Gazetecilere Corona Özgürlüğü!..


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..



Gazeteci Fakir Yılmaz Cumartesi Günü Saat: 17.15’de TEMPO TV’de Programa Başlıyor..


Her Cumartesi günü saat:17.15’te ekranlarınızda..


Sizde Tempo TV ekranına konuksunuz..



 


Konu hakkında bir açıklama yapan Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Gazeteci Fakir Yılmaz ‘Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Türkiye’nin Çin ile aynı listede bulunup, en çok tutuklu gazetecilerin olduğu bir ülke olarak algılandığı bir zamanda özgürlükten, insan haklarından, tam demokrasiden, şeffaflıktan yana olunması gerektiğini yorum ve haberleri ile sıkça gündeme taşıyıp, iktidarları rahatsız ettikleri için bir çok baskı ile karşı karşıya kalan gazetecilerin en rahat ettiği dönem coronanın yaşandığı günden bugüne kadar geçen süre oldu.’ dedi.

Yılmaz, ‘Yaptığımız, yapacağımız haber ve yorumlar nedeniyle her an hapsolabiliriz korkusu yaşayan, sansüre uğrayan haber stresi taşıyan meslektaşlarımızın sadece gazeteci oldukları ve halkı bilgilendirme adına serbestçe dışarı çıkıp, gezebildikleri ve güvenlik güçleri ile karşı karşıya gelmedikleri tek dönem corona ve yasaklarının yaşandığı dönem oldu.’ dediği açıklamasında, iktidarın işine gelmedi mi ‘Gazeteci değil ki’ denilen ve tutuklanma dahil bir çok baskıyla karşı karşıya kalan biz gazeteciler yine de basın kartlarımıza güvenmeyip, resmi kurumlarda da gazeteci olduğumuza dair aldığımız tapu gibi evraklarla gezebiliyorsak, hem gazeteci olduğumuzu resmi kurumlara kabul ettirdik hem de en özgür dönemi inanmadığım, olduğundan daha çok abartıldığına inandığım ve bu işin ve yasakların en çokta iktidarlara yaradığı düşündüğüm Covid-19 virüsünün yaşandığı dönemde yaşadık desek yanlış olmaz.’ dedi.




23 bin 306 gazetecinin olduğu ve bunların bir çoğunun,  ‘Silahlı Örgüt Üyeliği’ ile ‘Terör Örgütü Propagandası Yapmakla’ suçlanıp cezaevinde bulunduğunu ve tutuklu gazeteci sayısının 43 olduğunu ama gazetecilik yapmasına karşın iktidarca, ‘gazeteci değil’ denilerek dışlananlarla bu sayınında çok olduğunu belirten Gazeteci Fakir Yılmaz, ‘Basın özgürlüğüne yönelik yasama, yargı, yürütme ve üçüncü kişilerden gelen müdahalelerle beraber basın özgürlüğü mücadelesini zayıflatmak için uygulanan sendikasızlaştırma, güvencesiz çalışma gibi bir çok sorunla baş başa bulunan gazetecilerin son olarak toplumsal olayları görüntülememe, fotoğraflamama engeline takıldığını ama corona dolayısıyla tanınan izinle, en azından toplumun büyük bölümü gibi evlerde hapis kalmadıklarına şükür edecek bir halde olduklarını belirterek basın ve medyanın yaşadıklarına ve corona döneminde yaşanan, getirilen corona yasaklarına farklı ve ilginç bir bakış açısı getirdi.



ANAM, KANADIM, KOLUM…


İnsan oğlu dünyaya ağlayarak geldiği ve onu büyüten anasının kucağına sığındığı andan itibaren yaşadığı bir sorun veya kara  bir haber ardından ‘Kırıldı kanadım, kolum’ veya ‘Oyyy anam, karalar bağlama’ diye hep ağıtlar yakıp, feryad etmesi ile tanınır.

O feryadı, yıllar önce köyümde yaşanan ve beni çok seven Hamza amcamın kan davası denen lanetlik kara günler sonucu göğsüne yediği 7 kurşunla yere düşerken çocuk halimle attığımı nedense birdenbire hatırlarken içimdeki sıkıntı ve kilise çanı misali çınlayan sol kulağımın ‘kötü bir şey mi olacak?’ duygusu ile bir cumartesi yazısını yazmaya başladığımı fark ediyordum.

