Ortağı olduğumuz 23 Şubat Gazetesi Bürosunu ziyaretinden önce Ardahan Barosunu kurmaya çalışan Ardahanlı Avukatlrı, Kent Konseyinin yanı sıra bir çok ziyareti ve iadeyi ziyaretlerde bulunan Ardahan Valisi Mustafa Masatlı, Kasım Tırpancı’nın hissesini devir edip, ayrıldığı Bülent Kılıç, Özkan Karakaya Doğu Yılmaz ve Mehmet Avşar’ın ortağı ve hissedarları olduğu ve adının değiştirileceği öğrenilen 23 Şubat Gazetesinin ziyaretinde yaptığı açıklamada;
**’OTURAN MEMUR İSTEMİYORUM’ DEDİ..
Vali Masatlı, “Ardahan’a atanırken boş gelmedim. Gelirken dolu geldim. Ardahan’ı tanımak, sorunlarını birinci ağızdan almak için yorulmadan ziyaretlerimizi gerçekleştiriyoruz. Bu ziyaretler kapsamında vatandaşın ve kurumların sorun ve sıkıntılarını hissedebiliyorum. Bunun için bu ziyaretlere ağırlık veriyorum“ dedi.
**ARICILIK DAHA FAZLA GELİŞMELİ
Ardahan’ı iyi gördüğünü ve küçük müdahalelerle büyük sonuçlar alınabileceğini aktaran Vali Masatlı, “Bölgemizin temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır, arıcılıktır. Bu konulara daha çok ağırlık veriyorum. Projelerimizi ve çalışmalarımızı bu yönde ele alıyoruz. Türkiye’de gen merkezi sadece 4 ilde var, bu illerden birisi de Ardahan’dır. Ancak Ardahan’da arıcılık kapasitesi yüzde 30 seviyelerinde seyretmektedir. Bunu daha yukarı seviyelere çıkarmak için çalışmalara başladık. Ardahan bir ildir ve bal paketlemenin de burada olması gerekir. Bal paketleme tesisini tekrar faaliyete geçireceğiz. Bunun yanında bahar aylarında köylerin alt yapı sorunlarıyla ilgili şuana kadar yapılanların 5-6 kat daha fazlasını yaparak ciddi bir reform gerçekleştireceğiz. Özellikle Damal Bebeği konusunda adımlar atacağız. Damal bebeğini her önüne gelen üretmeyecek. Üretilen bu ürünün pazar payının olması lazım ama bu üretilen Damal bebekleri nerede bilmiyoruz. Bunu belli bir standarda koyacağız. Bakıyoruz Damal Bebeğinin çenç versiyonu bile var. Birbirinden farklı ve göze hoş görünmeyen aynı zamanda standartlara uymayan üretimlerin önüne geçeceğiz” diye konuştu.
**DOĞU EKSPRESİ’Nİ TABİKİ İSTERİZ
Kamuoyunda ‘Doğu Ekspresi son durağı Ardahan olmalı’ yönündeki oluşan taleplere kulak açtığını ifade eden Vali Masatlı, “Konunun birebir yetkilileri ile görüşerek öncellikle Çıldır’a ve daha sonra Ardahan’a Doğu Ekspresi treninin gelmesi için çalışacağız. Yalnızçam Kayak tesisimiz çok cazibeli. Halk oldukça yoğun rağbet gösteriyor. Vatandaşlarımız düşük ücretle kayak imkânına kavuşabiliyor. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı olan 2023 hedefine odaklı büyüyen bir Türkiye ve Ardahan için yorulmadan çalışıp hep beraber hedeflerimize odaklanarak şehrimizi en üst seviyelere taşımaya gayret edeceğiz. Bu hedefte Ardahan’ın ekonomik ve sosyal yönden gelişmesi için Ardahan halkının daha huzurlu ve müreffeh bir hayat sürmesi için elimizden gelen gayreti sonuna kadar ortaya koyacağız. Ardahan’ın kalkınmasında Tarım ve Hayvancılık potansiyelini mutlaka planlı programlı bir şekilde değerlendirilerek yeniden ele alacağız. Bunun dışında turizm ve sınır ticareti kapsamında eldeki imkânlarımızı mutlaka hayata geçireceğiz” ifadelerine yer verdi.
