su yüzüne. Ama benim onlarla ugrasacak zamanim yoktu. Saglikli olmam gerekiyordu; bana gereksinimi olan çocuklarima yardim edebilmek için. Öfkemi bir kenara koyuyordum Kitapta “Çocuklarima bir sey olursa alimi oynatirim. Aradan yillar geçti. Çocuklarimin basina bin bir türlü olay geldi. Çok kötü günler yasadim. Ama aklimi oynatmadim” diye yazmistim. Yasadigim olaylar bana ayaklarimin üzerinde durmayi ögretti. Hayati yasayarak ögrendim. Olaylar insani daha iyi sekillendiriyor. Ben Mamak sürecinde çok sey ögrendim. MAMAK…MAMAK…MAMAK… Hayatimin sekiz yilini benden aldi benden, çaldi resmen. Ayni Mamak bana çok güzel insanlar kazandirdi. Ben sadece oglumu, Cahit’imi kazanmadim; yüzlerce Cahit’im var artik. Kitabim ikinci kez, bu kez Arkadas Yayinevi’nden yayimlandi. İlk baskidan elimde bir nüsha bile yok… 29 Ekim’de imza günü düzenlemisler. Okurlar sirada. Hiç tanimadigim bir “Cahit” geldi yanima; elinde kitapla. Yanindaki genç kiz için “Benim kizim, sizin torununuz” dediginde dünyalar benim oldu. * * * Lavanta kokulu o güzelim insanla vedalasip çiktim. Ankara ayazinda dolmus beklerken Perihan Teyzenin “Bütün çocuklarimi ayni seviyorum ama; her birini sevme seklim farkli” dedigi aklima gelince “Ben de iki çocugumu ayni seviyorum ama; her birini sevme seklim -galiba- farkli” diye düsündügümü fark ettigimde üsümem geçmis, isinivermistim; nedense… Haber ekleme saati: 13.22-29 Kasim 2011 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
ARDAHAN Emniyet Müdürlügü Toplum Destekli Polislik Büro Amirligi’ne bagli ekipler ögretmenleri unutmadi. Toplum Destekli Polislik Büro Amirligi ekipleri, ögretmenler günü münasebetiyle İl Milli Egitim Müdürlügü ile ildeki bazi okullari ziyaret ederek ögretmenlerin, ögretmenler Günü’nü kutladi. 24 Kasim Ögretmenler Günü dolayisiyla Toplum Destekli Büro Amirligi çalisanlari, ilk olarak 23 Şubat ilkögretim okulunu ziyaret ederek ögretmelerin gününü kutladi. Daha sonra İnönü İlkögretim Okulu ve Saglik Meslek Lisesi’ni ziyaret eden polis ekipleri, buradaki ögretmenlerin gününü de kutladi.Ögretmenlerin bu mutlu gününde yanlarinda olarak mutluluklarini paylastiklarini ifade eden polisler, İl Milli Egitim Müdürü Selim Adari da makaminda ziyaret ederek çiçek takdim etti. Haber ekleme saati: 13.10-29 Kasim 2011 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
**Ardahan’i sevmek hatayi baska yerde aramamaktir… Mutlulugu baska yerde aramis gitmisseniz simdi içiniz de ki depremlerinizdir sizleri acitan… Kendinizi inciten… Bu sadece bizde yasanir biz kayip kentin çocuklari rüzgarin en sert estigi zamanlarda bile tek zevdamizdir Ardahan… Bu fotografta dogup büyüdügünüz yerleri ararken bile… En büyük sevdanizdir Ardahan… Bu Kayip Kentten baska neremiz var gidecek; Dönün Allah Askina… Dönün, su Kura askina, su ayazlar askina… Yaylacik askina, Sütlüceler askina, hatta pangis askina, Tutundugunuz umudun askina.. Asin denizleri, limanlari! Şiir: Ali Kaya 1992 Yilinda Vilayet olmus Ardahan’in Vilayet olmadan önceki nüfusunun 150 binlerde oldugu bilinirken simdilerde ise 105 bin nüfusunun olmasi verilen göçü gözler önüne seriyor. Ve yine o dönemlerde 3 sinemasi olan Ardahan’in simdilerde bir sinemasi bile olmamasi kafalari karistiran diger bir mesele olarak göze çarpiyor. Assagida istatistiklerde verilen rakamlar da asil dikkat çeken durum ise 31 bin Yesil Kartlinin olmasi. **İste o istatistikler. İl nüfusu 105.454 İs yeri sayisi 940 Toplam Sosyal Güvenlik Kapsami (Aktif+Pasif+Yesilkart) 103.681 Toplam Sosyal Güvenlik Kapsami (Yesil Kartlilar Hariç) 72.738 Sosyal Güvenlik Kapsaminin (Yesil Kart Hariç) Toplam il Nüfusuna Orani (%) 68,98 Sosyal Güvenlik