Hemen hemen hepimizin yaşadığı, ağlayarak, ya da mırıldanarak söylediği bu kelimeyi ters çevirmeyi hiç denedik mi  acaba diye kendi kendime sorular sorup, cevap aramaya çalıştığımı,  adeta içine düştüğüm bir kuyudan çıkmaya çalışırcasına  durumda olduğumu fark ediyordum.

Çünkü biraz önce bir hayli neşeli, mutlu ve içim rahatken bir anda omuzlarıma çöken bu duygu ile baş başa kalmaktansa sevişircesine sığındığım yazılarıma, haberlerime, bilgisayarıma, klavyeme sevgiliye sarılırcasına sarıldığımı anlıyordum.

Ya da bunun tam tersine inanıyor veya kendimi öyle teselli ediyor, yaşananlara karşı direnmeye çalışarak kendimi kandırıyordum..




Ve önüme gelen  çayın sıcaklığı ile sağ yanıma sığınan kedimi okşarken kendi kendime konuşup, ‘kanadı, kolu kırma değil, o kollara kanat olmaya, onları uçurmaya, uçururken ‘ben de varım demeye adayım’ diyecek ilhama, enerjiye ve cesarete aday arkadaş, dost, eş, akraba olması yeter, artar’ diyorum.

Ve en önemlisi yaşanan ve yaşanacaklara hazırım deyip, inancın emrettiği gibi yaşanacakları da Allaha ve onun göstereceği yola bırakmak gerek..

Ki bırakmasan da zaten o sana yolu sen doğarken çizdiğini de kabul ederek, ölüme kadar yaşanacakları yaşayacağını da unutmamalı ve göz ardı edilmemeli..

Zira  kolum kanadım, dediklerin oldukça Allah’ın yardımıyla da er ya da geç istediğine ulaştığında kırılan bir şey olmadığını anlar ve yaşadığın onca tedirginliğin gereksiz ama kaderin bir cilvesi olduğunu anlayacaksın.

Evet,  kolum kanadım,  kırıldı dememek için yaşanacaklara direnmek, kanat takacakların bugün olmazsa da yarın sana doğru uçup, geleceklerini de bilmenin sabrıyla çizilen yolundan sapmadan, akışına bırakmak belki de bu dünya ya geldiğimiz ilk günden itibaren sığındığımız ve bugün, anneler günü denen bir günde hatırladığımız analarımızın kanatları kadar en güzel kanat olduğunu bilmek yeter belki de..


 


.




ki…








MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Son iki haberimiz için TIKla abone ol, izle.. 



arşiv haberler 28/10/2016 tarihli haber


Ardahan’da Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları


29 Ekim cumhuriyet bayramı münasebetiyle Ardahan’da çelenk sunum töreni yapıldı.


Ardahan’da çelenk sunum töreni yapıldı. Törende Jandarma Komutanlığınınİçişelri Bakanlığı’na bağlanması nedeniyle Valilik çelengini asker ve polis birlikte taşıdı.

Ardahan’da 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları valilik önündeki Atatürk  Anıtı’na çelenk sunma töreniyle başladı. Çelenk sunma törenine Ardahan Valisi İbrahim Özefe, Ardahan Garnizon ve Tugay Komutanı Tuğgeneral Hasan Kaymaz, Belediye Başkanı Faruk Köksoy, Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çakmak, daire amirleri ve vatandaşlar katıldı. Çelenk sunma töreninde Jandarma Komutanlığı’nın İçişleri Bakanlığı’na bağlanması dolayısıyla Ardahan Valiliği çelengini asker ve polis birlikte taşıdı. Öte yandan, son yayınlanan genelgeyle Garnizon Komutanlığı çelengi de son kez sunulmuş oldu.

Çelenk sunma töreni sonrasında saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla birlikte tören sona erdi.


**Posof’ta Trafik Kazası!


Kamyonun altında kalan araç sürücüsü öldü..


Arahan’ın Gürcistan’a komşu ilçesi Posof’ta meydana gelen kazada bir kişi kamyonun altında kalarak feci şekilde öldü.


Ardahan‘ın Posof ilçesinde freni boşalan kamyonetin altında kalan kişi öldü. Edinilen bilgiye göre, ilçede hurda toplayan Ali İhsan (57), eşya taşıdığı 06 AP 8558 plakalı kamyoneti bir evin önüne park etti. Bir süre sonra freni boşalarak yokuş aşağı giden kamyoneti durdurmaya çalışanaraç sürücsü Ali  İhsan, aracın altında kaldı. Posof İlçe Hastanesi’ne kaldırılan İhsan, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı. 23/03/2015 Tarihli Haber


**Recep Aydemir


**Fakir Yılmaz/Gazeteci


Yazıyorsam Sebebi Var


Ölüm döşeğinde, acı çeken insanı anlamadan ‘Hele gel bir selfie yapalım’ diyen sanal ortamın bu kadar popüler olmadığı süreçte Ardahanlı denildiğinde akla gelen ilk isimlerdendi Recep Aydemir..