**Bir Merminin fiyatı veya çözüm yolu..
Ağır bir kaza sonucu 3 ay gibi bir zaman ayrı kaldığım ve yeniden sahasına döndüğüm İstanbul’da ki 3.günümde kiralıkta olsa yeniden sürmeye başladığım araca ve başta radyosu olmak üzere gerekli cihazlarına alışmaya çalışırken, havuz medyasının baş aktörü A Haber isimli mevcut hükumetin baş propaganda kanalı olan radyo kanalına takıldığımı bilmeden haber dinliyorum..
Ve Başkan Erdoğan’ın Ezan sesi gelene kadar devam eden ve Ezan’ın okunması dolaysıyla sözlerini kesmek zorunda kalana kadar dinlediğim Sivas Mitingini takılıyorum.
Gerçi 16 yıldan bugüne kadar yarım saat, bilemediniz bir saat aralıklarla ya Başkanın yada seçim öncesi bir hayli gerildiğini gördüğümüz Başkanın başında olduğu partinin ilgilileri veya emrinde-kilerinin basın toplantılarını, miting konuşmalarını anında yayınlarını kesip veren onca kanalın yani mevcut tv ve radyo kanalarının hemen hepsinin A Haber’den aşağı kalmadığını da biliyorum ya neyse..
Biz konuyu bölmeden yerel seçimler öncesi düzenlediği Miting alanından gelen sesler üzerine ‘Biz KİT’lere falan kadrolarını verdik, bizden bir şey beklemeyin. Her şeyi verdik. Şu toplantıyı da provoke etmeyin.’ diyerek istekte bulunanlara fırça atan Başkan Erdoğan’ın Sivas Mitingine ve orada söylediği, ‘Bizler Cudi’de, Tendürek’te mücadeleyi verirken, sizin söylediklerinize bakın. Ne diyorlar domates, ne diyorlar patlıcan. Ne diyorlar sivri biber. Yahu düşünün be bir merminin fiyatı nedir düşünün..’ diye tartışılmaya başlanan sözlerine devam ediyor.
Yani Başkan Erdoğan açıkça olmasa da üstü kapalı olarak adına, ‘Barış Süreci’ denen olumlu gelişmenin dondurulup, buzdolabına kaldırılana kadar o süreçte şahlanan ekonominin kaynaklarının kurşuna ve silaha gittiğini ima ediyordu..
Ve; ‘Bitti, bitiriyoruz’ denilmesine karşın o yakada ve kurşun harcama yöntemi ile bir türlü bitmeyen soruna dikkat çekip, diğer bir adı ‘Kürt Sorunu’ olan sorunun yarattığı sıkıntıyı unutanlara domates, patlıcan derdine düşenlere kızıyordu..
Haklı ama haksız da olan Başkanın bu iması ve sitemine baktığımız anda komşu Yunanistan’ın sorunlu olduğu bir halkla, bir ülkeyle iyi ilişkiler içine girip, komşu Makedonya’nın Nato’ya girmesine karşı koyduğu vetoyu kaldırdığı ve meclisinde yapılan oylama ile Makedonya’yı ve komşuyla, hemen hemen aynı halk olan milletle yaşanan sorunun barışçıl yollarla ancak çözülebileceğini anlatan adımı attığını öğreniyorduk.
Çünkü Yunanistan’ın Makedonya’ın ismi yüzünden tanımadığı ve önüne bir çok engeller çıkardığını da hatırlıyorduk..
İlk bakışta basit ve sembolik bir isim meselesinden ibaret gibi görünen bu tanımama kararı, çok daha köklü ve tarihi bir anlaşmazlıktan kaynaklanıyor. Bir başka ifadeyle Makedonya ile Yunanistan arasındaki isim sorunu, aslında, buz dağının su üstünde kalan küçük bir bölümü. İki ülke arasındaki asıl mesele; Makedonya’nın ismi, anayasası, bayrağı veya parasındaki simgelerden ziyade, Makedon ulusunun varlığıdır. Buz dağının su altında kalan büyük kısmını oluşturan bu meselenin kökeni ise, milattan önce dördüncü yüzyıla kadar uzanıyor.
