Türkiye’nin FETÖ ile mücadelede geldiği noktaya ilişkin AK Partili Mehmet Metiner, yeniakit.com.tr’ye flaş açıklamalarda bulundu.
FETÖ ile mücadelede hiçbir zaman ve hiçbir şekilde vazgeçilmemesi gerektiğine dikkat çeken Mehmet Metiner, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Üzülerek beyan etmek isterim ki FETÖ bu iklimden cesaret alıp yeniden örgütlenirken, devlet içinde de daha önce kendileriyle iltisaklı ama sonradan tarafımızca affedilmiş elemanlar marifetiyle kitlelerine moral aşılayabiliyorlar. ‘Devran değişecek, az kaldı!’ mesajı vererek tabanı tekrar diri tutup örgütlemeye çalışıyorlar. Abdullah Gül-Ali Babacan gibi eski Ak Parti’nin bir dönem güçlü aktörleri üzerinden devlet içinde önemli mevkilere getirilen unsurlar yerli yerinde duruyorlarsa oturup düşünmek lazım.”
Ardahan’da Birleşik Basın Medya’nın 4 ortağından biri olan yerel gazeteci Sürmeli Kılıç, Sabah Gazetesinden Mahmut Övür’e konuştu. Kılıç, dayısının oğlunun FETÖ’CÜ olduğunu söyleyerek, CHP Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz‘ın FETÖ’CÜ olabileceğini ima etti. İşte Sabah Gazetesi’nden yayımlanan o köşe yazısı;
ÖZTÜRK YILMAZ’IN SIRLARI
Öztürk Yılmaz, CHP’de görev alınca, bir hemşerisinin Brüksel’den Ankara’ya getirdiği iyi eğitim almış kadın bir görevliyle çalışmaya başlamıştı. O görevli onun yanında sadece 4 ay dayanabilmiş ve apar topar CHP’den ayrılmıştı.
Bu konuda da kimse konuşmak istemiyordu.
Yılmaz’ın bu sorulara cevap vermesi gerekiyor. CHP’liler bu soruları yüksek sesle sormaya başlarsa bırakın o koltukta oturmayı Yılmaz‘ın kurultay salonuna bile giremeyeceği söyleniyor.
Tabii sadece bu soru işaretleri değil, Yılmaz‘ın geçmişi deşildikçe daha neler neler çıkacak? O geçmişin en kirli yanı, FETÖ ile ilişkisiydi. Irak Kürt bölgesindeki FETÖ’cülerle buluşmalarının fotoğrafları medyada yayınlanınca sadece şunu demekle yetindi: “Ben herkesle fotoğraf çektiririm.” Acaba o kadar basit miydi?
Milletvekili olduğu memleketi Ardahan’da söylenenler bu ilişkinin hiç de o kadar basit olmadığını, özel bir geçmişe dayandığını gösteriyor. Bölgenin yerel gazetecilerindenSürmeli Kılıç anlatıyor:
“Seçim döneminde dayımın oğlu Taşhan Deniz bana gelip, ‘Sen bölgede etkilisin Öztürk Yılmaz’a destek ver’ dedi. Şaşırmıştım, çünkü dayımın oğlu Taşhan sicilli bir Fetullahçı’ydı, yani FETÖ’cüydü.
Ben destek veremeyeceğimi söyledim, ertesi gün bu kez Öztürk Yılmaz’la geldi. Destek olmam için ısrar ettiler ben yine kabul etmedim.
Bu ikisi çocukluk arkadaşıydı ama Taşhan arkadaşlık nedeniyle destek verecek bir insan değil, koyu bir cemaatçiydi. Ayrıca onun 15 Temmuz öncesi buradaki bölge komutanıyla yemek yediği hatta Kandil’le ilişkisi olduğu da ciddi ciddi konuşuluyor. Şimdi FETÖ’den aranıyor, kaçak yani, okomutan da tutuklu…” Yılmaz’ın bu sorulara ne cevap vereceğinden çok CHP’nin bu iddialar karşısında nasıl bir tutum alacağı merak ediliyor.Mahmut Övür-Sabah
**Kazanmak İstemeyen Adaylar ve Anketler..
Önümüzde ki pazar günü yapılacak olan Mahalli İdareler Seçimleri öncesi yapılan tahminler ve anketlere baktığımız da mevcut iktidarı tüm imkanlara karşın hala zorda olduğunu ve umudunu kararsız olan seçmenlere bağladığını da görmek mümkün.