Ardahan’ın Kocaköyü’nden çıkmış, başta İstanbul’da olmak üzere Ankara ve Ardahan’da bir çok önemli işe el atmış, Ardahan’ın ilk temizlik firmasını kurmuş, onlarca insana ekmek vermiş, bal festivalinin ilk ağası olmuş renkli biri isimdi Recep Aydemir abim..

Ankara’ya giden her Ardahanlının ilk aradığı, yediği, içtiği, bol bol güldüğü isim olan Recep Aydemir iş sahasında elde ettiği başarısını benim gibi hiç bir karşılık beklemeden, saf saf başta siyasetçilere olmak üzere birilerine akıl danışmanlığı yaparken kendisinin hiç bir beklentisinin olmadığını ve en önemlisi önüne her gelene Ardahan sevdasını aşıladığını en iyi bilenlerdenim.. 

Her inanın olduğu gibi onunda çıktığı yerden iniş dönemi başlayınca önce kanser denen illetin verdiği acıları bile hisetmeyip, onunla selfi çekenler daha sonra dost bildiklerinin kendisini terk etmeye başlamış, yanlız kalmıştı..

Kısacası ve üzülerek tüm ağrılarına karşın yanına gidenle yine ilgilenmek, elinde, avucunda kalanı paylaşmak isteyen adam gibi adam olan Recep Aydemir ağabeyi de yolcu ettik, bugün yarın hepimizin gideceği yere.

Rahmetle uyu abi..


**Cumartesi..


Son kaç yıldır yüksek rakımlı yaylaların çiçeklerini koklayamamanın ezikliği ile denize sıfır denecek alanlarda asfalt ve betonla gezerken tatil günü diye bir kenara ayırmaya çalıştığım cumartesi günü yazacağım yazılar hazırlığı içinde olduğum ‘Özel Hayat Anlatılır mı? adlı ilk kitabıma ilham olacak gibi..

Çünkü cumartesinin birçoklarınızın gibi benim de özel bir yeri olduğunu, bu özelliğinde bu günde ele aldığım yazılarımla kendi özelleri mi okurumla paylaşmaktan haz aldığımı belirtmek isterim..

Evet her insanın için de için için yanarak kor haline dönüşen ve zamanı geldiğinde bir volkan gibi patlayarak, açığa çıkacak olan bir çok özeli gibi benimde özellerim cumartesi yazılarımda toplanır, kitabımın olgunlaşmasını bekler.. 

Zaman zaman gergin bir atmosferde bazen de mutlu bir anda yazıya dökülen özeller arasında verilen mesajların kime, neden yazıldığını kendilerince ölçüp, biçenler meraklarını gidermeye çalışırken, bazende kendilerini bulurlar o satırlar arasında..

İşte yeni bir cumartesi yazısı ele alırken konun ne olacağı, içinde ki patlamamak için diren korlardan birimi fışkıracak diye korkulurken bunun her hangi bir yaşanmış mı yoksa çok önemsediğin bir anı mı bilinmeden yazılır her cumartesi bir yeni yazı..


**Sözleri Hayata Geçirmeliyiz..


Geçtiğimiz günlerde Milliyet Gazetesi bol reklamlı bir Ardahan eki çıkardı..

Ardahanlının çoğunun okumadığı o ek gazetede demeç veren Ardahanlı hemşehrilerimizin reklam destekli demeçleri 8 punto başlığı ile verilmişti.

Ve okuyabilen ‘Tamam memleket kurtarıldı’ diyordu..

Çoğunu yakından tanıdığım, bazılarının ise yıllardır Ardahan’a gitmediğini bildği bu hemşehrilerimiz en sonuncusu bugün gazetemizin de manşetinde yer alan Ardahanlı İş Kadını Nurcan hanımdı.. 

Ardahanlının datasını elinde tutan bir gazeteci olarak yıllardır kapılarını çaldığım ve bir gazeteci olarak dediklerini yazdığım bu hemşehrilerimiz hemen hepsinin beni gördüklerinde yada Ardahan denildiğinde önce bir of çekip, memleket özlemi içinde olduklarını, ardından neler yapabileceklerini uzun uzun anlatmaya başlarlar ve biz gazetecilerde dediklerini yazar, çizeriz..