Kapsami Disinda Kalan Nüfus 1.773 Sosyal Güvenlik Kapsaminda Aktif Çalisan kisi sayisi Emekli Sandigi 4.781 Bag-Kur 6.531 SSK 6.317 Toplam 17.629 Sosyal Güvenlik Kapsamindaki Aktif Çalisanlarin Toplam il Nüfusuna Orani(%) 16,72 Sosyal Güvenlik Kapsaminda Aylik Alan Kisi Sayisi Emekli Sandigi 1.299 Bag-Kur 2.919 SSK 2.910 Toplam 7.128 Sosyal Güvenlik Kapsamindaki Emeklilerin Toplam il Nüfusuna Orani(%) 6,76 Sosyal Güvenlik Kapsaminda Bakmakla Yükümlü Tutulanlarin (Yararlanicilarin) Sayisi Emekli Sandigi 8.780 Bag-Kur 21.666 SSK (4/a) 17.536 Toplam 47.982 Sosyal Güvenlik Kapsamindaki bakmakla yükümlü tutulanlarin orani (%) 45,50 2022 sayili yasadan yararlananlarin sayisi 6.605 2022 sayili yasadan yararlananlarin orani (%) 6,26 YEŞİL KARTLI SAYISI 30.943 Haber ekleme saati: 13.00-29 kasim 2011 Haber/Foot: www.kuzeyanadolugazetesi.com
Ardahan’da Sanayi ve Yatili İlkögretim Bölge Okulu Bölgesin de ki trafik levhalarinin perisan durumu dikkatlerden kaçmadi. Yatili Bölge İlkögretim Okulu bölgesinde ki okul levhalarinin eskimis ve pas tutmus hali bölge halki ve ögrenci velileri tarafindan elestiri odagi haline gelirken bu levhalarin yenilenmesi istendi. Yatili İlkögretim Bölge Okulu Bölgesi civari tam bir kesmekes. Şehir Merkezin de ki Sinyalizasyonlarin çalismadigi gibi birçok okul civarinda ögrencilerin yola çikabilecegini gösteren levhalarin eskimis ve pas tutmus olmasi kazalara davetiye çikariyor. Vatandaslar; okulda egitim gören ögrencilerin, okulun önünden geçen asfaltin geçis noktasi olan bu yolda ne denli tehlike altinda oldugu gerçeginin unutulmamasini istediler. Çocuklarda, “Sagimiza-solumuza bakip öyle karsidan karsiya geçiyoruz. Okul çikisinda birbirimizi itelemiyoruz. Merdivenlerden hizli inmiyoruz. Fakat yola çikinca korkuyoruz. Arabalar hizli gelip geçiyorlar. Zaman zaman kaza tehlikesi atlatiyoruz.” Dediler. Her caddesi kesmekes olan Ardahan’da trafik sinyalizasyonlarinda vazgeçtiklerini belirten Ardahanlilar hiç olmazsa su levhalari onarsinlar diye tepkilerini ortaya koydular. Haber ekleme saati: 12.39-29 Kasim 2011 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
Soguk hava dalgasinin etkisi altinda kalan iller arasinda yer alan Ardahan’da, kis tipi lastik stoklari yogun talep nedeniyle tükenirken Ardahanli soförlerin imdadina kargo ile siparis edilen lastik sirketleri Kosuyor. Kis mevsiminin kendisini iyiden iyiye hissettirdigi bir zaman da araçlarini kis için hazirlamakta geç kalan soförlerin aslinda Sonbaharda yapmasi gereken hazirliklarin kisin ortasina birakmis olmalari lastikçilerde kuyruklara neden oldugu gözleniyor. Araçlarini kisa hazirlayan Ardahanlilar yogun soguk ve kar yagisi ile lastikçilere akin ederlerken Ardahan da ki kis lastikleri talebinin karsilayamamasi üzerine Ardahanli soförlerin kargolarla kislik lastikleri siparis ettikleri gözleniyor. Haber ekleme saati: 12.30-29 Kasim 2011 Haber/Foto Ali Kaya
Kars garajinda Otogar Taksi’in yeri belediye tarafindan yikilinca ayazda kaldilar. Kars garajinin yenilenip cehresinin daha güzel olmasi ve yeni yapilan isyerleriyle modern bir hale getirmeye çalisan Ardahan Belediyesi kisa yetistiremeyince yeni binayi Otogar Takside çalisan12 taksi soförü disarida kaldi. Geceleyin -18’da zor zamanlarda is yaptiklarini donmamak için taksinin yani basinda ates yakip isindiklarini söyleyip, Ardahan Belediyesinin biran önce kendilerine bir yer vermelerini istediler. Taksiciler, müsterilerini bekleyecek duraklarinin yikildigini ve yeni binanin kisa yetistirilemedigini söyleyip, sogukta beklemek zorunda kaldiklarini dile getirdiler. Taksiciler, duraklarin olmamasi nedeniyle, kendilerine ulasmak isteyen müsterilerinin arayacaklari sabit bir telefonda veremediklerinden yakindilar. Haber ekleme saati: 12.22-29 Kasim 2011 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