Yunanistan yönetimine göre, “Slav kavimleri Balkan yarımadasına altıncı ve yedinci yüzyıllarda geldiklerine göre, bugünkü Makedonlar, eski Makedonlardan gelmiyorlar. Bu sebeple, “bugünkü Makedonların, Makedon ve Makedonya isimlendirmelerini kullanma hakları yok.” Yine Yunanlılara göre; “Üç bin yıldan beri Yunanistan’ın bir parçası olan Makedonya’nın, Büyük İskender’e kadar uzanan bir Helen geçmişi bulunuyor. Antik Çağdaki Makedonlar, Yunanca konuşan ve Yunan kültürüne sahip Kuzey Yunanistan halkıdır.” Buna karşılık Makedonlar da, “milattan önce 700 ve 800’lü yıllarda Ege Makedonya’sında ortaya çıkan Makedonlar, Yunanca konuşmadıkları gibi, Yunan kültürünün de bir parçası değildir.” Ayrıca Üsküp yönetimine göre, “Bugün, Vardar Makedonya’sında yaşayan ve tarihin etkileri sebebiyle Slav Makedoncası konuşan halkın önemli bir kısmı ile Ege Makedonyası’nda yaşayan ve aynı etkiler sebebiyle Yunanca konuşan halkın bir kısmı Antik Çağdaki Makedon Krallığı halkına mensup Makedonlardır.”
Yani kısacası ve anlaşılması gerekenin zaman zaman havada, Kardak gibi taştan adalarda ve kiliseler dolaysıyla karşı karşıya kaldığımız hatta gerildiğimiz de ve ‘Savaş çıkabilir’ diyerek ekonomiyi dolara kurban edip, yeni silahlar almak zorunda bırakılmaya mecbur kaldığımız Yunanistan parlamentosu uzun yıllar sonra ve yukarıda ki sorun yüzünden yıllardır sıkınrı yaşadığı ve tanımadığı Makedonya’nın NATO üyeliğiyle ilgili protokole onay veriyor, 300 sandalyelik parlamentoda bugün yapılan oylamada, Makedonya’nın NATO üyeliğiyle ilgili protokol, 153 vekilin ‘evet’ oyunu kabul görüyordu.
Buraya kadar anlatmak istediğimizi, ‘anlayan anlar’ diyerek barışçıl adımların şart ve anlaşılmasını umarken diğer bir haber daha alıyoruz..
O da; Bloomberg, Sardes adlı bir Türk şirketinin Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 900 milyon doları altın olarak kaçırmasına yardım ettiğini öne sürdü.
Diken’in aktardığı haber özetle şöyle:
“Maduro’nun, mevkidaşı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı ziyaretinden sadece iki ay sonra Sardes adında gizemli bir şirket çıktı meydana. Ocak 2018’de Venezüella’dan 41 milyon dolar değerinde altın ithal ederek faliyetlerine başlayan Sardes’in bu ilk ticareti, iki ülke arasında 50 yıllık kayıtlarda benzerine rastlanmamış bir işlem. Sonrasındaki ayda hacim ikiye katlanmış ve Sardes Türkiye’ye 100 milyon dolar değerinde altın ithal etmiş.
Trump, Türkiye’yi bu ticaretten vazgeçirmek için bir heyet gönderdikten sonra Kayında Venezüella altınına yaptırım uygulamaya başladığında şirket 900 milyon dolar değerinde altını zaten ülkeden çıkarmıştı. İstanbul ticari siciline kayıtlı 1 milyon dolar sermayeli bir şirket için hiç de fena bir hacim değil.
İki ülke arasındaki ekonomik bağlar çok kuvvetli değil. Venezüella Türkiye’nin en büyük 20 ticaret ortağı arasında yok. Ama bu, Erdoğan’ın 850 milyar dolarlık Türkiye ekonomisini ihtiyacı olan dostları için kullanamayacağı anlamına gelmiyor. Sardes’in altın koridoru belli ki kasımda kapanmış fakat başka yöntemler de var.”
Yani daha çok uzatmadan bir merminin fiyatını dert etmektense çözüm yollarına başvurmak ve bu yolların kurşunlara gelmemesi için atılacak olan adımın barışçıl adımlar olduğunu anlamak ama bunu anlarken Arap Baharı adı altında Afrika ve Ortadoğu’da ki onca ülkenin karışıklığına, komşu ülke Irak ve Suriye’nin iç savaşa sokulmasına ve ülkenin içindeki sorunları terörize etmeye, ettirmeye gerek olmazken, dün İranlı Rezza Saraf”ın ve bugün 1 Milyonluk sermayeli Sardesi’in kanalıyla komşudan yada Okyanus ötesinde ki bir ülkenin altınları başta olmak üzere yer altı ve yer üstü kaynaklarına muhtaç kalmamak için önceliğin iç barış olduğunu, ‘Yahu düşünün be bir merminin fiyatı nedir düşünün..’ demeden önce bilmek gerek..