İddia ediyorum çoğu benim gidip, bulduğum, kamuoyuna tanıttığım bu hemşehrilerimizin dediklerinin arkasında durmadıklarını da iyi bilenlerdenim.

Bunun en son örneği ARDA/FED Başkanı olduktan sonra düzenlediği onca toplantılarda verilen sözlerdi..

Para, pul istemeyen bu sözlerin hayata geçmemesi ise en üzücüsüdür..


**Ardahan adını gölgelemek..


Son günlerde yeniden bir kıpırdamının olduğu dernekler konusunda ki çabamızın en son noktası olan İstanbul AK Parti İl Başkanını ziyaretimiz oldu. çoğunun partili geçinip, partinin İl Binasının yerinde nerede olduğunu bilmediği AK Parti İstanbul İl Başkanına ve ekibine yeniden Ardahan’ı ve Ardahan adını kimseye kullandırmayacağız dedim..

Çünkü birilerinin KAI, KAISİAD bir diğerlerinin çal oynayanlarla Ardahan adıyla adeta dalga geçersesine kendilerine başkan desinler diye kullandırdığını yüksek sesle belirtip, bundan sonra ki muhataplarının Ardahan Dernekler Federasyonu olduğunu hazırladığımız dosya ile AK Parti İl Başkanlığına anlatıp, sunduk.. 

Ardahan adını gölgelmek, Ardahan’ı yok saymak, kendilerini ön plana çıkarmak için yıllardır oynanan oyuna Ardahan Federasyonu olarak dur dediğimiz anlattığımız AK Parti İl Başkanı da biz Ardahanlıların çok deyip, ama bu yönde bir adım atmadığı önemli bir şey söyledi.

Ülkenin en güçlü siyasi partisi olarak büyük önem verdikleri stk, derken ve federasyonlarda muhatap alacağımız bir çatı bulamadıklarından yakınan AK Parti İl Başkanı Selim Temurci Ardahan Federasyonun bu yönde ki çabalarını takdir ederken, birlikteliğe dikkat çekiyordu..


**Musul’da Ne Olacak?


Türkiye’nin dışlandığı Musul operasyonu başladı..

Kimin neyi amaçladığı tartışılan, Kürtlerin ön cehpeden yürüdüğü Musul’un akıbetinin de kestirilemediği bir sürecin yaşandığı Ortadoğu’da oynanan satrançta kimim şah diyeceğini büyük bir merakla beklerken, ülke içinde de gerek iç çatışmalar gerekse donup kalan ekonomide de belirsizlik her geçen gün artarak devam ediyor.

Hükümet ve Saray’ın ısrarla ‘biz de Musul’da olacağız! deyip Irak’ta bile olmak üzere olduğu Ortadoğu’da ki savaşın sonucunda bölgede ki dengelerin değişeceği de konuşulan bir sürecin hızla aktığı bir bölgede Türk, Kürt, Arap, Sünni, Şii dengesinin nasıl olup oturtlacağıda en çok konuşulan konuların başında gelmekte.

Evet Konsolosken kaçırılıp, 101 gün cep telefonu şarzı bitemeyen birinin kaçırılmasının arka planda ne olduğunu hala anlatmadığı Musul’da ne olacak? 

Bilmem ama Kasım ayında bitecek olan ABD seçimleri ile sanırım Musul’unda içinde bulunduğu bölgede bunlar yaşanırken ülkede ki işsizliğinin de %10’ları geçtiği haberleri geliyordu, her gün daralan ekonomiyle..


**Ardahanlı diyor, ben değil..


Başta İstanbul’da olmak üzere Ardahan’ın adını kullanıp, kendi siyasi ve ticari çıkarları dışında Ardahan’a bir şey vermeyenlerin havaların soğuduğu, kazların içeri girdiği bugünlerde yine kolları sıvadığını görmekteyiz..

Ve; Ardahan adını sömüren KAI, KAISİAD’lar aracılığı ile yada çantacı dernekler adıyla yine sahaya çıkmaya başlayan bunların Ardahan’ın adını sömürüp, Ardahan’ı adeta kendilerinin babalarının çiftliği sanmaları karşısında yıllardır verdiğimiz mücadeleye devam edeceğiz.

Çünkü bunu biz değil Kars’ın gölgelediği, Iğdır’ın olmadığı KAI, KAISİAD’lara karşı olduklarını belirten Ardahanlılar diyor..