Taslidere köyü Muhtari Esbender Özer, bilinçsizce su kullanan köylülerinin yüzünden kendi evinde bile suyunun akmadigini söyleyip, Özer “Birde valilige beni sikayet için imza toplayip götürüyorlar. Suyu disari akitanlara dur demiyorlar. Su gelip hortumla disari akitan köylülerim su parasina gelince de vermiyorlar. Köy bütçesi olusturmak istedigimizde kimsenin eli çepine gitmiyor. Bizden hizmet beklemeyi biliyorlar deyip köylülerini elestiren Muhtar Özer, ilk basta insan kendisine bakmali deyip, sonra karsisindakini elestirmeli dedi. Ardahan merkeze bagli Taslidere (Pangis) köyü muhtari Esbender Özer, Son Vilayet Gazetesi Yazi İsleri Müdürü Baris Bilgin’e dert yandi. Taslidere (Pangis) köyü muhtari Esbender Özer, “köylüler uyaniklik yapiyor, Vali’den ben firça yiyorum” dedi. Taslidere köylüleri önceki gün gazetemize gelerek susuzluk sorunlarini dile getirmis, gazetemizde “Deponun Esrarengiz Suyu!..” basligiyla okuyuculara duyurmustu. Bu haberle birlikte valiligin çagirdigi muhtarin valilikte bir hayli firçalandigi bunun nedeniyse 150 bin TL’ye yapilan deponun yapilmasina ragmen neden böyle bir haber yaptirildiginin neden oldugu ögrenildi. Ancak, 550 nüfuslu köyde 4500 büyükbas hayvan oldugunu unutan valiligin kis ayini hesaba katmayi unuttugunu belirten muhtar Özer; kisin köylüler sularin donmamasi için su musluklarini açik birakildigini ve soguk havalar nedeniyle ahirlarindan çikarilmayan 4500 büyükbas hayvanin içeride su verildiginden dolayi suyun yetersiz geldigini söyledi. Taslidere (Pangis) köyü Muhtari Esbender Özer, köylerinde iki(2) deponun oldugunu ama bir (1) deponun kullanildigini söylerken, eski deponun su pompasiyla çalistigindan dolayi faturalarin bir hayli kabarik geldiginden köylü halkin ödeme yapamadigini söyleyip. İkinci deponun da yetersiz kaldigini söyledi. Muhtar Özer, devlet bize 150 bin TL.lik depo yapti ama köyümüzde oturan köylüler, suyu açik biraktiklarindan sularin gelmedigini hatta kendi evinde bile akmadigini söyleyip. Köylüler hem su ücretlerini ödemiyor, hem de sulari açik birakip devlete ve köylü halka zarar veriyor dedi. Haber ekleme saati: 12.17-29 Kasim 2011 Haber/Foto: Baris Bilgin
Geçtigimiz günlerde haberlerine basladigimiz “Yakmak lazim, yikmak lazim” adli haberlerin 7. basamagina yine harabe görünümünde 2 yapiyi sizlerle paylasiyoruz. Ardahan merkezinin sehir görünümüne olumsuz etki eden bu yapilarin hemen her cadde ve sokakta göründügü bir zamanda sehir yapilanmasinda sinifta kalan Ardahan’in binalarinin içler acisi hali dikkatlerden kaçmadi. 1992 yilinda Vilayet oldugumuz yildan bu yana sehir yapilanmasi konusunda bir adim öteye gidemememizi bu yapilarin köhne ve harabe hallerinden anlamak mümkün. **Yakmak Lazim, Yikmak Lazim ‘8’ Geçtigimiz günlerde haberlerine basladigimiz yikmak lazim, yakmak lazim haberlerinde gündeme getirdigimiz eski yapilarin Ardahan’in sehir görünümüne neden oldugu kirliligi gözler önüne seriyoruz. Fotograf objelerimize Ardahan’in en islek caddelerde yakalanan bu fotograflarin Ardahan’in sehir görünümünde sinifta kaldiginin görüntülerini sizlerle paylasiyoruz. Solda ki Belediye’nin yillardir tahmini 4 Belediye Baskani eskittigi bilinen binanin harabe görünümüne yillardir çözüm bulunamiyor. Sagda ki fotografimiz ise Ardahan’in en islek caddesi kongre caddesinde aylardir bos kalisi ve ucube görüntüsüyle dikkatleri çektigi görülüyor. Haber ekleme saati: 12.11-29 Kasim 2011 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com