Bu duruma neden olan birinci sebebin Başkan Erdoğan’ın ittifak yaptığı Bahçeli ile birlikte bu seçimler öncesi oluşturmaya çalıştığı Beka algısı ve diğer toplumu geren hatta gün geçtikçe kutuplaştıran seçim propagandası olduğudur. Bunun bir diğer nedeni ise seçmenin 17 yıllık iktidarın, 31 Mart’ta kullanacağı oy ile azda olsa uyarmak hatta daha ilerisini düşünerek dizayn etme çabasıdır.
Bunların yanında mevcut iktidarın aylar öncesi ilan ettiği adaylarının büyük bir bölümün de mevcut yerel yöneticileri, yani başkan, meclis üyelerini değil onlar görevdeyken yeni isimlerle yola çıkmasıdır..
Aynı iktidarın dün kendisine demediğini bırakmayan MHP ile girdiği ittifak gereği ortaya koyduğu milliyetçi söylemler ile başta Kürt seçmeni olmak üzere bugüne kadar ‘Belki’ diyerek AK Parti’den umut bekleyen seçmeni adeta elinin tersi ile geri itmesidir..
Ekonomi de yaşananlar, Dolar’da ki gizli hareketlilikler ve mevcut iktidarın kurucusu olduğunu ama bugün kendilerine selam bile verilmediğini hatta ‘Trenden inen bir daha binemez’ denenlerin işi bırakıp, köşelerine çekilmeleri hatta telefon trafiği ile ‘Vallahi ben ilgilenmiyorum, en hayırlısı ne ise o olsun’ diyerek üstü kapalı da olsa alenen tavırlarını iktidarın dizayn edilerek, ‘^ben olmazsam’ dedirtmeye çalıştıklarını da göz ardı etmemek gerekir.
Tabi gelelim başta son başbakanlığı yapmış, meclis başkanı iken getirilip, İstanbul’a aday edilen Binali Yıldırım ve Ankara’da aday gösterilen isim gibi adaylara…
Bunlara baktığımız da bir hafta kalınan seçimleri kazanmak isteyenler ile kazanmak istemeyenlerin hangi parti de daha çok olduğunu teraziye koyup, tartarsanız hangi parti çıkar?.
Benim terazimin iktidar partisi tarafının kefesinin ağır bastığını görmekteyim..
Ve bunu gören Başkan Erdoğan’ın da paniği de buradan gelmekte ve adeta tek başına bu seçimleri götürmeye çalıştığı da diğer bir terazi kefesidir..
Peki bu durumun yanı sıra çoğu mevcut iktidarın medya ve basın üzerinde kurduğu aynı baskı ile karşı karşıya olan Anket Şirketlerine baktığımız da karşımıza ne çıkıyor?
İktidara yakın anket şirketlerinin de için de bulunduğu onca Anket şirketinin tüm zorlamasına rağmen seçim sonuçlarını %27’de olsa etkileyen olumsuz sonuçları, olumluya çeviremeyip gidişatın hiçte iyi olmadığını yayınlamak zorunda kalmasıdır.
Yani kısacası mevcut iktidara resmen karşı çıkmayıp, sandıkta çıkacak olan sonuçla mesaj vermek isteyen bir tarafın olduğunu gördüğümüz şu günlerde başta kararsız olan seçmen olmak üzere toplumun büyük bir kesimininde benim gördüğümü görüp, bu sahte olumsuz tabloya sandıkta izin vermeyip, iktidara bir zaman daha vereceğidir.
Çünkü toplum ve seçmen iktidara kızsa da, bağırsa da şu an kendisine alternatif bir muhalefet olmadığını ve son çare olarak oyunu bir kez daha iktidara moral olacak şekilde kullanacağıdır..
Ve başta seçilmek istemeyen adaylar olmak üzere anket şirketleri bir kez daha yanılıp kayıp eden taraf olacaklardır..