**KAI Dağılmak Üzere..


İçinde bir iki derme, çatma Karslı ve Iğdırlının olduğu sözde KAISİAD, KAI derneklerinin Ardahan’ı, Ardahanlıları gölgelediği yönünde ki sitemlerin gündemi meşgul etmeye devam ettiği şu günlerde için de çokta Ardahanlının olmadığı Kars-Ardahan-Iğdır Vakfının da dağılmak üzere olduğunu haber almaktayız..

Çünkü derme çatma ve zorla birleşimlerin tutmadığını anlamışlar..


**Siyasiler kurşun sıkmak..


Yeni bir seçimin olup, olmayacağı yönünde tartışmaların devam ettiği şu günlerde 7 Haziran’ın sonuçlarını beğenmeyip, 1 Kasım’da ülkeyi yeniden seçime götürenlerin kazanamadıkları belediyeler de kayyum ataması ardından şimdi de siyasi cinayetler işlenmeye başlandı..

7 Haziran sonuçlarını beğenmeyen tek tarafın mevcut iktidarın değil, 1 Kasım’a kadar yolları kesip, Türkiye Partisi olma iddiasıyla yola çıkan HDP’yi kamuoyu nezdinde yıpratan ve aldığı 81 vekilin kendilerinin sayesinde alındığını belirtip, şımaran PKK’nın üstlendiği siyasi cinayetlerin bu ülkenin ana dinamiklerine olduğu gibi barış ve demokrasi yanlısı olanların elini de zorda bıraktığını da belirtmekte fayda var..

Çünkü; ‘Ya herro, ya Merro’ denilerek halkın seçilmişlerine saldırıp, onları görevden alıp, içeri atmak kadar insanları olduğu gibi siyasileri de öldürmek o kadar yanlıştır.. 

Çünkü benimde içinde bulunduğum kamuoyunun sert bir dille kınadığı bu cinayetlerin siyaset alanını daralttığı gibi bu ülkede siyaset yapan A yada B veya da C partili tüm siyasileri bunaltıp, şaşırtıp, demokrasiyi yok ettirir..


**RÜYAM’DA KİMİ GÖRDÜM?..


Aslında uğurlu günüm Salı..


Siz okurlarımın büyük b ölümünün de içinde bulunduğu toplumun Pazartesi sendoryumunu bende atlatıp, uğurlu saydığım Salı’ya ve ardından Çarşamba, Perşembe derken hazır mesajlarla kutlanan Cuma’dan sonra en sevdiğim gün olan Cumartesi’ye kendimi atarım..


Ve adına; ‘Cumartesi Yazıları’ dediğim yazımı yazarken gerek hafta içinde gerek geride kalan özellerimide okurlarımla paylaşmak istercesine bilgisayarın tuşlarına hızla değil, sakince, dikkatlice hatta bir sevgiliyi okşarcasına dokunur, içimi siz okurlarla paylaşmaya çalışırım ..


Bu cumartesi de öyle oldu..


Hafta boyunca sabahın ilk saatlerinde başına geçtiğim bilgisayarımın açılmasını beklerken dün gece uykumu bölenin ne olduğunu ve neden gece üçte kalktığımı hatırlayıp, sanal beyinli cep telefonumu elime alarak, önce gelen mesajlara sonra bir çoğumuzun içeriğini okumadan başlığına bakıp, yalandan beğendiği facebook’a ardından ülke de ve dünya da yaşananlara bakmak için twitter’e göz attım..


Ve beni uyandıranın neden olduğu aklıma gelince yeni bir cumartesi yazısı daha beynimden kalbime, ardından parmaklarıma oradan da bilgisayarıma akmaya başladı..


Çünkü beni gece yarısı uyandıranın bir rüya olduğu ve o rüya da hayatımın yol haritasını çizen çok değerli birini görmüş, tam olarak olmazsa da şimdi mum ışığı ile aradığım özlediğimi, sevdiğimi görmüştüm.


Rüyamı hatırladıktan ve gördüklerimi iyice hatıladıktan sonra dinlerken olağanüstü bir haz duyduğum Kur’an dinletisi açarak yazıma devam ettim..


Dinlediğim Kur’an hediye ettiğiminin, dün değerini çokta bilmediğimiz, çekip gittikten sonra da gözyaşları içinde aradığımız olması ise bir başka bir eziklik ve arayıştı..


Sizce rüyamda gördüğüm hangi sevdiğim, hangi beni ardından bırakıp, çekip, giden ve gelmesi mümkün olmayan ve bizi bekleyendi..